Ülke Üzerine Sözler ve Deşifrasyon

Söz orucu tutmak zor bana, konuşmadan edemem; ama yazı orucuna girme niyetindeyim uzun zamandır. Gel gör ki orucumu tutmakta zorlanıyorum. Bozacağım... Allah affetsin...

Cüneyt Cebenoyan adlı solcu yazar batı kapitalizminin uşaklarına (PKK'ya, Fatih Akın isimli Ermeni soykırımcısına) hadlerini bildirdi... Bunu yazdığı Birgün gazetesinden kovulmak pahasına yaptı. Takdir ettik... Avrupa'da Fatih Akın gibi işbirlikçi çoktur. Can Dündar, Hayko Bağdat gibiler de soluğu oralarda aldılar, malum. Cem Özdemir adlı satılmış Alman vekilinin masasında yol arkadaşıdırlar. Kukla PKK devleti projesine Rojava Devrimi diyerek tarihe, millete, Ortadoğu'ya ihanet yarışındalar.

Ama bir de Ozan Ceyhun var, Almanya'da. Oradaki yaşamını ve kariyerini tehlikeye atarcasına Türkiye'yi ve halkımızı savunur Ceyhun. Babası rahmetli Demirtaş Ceyhun da Türkiye sevdalısı biriydi. Sol yandan konuşur, yazardı. Buralıydı yani... Armut dibine düşer misali...

Cüneyt bey de o ahlakla yazmış. Alçak yalamaları, kapı kullarını deşifre etmiş... Bizdendir... Sağcı, solcu, İslamcı fark etmez. Buranın ortak menfaatlerinden yana konuşan, davranan, yol alan bizimdir... Omuzdaşımızdır.

Türkiye solunun entelektüeliyle, yazarıyla, çizeriyle, sanatçısıyla, sokaktaki elemanlarıyla Batı emperyalizminin yedek gücü haline sokulmasına itiraz eden, mahallesine aslan gibi diklenen yiğit insanlar, gün geçtikçe daha da ses verecek, buna inanıyoruz.

Böyle seslerden gibi gözüktüğü varsayılan biri daha ortaya çıktı son günlerde, yazdığı bir yazı dolayısıyla: İnönü Alpat... Dedi ki 'Gerici AKP iktidarında Atatürk büstlerine saldırma cüreti gösteren yobazlara karşı sola unutturulan Cumhuriyetçilik ve onun sembolü Atatürk solcular tarafından savunulmalıdır. Sol artık faşist Kemalist diktatörlük söyleminden vaz geçmelidir.'

Yazısında eskilerden örnekler verdi; Mahir Çayan da 1966'da benzer bir saldırıya karşı Atatürk'ü savunmuş, Deniz Gezmiş de Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal yürüyüşü yapmış... İnönü Alpat, Türkiye'nin 12 Eylül karanlığına sürüklenmesinde görev alan Dev-Yol örgütü geleneğinden biri... İzlediğim kadarıyla da son yıllarda sokak olaylarında turuncu flamalarla boy gösteren Halkevleri adlı birliğin yakınında duruyor. Yöneticilik makamında mıdır, bilemiyorum.

İnönü bey 12 Eylül faşizmine giden süreçte darbenin yolunu döşeyenlerden birinin de Dev-Yol örgütü olduğu hususunda herhangi bir özeleştiri vermiş midir, bu mevzuda da malumatım yok. Konuyla alakalı olanlar bilir ki bu örgüt, direniş komiteleri kurup mahallelerde kurtarılmış bölgeler yaratarak bir kurgu dahilinde organize edilen suni iç savaşı 'devrim geliyor diye pompalamış' ve meydana getirdiği sonuçlarla Amerikancı faşist askeri iktidara meşruiyet sağlanmasında başrollerde yer almıştır. Bu örgütün yönetici kadrosundaki en samimi kişilerinden Nasuh Mitap haricinde kimse yoktur ki yapılanların özeleştirisini kamuoyuyla olmasa da öğrenmek isteyenlerle paylaşmış olsun.

Dev-Yol'u daha fazla anlatmayacağım, fakat bir iki husus vardır ki değinilmeden geçilemez. Birincisi, bu örgütün 12 Eylül öncesindeki yayın organında 'Ordu'da devrimci generaller olduğu' yönünde çıkan yazılardır. O kadar ki darbenin beyni olan general Ali Haydar Saltık, yapılan haberlerde 'Alevi-solcu general' imasıyla kitleler üzerine oynanan devrim gazlamasında kullanılmıştır.

İkinci husus örgütün Dilovası seyyar gümrüğünde yapılan silah kaçakçılığında aldığı roldür. Mehmet Terzioğlu adlı örgüt mensubunun akrabası Emin Alkılıç vasıtasıyla bu işleri örgüt adına organize ettiği bilgisi sol çevrelerde az çok dile getirilir. Emin Alkılıç ve oğlu sonradan şüpheli bir cinayette hayatlarını kaybettiler ve böylece iddiaların birinci dereceden tanıkları da ortadan kaybolmuş oldu.

Üçüncü husus ise Taner Akçam vakasıdır. Bu zat da Türkiye silahlı sol seksiyonunu temsilen Bekaa'ya gönderilmiş ve 'Faşizme karşı birleşik cephe' kurulması için Abdullah Öcalan'la temas etmesi yönünde görevlendirilmiştir. Ancak Taner Akçam'ın bu teması gerçekleştirmek yerine Almanya'ya gittiği, bu nedenle oluşan boşlukta PKK'nın 1984'te Eruh-Şemdinli saldırılarıyla ortaya çıktığı ve hızla güçlendiği de izahtan varestedir.

Taner Akçam ne mi oldu? Kendisi önce Almanya sonra ABD üniversitelerinde tarih tedris etti ve en mühim Ermeni soykırımı tarihçisi kimliğine kavuştu. Cuneyt Cebenoyan'ın yazısında sol çizgiden konuşmak suretiyle aslanlar gibi deşifre ettiği bir diğer soykırımcı Fatih Akın'la aynı yere hizmet eden Taner Akçam sonradan FETÖ'nün sesi Taraf gazetesinde sol liberalcilik oynadı ve CIA çıkarlarına hizmet eden bu gazetede Ahmet Altan, Yasemin Çongar, Murat Belge gibi FETÖ muhipleriyle birlikte kendisine tevdi edilen son görevi de yerine getirdi. Uzatmayalım ve İnönü Alpat'ın yazısına geri dönelim...

Ne diyor Alpat?

'Solcular Kemalizm karşıtlığından kurtulsunlar' diyor. Güzel, kurtulsunlar da, hangi Kemalizm’den bahsediyoruz... Türlü türlü Kemalizm var... Lastik gibidir, nereye çekersen olur... Devlet kapitalizmiyle bir avuç sermayedarı zengin edip bu grubu (İstanbul dükâlığı) halkımızın ensesinde boza pişirecek kadar palazlandıran Kemalizm’i mi savunacak solcular... Kritik soru budur? Biz Antiemperyalist Kurtuluş Savaşımızı ve zaferini savunan solcuları baş tacı ederiz. Herhalde Alpat'ın Kemalizm dediği bu olsa gerek, zira bir sosyalistin TÜSİAD hükümranlığının eklektik ideolojisini savunabileceğini sanmak istemiyorum.

Buradan hareketle meselenin nirengi noktasına varalım. İnönü Alpat Atatürk büstüne yapılan saldırının karanlık bir provokasyon olduğunu ve daha önce bazı gazete ve TV'lerde Atatürk'ün annesine edilen galiz küfürlerle aynı plan çerçevesinde işletildiğini bilebilecek politik tecrübeye sahip olmalı. O halde bu durumu izah etmesi gerekirdi. NATO-CIA konsepti dahilinde Türkiye'ye saldırtılan FETÖ ve PKK'yla mücadele eden Erdoğan iktidarına karşı sokaklar bu sefer de Atatürk'e, büstlerine, Anıtkabir'e (sözde imara açılacakmış) karşı yapılan hakaretlerle kaynatılmaya çalışılıyor.

 Sayın Alpat 12 Eylül'ün karanlık sokaklarından geçmiş, 12 Eylül sonrasının ağır travmatik atmosferini solumuş biri olarak bu resmi görmüyor olabilir mi? Görmüyorsa bu yazımızla biz kendisine gösteriyoruz. Görüyor da bilinçli şekilde söz konusu yazıyı yazdıysa o halde ya başka işlerin içindedir ya da saftır, Türkiye siyasi tarihinden hiç ders almamıştır... Yaşadıklarından objektif sonuçlar çıkaramamıştır...

Bu iki yazının konusu yanındaki bir diğer gündem maddesi de 'Kıyafetime dokunma' sloganıyla başlatılmaya çalışılan sözde sivil toplum eylemleri... Tutmuyor... Kurgu olduğu her halinden belli... Feyza Altun adlı avukat bir hanımı önce Fox TV'ye çıkarıp suni kadın hakları müdafiiliği yaptırıyorlar... Sonra da aynı hanım giydiği giysi dolayısıyla sokakta kendisine bakıp gözleriyle onu rahatsız eden -kendi deyişiyle- 300 erkeğe haddini bildirdiğine dair bir konuşmayı sosyal medyada paylaşıyor...

Yine bir provokasyon olduğu her halinden belli olan İstanbul-Maçka Parkı’ndaki bir güvenlik görevlisinin kıyafeti sebebiyle bir kadını parktan dışarı çıkardığı olay da Feyza Altun hanımın sosyal medya operasyonuna yandan destek olarak vücud buluyor... Aynı anlarda...

Maçka parkı modern, lüks, pahalı, şatafatlı hayat tarzının merkezi sayılan Teşvikiye'nin hemen yanında yer alıyor. Belli ki İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de geleneksel hayat tarzıyla yaşayan halkımızdan rahatsız olan (aslında bir algı ameliyatıyla oldurulan) CHP-HDP seçmeni (Ör: Nişantaşı-Cihangir'in sözde solcuları) Atatürk'e hakaret ve kadınların giyimine müdahale vaveylası kullanılarak sokağa dökülmek isteniyor. Peki neden? Çünkü ellerinde başka sermaye kalmadı... Kalan en ucuz silahlar bunlar... Ama fayda etmiyor... Erdoğan-fobiyle yaratılan muhalifler bu numaraları yutmuyor gördüğümüz kadarıyla.

Çünkü halkımızın laik, dindar, geleneksel, modern fark etmez, her kesiminden ekseriyet Türkiye'nin sırat köprüsünden geçtiğinin farkında ve iktidara muhalefet etmenin milli menfaatleri zedelememesi gerektiğinin bilincinde. İnönü Alpat beyin de bu bilinçte olmasını arzu ederdik.

ABD silahlarıyla donatılıp Suriye'de kurulmaya çalışılan Batı uydusu askeri cepheye ve devleti bir iç savaşa sürüklemek isteyen FETÖ belasına karşı kim mücadele ediyorsa hakiki sosyalistler mevziyi geriye çekerek mücadele edenin yanında yer alır, almalıdır; mücadeleyi Tayyip Erdoğan iktidarı yapıyorsa o, bir başka iktidar yapıyorsa onun yanında...

Deniz Gezmiş ve arkadaşları 1968'de Samsun'dan Ankara'ya 'Tam bağımsız Türkiye' sloganıyla yürümüşlerdi. O duruşun bugünkü karşılığı Atatürk ve kadın meselesi üzerinden yaratılmak istenen provokatif olaylara koltukçuluk yapmak değildir. O duruşun bugünkü karşılığı TÜSİAD Kemalizmiyle ortaklaşmak da değildir. O duruşun bugünkü karşılığı en öncelikli olarak PKK ve FETÖ'yle ölümüne mücadele etmektir; Soros teşkilatlarıyla, Alman vakıflarıyla, sağdan-soldan-dinden vurmaya çalışan maaşlı kalemşörlerle kora kor dövüşmektir... 15 Temmuz zaferini yıktırmamaktır o duruşun bugünkü karşılığı...

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    ALİ BAHÇETEPE

    15 TEMMUZ ZAFERİ KONUSUNDA BÜYÜK BİR YANILGI İÇİNDESİN KARDEŞİM.

    cevapla