Mehdilik iddiası ve psikopatoloji

Mehdilik iddiası olgusunu psikolojik bakımdan değerlendirmek iki biçimde olabilir: Tarihsel-sosyal psikolojik ve bireysel psikolojik olarak… Tüm büyük dinlerde görülen (Musevilikteki Sabetay Sevi, Hristiyanlık’ta Neo-Con düşünce, İslamiyet’te İmamiye ve İsmailiye Şia’sı gibi durumlarda dini düşüncenin ve dini hayatın seyrini değiştirebilen) Mesiyanik inanışlar, aslında dikkatimi daha çok çekiyor. “Hangi tarihsel ve toplumsal koşullarda insanlar asıl dinlerinin çoğu taleplerini ihmal edip yalnızca tek bir noktaya odaklanarak, Mesiyanik arayışlara kapılabiliyorlar?” sorusunu fazlasıyla kışkırtıcı buluyorum. Bu konuya cevap olarak bazı fikirlerim var ama onları ayrıntılı biçimde konuşmayı sonraya saklamak şimdi daha ziyade bireysel psikolojide bir olgu olarak Mehdilik sorununu ele almak istiyorum ama yine de birkaç cümle etmeden geçemeyeceğim.

Öncelikle söylemem gerekiyor ki, diğer dinlerde olduğu gibi İslamiyet’te de her tarihsel dönemde Mesihlik-Mehdilik iddiasında olan kimseler olmuştur. Örnek olarak size 15. yüzyılda yazılmış Oruç Bey Tarihi’nden bir ifadeyi sunuyorum:

"1494 yılı içinde İstanbul'da bir olay meydana geldi: Şehre Acem ülkesinden bir kişi geldi. Bu kişi Mehdi'nin çavuşlarından olduğunu iddia etti. Hayli maceralar oldu. Bu konu alimler arasında tartışıldı. Alimler paşalara türlü türlü cevaplar verdiler ve aralarında anlaşıp dediler ki: Her devirde bunun gibi maceralar olur. Halifeler zamanında da olurdu. Arap'ta, Acem'de halifeler bunun gibileri katlederlerdi, alem halkı fesada varmasın diye. Hem de delile gerek duymadan. Şimdi bunun gibileri ortadan kaldırmak yeğdir" dediler. Sonunda alimlerin ittifakıyla fetva verip katlettiler." (İşin ilginç yanı, katli gerçekleştiren makam, daha sonradan vatandaşların talepleri üzerine bu kişi için bir türbe yaptırmak durumunda kalıyor.)

Bir de günümüze dair bir şey söylememe izin verin. Evet, her tarihsel dönemde Mehdilik iddiasında bulunan kimseler olmuştur ama günümüzde bu ihtimal çok daha güçlüdür. Zira günümüzde bir yanda daima dışarıdan gelen ve dolayısıyla yabancılaştırıcı olan birçok arzunun arasında bölünmüş; kendisine garanti sağlayacak, koruyucu birleştirici bir faktör, ‘inanacak’ bir kimse arayan kimseler var. Bu kimseler adeta doğuştan fanatizme eğilimliler, partizanlar, daima öteki dine, ideolojiye ve futbol takımına tek doğru olarak görünen kendi inancı uğruna saldırmaya hazır insanlar. Diğer yanda ise bu sürekli olarak parçalanmış ve içsel şüphelerle dolu insanları kendisine çeken, her şeyi bilen ve bu bilgiyi bir kehanetçesine bildiren ve en ufak içsel şüpheye sahip olmayan, kendine aşırı güven hissi içinde bulunan ruhsal derebeyleri bulunuyor. İlk grup bu derebeylerine hayran oluyor, bizi dış dünyanın tehlikelerinden korusun diye onlar etrafında toplanıyor. Geçmişin büyük liderlerinin, aile reislerinin yerini şimdi gündelik hayatı çitlerle çevirmiş irili ufaklı çok sayıda çağdaş derebeyi dolduruyor.

Artık asıl konumuza, yani bireysel psikolojik açıdan Mehdilik iddiasına geçebiliriz…

Ruhsal rahatsızlıkları tanımak çok kolaydır. Mehdilik iddiasında bulunan kişilerin bazıları; rahatsızlıkları açıkça kendini belli eden ruhsal hastalıkları olan kimselerdir. Bu durumda olanlar ciddi bir toplumsal ve mesleki yeti yıkımı içinde olduklarından, tedavisiz ve yardımsız gündelik hayatlarını sürdüremediklerinden ve en önemlisi sergiledikleri diğer ruhsal rahatsızlık belirtileri açıkça herkes tarafından teşhis edildiğinden kolayca tanınırlar. Bu rahatsızlıklara mani, şizofreni, şizoaffektif bozukluk, delüzyonel bozukluk, epilepsi başta olmak üzere beyin hastalıkları gibi örnekler verilebilir. Ruhsal rahatsızlığı olanlar, toplumun ve sağlık çalışanlarının bakımına ve tedavisine muhtaç, bize emanet edilmiş insanlardır ve haddı zatında eylemlerinden dolayı hukuki-cezai ve dini ehliyetleri yoktur.

Topluma yönelik asıl tehlike, tanınmaları çok daha zor ama toplumu cerbezeli özellikleriyle etkilemeleri yüksek ihtimal olan sağlıksız bazı kişilik görünümleridir. Bazı kimselerin kişiliklerindeki rahatsızlık, ideolojik, siyasi, dini, hatta bilimsel kisvelere bürünmekte, hastalıklı bakış açıları her şeye kolayca inanma özelliğine sahip bazı müritlerce topluma yayılmakta, toplumu da ifsat etmektedir. Bu büyük tehlikenin farkına varan bazı psikoloji profesyonelleri, söz konusu tabloya “politik paranoya” adını veriyorlar.

Bize göre “politik paranoya” başlığı altında incelenen kişilerin, kişilik yapılarındaki ortak özellik “seçilmişlik duygusu”dur. Seçilmişlik duygusu, kimi zaman sinsi biçimde seyretse de Mehdilik iddiası vakalarında ayan beyan hale gelmektedir.

Hepimizin bir kişiliği var ve kişilik yapılarımız hem gelişme, olgunlaşma düzeyleri hem de tipleri, stilleri açısından farklılık gösteriyor. Ne kadar sağlıklı, sevgi dolu, yeri geldiğinde sınır ve kural koyabilen bir aile ortamında büyümüşsek; o kadar kendimizin, sorumluluklarımızın farkında bir insan oluyoruz.

Mehdilik iddiasında olan kimseler, kişilik olgunlaşması açısından oldukça ilkel, çocuksu, hayalle gerçeği, kendi arzularıyla dış dünyanın taleplerini ayıramayan, dürtülerini denetleyemeyen yapıdadırlar. Seçilmişlik hisleri, Mehdilik iddiasında bulunabilecek kadar öne çıkmış insanlarda genellikle çok hasarlı bir kişilik yapısı vardır. Çoğu zaman bu hasarlı kişilik yapısı, birçok başka karakter problemini örneğin psikopatlığı da barındırır. Böyle durumlarda başkalarının çekeceği acı, bu vicdansızlar için hiç önemli olmadığından topluma verecekleri zararlar da misliyle artar. Psikopatlık ihtimalini bir yere not edelim ama Mehdilik iddiasında bulunan kişilerin, kişilik tipi açısından daha ziyade narsistik ve paranoid özellik gösterdiklerini de belirtelim. Şimdi sırasıyla narsistik ve paranoid kişilik özelliklerini ele alacağız.

Narsistik kişiler, kendilerine olan saygılarını ancak başka insanlardan onay alarak sürdürebilen bir kişilik organizasyonuna sahiptirler. Günümüzde bu kişilikteki insanlardan o kadar çok vardır ki; zamanımıza “narsisizm çağı”, insanımıza “ ben nesli” denmiştir.

Narsist kişinin başkalarının onayı olmadan hayatını idame ettirebilmesi mümkün değildir. İçleri adeta boş bir vakum gibidir; iç-dünyalarına dönük bir bakışları, kendileri hakkında eleştirel bir kavrayışları yoktur. Psikolojileri, ideallerini belirleyebildikleri bir ilkeler bütününü oluşturmaktan yoksundur. Bu nedenle sağlam, kendine özgü bir karaktere, kimliğe sahip olmak yerine güzellik, ün, alkış, zenginlik, itibar gibi dışarıdan görülebilir nitelikler peşindedirler. Görünüş gerçekliğin, imaj özün yerini almıştır. Jung’un “persona” dediği kişiliğimizin dünyaya gösterilen yanı, hakiki varlığımızdan daha önemli ve daha güvenilir bir hale gelmiştir.

Tüm narsistlerin ortak yönü, içsel bir yetersizlik, utanç, zayıflık ve aşağı olma duygusu ve/veya korkusudur. Ancak onların bu zavallı halleri dışarıdan bakanlar için hemen görülemez, daha doğrusu onların kişilik organizasyonu bu içsel gerçekliği örterek dışarıya göstermemek için yapılanmıştır. O kadar şan, şöhret, başarı peşinde koşmaları bu nedenledir. Öyle ki ekonomik, sosyal, siyasi, askeri, mesleki alanlarda başarılı olan narsistleri, toplum çok beğenebilir, örnek almaya çalışabilir. Bilmezler ki narsistlerin başarıları büyük bir içsel bedel karşılığında olmaktadır. Ve onlar amaçlarını gerçekleştirmeye çalışırken kime, ne kadar zarar verdiklerini hiç ama hiç önemsemezler. Onlar için amaca giden yolda her şey mubahtır.

Narsistik kişilik örgütlenmesi olanlarda utancın yanı sıra bir diğer temel duygu, hasettir. Çaresizliği, çirkinliği, güçsüzlüğü görülecek ve utancından yerin dibine geçecek diye korkan narsist, başkalarının sahip olduğu hiçbir şeyi beğenmez, herkesi küçümser, acımasız biçimde eleştirir ve karşısındakini tahrik etmeye yönelir.

Kendine çakılı olan ve sürekli olarak başkalarından onay ve alkış bekleyen narsistin en acınacak yanı, sevme kapasitesinin yeterince gelişmeden kalmasıdır. Başkalarına duydukları ihtiyaç çok derin, sevgileri ise çok sığdır. İç dünyalarında sürekli bir inkar mekanizması işlediğinden pişmanlık ve şükran gibi insani hasletler onların semtlerine uğramamıştır. Sıradan kimselerin sayesinde beşerlikten insanlığa yükseldikleri içten özür dileme ve teşekkür etme davranışlarını onlardan hiçbir zaman göremezsiniz.

Paranoid kişiliklere gelince… Bu kişilik yapısına sahip olanların temel özellikleri; şüphecilik, mizahtan yoksunluk ve büyüklenmeciliktir. Tüm ruhsal enerjilerini, sezme gücüne yatırdıklarından zaman zaman bazı gözlemlerinde doğruluk payı bulunması, onları paranoid olmaktan çıkarmaz.

Paranoidlerin iç dünyaları, öfke, alınganlık, kin gibi düşmanca duygularla ve onların ürettiği korkularla boğuşur durur. En büyüklenmeci paranoid kişi bile başkalarının ona zarar verebileceği hissini yaşar ve tüm kişiler arası ilişkilerini aşırı bir ihtiyatla takip eder.

Utanç, narsistlerde olduğu gibi paranoidler için de büyük tehlikedir; farklı olan, utanca neden olacağını düşündükleri zayıflıkları görülmesin diye başvurdukları mekanizmalardır. Narsistlerin en kibirli olanları bile, belli açılardan bilinç düzeyinde utanç duygularına maruz kalırlar ve bu belli olmasın diye diğer kişileri etkilemeye çalışırlar. Paranoid kişiler ise kendi iç gerçekliklerini tamamen reddederler ve olumsuz özelliklerini başka insanlara yansıtırlar. Onlarda utanmadan zerre miskal eser bulunmaz. Paranoidlerin enerjileri, kendilerini utandırmaya, aşağılamaya niyetli olarak gördükleri kimselerin çabalarını boşa çıkarmaya harcanır. Narsistler, başkalarının onlardaki yetersizlikleri göreceklerinden endişelenirlerken, paranoidlerin korkuları başkalarının onlara yapacakları kötülüklere odaklanır.

Utancın yanı sıra paranoidlerde görülen bir diğer temel duygu suçluluktur. Paranoid kişilerin büyüklenmeci hisleri (megalomani), onların aynı zamanda dayanılmaz suçluluk duygularına kapılmalarına neden olur. “Ben bu kadar güçlüysem, o zaman çevremde hatta dünyada yaşanılan, her türlü korkunç olay da benim hatamdan kaynaklanıyor.” diye düşünürler. Onların bu ikircimli kişilik özellikleri arasında kendilerine saygılarını arttırmak için bulabildikleri yegane yol, otoritelere ve belli bir nüfusa sahip kimselere karşı kendi güçlerini bir biçimde göstermeye çalışmaktır. Haklı çıkma ve zafer kazanma hissiyatı, paranoidlere geçici de olsa bir rahatlama, güvenlik ve ahlaken doğru yolda oldukları hissini sağlar.

Kanaatimize göre bugünün dünyasında Mehdilik iddiasında bulunanlar, anlatmaya çalıştığımız narsistik ve paranoid kişilik özellikleriyle donatılmışlardır. Ve günümüz toplumunun değer(sizlik)leri ve bunların edinildiği çocuk yetiştirme pratikleri ve aile sistemindeki çözülmeler, olumsuz aile ortamları, her gün bu tipleri haiz yüzlerce insan üretir.

Alfred Adler, yetişkinliklerinde toplumsallıkla sorumluluklarını yerine getirmede sorunla karşılaşacak çocukları üç gruba ayırır: Yetersiz organlarla dünyaya gelen, bebeklik döneminde çeşitli hastalıklar geçiren, değişik nedenlerle güçsüz kalanlar birinci gruptur. İkinci grup, şımartılmış, istekleri çevresi tarafından kanun gözüyle bakılan çocuklardır. Üçüncü grubu ise, sevginin ve toplumsallığın ne olduğunu öğrenme fırsatı bulamamış, dünyayı düşman olarak gören ihmal edilmiş çocuklar oluşturur.

Tıbbi teknolojilerdeki ve hijyenik koşullardaki iyileşmeyle birlikte belki yalnızca fiziksel sağlık bakımından daha iyi çocuklara sahip olduğumuz söylenebilir. (Ki dünyamızın zengin ve yoksul kesimlerini, bu kesimler arasındaki farkın giderek arttığını göz önünde bulundurduğumuzda bunu da söyleyemeyiz ya, haydi neyse!) Peki, tüketim toplumun isteklerini karşılamayı ibadet haline getirdiği ikinci grubu ve kendilerinden başka kimseyi sevmeyen üçüncü grup çocukları azaltabildik mi? Hayır yapamadık, tam tersine gün geçtikçe daha da artıyor onlar. Mehdilik iddiasında bulunanlar, olumsuz bir aile yaşantısından, özellikle alayın ve eleştirinin aile ilişkilerine hakim olduğu veya bir çocuğun günah keçisi yapıldığı, aşırı hırpalayıcı ortamlarından geliyorlar. Bu özelliklere sahip aileler de, buralarda yetişen çocuklar da arttığına göre, Mehdilik iddialarında bulanan kişiler de artacak demektir. Hazırlanalım.

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    Ali Merdan

    "Peygamberliğin dışında ilan edilme mecburiyeti olan hiçbir konu yoktur. Buna Ebu Hanifelik, Şafiilik, Malikilik, Hanbelilik dahil olduğu gibi mehdilik de dahildir. İlan etme, onu insanlara tebliğ etme gibi bir sorumluluk yoktur" "Şeytan, düdük haline getirilecek, öttürülecek insanları yer yer dudaklarına götürüyor, üflüyor. Şeytanın düdüğü insanlar.. dudaklarına götürüyor şeytan, onlara üflüyor; onlar da etraflarında buldukları dini bilmeyen safderunları kandırıyorlar.'' M.F.G.

    cevapla
  • avatar
    muratguner

    Güzel bir yazı. Teşekkürler.

    cevapla
  • avatar
    SimurgAnqa

    TUGAY'ın her dediğine katılıyorum, fakat şu şerhi düşelim; Ordunun kendini kurucu irade kabul ettiği, bu refleksle hareket ettiği memleketimizde, bugüne kadar gerek kanun koyucu yönüyle gerekse siyasi ve sivil itaatsizlik olarak ne milletin seçtiği vekiller, siyasi irade (ki bakın sülo dün yeni asyacılar üzerinden koltuk kabartıyordu, şimdilerde dün dündür bugün bugündür diyerek arabistanı işaret ediyor, ordumuza yaslanarak dışarıdan siyaset üretmenin peşine düşüyor ve "dur be yeter" diyen yok) ne de milletin kendisi, ordunun bu konuma gelmesinde engelleyici bir cesaret örneği teşkil edememiştir. Bugün (darbeler dışında) ordunun yaptığı hiçbirşeye kanunsuzdur diyemeyiz. Delikanlı bir millet duruşu sergilemezseniz, sizin beslediğiniz ama elinde silahı olan gelir size dayatır. Eğer mesela Türkiye'de başörtülü eğitimin önündeki engelin ordu kaynaklı yada ordu taşeronu siyasetçiler kaynaklı olduğu psikolojisi olmasaydı bu sorun çoktan aşılırdı hatta bu sorun doğmazdı bile. Selametle...

    cevapla
  • avatar
    oralı

    Türkiye ortadoğunun en güçlü ülkesidir. Böyle güçlü kalabilmek içinde ortadoğu halklarından birisi olan kürtleri tehtid olarak değil, dost bir halk olarak görmeli. Çünkü kürt halkı nüfusunun çoğunluğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır.Bu nedenle Türkiye otoritelerinin ortadoğuda ilelebet güçlü bir Türkiyenin varlığı için kürt kardeşlerini inkar ederek değil, tam tersine işbirliği yaparak refah ve barış içinde yaşamanın koşularını araştırıp ve oluşturmakla mümkün olur.

    cevapla
  • avatar
    m.ali

    TUGAY'A CAN-I YÜREKTEN KATILIYORUM...

    cevapla
  • avatar
    Kamil AKDOĞAN

    BU MEMLEKETTE HERKES EMEKLİ OLDUKTAN SONRA DOĞRULARI KONUŞUYOR. NEDEN ELİNİZDE YETKİLER VARKEN DOĞRULARIN PEŞİNDEN GİTMİYORSUNUZ.

    cevapla
  • avatar
    şenol

    ah komutanım ne yazık ki şimdi anladın gerçeği,insanlar memurken aman bir şey olamasın emekli olayım diye çalışırlar, sanırım....yaşanan bu.umarım bu söylediklerinizden şu andaki kadrolar ders alır.ama umudum yok.öncelikle yapılması gereken sınır güvenliğini maksimum en azami konuma getirmek,ne gerekiyorsa yapılmalı,ne gerekiyorsa,kuzey ırakta gerekirse parti kurup ,veya olanlara girip yönetimlerde etkin olmak,örnek çaşılşmalar yapmak,sınır ticareti azami yasal geliştirmek ve değişik alternatif iş imkanları yaratmak,sınır ticareti büyük firmaların işi olmalı.o bölgede aşrı islamcı,ateist,kemalist kadrolar yerine,ılımlı islam,demokrat,batılı,sosyal,kültürlü her idoloji bilen ve tartışabilen,politik,sosyal,militan vatan sever eğitimi almış,gerçekten önemki,kadroları o bölgelerde kritik yerlerde çalıştırmak.azamai sayıda.o bölgedeki üniversitelerin alt yapısını arge özellikle girişimcilere açılmalı,bu konuda yerli halktan köylerden gençler kazanılmalı.benim sayabildiğim bu yapılırsa inanıyorum güneydoğuda terör merör kalmaz.hatta bir bakmışsın turizm için oraya gider olduk.olanaklar artmış ,tesisler var,ne güzel ama.sadece bir düşünce

    cevapla
  • avatar
    han

    geçte olsa akıldan ve bilimsel yöntemlerden bahsedilmesi de güzel. Şu an görevde olanların da farketmesini dilerim.Bu insanların derdi ne anlamaya çalışmak lazım. Devamlı dipçik görmekten zevk mi alıyorlar.

    cevapla
  • avatar
    Tugay

    Altilla paşa; 1-Hem günaydın, hem de emekli olduktan sonra da olsa gerçeği görebildiğin için tebrikler. Peki halefiniz olan paşa sebebiyle, bir savcının harcanmasının bölgede nasıl alğılandığını düşünüyorsun ? 2- Maalesef Türkiye'de bazı komutanlarımız halkla kavgayı ve onları emirleri altındaki er gibi görmeyi bırakamıyorlar. Zannediyorlar ki, böyle yapınca saygın bir konuma geliyorlar. Aslında demokrasiyi hazmedemiyorlar. Halkın seçtiği siyasetçiyi kabul etmenin bir demokrasi gereği olduğunu görmüyorlar. 3-Halkın gördüğü, kendini adam yerine koymayan, okuldaki çocuğunun kıyafeti ile uğraşan, devletten beslenen oyak ve ordudaki dayakla özdeşleşen bir ordumuz olması, gerçekten ordumuzu seven bir kişi olarak beni üzüyor. 4-Hiçbir büyük ve dünyadaki güçlü devlette görülmeyen askerin organize bir şekilde ticaretle uğraşmasının ne Cumhuriyetle ne Atatürkçülükle izah edilebilecek bir yönü yok. İnsan sormadan edemiyor. 28 Şubat, acaba Oyak'ın karşısına ticari rakip olarak çıkanların bir tasfiyesi olayı mıdır? Ereğli'de oynanan Ali-Cengiz oyununun vatanseverlikle izahı var mıdır ? Ordu halkıyla arasına sevgi bağı kurabildiği kadar güçlüdür. Ne üniformasıyla ne de cebindeki parasıyla bunu sağlamak mümkündür. Sayın H. Özkök Paşa ve onun gibi olanlara saygılar.

    cevapla
  • avatar
    ahmet

    T.S.K DA böyle üst düzeyde görev yapmış generallerin bunu fark etmesi iyi bir tespittir . ama ben şunu anlayamıyorum görevdeyken bu söylediklerini gerçekleştirme ya da yaprım gücü olan yerlere önerme imkanları yokmuydu? Ama bu sorunun çözümü lçln hallende geç değil?

    cevapla
  • avatar
    narab

    Aklınız başınıza yenimi geldi yazık degilmi o kadar insanın ölmesi çocukların anasız babasız kalmasına biz kime karşı savaşıyoruz müslüman müslümanı neden öldürsün silahlı güçle kimse barış ortamı oluştuamaz çözüm yolu sosyal adalet ve ekonomik refahı yükseltmektir devlet üstüne düşen görevi yapmalı ve devletin gülen yüzünü tüm vatandaşlarına göstermelidir.Bu vatan hepimiz kazandık aynı cephede savaştık devlet sosyal devlet ise üstüne düşen görevi yerine getirmelidir.Devlet adam öldürmez...

    cevapla
  • avatar
    salih

    Sn.Paşam askerlik yapan her türk evladının kışlada öğrendiğiterimlerden birkaçı: -Mantığın bittiği yerde askerlik başlar. -Aslan kediye askerde boğdurulur. Askerlikte mantık olmaz. -Neden,niçin,nasıl diye sorma kayıtsız itaat et. Bu şekilde ki bir kurum heran hata yapmaya yatkındır.birde işin içerisine vatan millet sakarya ekledinse insanların hiç düşünme ihtiyacı ve hakkı kalmaz. Güney doğuda hata uaptınızda 28 şubatta yapmadınızmı,andıçlar,brifinkler,ABD ye gidip gelmeler,Zorunlu eğitimler.

    cevapla