Milli Demokrat

Pek kıymetli Alev Alatlı'nın Milli Kültür Şurası'ndaki “Dünyanın iyiliği için Türkiye” sözü, duyduğumdan bu yana kulaklarımda çınlıyor. Şiarı ilk kez duyuyorduk ama gönlümüze aşinalığındandı bu denli etki etmesi. Hep insanlığın esenlik ve adalet yurdu olmaya çalışan bir devlet ve millet anlayışını savunduk. Türkiye, elbette “milli çıkar”ları için çabalayacaktı ama tüm mazlumların varlığına güvendikleri, dilediklerinde sığınabileceklerini bildikleri bir esenlik diyarı olacaktı. Şüphesiz devletimiz, hak ve adaleti, karşılıklı dayanışma ve yardımlaşmayı esas alan bir dış politika izleyecekti. Ama Alev Hanım'ın sözünün manası, tüm bunların çok ötesine uzanıyordu. Belki aramızdan benzer düşünceleri başka türlü ifade edenler vardı ama bu şiar, hepsini bir araya toparlamış, “işte buydu söylemek istediğim!” dedirtmişti.

Evet, Alev Hanım, birçoğumuzun içinden geçenleri, söylemek istediklerini çok güzel ifade eden bir düstur bulmuştu. Mesela ben, Alev Hanımınkine benzer hislerle, 4 Eylül 2014'te “Dünyanın ihtiyacı da yeni Türkiye” başlıklı bir yazı yazmış, şunları söylemiştim:

“Bugünlerde içimiz içimize sığmıyor. Eski elitlerin 'sandığa indirgenmiş' diye burun kıvırdıkları, 'plebisiter diktatörlük' dedikleri demokrasimiz bile dünyaya örnek olma anlamında umutlandırıyor bizi. Kamusal insan öldü, siyaset psikolojiye indirgendi diye feryat ediyor Batılı düşünürler. Bizimkilerin yücelttikleri liberal toplumların bireyini beğenmiyor, 'görünüşte birey, ama adeta kararnameyle bu unvanı ele geçirmiş gibi' diye serzenişte bulunuyorlar. 'Yabancılaştırıcı birçok arzunun arasında bölünmüş günümüz insanı' diye kaygılanıyorlar.

Kamusal insanın çöküşüne, siyasetin itibar kaybetmesine, her şeyin psikolojiye indirgenmesine karşı en etkin ve gerçek mücadele aracımız, demokratik siyaset. Yeni Türkiye, toplumun en horlanmış, ezilmiş, sessiz kesimlerini siyasete taşıyarak ve siyasetin alanını genişletme arzusuyla çok büyük bir hedefe doğru yürüyor. Eğer Türkiye, siyasete itibar kazandırmayı ve demokrasisini güçlendirmeyi, kamusal insana can suyu vermeyi başarabilirse, sadece İslam dünyasına değil, Batıya da örnek teşkil edebilir.”

Batı dünyasında baş gösteren derin bir maneviyat krizi var. Irkçılık ve ayrımcılık yeniden büyüyor, toplumları ciddi biçimde kutuplaşıyor. İnsan hakları ve demokrasi söylemlerinin, refah toplumunun süsleri olmaktan öte gidemediği ortaya çıkıyor, refahın azalma ihtimali belirir belirmez eski faşizan hastalıkları depreşiyor. Yönetim teknolojilerinde ustalaşan zengin Kuzey, yoksul Güney'deki gerilimleri çatışmalara dönüştürerek krizini örtbas etmeye çalışsa da başarılı olamıyor. ABD'de Trump'ın seçilmesiyle apse patladı, irin Avrupa'ya doğru yayılıyor. Avrupa'da bazı mahkemeler, iş yeri sahiplerinin çalışanlarının başlarını açmasını isteyebileceği, bir ülkenin dilinin bilmemenin orada çalışmaya mani olabileceği şeklinde saçma kararlar vererek, “de facto” olanı “de juri” haline getiriyor. Şöyle bir bakıldığında, insanlığın iyiliği için ne Kuzey'den ne Güney'den bir umut ışığı görülüyor. Türkiye, istisna...

İşte böyle bir dünyada, Türkiye'nin giderek artan parıltısı her yerden fark ediliyor. Batı'da İslamofobi ve ırkçılıkla birlikte Türkiye ve Erdoğan düşmanlığının aynı anda yükselmesinin asıl nedeni bu. Türkiye ve Erdoğan, demokrasiden, iyilikten asla umudu kesmemek gerektiğini haykırıyor. Bu haklı haykırışı susturmak istiyor, kaos ve darbe dahil türlü çeşit tuzaklar kuruyorlar ama nafile. Milletin basiret ve feraseti, göz dikilen hedefin birliği ve değerleri olduğunu görüyor, direniyor. Ülkeyi kaosa, iç çatışmaya sürüklemek için kurdukları her türlü tuzak boşa çıkıyor. Milyonlarca göçmene sabırla, metanetle, merhamet ve kardeşlikle ev sahipliği yapan, buna rağmen saldırıya uğrayan Türkiye, “of” demiyor.

Alev Hanım, dünyayı krizden, insanlığı yuvarlandığı uçurumdan kurtaracak yeni dalganın Türkiye'nin üzerine bina olduğu kültürel ve tarihsel mirastan çıkacağı inancını dile getirdi, “Dünyanın iyiliği için Türkiye” sözüyle… Geçen Perşembe günü Sakarya konuşmasında Cumhurbaşkanımız “milli demokrat” formülüyle bu şiara bir ilave daha yaptı. “Dünyanın iyiliği için Türkiye” yürüyüşünün “milli demokrat” bir rotada olacağını, milli olan, yerli olan, demokrat olan herkesin bu yürüyüşte yerini alması gerektiğini belirtti. “Milli demokrat” formülü, geliştirilmeye, muhteva kazandırmaya müsait zengin bir potansiyele sahip. Türkiye'nin, bu coğrafyadaki güzide toplumun organik aydınları, sorumluluk almalılar. Sahip oldukları mirası günümüz şartlarına uygun biçimde yenileyip canlandırmalı, millete sözcü, mazlumlara umut olmalılar. “Dünyanın iyiliği için Türkiye”nin “milli demokrat” yürüyüş yolunu aydınlatmalılar.

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    Servet Kocaağa

    Sayın Erol hocam yazınızı okuyunca bir an kendimi ezilenlerin yanında olan, güçlüyken merhameti elden bırakmayan, hattâ adaleti ve hoşgörüsüyle Balkan yarımadasını fetheden, Ankara savaşıyla Anadolu topraklarının kaybedildiği bir dönemde bile Balkanlarda yaşayan hristiyanların hazır fırsat eldeyken isyan edip Türkleri Balkanlardan atalım düşüncesine kapılmadığı soylu atalarımın bir torunu olma gururunu yaşadım. Ancak bu sevincim çok kısa sürdü. Çünkü ben altı-üstü yasalar çerçevesinde kurulmuş bir sendikaya yedi aydan bile kısa bir süre üye olup istifa eden, üstelik bu istifa ve üyeliğin tamamı 2015 yılında olmasına rağmen görevinden 8 ay önce uzaklaştırılan ve toplumda herkesin gözünde hain damgası yemiş biriyim. İfadem alınıp suçum yüzüme açıklanmadı. Adaletiyle mazluma umut olan devletim kendi vatandaşının derdini dinlemekten kaçınır olmuş. Yasalarda suç olmayan şeyler sonradan suç sayılmaya başlamış, sizler köşelerinizden dünyaya umut dağıtırken kendi ülkenizde sıradan insanlarla, halkın üzerine ölüm yağdıran isyancı askerlerin bir kefeye konmasına itiraz edemiyorsanız nasıl ümitli olalım? Fildişi kulelerden inip birazda medyanın gözüyle değil, kendi gözünüzle gördüklerinizi yazmanız dileğiyle saygılar sunuyorum

    cevapla