Bir 12 Eylül Yazısı

(27 Mayıs'tan 15 Temmuz'a)

Darbelere karşıyız, değil mi? Hepsine karşıyız...Öyle mi?

27 Mayıs darbe yönetiminin amerikancılaştığı iddiasıyla 27 Mayısçılara darbe yapmaya kalkan Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan 22.02.1962 ve 20.05.1963 tarihlerindeki denemelerinde başarılı olsalardı, Amerikancı devlet ricali tasfiye edilecek, böylece de 12 Mart ve 12 Eylül olamayacaktı. Bugün orduda nasıl FETÖ temizliği yapılıyorsa o gün de Albay Aydemir ve Binbaşı Gürcan önderliğindeki heyet 27 Mayısçıları, 12 Martçıları ve 12 Eylülcüleri ordudan temizleyecekti. Bu dediklerimi başarabilirler miydi, bilemiyorum. Ama bahsettiğim yönde hareket edecekleri çok açıktı.

Birinci kalkışmada darbecileri affeden İsmet İnönü ikinci kalkışmayı idamla cezalandırdı. Birincide idam etmeyen ikincide de etmezdi. Ancak sözde bir yargılamayla bu subayları astılar. Dolayısıyla 27 Mayıs, İnönü önderliğinde Menderes'leri ve adı geçen iki subayı idam ederek 12 Mart ve 12 Eylül idamlarının yolunu açmış, Amerikancı darbenin içtihadını oluştumuştur.

Bize hukuk fakültelerinde 27 Mayıs anayasası, hakların en geniş olduğu anayasa olarak öğretildi. Doğrudur. Örgütlenme, basın, ifade, üniversite özgürlüğünü üst hadden inşa eden bu anayasa hukuk tekniği ve amacı bakımından çok ileridir. Burada sorulan soru şu olmalıdır; söz konusu anayasa mevcut sosyalizasyonu karşılıyor muydu? Hayır; anayasa o anki toplumsal halin üzerindeydi. 12 Martçılar da darbeyi bu gerekçeye dayandırarak yaptılar. 12 Mart'ın Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç 'sosyal gelişme ekonomik gelişmenin önüne geçti' demiştir. Evren'lerin politik amiri faşist Tağmaç haklıydı. Türkiye fukara bir ülkeyken ve kentleşme tamamlanmamışken sosyal durumun oransız şekilde gelişmesi durdurulmalı ve Cumhuriyetin 'kendi (milli) burjuvazisini yaratma' planı aksamamalıydı. O burjuva sınıfı, yani TÜSİAD milli miydi peki? Koca bir hayır! Olduğu gibi Avrupa ve ABD endüstrisine bağlıydı. Kısaca alt işveren formatında şube vazifesi görüyordu. Aksi mümkün olabilir miydi, bence olabilirdi fakat bunu iktisatçılar ve iktisat tarihçileri tartışsın.

12 Mart darbesi 12 Eylül'ün hazırlayıcısıdır. Bu açıdan 12 Eylül'ün anlaşılması için 12 Mart'ın çok çok iyi bilinmesi gerekir. Çünkü Türkiye'yi 12 Eylül'e götüren süreci 12 Mart'ın açık gizli operasyonları oluşturmuştur. Türkiye solu ve sağı 1960'tan sonra kurgu devrimci-kurgu ülkücü olarak darbelerin meşruiyetini sağlamak yolunda kullanıldılar. Bu tespitimin nesnel gerekçeleri vardır;
 sol açısından, şablonik ve bir müdahale ürünü olduğu belli tercüme kitaplarla toplumun genetiğiyle çelişkili bir düşünsel hat yaratılmıştır. Sağ (AP ve MHP'yi kastediyorum) açısındansa; CKMP'nin Adana kongresinde MHP'ye dönüştürülmesi ve Cumhuriyet tarihinde ilk defa hükümetlerin cemaatlere açık açık iltimas geçmeye başlaması hepimizin malumudur. Nitekim en önemli bekaa sorunumuz olan FETÖ, 27 Mayıs'ın Komünizmle mücadele derneklerinde filizlenip 12 Mart'ta ergenliğine kavuşmuş, 12 Eylül'le de canavarlaşmasının önü açılmıştır.

Türkiye solu açısından 12 Eylül büyük bir şok ve esasen de kazıktır. Sol halen 12 Eylül'le yüzleşmemiştir. Bazı ipuçları ortaya çıksa da kesin deliller ustaca gözden kaçırılıyor. 12 Eylül öncesi sendikalarda, üniversitelerde, basında çok örgütlü olduğu sanılan sol, 12 Eylül sabahı düdük çaldığında gıkını çıkarmamıştır. Bir gün öncesine kadar silahlı binlerce insan tek bir mermi atmamışlardır. Aslında atamamışlardır, çünkü her koldan kontrol altındaydılar. 

15 Temmuz'da Türkiye solu için kendini temize çekme imkanı ortaya çıktı; o gece sokaklarda kendini solcu, devrimci, sosyalist olarak tarif edenleri aradı gözlerimiz. Ama göremedik maalesef. Bireysel direnişler oldu muhakkak fakat ses getiren tek örgütlü hareket gerçekleşmedi, Doğu Perinçek ve efradı dışında... Çünkü solcular yazık ki ekseriyetle (CHP örgütleri, HDP örgütleri ve kemalistleri de katıyorum) 15 Temmuz öncesi yaratılan klinik Erdoğan-fobi nedeniyle, darbenin başarılı olmasını geçirdiler içlerinden. Yine bireysel karşı çıkışlar oldu bu hastalıklı ve hatta suçlu tavra, ancak sağlam bir irade de göze çarpmadı.

MHP ise Devlet Bahçeli liderliğinde 15 Temmuz'a karşı tarihsel bir itirazı haykırdı. Kanaatimce bu duruş MHP'nin 12 Mart ve 12 Eylül'le hesaplaşma çabasıdır da aynı zamanda. Bu mantık üzerinden MHP'yi bölmeye çalışan Meral Akşener merkezli hareket nereye düşer, kavramak zor değildir. Elbette 12 Eylül'ün bohçasına düşer. Bu konuyu uzun uzadıya yazmak gerekir.

Kontrgerilla kamplarının finansörü Murat Bayrak'lar, bir kaç gün evvel tutuklanan eski MİT'çi Enver Altaylı'lar, hatta bugün Doğan medya içinde yazarlık ve yön belirleyicilik yapan çoğu eski ülkücü isim nasıl 12 Eylül'cüyse, Türkiye solu tersinden nasıl 12 Eylül'cüyse, CHP dahi nasıl 12 Eylül'cüyse, -toptan bir isim verelim- bunlar nasıl Atlantik ittifakının uzantılarıysa MHP'yi bölmek için yola çıkanlar da aynı uzantılar demetinde yer alıyor. AK Parti içinde yerinin sarsılmadığını gördüğümüz bazı ana kadrolar açısından da durum aynıdır. Bu itibarla 12 Eylül devam etmektedir ve mesela son günlerdeki en büyük amacı ve isteği Zafer Çağlayan adlı eski bakanın Amerikan mahkemesince verilen karar gereği tutuklanmasıdır. Birçokları rüşvet, haksız kazanç, soygun diye bağıracaklar. Bu seslerle işin mikro tarafına odaklatılıyoruz. Makro planda ise 15 Temmuz'culuğun yani 12 Eylül'cülüğün rolleri oynanıyor. Suriye'de Amerikancı Kürt koridoruna direnen Tayyip Erdoğan komutasındaki Türkiye Devleti önce PKK'nın hendek-mayın kalkışmasıyla sonra da darbe teşebbüsüyle ehlileştirilemedi, uluslararası mahkemeler ve baskılarla ehlileştirilmeye çalışılıyor. Durum budur.

Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan 27 Mayısçıları ve esasen İnönizmi yıkabilseydi bunları büyük ihtimalle konuşmuyor olacaktık. Bu iki ismi sahiplenen aydın çevreler ve siyasi yapılar yerlerinden zıplayacak ancak ben ifade etmekten imtina etmeyeceğim; o gün 27 Mayıs'ı yıkmaya kalkan bu askerlerin namusu 15 Temmuz gecesi sokakta tanklara karşı canını veren yiğit insanlar sayesinde bir nebze temizlenmiştir. 

Fethi Gürcan idam sehapasına yürümeden önce mahkemede şu ifadelerde bulunmuştu: "Biz haklılığımızı Türkiye’de yukarıda kısaca belirttiğimiz genel prensiplere uyulup uyulmadığına göre iddia edeceğiz ve göstereceğiz ki, Türkiye politikasını yönetenler, parlamentosu ile ve hükümeti ile halka ve gerçek halk hakimiyetine karşıdırlar. Bizim harekatımızın meşruluğu onların hareketlerinin gayri meşruluğundan doğmaktadır.

Bütün mesele gerçek halk iradesinin tecellisidir. Halkın ve toplumun çıkarına ve demokrasiye karşı tutum söz konusu ise yukarıdaki mantığa göre irade saptırılmış, yanlış yollara sevk edilmiş demektir.

 

Türk Halkı’nın kaderi tarih boyunca aldatılmışlığın bir serüvenidir. Tanzimat da hayatı değiştirmedi, Birinci Meşrutiyet onun dışında bir hareketti. İkinci Meşrutiyet çilelerine yeni acılar ekledi. 

Buraya, mevcut sistemin nimetlerinden en çok faydalanmasına rağmen Başbakan’ın (İ.İnönü'nün) seviyesiz sözcüsü ve damadının (Metin Toker) dergisi Akis’in 20 Nisan 1963 tarihli parlamentoya karşı en ağır ithamlarda bulunan nüshasındaki bir parçayı sunuyoruz: 'Bir gün bu parlamentonun bazı mensupları bir hareket olur da memleketi felakete götürürlerse, mutlaka demokrasiye sahip çıkmamak suçuyla yargılanmak ve cezaların en ağırına, amma en ağırına maruz bırakılmalıdırlar.'

Yukarıda özünü meşruiyete dayanan savunmamız hafifletici sebep bulma çabasını ifade etmez. Onlar haklılığımız, daha doğrusu meşruluğumuzun kısa ifadeleridir. Bu sebeple tarihi mahkemeden tarihi beraat kararını istiyoruz. Fakat asıl beraatı tarihin hükmüne bırakıyoruz. Siz de mutlaka, değişip-gelişecek gerçek ulusal irade egemenliğinin hakim olacağı, Türkiye tarihinde yerinizi, vereceğiniz kararla belli etmiş olacaksınız."

Son şerhimizi de düşelim; 12 Eylül dahil tüm darbeler Atlantik ittifakının küçük ortağı TÜSİAD'ın önünü açtı...Hani şu 10 Kasım'larda siyahlara bürünen sözde kemalist TÜSİAD'ın...Hani şu George Soros'a bağlı olan ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun da kurucusu olduğu TESEV'i kuran ve finanse eden TÜSİAD'ın...TV'lerinde Suriye'deki PKK koridorunu meşrulaştırmak için eski solcu ve eski sağcı bazı kalemşörlerini ustaca kullanan, bu projenin ahmak mimarlarından Selahattin Demirtaş'ı son umut olarak parlattıran TÜSİAD'ın...

12 Eylül'ün 37. yıldönümünde asılarak katledilen sağcı solcu tüm gençleri hüzünle yad ediyorum. 12 Eylül öncesinde adice, kahpece bir kurguya yem olan masum insanlarımızın tümünün yasını tutuyorum ve elbette diğer darbelerin katlettiklerinin de...

YORUMLAR
avatar

Henüz hiç yorum girilmemiş. İlk yorumu siz yazın!