Fişlenmek, üstelik yanlış fişlenmek

Bu doğru; ama fişlenmekten daha berbat bir durumla karşılaşma ihtimaliniz çok daha güçlü: Yanlış fişlenmek. Öyle ya, devlet görevlileri tarafından kasıtla veya bilgisizlikle bir iftiraya uğrayabilirsiniz ve fişleme düzeni size bu hatayı düzeltecek açık kapı bırakmadığına göre ne yapacaksınız?..

Mesela, devletsiz bir toplum düzeninin, yani anarşinin ideal bir toplum için en iyi alternatif olduğunu düşünen ve barışçı yöntemlerle sivil itaatsizlik eylemlerini savunan bir vatandaşımızı alalım. Bu vatandaşımız liberal-anarşist fikirlerini sağda solda anlatıyor; kanunlara karşı gelmeden tezlerini savunuyor. Bu vatandaşımızı fişleyen Jandarma başçavuşu ise doğal olarak fikirler arasındaki nüanslardan bihaber. Anarşi deyiminin, “otoritenin olmaması” anlamına geldiğini bilmiyor. 70’li yıllardan kalma bir tasnifi takip ederek onu “terörist” ve devlete ve kanunlara zor yoluyla karşı çıkan biri olarak fişliyor. Veya, bölük komutanlığı yapan Jandarma astsubayı, öğretmen olan eşinin tayinini ilçe merkezine yapmayan kaymakama zarar vermek istiyor. Çilingir sofralarında sosyal demokrat fikirleri uluorta savunan kaymakamı, “mürteci ve Atatürk düşmanı” olarak kayıtlara geçiriyor. Solcu sağcı, laik mürteci, kendi halinde biri devlet düşmanı oluveriyor. Verdiğim örneklerin hiçbiri hayali değil. 12 Mart’tan sonra ODTÜ yurdunda arama yapan polisin, eline geçirdiği V. I. Lenin’in kitabına bakıp, “Yahu bu Lenin’in altıncısı da varmış” diyebilmesi, hiç olmazsa Lenin’e dair asgari bir bilgiye dayanıyordu. 12 Eylül sonrasında arama yapan askerin “Einstein ve Evren” kitabını, Millî Güvenlik Konseyi Başkanı’na yönelik bir kitap olarak yorumlamasına karşı söylenebilecek pek bir şey kalmıyordu. 2004 yılında bir kuvvet komutanlığının kaymakamlıklara yazı göndererek AB, ABD yanlılarının, sanatçıların ve satanistlerin belirlenmesini istemesi, kanuni yetki bir kenara bırakılsa bile imkansızı istemekti. Bu emrin yerine getirilebilmesi için bu tasnifleri yapabilen görevliler gerekli.

Nüfusu eğitimli, memurları ise uzmanlaşmış Fransa bile bu işin içinden çıkamadı. Mevcut fişlemelerin yarısının yanlış olduğu, bir komisyon marifetiyle belirlendi ve fişlerin imhasına karar verildi.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü, üniversite personelinin fişlenmesi ile ilgili davanın duruşmasında, “Üniversitedeki birçok kişi hakkında devletin resmi kaynakları tarafından bana verilen bilgilerin kasıtlı olarak yanlış olduğu ortaya çıktı.” diye ifade verdi. Bence kasdın yanında bilgi ve görgü noksanlığı da aranmalı. Güvenlik birimlerince yapılan ve Rektör’ün kasasından çıkan fişlerin, doğru ve gerçek bilgilere dayanmaktan ziyade düşmanlık veya bilgisizlikten çarpıtıldığı ortaya çıktı. Siyasî-ideolojik görüşlerin tasnifinde uzmanlar bile ciddi zorluklar yaşarken, lise düzeyinde eğitim almış personelin doğru ve sağlıklı bilgilere sahip olması imkansız. “İyi adam-kötü adam” kutupları dışında, o düzeydeki personelden ilave bir sınıflandırma çıkabilir mi? Kendisinden yukarda duran bir vali yardımcısını, kaymakamı veya öğretmeni fişleyen bir jandarma personeli “fişleme iktidarı”nı hangi amaçla kullanır?

Herhangi bir konuda tartışma çıktığı zaman, “bu işten kim zararlı çıkar” mantığı ile saf tutmak yaygın bir yaklaşım. Hukuku korumanın, hukuk düzenini korumanın, her zaman hukuktan yana tutum takınmanın eninde sonunda haklı olanlara hizmet edeceğini, aksine tutumların ise haksızlığa yol açacağını ve herkes gibi bundan bizim de zarar göreceğimizi fark edebilmeli ve hukuku tavizsiz bir prensip haline getirebilmeliyiz.

Fişlenmek demek, size ait özel bilgilerin birilerinin kasasında bulunması ve devletin bu bilgilere sahip olması anlamına gelmiyor. Ağır basan ihtimal, cahil veya kasıtlı personel tarafından size dair kayda geçmiş yanlış bilgilerin devletin sizinle ilgili kanaatini oluşturması. Muhtemel ki, kasadaki bilgilere göre savunmadığınız, sahip olmadığınız düşüncelerden dolayı töhmet altındasınız. Bu suçlamalardan kurtulma ve kimliğinizi ispatlama şansına da sahip değilsiniz.

11.04.2006

e-posta adresi:m.turkone@zaman.com.tr

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    nazim

    sayın türközüne katılıyorum kendi yazılarını gayet düzeyli gerçekle her halde içiçe ynsıtan bir akademisyen bir yazar..keşke diğer yazarlarımız da ülkemizde var olan ama bazılarının gerçekleri yansıtmakta geciktiği sorunları özgürce onun bunun tepkilerinden korkmadan yansıtsa ve yazabilseler..türközün kürt sorunu ile alakalı yazılarında katılmadığım hiç bir konu olamamıştır şimdiye kadar..ama yine de bu ülkeyi tanıyan bu ülkeyi seven hemen herkesin bu sorunun şiddetle çözüleyemeyeceğini bilmesi lazım ..daha çok daha çok özgürlük ve demokrasiyle göreceksiniz..pkk terörü diye bişey kalmayacaktır ..zaten yıllardır bu sorun şidetle çözülmekten çok daha çok derinleştiriliyor.

    cevapla