Yardım medeniyeti

Şair Zübeyir, Kur’an’da “Cahiliye” olarak isimlendirilen İslam öncesi dönemi “Etrafını kılıcıyla korkutmayan yıkılır. İnsanlara zulmetmeyen zulüm görür” sözleriyle anlatıyor. Cahiliye, diğer adıyla erdemsizlik tek bir değer tanır: Güç. Güçlüysen ayakta durabilirsin. Etrafına dehşet saçacak bir gücün yoksa yıkılırsın. Erdemsizlik dünyasında ya zalimsin ya da mazlum. Bir üçüncü şık yok. İnsana değerleri ikame etmenin aracı olarak verilen güç, cahiliyede mazlum olmaktansa zalim olmayı sağlayan bir araç olarak görülür. İslam öncesi dönemde insanlar ya gözü dönmüş zalimlerdi ya da zulüm altında inim inim inleyerek yardım edecek kurtarıcı bekleyen mazlumlardı.

İslam bir değerler manzumesi olarak geldiğinde şu evrensel ilkeyi koydu: Ne zalim ol ne mazlum. İslam değerler manzumesinde güç, insanın öz doğasındaki karşılığına uygun olarak zulme ve mazlumiyete imkan tanımayan değerler sistemini savunmanın aracı olarak belirginleşti.

“Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et” ifadesi İslam’ın dünya hayatını zalimlik ya da mazlumluk üzerine bina eden değersizlik sistemine karşı bir üçüncü yol önerisidir. Zalim kardeşin zulmüne engel olmak, mazlum kardeşi ise zulme karşı korumak. Böylece cahiliyenin ya zalim olacaksın ya da mazlum olacaksın dayatmasına karşı üçüncü bir yol olarak “yardım” medeniyeti ortaya çıktı. İslam’a göre her halükarda insan yardım edilmesi gereken bir kardeştir. Medineli Müslümanlara verilen “ensar” ismi de yardım anlamına gelen “Nusret”ten gelir. İslam sisteminde insan ya zulümden kaçan yardıma muhtaç bir “muhacir”dir ya da zulümden kaçanlara yardım eden bir “Ensar”dir. İslam, zulüm ve mazlumiyet kıskacında ezilen insanlık için bir “Yardım Medeniyeti”dir bu yüzden.

Cihad bir yardım hareketidir

Dolayısıyla ilk Müslüman nesilden itibaren İslam’ın zihinlere yerleştirdiği bir bilinçtir yardım. Amr oğlu Rebi Kadisiye savaşında İran ordularının komutanı Rüstem’e elçi olarak gittiğinde İslam’ın bu misyonunu dile getirmişti: “Allah gönderdi bizi buralara…insanları dinlerin zulmünden kurtarıp İslam’ın adaletine teslim etmemiz için…” İslam’da cihad bir yardım hareketidir.

İslam bu yardım misyonunu sadece bilinç düzeyinde bırakmamış, devlet şeklinde kurumsallaşmasını da emretmiştir. “Sizden hayra çağıran, iyiliği teşvik edip kötülüğü engelleyen (devlet şeklinde organize olmuş) bir topluluk bulunsun” (Al-i İmran, 104). İslam’ın öngördüğü devlet bir yardım kuruluşudur. İslam evrensel boyutta yardım misyonunu yerine getirmesi gereken devletin içe kapanması (kendine Müslüman olması) gibi durumlar karşısında da bu evrensel misyonun savsaklanamayacağını kesin ifadelerle vurgulamıştır. “Size ne oluyor ki Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir dost, bize katından bir yardımcı gönder!” diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!” (Nisa, 75). Yeryüzünün herhangi bir yerinde güçsüz oldukları için cahiliye mantalitesine sahip sistemler tarafından ezilen, zayıflatılan insanlara mümkün olan her yolu kullanarak yardım etmek erdemler sistemi İslam’ın öngördüğü devletin temel görevidir.

Sıradan vatandaş da bu misyonun yerine getirilmesi hususunda devlete yardımcı olmakla yükümlüdür. “iyiliği teşvik ve kötülüğü engelleme hususunda yardımlaşın” (Maide, 2). 

Zalime karşı mazlumdan yana

İslam medeniyetinin bu “yardım” misyonu salt inanç olarak İslam’ı benimsemiş insanlara yönelik değildir, bilakis bütün yeryüzünde zalimlerin baskısı altında inim inim inleyen bütün mazlumlara yöneliktir. “Yeryüzünde (din, dil, renk farklılığından dolayı) baskı ve işkence kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya (adalet ve yardım medeniyeti egemen oluncaya) kadar onlarla (zalimlerle) savaşın!” (Enfal, 39). Her dilden, her dinden ve her renkten mazlumlara yardım etmek de İslam medeniyetinin, dolayısıyla devletinin görevidir. Bütün bunlardan dolayı İslam tarihi boyunca İslam aleminin merkezinde her zaman bu misyonu yerine getirecek bir devlet vardı. Ve yeryüzünün herhangi bir yerinde Müslüman veya gayri müslim insanlara zulmetmeyi düşünen her hangi bir güç bu adımı atmadan önce iki kere düşünmek zorunda kalırdı.

Bugüne baktığımızda İslam aleminin merkezinde böyle bir güç yok. Gelecek vat eden geleneksel güç merkezleri de içe kapanmacı (kendine Müslüman) anlayışın etkisiyle bu misyondan alabildiğine uzaktırlar. Bu yüzden ulus devletlere bölünmüş İslam aleminde evrensel erdemleri temsil edecek bir gücün yokluğundan istifade eden bir takım güçler dünyanın şu veya bu bölgesinde insanlara şair Zübeyr’in tasvir ettiği Arap cahiliyesine taş çıkartacak zulümler işlemektedirler. Ulusal sınırlara bölünmüş İslam alemindeki devletlerin bu sayede sadece ulusal amaçları vardır ve cahiliye mantalitesinin dayattığı zalimlik veya mazlumluk öngören sistemine karşı yukarıda vurguladığım üçüncü yolu diğer bir ifadeyle yardım medeniyetini egemen kılacak motivasyondan son derece uzaktırlar. Hatta bu devletlerin bir çoğu kendi içinde cahiliyenin zalimlik ve mazlumluk ikilemini pratize eden sistemlere sahiptirler. Böyle olunca da Arakanlı Müslümanlar hepimizi derinden etkileyen, dilhun eden zulümlere uğrayabiliyorlar. Daha doğrusu erdemler medeniyeti İslam etkisiz hale getirilince yüz yıllardır dünyanın her tarafında böyle zulümlere şahit olabiliyoruz.

Bu gün İslam öngördüğü erdemler sistemini merkezden başlayarak çevreye hakim kılacak bir devletten yoksun olmakla beraber her zaman böyle bir gücü ortaya çıkaracak imkanlara sahiptir. Bunu yeryüzünde modern bir erdemsizlik sistemini egemen kılmış batı medeniyeti de biliyor. Günün birinde tekrar Amr oğlu Rebi gibi bir elçinin kapısına dayanıp “İnsanları kula kulluktan ve modern cahiliye sisteminin zulmünden kurtarmak üzere geldik” demesini önlemek için her türlü önlemi almaya alabildiğine kararlı görünüyor. Bu yolda işlemediği cinayet yok. İslam aleminde iç savaşlar çıkarıyor, biraz gelecek vat eden, potansiyel olarak dik durmaya aday devletleri vuruşturuyor. Olmadı kendi elleriyle kurduğu örgütlere İslam adına cinayetler işletiyor. Sırf bir gün adalet elçisi kapısına dayanıp mazlumların hesabını sormasın diye.

Dünya İslamsız olunca da insanlık da sahipsiz kalıyor doğal olarak. İslamsızlık dünya için bir vicdandan yoksunluk halidir. Başka türlü Myanmar yönetimi gariban Arakanlı Müslümanlara bu zulümleri yapabilir miydi? 

Ashab-ı Uhdud’u ateş dolu çukurlara atıp onların cayır cayır yanışını seyreden tarih öncesi cahiliye ekabirinin yaptığı gibi bugün Arakanlı Müslümanların ateşlere atılıp yakılmasını seyredebilir miydi modern erdemsizlik medeniyeti?

Bu noktada bizi geleceğin “yardım medeniyeti” hususunda umutlandıran tavırlarıyla Türkiye açısından bir hakkı teslim etmek gerekir. On yıllardır, daha doğrusu bu coğrafyada batının erdemsizlik medeniyetinin bir devamı niteliğinde insanlarımızı zalimlik-mazlumluk kıskacına alan Kemalizmin tozlarını üzerinden silkeledikten bu yana Türkiye’de bir yardım hareketi başladı. Önce içeride başladı, sonra Afrika’ya, Asyanın uzak yakın köşe bucaklarına kadar yayıldı. Bugün dünyanın bir çok yerinde Türkiye denince “yardım” akla geliyor. Evrensel İslami yardım medeniyetine giden yolun başlangıcıdır bu. O yüzden Arakanlı Müslümanların yardımına ilk olarak Türkiye’nin koşması da tesadüf değildir. Türkiye bu medeniyet misyonunu merkezden çevreye gittikçe büyütmek zorundadır. İçeride insanımızı dil, din, mezhep açısından zalim ya da mazlum olmak zorunda bırakan kemalizmi tasfiye ettiği gibi evrensel çapta da insanlığa zalimlik ya da mazlumluk dışında bir çıkış yolu sunmaya modern cahiliye sistemine karşı bu yardım medeniyetini bir alternatif olarak sunmalıdır.

ince.vahdettin@gmail.com

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    Sertif PARLAK

    Vahdeddin beye teşekkür ederim. Rabbim Türkiye devletine ve bu uğurda gayretkeş olan devlet ricalinin yardımcısı olsun.Fitnede vazifesini yapacaktır.

    cevapla