Nasıl Bir Hayat Yaşıyorsanız Siz Osunuz.

15 Temmuz’da kendi yetiştirdikleri bir kısım askerler marifetiyle darbeye yeltenen FETÖ elemanları şimdilerde devam eden mahkemelerde vatandaşların aklıyla alay edercesine bu işlerle hiçbir ilgilerinin olmadığını, kamera kayıtlarına, telsiz konuşmalarına, sadece kendilerinde bulunan özel bilgisayar yazışmalarına rağmen iddia ediyorlar.

Bu yapının öyle bir insan türü yetiştirmiş olduğu görülüyor ki; devletin özel bilgilerini ele geçirebilmek için yetkili olanlara kendi müntesiplerinden bayanları arkadaş olarak gönderip onların zaaflarından istifade ederek amacına ulaşmaya çalışıyor. Amaca ulaşmak için her yol mubah; yalan söylemek, haksız yere suça bulaşmış gösterip derdest etmek, iş adamlarından zorla para toplamak (vermeyenler hakkında gerekirse terör örgütüne yardım iddiasıyla yıllarca hapislerde yatırmak), kendi elemanlarının önünü açmak için pırlanta gibi insanlara iftiralar atmak, baskı uygulayıp bezdirmek ve en son yıldırıp çekilmesini sağlamak vb.

Bir kısım İslami anlayışların geliştirdikleri takiyye kültürü o derece iğrenç bir halde kullanılıyor ki Aman Ya Rabbi!

Bu uğurda inanç, ahlak, namus, onur gibi kavramların hiç mi hiçbir anlamı yok.

O derece kaypak bir yaşam tarzını amaca ulaşmak için meşru gösterme çabası, artık bunu uygulayanları, o yaşadıkları çirkin hayatın birer müntesibi haline getirmekten başka bir işe yaramamış.

Böyle seviyesiz, kaypak, namus hassasiyetinden uzak gayri ahlaki her türlü yaşam şekli artık bu insanların hayatının bir parçası olmuş ve aslında bu insanlar artık bu yaşamın dışında bir hayata sahip değiller.

Neyi yaşıyorsan sen osun arkadaş. Bunu aklından çıkarma. Yalanı meşru görüyorsan sen bir yalancısın. Ahlaki seviyesizliği meşru görüyorsan sen ahlaki zaaf sahibi bir hiçsin. Namussuzluğu meşru görüyorsan sen bir namus mefhumundan yoksun kişisin. Hırsızlığı meşru görüyorsan sen adi bir hırsızsın. Bu kadar. Bunun dışında bir şey değilsin. Yok, öyle kutsal bir amaç için bunlara katlanıyormuşsun falan hikâyelerle kendini kandırma.

Nasıl bir hayat yaşıyorsanız siz osunuz.

Ammar bin Yasir’in işkenceler altında hayatını kaybedecek seviyede bir hale gelmesinden sonra canını kurtarmak için müşriklerin dileklerini yerine getirmesini, kendilerine fetva kaynağı olarak kabul edenler hüsrana uğrayacaklar. O güzel insan, annesini İslam’ın ilk şehidi olarak vermesine ve kendi de ölüm derecesinde işkenceye uğramasından sonra müşriklerin sözlerini tekrar edip canını kurtarmışken, bunun için bile uzun süre pişmanlıklar içinde kıvranmış, ta ki Peygamber efendimizin onun yaptığını onaylaması ile rahatlamıştır.

Bir de bu takiyyeyi Müslümanlara karşı yapmazlar mı? İlginç olan da bu. Yalan söylemeyi, malı ve mülkü gaspı, evrakta hileyi, rüşveti, yolsuzluğu, namuslu insanların mahremiyetlerini kayıt altına alıp bunu onların aleyhine kullanmayı, namuslu insanlara iftirayı, insanlardan himmet adı altında bazen ciddi meblağlarda para almak için tehdit dahil her yolu kullanmayı, siyasilere şantaj için ülkenin en mahrem bilgilerini alıp başkalarına vermeyi mubah görmezler mi? Üstelik bunu yaptıkları ülkenin insanları alnı secdeye giden “kıble ehli” insanlar.

Kendi dışındaki İslami hassasiyete sahip cemaatlere karşı son derece acımasız davranıp yıllarca bunları terör örgütü gibi gösterip onlarca yıl hapisler yatmaları sağlamak nasıl bir vicdanın ürünü. Bunların mağdur ettiği insanların bir kısmı çeyrek asırdır hapislerde ve bunların hakim olduğu iddia edilen Yargıtay dairesinin gelen tüm itirazları ve haklı bile olsa gerekçeleri direk reddettiği bu dosyaları bilenler tarafından söyleniyor.

Halbuki mahkemelerde çıkıp mertçe yapılanları kabul edip arkasında durulsaydı, 17-25 Aralık olayları ve 15 Temmuz darbe girişimi delikanlıca sahiplenilseydi belki de bu kadar nefret edilmeyecekti bu insanlardan. Çıkıp bunları alkışlamayacaktı vatandaşlar ancak bu denli kepaze olarak görülmeyecekti.

Ne kadar yaşayacağız ki bu hayatta; onurlu, şerefli ve muttaki bir yaşam için kısacık bir ömrümüz varken böyle kaypak bir hayat tarzı da ne oluyor. Şunun şurasında ne kadarlık bir ömre sahibiz ki. Bunu da öyle sapkın anlayışları meşru görüp bu uğurda gayri meşru bir hayat yaşamaya gerçekten değmez. Hele bir de kırk yılını böyle insanlar yetiştirerek geçirmek olacak iş değil. Dünya menfaati buna değer mi? Böyle düşünen insanlara, üç defa ölüme yaklaşmış ve halen bu riskin devam ettiği biri olarak seslenmek istiyorum. Hakikaten değmez böylesi bir kepaze yaşam şekline. Dünyanın imarından, insanlığın hayat bulmasından itibaren güzel insanlar nasıl yaşamışlarsa onları örnek alıp dosdoğru yaşamdan asla ödün vermemek gerekir. Kim böylesi sapkın şeyleri mubah görüp uyguluyorsa büyük bir yanılgı içinde olduğunu bir gün anlayacaktır. Ancak o gün artık yeterince geç olabilir.

Nasıl inanıyorsanız öyle yaşarsınız. Nasıl yaşarsanız öyle inanmışsınızdır. Bu kadar gerisi uyduruk bir hikaye…

 

YORUMLAR
avatar

Henüz hiç yorum girilmemiş. İlk yorumu siz yazın!