OHAL Günlerinde Özeleştiri



En asil ve simgesel karşı duruş olan FETÖ ile mücadele tamamlanıncaya kadar;

Olağanüstü Hal’in istisnai niteliğinin “normal”,

Geçici karakterinin de “daimi” hale gelmesi temennisiyle başlıyorum.

Başkaları söz konusu olduğunda insan, her zaman çok akıllı ve çok nesneldir.

Stefan Zweig, roman kahramanını böyle konuşturur.

Zweig’in kahramanı, Leipzig’li bir doktordur.

Doktor, Hollanda kolonisi olan Malezya’daki görevi sırasında, sadece bir kez gördüğü kadına karşı duyduğu tutkuyu çözmeye ve kontrolünü kaybetmesinin nedenini bulmaya çalışır.

Kendisini, ölüm sessizliğiyle dinleyen güvertedeki yolcuya içini döker.

“Bir türlü kendimi anlamıyor, artık kendime hâkim olamıyordum.

Bir tek şeye odaklanmıştım, hedefime ulaşmak.

“Amok” gibi boşluğa koşuyordum.

Amok’un ne olduğunu biliyor musun?

Bir çılgınlık, bir kudurma.

Öldürücü, anlamsız bir saplantı.

Malezyalı herhangi biri olduğu yerde öylece donuk, umursamaz, yorgun yorgun oturur.

Birdenbire ayağa fırlar.

Hançeri kapar.

Caddede koşmaya başlar.

Dümdüz koşar.

Hep dümdüz.

Krisini, yoluna çıkan her canlıya saplayıp yere indirir.

Kan kokusu, onu daha da çıldırtır.

Koşar, koşar, koşar...

Sağa sola bakmadan, elinde kanlı hançeri ile tiz çığlıklar atarak korkunç koşuya devam eder.

Köylüler, bir Amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilir.

Böyle bir şey olduğunda önceden bağırarak herkesi uyarırlar:

Amok! Amok!

Bungalovumun penceresinden dışarıyı izlerken bir kez böyle bir vaka gördüm.”

Öykünün kahramanı, “işte o zaman kendime ne olduğunu anladım” diyerek novellasına devam eder.

Ara ara dönüp ne hale geldiğine bir bakmalı.

Yıllar ve şartlar; insanı masum benliğinden alarak bir Amok koşucusuna dönüştürebilir.

Bazen bir kabul insanı kilitler.

Belki de bir ölümcül koşunun içindeyiz!

1994 yılında Ruanda’da, Hutular’ın, 1 milyondan fazla Tutsiyi ve katliama karşı çıkan ırkdaşlarını katletmesi aniden olmadı.

Katliam sinsice ve yavaş yavaş geldi.

Hutular, Çin’den 500 binin üzerinde özel pala siparişi verip “hamam böceklerini avlayacağız” dediğinde, niceleri bunu kulak arkası etti.

Sonunda dünyanın en korkunç katliamlardan birisi gerçekleşti.

Aynı yıllarda Sırp milisler, kapı komşusu Boşnakların çocuklarını, kadınlarını, yaşlılarını ve Boşnaklarla evli Sırpları soykırıma tabi tuttular.

Sağ kurtulabilenler, birer caniye dönüşen, o tanıdık gözlere baktıklarında, durdurulamayacaklarını anlamışlardı.

Bu duygu ölümden de beterdi.

Bunun bir benzeri, gözlerimizin önünde, Suriye’de yaşandı.

Bir slogana sığan dar hayallerin peşinde, dümdüz koşan ve her şeyi dümdüz eden örgütler türedi.

Ötekini murdar gören zihniyetler, eni-sonu teröre bulaştılar.

Amok, şimdi Türkiye için pusuya yatmış bekliyor.

İçeride, buna teşne nice virüslü yapı stanby modundayken..

Toplumu bir arada tutan çelik çeperlere her fırsatta vuruyorlar.

Amok’un ortaya çıkışında, iklimle bağlantı kurulur.

“İnsanın sinirleri üzerine bir kasırga gibi çöken ağır havayla..”

İklimi oluşmadan hiçbir domur patlamaz.

Ülkede, alttan alta ve sinsice kurgulanan bir süreç var!

Ne yapılması gerektiğine dair kimi kafalar karışık.

Elde edilen sosyal ve siyasal mucizevî, tarihi fırsatlar, umarsızca heder ediliyor.

15 Temmuz idraki, kurucu siyaset katında henüz tekâmül etmedi.

Kurumsallaşamadı.

Kavramsallaştırılamadı.

Bir milat yapılamadı.

15 Temmuz işgaline, en önde direnen politik ve ideolojik yapılar, gayr-i iradi sürecin üzerine yatıyorlar.

Küçük bir grup aydın ve siyasi hariç kimsenin değişmeye niyeti yok!

Önceki halin devamında ısrar, öncü olma özelliğini yitirir.

Yeni dönem için yine bir “büyük fikir” gerekli.

Bunun için, 15 Temmuz’dan daha anlamlı bir ülkü olur mu?

15 Temmuz, kök devletin ve bu milletin hasılası.

15 Temmuz dört başı mamur bir teori.

Daha önceki dönemin fikri müktesebatı, darbe sonrası dönemin ihtiyaçlarını karşılamıyor!

Siyaset ilk kez büyük sıçramanın gerisinde kaldı.

İdeolojilerdeki hareketlilik, ortaya çıkan bu boşluktan kaynaklanıyor.

Eski ideolojiler, denizden çıkarılıp kovaya atılan balıklar gibi beyhude çırpınıyor.

Her biri devlete “beni seç!” diyor.

Soğuk savaş ideolojilerinin bundan böyle de hükmü olmayacak.

Herkes kendini, Jacques Derrida’nın Cezayir kökenliği sevgisini, nostalgeria olarak tanımlamasına benzer bir tanıma hazırlasın.

Siyasette, hangi “fikir”den beslenileceği konusunda zihinler henüz berrak değil.

Bu tespit yapılmadan ve fetretin ana nedeninin bu olduğu bilinmeden yol alınmaz.

15 Temmuz, bütün boşluğu dolduracak yeni dönemin yaratıcı ve inşa edici büyük fikri.

Üst düşünce disiplini.

Uğruna, gözünü kırpmadan şehadete gidilen bir ülkü.

15 Temmuz fikri, partiler-üstü, etnisite-üstü, ideoloji-üstü, “din-üstü” nesnel ve objektif bir rejimi ve dili şart koşuyor.

Devlet, güneş gibi toplumun tamamına eşit mesafede duran komplike bir model olmalı.

Siyaset de bunu tenfiz etmeli.

Miyar bu.

Ama “düz” gidiliyor.

Muhafazakâr siyasetin dilinde özsel, köklü bir değişiklik olmadı.

Türkiye'de siyaset, 15 Temmuz değerlerine adapte olabildiği ölçüde, kendine daha fazla alan açacak!

Bundan sonra ufukta ya küçülme ya büyüme var.

Güvenlik kaygısı ve anlamlı gerekçelerle Kurucu Siyaset, son hadde kadar daraldı.

Etap etap açılmalı.

Millet misyonunu yerine getirdi.

Sıra siyasetin konsolide ettiği devasa aygıtta.

Olan-biten karşısında kahırlanmaya gerek yok, toplum her şeyi görüyor.

Yeni dönemin nakışı; isabetli dil ve isabetli strateji.

Formül net ve basit ama bir özveri ve güven ortamı gerektiriyor.

CHP yürüyüşü, politik atışmaların ötesinde Türkiye’nin dramatik dönüşüm öyküsünün indikatörü oldu.

Sistem değişikliği, ilk meyvesini verdi.

Yürüyüş, devletin yeni vizyonunun ilk etabının başarıya ulaştığının ve adım adım kendini kurduğunun en büyük göstergesi olarak tarihe geçecek.

Eski düzen faşizminin tüm unsurları, yeni döneme profesyonelce adapte edildiler.

50’si daima açık 100 gözlü bir Argus olan Devlet, Cumhuriyet mitingleri ve 28 Şubat zihniyetini bugün, o günün organize edicilerine gömdürdü. FETÖ gibi baş edilmesi güç bir yapıyı dindar bir yapıyla çökertmeyi sabırla beklediği gibi.

Böylece Yeni Sistem tersten hem test, hem de tahkim edildi.

Devlet için meşruiyet çerçevesinde olduğu sürece iktidar-muhalefet ayrımı yoktur.

Bugün Siyaset, Cevher’in istencine intibak sorunu yaşıyor.

Herkes için henüz vakit var.

Yaşanan fetretten yeni bir evre yeni bir kurgu inkişaf etmeli.

Amok’u tedavi eden kazanacak.

“Terör kumpanyasıyla” kararlılıkla mücadele ederken aynı anda milletin masumiyetini, mahremiyetini korumalı ve toplumun bütünüyle doğru iletişim stratejisi uygulanmalı.

Acil gündemler hiçbir haksızlığa ve hukuksuzluğa mazeret olmamalı.

Bu vatanda “başkası” yok.

Bu toplumda “murdar” da yok.

Herkes toplum ve millet kavramının geniş ve hakikatli anlamına gönüllü teslim olmalı.

Kuşcenneti Milli Parkı içinde göç dönemi ve sonraki zamanlarda yerli kuşları dürbünle izlemek için inşa edilen bir kule var.

Kuledeki tabelada şu yazıyor:

“Lütfen zarar vermeyiniz. Bu kule hepimizin imkânları ile yapılmıştır.”

Bu vatanın üzerinde kutsal bir tabela var.

“Duyarlı ve rikkatli olun.

Adil ve merhametli.

Bu vatan hepimizin vergileriyle ayakta durmaktadır.”

“İç savaş”(!) yaşamadan bir toplum inşa etmenin bundan sonraki şartı bu!

Bu bilinçten uzak nice fotoğraf var.

Bugüne kadar mücadeleyi samimiyetle yürütmüş ve badirelerden alnının akıyla çıkmış entelektüel bir kesim var.

İçimizde, kınayıcının kınamasından korkmayan, iyiliği salık veren ve kötülüğü nehiy eden bir topluluk olmalı!

Bu, en hassas değerleri bir pala gibi kullanarak haklı, haksız, önüne geleni doğrayan, ‘olağanüstü hal dönemi virüsü’ tufeylilere rağmen olmalıdır.

Aksi halde sorunlar kördüğüm olacaktır.

Haksızlık ve hukuksuzluğu muhafazakârlar,

Dinciliği İslamcılar,

Batıcı Kemalizm’i Atatürkçüler,

Irkçılığı Türk milliyetçileri,

Ayrımcılığı Kürt milliyetçileri,

Meşrepçiliği Aleviler,

Emperyalizmi azınlıklar,

İslam fobiyi Laikler mahkûm ederse ahenk başlar.

Amok’u durdurmalı.

Sihir budur.

Sihrimiz de bu olacaktır!

omeraltass@gmail.com
twitter.com/omraltas
www.facebook.com/Ömer Altaş

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    fyz

    Kafir ile mümin arasındaki farklardan birisi de; Mümin "BU DÜNYA'yı da ÖBÜR DÜNYA'yı da" ister ve bunun için çalışır. Kafir ise "öbür dünyaya" inanmadığı için elinde sadece "BU DÜNYA" var. Yaklaşık 200 yıl önce kaybettiğimiz "DÜNYA'yı" şimdi "YENİDEN" istiyoruz. Adamların ( Bu gün için DÜNYA yı elinde bulunduran ve bunların attıkları kemiklerden beslenen herkes) ellerindeki tek şey olan "DÜNYA"larını istiyoruz. Gelin "adil ve ortak paydalar" üzerinde yeniden birlikte yaşamaya başlayalım diyoruz. Hiç mümkün müdür ki; Yüzyıllardır sadece bizi değil "insanlığı" katleden "batı" bu suçlarından pişmanlık duyup bizim bu "saf" teklifimize evet diyecek? Hiç Mümkün müdür ki; Elindeki tek bir şey olan "DÜNYA" yı (gücü) bizimle paylaşacak.... Hiç mümkün müdür ki; Kişi başı 40.000 $ yıllık gelirinin 5.000$ dolara düşmesini "adil ve ortak paydalarda birlikte yaşamak" için feda edecek.... ........ ........ vs Lütfen artık "kendi bilginize ve zannınıza göre" göre değil "Kur'an-ı Kerim" de ve "Sünnet-i Seniye" de "bu topluluklar" için bize verilen "vahyi bilgilere" göre fikredelim. İnsanları "hakikatlerden" koparan biraz da "kolaycılığa" kaymalarına sebep olan yazılar bunlar.. Allah "hepimizden" razı olsun. Allah razı olduktan sonra "isterse" herkesi razı eder.

    cevapla
  • avatar
    Cem Şirin

    V For Vendetta filminde, V muhatabı piskopoza: "ve sen, bütün alçaklığını ortaya çıkardın! ve yine sen, kutsallığı kullanarak eziyet ettin! aziz kılığına girerek şeytanın rolünü üstlendin!" sözlerini sarf ettiğinde, piskopozun "lütfen merhamet et" repliğinden başka söyleyecek sözü yoktu! "Lütfen merhamet et" sözü de aslında bir aldatmacaydı: çünkü içinde en ufak bir pişmanlık yoktu! Sadece suç üstü yakalanmıştı ve çaresizdi! Diyalog, "Bu gece olmaz piskopoz, bu gece olmaz!" diye son bulmuştu. Amok koşucusu bir değil, milyonlarca! Durdurmak için kullanılacak sihirli sözler: hokus-pokus veya abra-kadabra değil! Belki: "Bu sefer olmaz bayım, bu sefer olmaz" olabilir!

    cevapla
  • avatar
    VATANDAŞ

    VATANDAŞ: Sayın ALTAŞ, Ülkemiz adete bir fetret dönemi geçirmekte. Toplumsal barışi mutlaka temin etmek zorundayız. Sağ-sol Alevi-Sünni TÜrk -Kürt v.s gibi tüm ayrıştırıcı kavramları, tüm ötekileştirme söylemlerini birakıp birbirimizi kucaklamalayılız. 15 temmuzda millet tek yürek olmuştu, bu duyguyu yaşatmalıyız. Herkesin düşüncesini olduğu gibi kabul edip saygı duyabilmeliyiz. Devlet tüm toplumu şevkatle kucaklayıp sarmalıdır. Sayın ALTAŞ çoktandır yazılarınıza ara vermiştiniz, yazılarınızın devamı dileğiyle

    cevapla
  • avatar
    OĞUZHAN

    Kamuya personel alımında liyakatin ve tarafsız,tartışmasız her kesimin kabul ettiği kriterler ile yapılmayıp,mülakat adı altında sadecede taraf olmak dışında bir özelliği olmayanları alırsanız,tüm kesimlerde Hak,hukuk,kanunlara uyma anlayışı ciddi yara alır,güven sarsılır ve "Amok'u" hiç tedavi edemeyiz,saflar daha derin hatlarla ayrışmaya devam eder.ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR,ilkesi sosyal hayatımızın her kesitinde hayata geçmeli,bunun böyle olduğuna bütün kesimler inanmalıdır,bu inancı sağlayacak olanlar icranın başında olanlardır.Suçlamak,işi dış güçlere bağlamak,mağduriyeti beyan etmek hiç bir kesimi tatmin etmeyecektir.“ Şeyh Edabalinin sözleri duvarlardan,çerçevelerden hayatımıza girmelidir,selamaetle. Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.

    cevapla
  • avatar
    Abdülkadir

    Abd içimizde ahenk olmasına asla izin vermeyecektir.hükümet ve CB nımız ülkemizin ahenk içinde olması için çalışmalıdır ama abd nin planlı saldırılarınıda bertaraf etmek için karşı planlar yapmalıdır,derin düşünce ekipleri oluşturup bu abd nin içimizdeki hainler üzerinden gerçekleştirmek istediği planları nasıl bozarız,bertaraf ederiz bunların araştırılması lazımdır.Ülkemizde mebzul miktarda batıcı,batı hayranı kendisine Atatürkçü laik diyen ve bu ülkenin sürekli kaymağını yiyen bir kesim var. Bunların ahenk içinde bir toplumun inşasında pek yer alacaklarını sanmıyorum.Çünkü bunlar vesayet sitemlerinden bayağı nemalanan bir guruhtur.Bu guruh daima çatışmacı olacaktır.Çünkü kaybettikleri menfaatler oldukça çoktur.Eskiden her kapı bunlara açılırken şimdi diğer insanlara yapılan muamelenin aynısını kendileri yaşadığından bu pek hoşlarına gitmemektedir.Ben o yüzden bu kesimin ahenkli bir topluma katkı sağlayacağını düşünmüyorum.Selam ve dua ile

    cevapla
  • avatar
    Mamoş

    Ellerin dert görmesin yüreğine vücuduna bedenine sağlık

    cevapla
  • avatar
    Mehmet ekici

    "FETÖ gibi baş edilmesi güç bir yapıyı dindar bir yapıyla çökertmeyi sabırla beklediği gibi." Yazinin tamami harika ama alintiladigim kisim can alici emegi gecenlerden Allah razi olsun.

    cevapla
  • avatar
    Şükrü GENCER

    Lübbü bulmayan, kışır ile meşgul olur. Hakikatı tanımayan hayalâta sapar. Sırat-ı müstakimi göremeyen, ifrat ve tefrite düşer. Müvazenesiz ve mizansız olan çok aldanır, aldatır. Risale-i Nur - Muhâkemat(50)

    cevapla
    • avatar
      Özkan

      size mi kaldı vatan kurtarmak hiç utanmaniz arlanmanizda yok hala bunlardan den vuruyorsunuz.

  • avatar
    Bitlisli Yalnız Kurt

    işin özü yazarın şu cümlelerinde; "Haksızlık ve hukuksuzluğu muhafazakârlar, Dinciliği İslamcılar, Batıcı Kemalizm’i Atatürkçüler, Irkçılığı Türk milliyetçileri, Ayrımcılığı Kürt milliyetçileri, Meşrepçiliği Aleviler, Emperyalizmi azınlıklar, İslam fobiyi Laikler mahkûm ederse ahenk başlar. Amok’u durdurmalı. Sihir budur. Sihrimiz de bu olacaktır!" 15 TEMMUZ 2016'da "SURDA BİR GEDİK AÇTIK MUKADDES Mİ MUKADDES" BU RUH VE ŞUURUN TEKAMÜL EDEREK İLELEBET KALMASI DUÂSIYLA...

    cevapla
    • avatar
      mustafa

      çok güzel bir özet olmuş. ellerine sağlık kardeşim.