Sefaletle dolu bir dünyada Hristiyan olmak

TEMEL SORU: SEFALETLE DOLU BİR DÜNYADA HIRİSTİYAN OLMAK

Yazar Leonardo Boff ve Clodovis Boff

Çeviren: A. Altay Ünaltay

(Kısaltılarak çevrilmiştir)

Kırk yaşlarında, ama 70 yaş görünümlü bir kadın, ayinden sonra papazın yanına gitti ve üzüntüyle şöyle dedi: “Peder, günah çıkarmadan ayine katıldım.” “Neden kızım?” dedi papaz. “Peder,” dedi kadın, “Geç geldim, siz ayine başladıktan sonra. Üç gündür sade su içtim, yiyecek birşey bulamadım, açlıktan ölmek üzereyim. Sizin (şarap ekmek ayini için, ç.n.) o küçük ekmekçikleri dağıttığınızı görünce, hemen ayine katıldım; bir parça ekmek için! Papazın gözleri yaşla dolar. İsa'nın sözlerini tekrarlar: “Etim (ekmek) gerçek gıdadır, Benimle beslenen benden hayat alır” (Yuhanna 6 / 55, 57).

Birgün, Brezilya'nın kurak kuzeydoğu bölgesinde, dünyanın bu ençok kıtlık çeken parçasında ben (Clodovis) evine giden bir papazla karşılaştım; (yürürken, ç.n.) titriyordu. “Peder sorun nedir?” dedim. Az önce korkunç Bir şey gördüğünü söyledi. Kilisenin önünde bir kadın varmış. Yanında 3 küçük çocuk ve boynuna tırmanmaya çalışan bir bebekle birlikteymiş. Hepsi açlıktan bayılmak üzereymiş. Bebek ölü gibiymiş. Ona, “Kadın, bebeğe biraz süt ver” demiş. “Yapamam efendim” demiş kadın. Papaz ısrar etmiş; kadın da ısrarla yapamayacağını söylemiş. Sonunda, papazın ısrarına dayanamayıp gömleğinin düğmelerini açmış. Göğsü kanıyormuş. Bebek deli gibi memeye saldırmış. Ve kanını emmiş. Kadın, artık hayat verdiği bebeği kanıyla besliyormuş. Papaz kadının önünde diz çökmüş, elini bebeğin başına koymuş ve yemin etmiş: “Bu açlık bitene dek hergün bir aç çocuğu besleyeceğim.”

Bir cumartesi akşamı ben (Clodovis) cemaatin din öğretmeni Manuel'i görmeye gittim. “Peder” dedi, “bu bölgenin cemaatleri yolun sonuna geldi. Açlıktan ölüyorlar. Ayine gelemezler, gelecek güçleri yok. Güçlerini korumak için evlerinde duruyorlar”

Acımak... Birlikte Acı Çekmek

Kurtuluş ilahiyatının ardında ne yatar? Başlangıç noktası yukarıda anlatılanlar gibi felaketlerin kavranmasıdır; bunlar sadece Latin Amerika’da değil, Üçüncü Dünya'nın her yerinde var. “Muhafazakâr” tahminlere göre geri bıraktırılmış ülkelerde,

500 milyon açlık çeken var.

Bir milyar 600 milyon kişi 60 yıldan az yaşayacak. (gelişmiş ülkelerde 45 yaş orta yaş kabul edilirken, Latin Amerika ya da Afrika'da çok azı bu yaşı görebilmeyi umacak)

Bir milyar kişi mutlak fakirlik içinde, bir buçuk milyar kişi temel tıbbi yardımdan yoksun.

500 milyon kişi işsiz ya da geçici işçi; yılda 150 Dolardan az kazanıyor.

814 milyon kişi okuma yazma bilmiyor.

2 milyar kişinin temiz suyu yok.

Acaba kim, bu insani cehennemin ortasında haklı bir öfkeye kapılmaz? Kurtuluş ilahiyatı işte bu duruma güçlü bir protesto demektir, çünkü bu durumun anlamı:

Sosyal düzeyde: toplumsal baskı, dışlama, marjinalleştirme,

Kişi düzeyinde: haksızlık, insan haklarının reddi,

Dini düzeyde: “sosyal günah”; Yaradan'a, O'nun amaçlarına ve verdiği haysiyete karşı çıkmaktır.

İnsan ırkının büyük bölümünü etkileyen bu acı için, asgari düzeyde “birlikte acı çekmek” olmadan, kurtuluş ilahiyatı varolamaz ve anlaşılamaz. Kurtuluş ilahiyatının ardında yatan, bu yerinden yurdundan edilmiş, dışlanmış milyonların hayatı, amacı ve mücadelesine peygamberi ve kardeşçe bir katkı, bu tarihsel sosyal haksızlığın bitmesi için bir kararlılıktır. Vatikan Talimatnamesi “Kurtuluş İlahiyatının Bazı Veçheleri”nde (6 Ağustos 1984) bu iyi ifade edilir: “Dramatik bir fakirlik halinin, ilahiyatçıların önüne koyduğu meydan okumayı bir an bile akıldan çıkarmak imkânsızdır – özgün bir kurtuluş ilahiyatı ihtiyacının meydan okuması.”

Fakirlerin Bağrındaki Fakir İsa'yla Buluşmak

Her gerçek ilahiyat bir maneviyattan çıkar -yani tarihte bir şekilde Tanrı ile buluşmaktan- Kurtuluş ilahiyatı, fakirlere yapılan zulümle karşılaştığında doğdu. “Fakir” kelimesiyle biz kapı kapı dolaşıp dilenen kişiden bahsetmiyoruz. Fakir bir topluluktan, “halk kesimlerinden” bahsediyoruz; bu Karl Marx'ın öne çıkardığı “proletarya”dan çok daha geniş bir kategoridir. Öte yandan fakirler kapitalist sistemce sömürülen işçileri kapsadığı gibi, yarı işsizleri, üretim süreci tarafından kenara itilenleri de kapsar, istihdam edilenlerin yerine geçecek bir ihtiyat ordusu elde tutulur.

Tüm bu sosyal ve tarihsel olarak ezilmiş kitleler bir sosyal tezahür olarak fakirleri oluşturur. İmanın ışığında Hıristiyanlar burada o acı çeken Kul'un, İsa Mesih'in meydan okuyan yüzünü görürler. Önce sessizlik vardır, sessiz ve hüzünlü endişe, bir esrarla karşı karşıyasınızdır, sizden içe yöneliş ve dua ister. Sonra o sizinle konuşur. Haça gerilenlerin içindeki Haça Gerilen (dile gelir, ç.n.), ağlar ve haykırır: “Açtım, hapisteydim, çıplaktım” (Matta 25 / 31–46).

Burada gereken endişeden çok kurtuluş için etkin eylemdir. Haça Gerilen hayata geri çağırılmalıdır. Fakirlerle birlikte, zalimce yaratılmış ve onları esir almış fakirliğe karşı savaşıyorsanız, onların yanındasınızdır. Mazlumlarla kardeşlik içinde bir hizmet acı çeken İsa için sevgi ve Tanrı'yı razı eden ibadeti de gerektirir.

İlk Adım: Kurtarıcı Eylem

Ezilmişleri insanlık dışı hallerinden dışarı çıkartacak etkin eylem nedir? Birçok yıllara dayanan düşünce ve pratik gösterir ki, bu denenmiş şu iki yoldan başkası olmalıdır: Yardım ve reform.

“Yardım”, yaygın sefaleti görünce duygulanmış kişilerin verdikleridir. Onlar kurumlar oluşturur, projeler organize eder, sosyal yaralara “sargı” ya da “yara bandı” tedbirleri. Ama hangi görüşle hareket ederlerse etsinler, ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar, -- başarılı dahi olsalar, yardım fakirlere yönelik, onları bir acıma hissinin kolektif nesneleri kılan, ama kendi kurtuluşlarının özneleri kılmayan birşeydir. Fakirler basitçe hiçbir şeyi olmayanlar olarak görülürler. Fakirlerin ezildiği ve başkalarınca fakir bırakıldığı görülmez ve onlarda olan şeyler – direnme gücü, haklarını anlayabilme yetisi, kendilerini örgütlemek ve insanlık dışı hallerini dönüştürmek – bunların hiçbiri dikkate alınmaz. Yardım fakirlerin bağımlılığını artırır; onları başkalarından gelene, başkalarının aldığı kararlara bağlar: Ve yine, onlar kendilerinin kurtarıcıları olamazlar.

“Reform” fakirlerin durumunu iyileştirmeye çalışır; ama hep varolan sosyal ilişkiler içinde ve toplumun temel çatısı içinde kalır; hâlbuki bu herkesin katılımını ve yönetici sınıfların imtiyazlarının geri alınmasını dışlar. Reform, fakir uluslarda büyük başarılara ulaşabilir, ama bu gelişmeler hemen hep ezilen kesimlerin zararınadır, çok nadiren faydasına olur. Örneğin 1964'te Brezilya ekonomisi dünyada kırkaltıncı sıradaydı; 1994'te sekizinciliğe yükseldi. Son 20 yıl yadsınamaz bir teknolojik ve sınaî gelişmeye şahit oldu, ama aynı zamanda fakirler için sosyal şartlar dramatik biçimde kötüleşti. Sömürü, sefalet ve açlık Brezilya’da tarihte görülmedik boyutlara ulaştı. Bu fakirlerin şimdiki elitist, sömürücü ve ayrımcı gelişme için ödedikleri bedel idi; Papa 2. Jean Paul’un sözleriyle, “Zenginler, fakirlerin daha fakirleşmesi pahasına zenginleşti.”

Fakirler şimdiki ezilmişlik durumlarından ancak sosyal koşulları daha iyiye düzeltecek bir stratejiyi uygulayarak kurtulabilirler: Kurtuluş stratejisi. Kurtuluşta ezilmişler bir araya gelir; kendi koşullarını “vicdanlaşma” (coscientization) süreciyle kavrarlar, ezilmişliklerinin nedenlerini keşfederler, hareketler şeklinde örgütlenirler ve eşgüdüm halinde davranırlar. Önce, varolan sistemin sağladığı her şeyi talep ederler: Daha iyi ücret, çalışma koşulları, sağlık yardımı, eğitim, barınma vs. Sonra onlar şimdiki toplumu yaygın paylaşımla karakterize yeni bir topluma dönüştürmek için çabalarlar. Burada sosyal sınıflar arasında daha iyi ve adil bir denge ve daha anlamlı hayat tarzları vardır.

Kurtuluş ilahiyatının vatanı Latin Amerika’da, İspanyol ve Portekiz işgalinin ilk günlerinden beri kurtuluş hareketleri olmuştur. Kızılderililer, köleler ve diğer ezilmişler sömürgecilerin zulmüne karşı savaşmış, özgürlük barikatları kurmuştur… Ve sömürgeciler içinden de Piskopos Bartolome de las Casas, , Antonio Valdivieso ve Toribio de Mogrovejo ve kimi diğer misyonerler ve rahipler çıkarak sömürgeleştirilen insanların haklarını savunmuş ve dini tebliği onların haklarının ilerletilmesiyle birleştirmişlerdir.

Sömürge yüzyıllarının müthiş ve dinsiz baskısına rağmen, özgürlük düşü tamamen sönmedi. Ama ancak son birkaç on yıldır yeni bir kurtuluş bilinci tüm Latin Amerika’da yayıldı. Fakirler, organize ve “vicdanlaşmış” şekilde, efendilerin kapılarını çaldılar, hayat, ekmek, özgürlük ve onur istediler. Tutsak olan özgürlüğü serbest bırakmak için eylem biçimleri uygulamaya kondu. Kurtuluş kendine güvenen ve mücadele araçlarına güvenen fakirlerin öz benliklerinden çıktı: Özgür sendikalar, köylü birlikleri, yerel örgütler, eylem ve eğitim grupları, halk partileri, Hıristiyan cemaatler. Onlara başka grup ve sınıflardan katılarak toplumu değiştirmeyi ve bu uğurda fakirlere katılarak değişimi getirmeyi seçenler oldu.

“Ulusal güvenlik” (yani “sermaye güvenliği”) rejimleri, askeri diktalar ve halk hareketlerinin birçok Latin Amerika ülkesinde ezilişi, örgütlenmiş fakirlerin dönüştürme ve kurtuluş gücüne karşı bir tepki oldu.

İkinci Adım: İman Kurtuluş Eyleminde Yansıyor

Hıristiyanlar her zaman bu geniş kurtuluş hareketlerinin çekirdeğini oluşturdular. Latin Amerikalıların büyük çoğunluğu sadece fakir değil, Hıristiyan’dı da. Yani en baştaki soru bugün de hala geçerli ve o da, burada Hıristiyanlığın rolünün ne olduğudur. Biz sefalet ve haksızlığın bu dünyasında nasıl Hıristiyan olacağız? Bunun tek cevabı olabilir: Biz İsa ve gerçek Hıristiyanların takipçileri olacaksak fakirlerle kaderimizi birleştirmeli ve kurtuluş ilahisini yazmalıyız. Sendika mücadeleleri, toprak ve Kızılderililere ait bölgeler için kavga, insan hakları savaşımı ve her türlü diğer katkı hep aynı soruyu getirir: Hıristiyanlık ezilmişlerin kurtuluş sürecine katılması ve bunu sırtlamasında ne rol oynar?

İmanları tarafından esinlenerek (ki bu komşuya iyiliği de içerir, özellikle de fakirse – Matta: 25 / 31–46) ve Tanrı’nın melekûtu bildirisinden (o bu dünyada başlarsa da kemale sonsuzlukta kavuşur) ve yoksullar için tarihi bir çıkış yapmış olan İsa’nın hayatı işleri ve ölümü ve tüm insanlığı kurtarıcı dirilişinden cesaret alarak, birçok Hıristiyan (piskoposlar, papazlar, dindarlar rahibeler, halktan erkekler ve kadınlar) kendilerini fakirler için eyleme atar ya da varolanlara katılır. Tabandan gelme Hıristiyan cemaatler, İncil dernekleri, halk tebliğ hareketleri, insan haklarının savunulması ve ilerletilmesi hareketleri, özellikle bunların fakirlerce kurulanları, toprak meselesi ile ilgilenen kurumlar, yerli topluluklar, gecekondular, marjinal gruplar ve benzerleri kendilerinin sadece dinsel ve kilise ile ilgili olandan daha fazla önem taşıdığını, seferberliğin güçlü faktörleri ve kurtuluş eyleminin dinamoları olduğunu gösterdiler; özellikle de diğer halk hareketleriyle birlik olduklarında.

Hıristiyanlık artık halkların afyonu denerek kenara itilemez; ya da sadece eleştirel bir tutum sunmakla suçlanamaz: O artık özgürlüğe aktif bir katılımdır. İman insan aklına ve güçlülerin tarihsel gelişimine meydan okur, 3. Dünyada fakirlikle uğraşır; bunun baskı sonucu olduğu artık bilinmektedir. Ancak bu başlangıç noktasından kurtuluş sancağı yükseltilebilir.

İncil, eleştirel ruhuyla öncelikle “modern” insana eğilmez, fakat “hiç kimseleri” hedef alır; onlar temel onur ve haklardan yoksun bırakılanlardır. Bu bir peygamberlik ve kardeşlik ruhunda yansır, hedefi hiçkimseler’i gerçek insanlar yapmak ve sonra onlardan yeni bir insanlık türetmektir; “Yeni Âdem” İsa Mesih’in örnekliğinde.

Pratikte yansıyan fakirler ve müttefiklerinin muazzam çabaları, imandan ve Kitap’tan esin alarak fakirliğe karşı, tüm insanlar ve insanın kendisinin özgürleşmesi için mücadele --- kurtuluş ilahiyatının anlamı budur.

Bu prensiplerden esinlenen ve bu pratikleri yaşayan Hıristiyanlar zor yolu seçmişlerdir, kendilerini hakarete, kovuşturmaya, hatta şehadete hazırlamışlardır. Birçoğu onun iç aydınlanması ve temelinde yatan kardeşlik ile gerçek imana ulaşır. San Salvador Başpiskoposu Oscar Romero görüşlerinde muhafazakâr bir kişi idi; o Peder Rutilio Grande’nin cenazesinin başında (fakirlerin kurtuluşu için mücadele ederken katledildi) durduktan sonra fakirlerin haklarının büyük bir müdafii oldu. Şehidin akan kanı onun gözleri için adeta merhem oldu, onları kurtuluş görevinin aciliyetini görmeye açtı. Ve o da aynı amaç için kendini çağıran şehadetin çağrısına uydu.

Dünyamızın ezilmiş milyonlarının kurtuluşuna katkı, İncil’e kutsal peygamberler çağındaki inanılırlığını iade eder. Düşkünlere acıyan Tanrı ve esirleri özgür bırakmaya gelen İsa yeni bir yüzle meydana çıkarlar. Vaat ettikleri sonsuz kuruluş Tanrı’nın çocuklarına onuru iade eden tarihsel kurtuluş aracılığıyla gelir; özgürlük, adalet, sevgi ve barışın krallığını, insanlığın ortasında Tanrı’nın krallığını anlatan o gelecek ütopyasını inanılır kılar.

Tüm bunlardan çıkan, eğer kurtuluş ilahiyatını anlamak istiyorsak, safi entelektüel bir yaklaşımın ötesine geçmek zorunda olduğumuzdur. Entelektüel yaklaşım bir teolojiyi anlamak için onun teorik boyutlarını kavramayı yeterli görür; bunun için makaleler okunur, konferanslara gidilir, kitaplar araştırılır. Biz ise daha İncili bir hakikatler çerçevesine gidecek yolumuzu açmalıyız; burada “bilmek” sevmeyi çağrıştırır, insan eti ve ruhuyla tüm olarak komünyona (İsa’yla birleşme ayini, ç.n.) katılır. Peygamber Yeremya’nın söylediği gibi: “Ezilenin, yoksulun davasını savundu, Onun için de işleri iyi gitti. Beni tanımak bu değil midir?” diyor RAB” (Yer. 22 / 16) Yani Kurtuluş İlahiyatı için, onu sadece kavramlarla anlayanların yaptığı eleştiriler, ezilmişler için gerçek bir mücadeleye katılmadıkça tamamen muhal kabul edilmelidir. Kurtuluş ilahiyatı bu eleştirilere tek soru ile karşılık verir: Siz ezilmişlerin gerçek ve birlikte kurtuluşu için ne yaptınız?

NOTLAR

The Basic Question: How to Be Christians in a World of Destitution

http://www.landreform.org/boff1.htm

http://incil.info/kitap/Yeremya/22

kaynak: yarindergisi.com
YORUMLAR
avatar
  • avatar
    akin

    hristiyanlıgın temelinde şu yatar aslında sevgi acıma duygusu ve duygu sömörüsü.halbuki incili baştan sona okusak nasıl derecede acımasız diger dinlere karşı nasıl önyargılı oldugunu anlayabiliriz.akin_lacin34@hotmail.com

    cevapla
  • avatar
    Hülagü

    Tam bir kepazelik,deli saçması,insanlara empoze edilmek istenen düşünce sisteminin kendi içindeki tutarsızlıklarına bakar mısınız?İşte bu emperyalizmin ta kendisidir.İğrençliğin bu kadarına pes...

    cevapla
  • avatar
    kaygusuz abdal

    valla tüm dinlerde ,tüm rejimlerde sömürü ve talan var.afrika'ın yarısı hıristiyan yarısı müslüman(az yahudi-totemci vs.var)asya'da budizm,başka yerlerde başka dinler,ortadoğu'nun çoğunluğu islam ,israil yahudi ve küçük bir ülke,küba sosyalist(?),kuzey amerika'da ABD ve kanada,latin amerika'da onlarca devlet çeşitli dinler ve uluslar.istediğiniz ülkeyi inceleyin üste egemen sınıf ve devleti ele geçirmiş mutlu bir azınlık,altta ezilen,yosul ve aç çoğunluk.hiç kimse kendi dinini ve kendi ırkını üstün göstermesin.

    cevapla
  • avatar
    resul uzar

    Cevirmene tesekkurler. Dinlerin tumunun tek bir kaynaktan tarif edildigini bu makalede gayet iyi gorebiliyoruz. " Zayif birakilmak" konusunu bir daha dusunmemize vesile oldu. Dinlerin(Yasam tarzlari) insana bakan ve onu goren niteligi ile en guzel aktivite alani:Zayif birakilmislarin elinden tutmak ve muhakkak " bir daha elinden tutulmaya ihtiyac birakmayacak hale getirmek,olsaydi;ne dinler arasi diyalog ve nede dinler savasi kavramlarini tartismaya vekit bile bulamazdi insanoglu.O zaman herkes kendini her neyi "ilah" olarak goruyor ise ,iste tamda onun istedigi din(hayat tarzi) uzerinde kosturdugunu,ve daha da ilginci hepsinin ayni tarzi onerdigini meydanda/aktivitenin icerisinde iken cok daha iyi farkedeceklerdi.Makaledeki kavramlari sadace islami terminolojiye gore degistirin ve Islami bir dergide yayinlayin bir iki "imani-ilaha bakisi ilgilendiren " nokta disinda her seyin ayni zemine oturdugunu gorebileceksiniz. Cevirmene bu fikir jimnastigine katkisi sebebiyle bir daha tesekkur ediyorum.Allah sizi mukafatlandirsin.

    cevapla
  • avatar
    vesair

    Bir kula dokuz pul Dokuz kula bir pul Böyle bir taksimi kurt yapmaz Kuzulara şah olsa.veya "Komşusu açken tok yatan bizden değildir"gibi ilkeleri içeren sistemin gerekliliği ne kadar da açık değilmi?

    cevapla
  • avatar
    selcuk karabulut

    hz omer kıtlık zamanı hırsızlık yapanları asla cezalandırmamıstır.kı ıslam hukukudan bunun cezası bellıdır..ama zaman ıcerısıdekı delıller yanı nedenler sonucları dogurur...sonuc bu ıse o zaman nedenlerı gıderılmesı gerekır..

    cevapla
  • avatar
    mahmut

    Esra sana katılıyorum ilk önce insanlari sömürmekten vazgeçsinler

    cevapla
  • avatar
    esra

    yoksullukla mücadelenin; açları doyurmakla değil yoksulların sofrasından ekmeklerini toplayanlarla olması gerektiğine inanıyorum.

    cevapla
  • avatar
    Salih Yenigün

    Bu yazıyı kesinlikle okumam, çünkü yazının başında "kısaltılarak çevrilmiştir" ifadesi var. Ya yazıyı tam çevirerek yayınalayın, yada hiç yayınlamayın.

    cevapla

Yazarın Son Yazıları