Mella Ahmed

Küçücük çocuklardık, Doğubayazıtlı Osman Bey’in dediği gibi ailelerin tek derdi çocukları ne idiği belirsiz örgütlere kaptırmamaktı. 12 Eylül diktası bütün ülkede silindir etkisi yapmış, bu ne idiği belirsiz ideolojilere, örgütlere oldukça mümbit bir alan yaratmıştı. Batı/doğu ayırmaksızın ülkeyi inim inim inleten zulüm Doğu'da katmerleştirilerek uygulanıyordu.

Herkesin sus pus olduğu bu zor zamanda Mella Ahmed, Karakoçan derler bir küçük kasabada kimsenin ummadığı cürette vaazlar veriyor, dikta rejimine İslami hassasiyetlerle oldukça sağlam eleştiriler getiriyordu camii kürsüsünden.

İlk kez 78 yılı sonbaharında, Merkez Camii’nin tam karşısında, rahmetli Hacı İbrahim Bey'e ait, boydan boya koyu yeşile boyalı, iki katlı evinin alt katında kurduğu küçük medresesinde tanıdım Mella Ahmed’i. Sarıcanlılara has sert ama insanın içini ısıtan tebessümü ile etrafına topladığı birkaç öğrenciye tefsir, hadis ve fıkıh dersleri veriyordu.

Evine sadece uyumak için gider, sabah ezanından çok önce yeniden medreseye gelir, haftada birkaç kez de Karakoçan’ın Kadirî sofileri ile zikir meclisleri kurar, rahmetli Sofi İzzedin, Sofi Halil, Sofi Resul ve Bedri kardeşler ve adlarını anımsayamadığım daha birçok değerli insan ile sabahları bulan bu zikir meclislerinde, hem alevli ruhlarımızı sakinleştirir, hem nasihat eder, ilimi ve irfanı ile yol gösterirdi.

Lisede okuduğumuz yıllarda elimize geçen birkaç kitap ile adeta kendimizden geçmiş, Seydamızı beğenmez olmuş, yer yer oldukça zalim eleştiriler getirerek onları pasiflikle, yanlış yollara sapmakla itham eder olmuştuk.

Bir kış sabahı, yerler yürünmez derecede buz, hava zemheri, Fehmi, Nurullah, Hasan, Ahmet ve diğerleri ile birlikte mutat hale getirdiğimiz sabah namazını camide eda etmek üzere sözleşmiş, anne babalar endişelenmesin diye sessizce dışarıya seğirtmiş, camiinin buz sarkıtları ile dolu abdesthanesinde abdest almış, Rahmetli Molla Nurettin’in selamından hemen sonra camiye girmiş ve ayrı bir saf tutarak namazı eda etmiştik. Mella Nurettin haklı olarak, kendisine tabi olmayışımıza çokça kızar, yer yer bizi tedip ederdi. Yine söylene söylene bizleri ters ters süzerek dışarı çıkmıştı.

Mella Ahmed ve birkaç sofisi ön safta sabah zikri ile meşguldüler. Biz de biraz ağırdan alıp duamızı ettik ve çıkmak üzere ayaklandık. Mella Ahmed bizlerin ayaklandığını görünce her zamanki insanı ürkütmekten korkar nezaketi ile seslendi ve bizi yanına çağırdı. Yanına diz kırıp oturduk.

Kısa bir hoşbeşten sonra sofilerin birkaçı izin istedi, kalanlarla birlikte bizlere biraz nasihat etti. Birkaç gün evvel yine bu cami cemaat konularında arkadaşlara biraz katı davranmış, kendimize çeki düzen vermeyi salık vermişti. Bu biraz sert nasihatinin o ince kalbinde nasıl bir huzursuzluk yarattığını aradan on yıllar geçtikten sonra anlayabiliyorum.

Sakince döndü, ‘dün gece’ dedi  ‘Bir rüya gördüm, rüyamda beyaz bir ata binmiş, beyaz giysiler içinde, bembeyaz bir sakalın örttüğü nur yüzlü bir ulu bana parmak sallayarak  ‘O gençlere karışma, onlar İslam’ın geleceğidir’ diye buyurdu.” 

Gözleri her zaman ki gibi ıslak, kalbini yüzünde taşırmışçasına insanın içine işleyen samimiyeti ile her birimizi tek tek kucakladı, dualarla uğurladı. O gün belli belirsiz bir utanç hissettiğimi anımsıyorum bu derin ve etkileyici nasihat karşısında, ama aradan onca yıllar geçtikten sonra, geçen hafta hakka yürüyen bir büyük alimin ardından, fırsat elimizdeyken nasıl faydalanamadık, ilim ve irfan halkasından nasıl daha fazla nasiplenemedik diye hem büyük bir hayıflanma hem de derin bir utanç duydum yeniden.

Mella Ahmed, 12 Eylül diktasına karşı dimdik durmuş, durmuş ne kelime dikilmiş bir cesur mümin, taşıdığı ilmin hakkını veren bir alim, incecik bir yürek sahibi narin bir sofi, bir Kadirî ve Haydarî idi.

Karakoçan’ın yetiştirdiği nice değerlerden biri olarak, Mella Ahmed, yaşadığı hayatla, yetiştirdiği talebelerle, vaz u nasihatleri ile yönlendirdiği cemaatlerle, gönlü yaralı nice müridan ile derin bir iz bırakarak göçtü.

 Üzerinden geçip gittiğimiz bu yalan hayat, kendisine katlanabileceğimiz anlamları her gün biraz daha yitirerek, biraz daha anlamsızlaşarak, bu ışıltılı yıldızları birer birer söndürerek adeta bir alarm veriyor. Şimdi Mella Ahmed her birimize, yaşadığı muhteşem hayat ve böğrümüzde derin bir acı, bir boşluk bırakan vefatı ile son bir ders daha veriyor;

Ey insan, hayat dediğin şey sana emanet edilmiş bir imkan, onu hanlar hamamlar, zevk u safalar için harcayabilirsin, ama hayat biten bir şey değil, devam eden, bir yere doğru akan bir nehir, onu buralarda bırakacağın çer ü çöp için harcama, yalan dolan bir yaşam için harcama. Dopdolu, kalıcı, ışıltılı şeylerin peşine düş diyor Mella, ilim ile meşgul ol, ruhunu yontarak, ahlak ve izan ile, vicdan ve merhamet ile donatarak geçir zamanını diyor. Bedenin dahil burada edindiğin her bir şey bir çöp olarak kalacak ardında, bir çöp yığını için harcama diyor ömrünü.

Allah Sevgili Seydamıza, Mella Ahmed Hocamıza gani rahmet eylesin, mekânı cennet, kabri pür nur olsun.

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    Mahmut yavuz

    Amin . Rabbim magfiret etsin.

    cevapla