Üç Kemalizm

“Kendimiz dışında nereye koştuysak, gurbette kaldık”
Nurettin Topçu



 

Elit sınıf, ortak değerlere çoğunlukla bir meta gözüyle bakar.

Ticari ve kariyer temelinde bir kıymeti yoksa kutsal yoktur.

Onlar için İslam, Devlet, Vatan, Millet hatta Bayrak ortak değer değil!

Yerli ve Milli kavramsallaştırması çok sayıda merkez yapıyı rahatsız ediyor.

Bu ülkede, fikri, siyasi ve bürokratik üst sınıflar, tam bağımsızlık düşüncesine direniyor.

“Seçkin” olmanın gerek-şartı devşirilmektir.

Devrimcilik, çoğu zaman pahalıya mal olur!

Bu nedenle bugün yüksek bürokrasi, kendini hasbelkader içinde bulduğu mücadelenin zevahiriyle ilgilenir.

Show dünyasına adını yazdırır, arka planda bugün bile sürecin geri dönme ihtimaline karşı kendini garantiye alacak önlemler alır.

Yaptıklarının turfasını turfandasından pahalı satar.

İkiz yüzlü, sünepe, sözde bir mücadele dünyası var ederler!

Bütün çabalara rağmen, sürecin, şaşırtıcı derecede ağır ve aksak hareket etmesinin nedeni işte bu güdü.

Yüzyıl önce;

Kurtuluş Savaşı’nın kadrolarına “ülkeyi ve milleti yıkıma uğrattıkları” suçlamasını yönelten devletli yapılar ve sınıflar vardı.

Türedi burjuvalar, toprak ağaları, feodal unsurlar, levanten topluluklar, ‘liberal’ lobiler, “dinci” kapalı gruplar, eski düzenden beslenen çıkar grupları, Milli Mücadele sürecine ayak bağı oldu.

Devleti, yabancı sermayenin jandarması olarak konumlandıran yarı sömürge anlayışa boyun eğdiler.

Mücadeleyi yürüten kadroları küçümsediler.

Halkın irapta mahalli zaten yoktu!

İşte bu nedenle devrimci kadrolar, 1900’lerden itibaren “halk” ve “toplum” kavramlarını ürettiler.

Halk ile bütünleşmiş bir devlet inşa etmek, iyice açılmış olan makası kapatmak için tüm yolları denemeye kararlıydılar.

Proje buydu.

Devlet, bekanın formülünü ararken statüko “kadere razı olalım” diyordu.

Türkiye tarihi, tepeden tabana bu iki tercih diyalektiğinde şekillenmektedir.

Atatürk’ün istifa ettirdiği Dışişleri Bakanı Bekir Sami gibi ‘ne pahasına olursa olsun küresel güçle barış yapma, Batılı bir gücün himayesine girme’ fikri yayılarak ve güçlenerek bugüne kadar geldi.

Yüzyıl sonra;

Aynı kader yaşanıyor.

Devlet, yine bir beka savaşında.

Tanzimat’tan bu yana tekâmül eden uzun erimli Devrim’in en müstesna evrelerinden biri yaşanıyor.

Bugün de tıpkı dün olduğu gibi ideolojik, sosyal, siyasal, devletten beslenen üst yapılar organik iradeye direnç gösteriyor.

Mutlaka kadife bir karşı devrim tertibi içinde yer alıyorlar.

Her fırsatta kurucu liderin ve bir avuç devrimci kadronun ülkeyi felakete sürüklediği” propagandasını yapıyorlar.

Bu koroya neredeyse katılmayan kalmadı!

Solcu, Kürtçü, Türkçü, İslamcıların elitist katmanlarının tamamı.

Ortak bir paydada buluştular: Ne pahasına olursa olsun Erdoğan’sız bir Türkiye.

Bu irade, kolonyal güçlerin, “ne olursa olsun Abdülhamit’siz bir Osmanlı, ne olursa olsun Enver Paşa’sız bir Cumhuriyet, ne olursa olsun Mustafa Kemal Atatürk’süz bir Türkiye” siyasetinin devamı.

Şaşırtıcı ve üzücü olan ise antiemperyalist duruşuyla maruf ‘yol arkadaşların’ bu kervana katılması!

Bu fotoğraf bize, devletin ve toplumun fırdolayı kuşatıldığını, dört bir yandaki tarlalarının ayrımsız sürüldüğünü göstermektedir.

Türkiye devrimi, bir asır önce olduğu gibi bir kez daha “halkın”, “toplumun” feraset ve cesaretine kaldı.

Son dönem dönüşüm dalgasının yüksek debisi, muarızları bir bir tasfiye ediyor.

Ancak;

Gelinen noktada esaslı sorunlar ve can yakıcı ihmaller var.

Bir bütün olarak iki yüzyıllık ideoloji arayışımız sürüyor.

Fikri zemin boşlukta.

Sosyal ve siyasal bölünmüşlük de bir vakıa.

Bölünmüşlüğün topluma yansıyan yüzünün köklerine inmeli.

Elbette ki, karşı devrimci yapıların arkasında Batılı lobiler olduğu sürece tam başarı muhal.

Göz göre göre Hendekler kazılıyor, özerlik ilan ediliyor, teröristler himaye ediliyor ve bir parti terör örgütünü savunuyor; tüm bunlar da “normal” görülüyor.

Ülkenin başkenti ve İstanbul işgale kalkışılıyor, TBMM bombalanıyor, halka ateş açılıyor, neredeyse “olur böyle şeyler” denilip geçiliyor.

Tek nedeni arkasında Batı gücünün olması!

Bir an Batı’nın desteğinin olmadığını düşünelim.. Aslında yer yerinden oynayacak kadar dehşetli günler yaşanıyor!

Toplumsal insicamı pekiştirip bölünmüş zihinleri terkip ve telif ettiğimiz takdirde bu tehlikeli çaprazdan çıkabiliriz.

Bunun için;

Bugün ile Cumhuriyet’in mantalitesi arasında hakiki bir bağ kurmalı.

Alanın mayınlı olmasından ve mahalleden dışlanmaktan korkmamalı.

Kronolojik değil anakronik bir değerlendirme yapmalı.

Olguyu öne çıkarmalı.

İsimlere, olaylara ve tarihsel düğüm noktalarına takılmamalı.

Fırtınalı dönemlerindeki Ortak Bilincin organik hamlelerini referans almalı.

Hataları; mahkûm etmek, şeytanlaştırmak için değil, ders almak için, iyi niyetle, gündeme getirmeli.

Osmanlı, Meşrutiyet ve Cumhuriyet’in, mütemmim cüzler olduğu bilinci işlenmeli.

Birini diğerinin alternatifi ya da zıddı gören zihinler tashih olmalı.

Ders kitapları, harmoni içinde bir bütünü anlatmalı.

O günden bugüne uluslararası güçlerle bilek güreşi yapılarak yol alındı.

En geniş tanımıyla Kemalizm, bir asra yakın zamandır bu ülkenin siyasetini domine etti.

Sol, Liberal, Kürt, Ermeni, Alevi çevrelerin anti Kemalist tutumu, İslamcıların Mustafa Kemal Paşa antipatisiyle birleşince karşı koyulmaz bir sel oluştu.

Bu sel önüne geleni silip süpürdü.

Hep birlikte bize sunulan Batı zokasını yuttuk.

Batı, Türkiye Kemalizm’ini yıkıp NATO’cu Kemalizm’i, Avrasya jeopolitiği de Türkiye Kemalizm’ini yıkıp kendi Kemalizm’ini inşa ediyordu.

Üç Kemalizm.

15 Temmuz gecesi, üç Kemalizm’in üçü de sahnedeydi.

Yerli ve milli Kemalizm, Atlantikçi ve Avrasyacı Kemalizm’i tasfiye etti.

Hayatın cilvesine bakın ki, kaybedenler kulübünde; sol yumruğunu havaya kaldıran da, alnı secdeye varan da, milliyetçi slogan atan da, özerklik isteyen de, açık toplumcu olan da vardı.

Şimdi durup serinkanlı düşünme zamanı.

Sol; Avrasyacı ve Sovyetçi ideoloji üzerinden bir okuma yaparak anti-Batı, anti-Kemalizm dedi.

Kemal Tahir’in, ideolojik bir genellemeyle hem Cumhuriyet’i hem de Cumhuriyet’e zemin hazırlayan Genç Osmanlı iradesini şeytanlaştırmasının kök hücresi budur.

Liberal aydınlar; Tanzimat’tan bugüne Batı sömürgeciliğini (dün İngiltere, bugün ABD) içselleştirmiş bir ruhun devamı olarak anti-Kemalist’tiler.

Liberallerin, Kemalizm’e karşı çıkışlarının nedeni, Kemalizm içinde örtük bir şekilde yer alan anti-emperyalist damarın ve ed-devlet unsurlarının sıfırlanması sürecini tamamlamaktı.

Geleneksel İslami yapılar, prosesi doğru okuyamadılar. Tek tipçi dar bakışa kurban oldular. Sosyal ve siyasal varoluş süreci, dogmatik dini terimlerle analiz etme kolaycılığına kaçtılar.

Kürt milliyetçiliğinin anti-Kemalizm’i, bir realite üzerinden Batı’nın katışıksız jeo-stratejik enstrümanı olmaktı, bugün bu test edildi.

Önceleri muhafazakâr siyasete kredi veren bazı Liberaller, Solcular ve Kürtçüler “bir düdük sesiyle” yeni Türkiye treninden atladılar.

Devrimci muhafazakârların en önde düşmanı oldular.

Çünkü Türkiye’deki dönüşümün antiemperyalist, yerli ve milli kimliği belirginleşti: Hepsi aslına rücu etti.

Batıcı Liberaller yeniden Kemalist oldu.

Avrasyacı Solcular, Kemalizm’in nimetlerini keşfetti.               

İki tutum da dava adamlığı değil kuru bir strateji.

Sırtını dış bir güce dayamayan, ayağı vatanına basan bütün Liberaller, Solcular, Azınlıklar, Kürtçüler ve İslamcılar ise Türkiye devrimini anladı..

Bir olgunun tüm yönlerini görmek, hak ettiği objektif yere oturtmak için bazen aynı olguya düşmanın gözüyle bakmak gerekir.

Batı için Türkiye’deki dönüşüm; uzun çöküş dönemi boyunca inisiyatif alan devrimci siyasetin, yeniden baş göstermesinden başka bir şey değil.

Britanya; Enver, Talat ve Cemal Paşa’ları, triumvirlik olarak tanımladı.

Philip Berceval Graves o dönem; Mustafa Kemal Paşa, İnönü ve Fevzi Paşayı kalıntı triumvirlik olarak ülkesine rapor ediyordu.

Bugünkü siyaseti, aynı devrimci siyasetin devamı olarak görüyorlar.

Bugün kahrolası bir triumvirlik yok ama meşum bir diktatörlük var(!)                                        

AK Parti; kadim devlet çizgisini devam ettiren Osmanlılığın, İttihat Terakki’nin, ardından da CHF’nin rolünü oynamaktadır.

Devletin, o günkü uluslararası koşullar içindeki tasarrufu olan Altı Ok’un temsil ettiği özgün misyonu bugün AK Parti taşımaktadır.

Cumhuriyetçilik

Milliyetçilik

Halkçılık

Devletçilik

Laiklik

Devrimcilik..

Bugün devlet;

Geçmişteki hatalardan ders çıkarıp bu değerleri, yeniden tanımlayarak ve güncelleyerek devamlılık oluşturmaktadır.

AK Parti;

Cumhuriyet ideolojisinin devrimci iradesinin yarım kalan antiemperyalist, yerli, milli projelerini tamamlayan; bu arada da toplumdaki çelişkileri derinleştiren hataları izale eden ara ve aracı bir formülün adıdır.

Devlet ve toplum, kökü dışarıda olan her olguyu aştığı gibi, Kemalizm’in Batıcı ve Avrasyacı varyantlarını da aştı. 

Muhafazakâr siyaset, bu müstevada dindarları, kendi kalarak, ilkeleriyle var olarak, Altı Ok’un ruh iklimiyle ve Laiklikle barıştırabilmeli.

Zamanı geldi, zihni teşvişe mahal yok.

İslam ve laikliği, anlamsız, yersiz ve nahak bir şekilde kurumsallaşmış iman-küfür çaprazından çekip almalı.

Güçlüyken barışı sağlamak onurdur.

Muhafazakâr siyaset; içi geçmiş, müruru zamanla pörsümüş politik, katı, doktrinel geleneksel dini bakış açısını tashih ve tecdit ederse, aynısını Laikler’den bekleme hakkı doğar.

Toplum, bu insicamı da mutlaka tesis edecektir.

Muhafazakâr siyasetin önünde bir büyük sınav var.

Mahut toplumsal misyondan geri kalırsa, bu onur başka bir siyasi denkleme nasip olacaktır!

Ünlü İtalyan bestekâr Gioacchino Rossini’nin, bir zafer kazanan öğrencisine yaptığı ikaz oldukça anlamlı.

“Rester sur un grand success”

Büyük bir başarı ile kalakalmak!



omeraltass@gmail.com
twitter.com/omraltas
www.facebook.com/Ömer Altaş

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    fyz

    15 temmuz itibarıyla ; islamın "ötekisi" olarak kurgulanan "ingiliz kemaliz" kabettiği gibi "ingiliz kemalizm" in karşıtı olarak (belki de üretilen veya müsade edilen ) çıkan "siyasi islam" da KAYBETMİŞTİR. Kaybedenlerin bir araya gelerek durumu "berebere" sayalım ittifakı bu yazı ile " teorik " çerçeve oturtulmaya çalışmıştır. Ya hu; "kuşları gözbebeklerine zafer islamın" yazacağız dan "İslam ve laikliği, anlamsız, yersiz ve nahak bir şekilde kurumsallaşmış iman-küfür çaprazından çekip almalı" hangi ara geldik. 15 temmuzda meydan çıkan hiç kimse seküler ,dinsiz, tarafsız devlet safsataları için çıkmadı, canını vermedi. tam tersine vatan, millet, ümmet , din ve ittihat için çıktı. Şimdi dönüp "millet aslında şöyle demek istedi, yok efendim "demokrasi nöbeti" falan hepsi hikaye. biz ne için , ne yaptığımızı gayet iyi biliyoruz. s

    cevapla
  • avatar
    manas

    konu dönüp dolasiyor, geliyor hep Türk´süz Türkiye üzerine... degilmi, bu kadar tesbit,teshis,...bu kadar reddiye bu kadar agdali...

    cevapla
  • avatar
    Ho uncle

    "İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse ötekine sağır"

    cevapla
  • avatar
    fatih aysan

    Ömer Abi eline, koluna sağlık gerçekten yüreklerimizi dağlayan çoğumuzun göremediği, dünümüzü, bugünümüzü ve yarınımızı en iyi anlatan harika bir yazı Rabbim sizden gani, gani razı olsun (anlayana sivirisinek saz, anlamayana davul zurna az9

    cevapla
  • avatar
    çetin

    Ya arkadaş hendekler kazılırken devlet, istihbarat örgütleri, yöneticiler uyuyormuydu,bunlara nasıl gözlerinizi yumuyorsunuz, valilerin emirleri ile askeri kışlalardan çıkmamaları için uyardıklarını hiçmi duymadınız, böyle bir aymazlık bu topraklarda hiç yaşanmadı, birde de cumhuriyet dönemi tüm devlet kuruluşları satıldı ,hayvancılık ve tarım yara aldı, tüm hububatlar ithal ediliyor hale geldi, fransa tarım bakanımıza madalya verdi, oradan ithal ettiğimiz etler için, bizim çiftçiler masraflarını çıkaramazken biz ithalat nedeni ile elalemin çiftçisine destek oluyoruz, maalesef.

    cevapla
  • avatar
    Abuzer Dişkaya

    Bu yazı çok büyük bir talihsizlik olmuş muhterem. Gerçekten yazık. İslamcı olarak bildiğimiz bir zihnin nihayetinde bir çeşit kemalizme evrilmiş olması çok üzücü. Bu yazıyı saf bir kemalist okusa kıs kıs gülerdi sanırım. Tam bir vadeti vücüd mertebesine ulaşmışsın. Artık her şeyi edDevlet dediğin şeyin tezahürü olarak görüyorsun. Kemaliz, ittihatçılık, islamcılık, milliyetçilik ve benzeri her şey aynı hakikatin farklı tezahürlerine dönüşmüşler. Artık ne iyi kalmış ne de kötü. ne zalim kalmış ne mazlum. ne ezen kalmış ne ezilen... herkes tek bir hakikatin farklı veçheleri olmuş. Tek tesellim bu yaklaşımın genel islami camiada nerdeyse hiçbir karşılığının olmaması. zira yaygınlaşması durumunda Kemalistler kendi elleriyle kazanamadıkları zaferlerini islamcılar eliyle gerçekleştirip zafer naraları atabilirler. yazık!

    cevapla
    • avatar
      murat

      Muhafazakâr siyaset, bu müstevada dindarları, kendi kalarak, ilkeleriyle var olarak, Altı Ok’un ruh iklimiyle ve Laiklikle barıştırabilmeli. haydaaa.. dam başında saksağan.. bu ne şimdi!

    • avatar
      semender

      belliki okuduğunu iyi anlamamışsın

  • avatar
    hasan çakmak

    Sayın hocam, Türkiye, İslam misyonuna sahip olmadan nasıl yaşayabilir...

    cevapla