Sivil İradesizlik

Ramazan ayı başlamıştır. Sivil toplum kuruluşları, her gün bir başka iftar davetinde mutlu mesut birbirini ağırlarken Katar krizi patlak verir. Suudi Arabistan’ın başını çektiği bir dizi ülke, Katar’a diplomatik tecrit kararını uygulamaya koyar.

Türk kamuoyu şaşkındır... Sivil toplum bu duruma nasıl tepki vermesi gerektiğini, nerede duracağını kestiremez. Ta ki Cumhurbaşkanı konuşana kadar... Erdoğan’ın Katar’a destek mahiyetindeki açıklaması, ne yapacağını bilmez vaziyetteki milyonların yüreğine su serper...

Zira artık hedef bellidir. Artık onlar doğruyu yanlışı anlamış, meseleyi bütün yönleriyle çözmüş, gereken tedbirleri almak üzere işe koyulmuştur.

Hemen sosyal medya ve sokak eylemleri yoluyla Katar’ın yanında olunduğu ilan edilir. İtina ile Katar güzellemeleri düzülür ve ümmetin umudu, İslam’ın son kalesi Katar’a bağlanır. Nihayet herkes derin bir nefes alabilecektir. Görev tamamlanmıştır. Şimdi yapılması gereken, İslam dünyasının bir başka coğrafyasından yeni bir zillet haberi gelene kadar beklemektir.
    
Öte yandan FETÖ davaları sessiz sedasız sürmektedir. Lâkin davalara sahip çıkmak bir yana, sivil toplum yine sırra kadem basar. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en tehlikeli, ahlâksız ve sinsi örgütünün yargılanması -sanki darbeyi atlatalı 40 yıl olmuşçasına- Allah’a emanet edilmiştir.
    
Zira henüz Erdoğan’dan emir gelmemiştir. Reis, davalara sahip çıkılması yönünde direktif vermediğine göre her şey yolundadır. Sivil iradeye veya Parti teşkilatına düşen hiçbir vazife yoktur.     

Netice mi? 

Bugün toplumun tüm kesimlerince “adalet-mülk-damat” denklemleri kurulmaktadır ve yargı süreci ustalıkla sulandırılmıştır.

Salıverilen damatlar vicdanları rahatsız ederken ve bu durumdan en fazla Ak Parti zarar görürken ses çıkarmaya cesaret edemeyen babayiğitlerin, yarın Erdoğan bu konuya parmak basarsa herkesten evvel adalet timsali kesileceğini ise tahmin etmek zor değil.

Bunun gibi pek çok örnek vermek mümkün. Çünkü “bizim mahalle”de döngü artık pek değişmiyor.

Türkiye’de İslami hareketlerin resmi ideoloji tarafından illegal kabul edilmekten kurtulup “sivil toplum kuruluşu” niteliği kazanmaları çok eski bir tarihe dayanmıyor. Erbakan Hoca’nın tarikat şeyhlerine verdiği iftarın rejime karşı tehdit olarak lanse edildiği günler henüz hatıralarda canlı. 28 Şubat’ın İslami hassasiyet sahibi kesimleri ezmesini müteakip AK Parti ile birlikte bu sivil hareketler, devlet nezdinde ilk kez itibar kazanmaya başladı. İslami orijinli sivil toplum hareketleri, modern Türkiye tarihinde belki de ilk defa ciddi manada toplumun geniş kesimlerine mal olmaya başlarken bu sefer de var oluşlarını iktidara endeksleyerek asli fonksiyonlarını icra edemez duruma düştü.

Bu yeni sivil toplum kuruluşları, iktidar emir vermeden harekete geçme riskini göze alamaz; Erdoğan işaret etmeden hiçbir yaraya merhem olamaz hâle geldi.

Neden mi böyle oldu?
- Mevcudiyetinin ve istikbâlinin yegâne temelini iktidara ve devletten gelen güce bağlayarak sisteme çok fazla entegre olma eğilimi yüzünden...
- STK bünyesindeki görevleri, asıl maksadının dışına çıkarak, bir milletvekilliği kapma yahut önemli mevkilere kapak atma pozisyonu olarak görme hastalığı yüzünden...
- Maddi varlığını siyaset eliyle sağlamlaştırma kolaycılığı yüzünden...
- Ekonomik bağımsızlığın kazanılamamış olması ve dolayısıyla inisiyatif alma yeteneğinin bulunmaması yüzünden...
- Kendiliğinden refleks gösterilmesi hâlinde siyasi irade ile karşı karşıya gelme çekincesi yüzünden...

Durum böyle olunca, bütün yük “bir kişinin” omuzlarına bırakılarak sorumluluk almaktan kaçınılıyor. Sistematik bir sivil toplum anlayışı kendine yer bulamıyor.

Adalet, hakkaniyet, mazluma sahip çıkma, iyiliği emredip kötülükten men etme gibi hasletlerde artık sivil toplumun ve Parti üyelerinin daha cesur davranması gerekiyor.

Hem ne demiş Muhammed İkbal?

“Topluma hayat ve yiğitlik saçmadıkça ne şairin şiirinde ne de bir ozanın türküsünde hayır vardır.”

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    Hasan Basri

    Dillendirilemeyen bir mevzu.. Ağzınıza sağlık

    cevapla
  • avatar
    Ahmet Nedim

    Kalemine nefesine sağlık...

    cevapla
  • avatar
    Ertuğrul Yıldız

    Yazınızı zevkle okudum. Çok güzel bir yazı. Tespltleriniz tek kelimeyle Harika...

    cevapla
    • avatar
      Mustafa Raşit Boyraz

      Çok teşekkür ederim. Hepimizin ortak dertleri bu hususlar.