Diriliş Olgusu Kibir ve Fetret

2019 yaklaşırken AK Parti’nin bu seçimde nasıl bir sonuç alacağını görmek için referandum sonuçlarını incelemek gerekiyor. Referandum her ne kadar hükümet sistemini değiştiren bir seçimi ifade etse de; aynı zamanda seküler muhafazakar diye iki bloğa dönüşmüş seçmen için hükümet sisteminden çok, iki blok arasındaki siyasi hesaplaşmayı da ifade ediyordu. Bu hesaplaşmanın baskın olduğu bir seçimde “evet” ve dolayısıyla muhafazakar kesimi temsil eden iki parti olan AKP ve MHP’nin en düşük oy oranlarına bakmak, 2019 seçimleri açısından nasıl bir sonuç çıkacağıyla ilgili bir değerlendirme yapabilmek için gerekli. AK Parti’nin daha önceki seçimlerdeki en düşük ortalaması yüzde 43 civarında, MHP’nin en düşük oy ortalamasına da yüzde 12 dersek referandumda; toplamda en düşük yüzde 55’lik bir oy çıkması beklenirdi; fakat yüzde 51’de kalındı.

Cumhurbaşkanımız bunun muhasebesi niteliğinde; artık millete sunabileceğimiz bir bahanemiz kalmadı ve AK Parti için de Ömer Altaş’ın daha önce kullandığı “metal yorgunu” tabirini kullandı. Liderimiz, muhasebe yapıp eleştirilere açık bir profil çizerek bir anlamda özellikle halkın beklentileri konusunda eleştiri ve fikirlere açık olduğunu gösterdi. Liderimiz, böyle davranırken muhafazakar medya ve teşkilat bütün gayretini Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü üzerine komplo teorisi üreterek geçirip gündemi bununla doldurdu. Bu yürüyüş ve benzeri olaylar seçime kadar devam edecek. Muhafazakar medya ve teşkilat bununla oyalanırken 2019 seçimlerine halkın beklentileri tespit edilemeden ve dolayısıyla çözülemeden gidilmiş olacak. Yani bu yürüyüşü organize edenlerin oluşturacağı provokasyon ve çatışmayı bekleyip enerjisini buna harcayanlar gündemi o yürüyüşleri organize edenlerin isteklerine dolaylı olarak hizmet ederek doldurmuş olacaklar.
17-25 aralık sürecinde bu teşkilat liderinin gerektiği kadar yanında durmadı.

15 Temmuz'da birkaç milletvekili hariç olay ciddiyetini korurken kimse liderin yanında değildi. Referandum sürecinde de çoğu millet vekilli, sistem değişikliği gerçekleşirse özellikle güvenoyuna gerek kalmaması ve bakanların Meclis dışından atanması maddeleri üzerinden eski önemlerinin kalmayacağını düşünerek referandum sürecinin başlarında yine liderlerinin yanında olmamaları şeklindeki dava bilincinden uzak kişisel kariyer peşinde oldukları eleştirisine neden olan davranışlarıyla liderlerini yine yalnız bıraktılar.

Teşkilat ve muhafazakar medyanın çoğu Kemalist statükoyla mücadeleyi, yeni bir totaliter paradigma oluşturma olarak gördü. Eski paradigmanın aktörlerinin rollerinin kendilerine geçtiğini düşünerek, iktidarın nimetleriyle semirip eskiden kemalistlerde olan halka tepeden bakan kibri de artık kendi haklarıymış gibi görmeye başladılar. Bu kibir ve şımarıklık muhafazakar seçmenin canına tak ettirecek bir duruma geldi. Muhafazakarlar hep teşkilatın ve muhafazakar medyanın bu durumuna karşılık liderlerinin yanında oldular. liderin hala bu teşkilatla yoluna devam etmesi seçmeni; liderin yanında durup ülkesini koruma refleksine karşılık kibir sahiplerine haddini bildirememe çelişkisi içerisinde bıraktı.

Bu kibre delil isteyen yoktur; fakat illa varsa yaşadığım küçük ilçeden bir örnek vereyim. Sağlık Bakanımız Recep Akdağ, yaşadığım ilçeye gelmişti. Duruşunu ve icraatlarını sevdiğim ve takdir ettiğim bir siyasetçi olduğu için miting tarzı kalabalıklara dahil olmak pek adetim olmasa da kendisini dinlemeye gitmek istedim; ancak geçirdiğim kaza dolayısıyla kırılan bacağım tam iyileşmediği için gidemedim. Gidenlerden sonra duydum ki Bakanımız konuşurken ilçemizin halkı herhalde tayin edilen yerde ve yoğunlukta alkışlamamış olacaklar ki ilçemizin belediye başkanı mikrofona yakınmış ve orada bulunan herkesin duyabileceği bir sesle size alkışlamayı bir türlü öğretemedik diyerek hizmet etmek için kendisini seçen halkı terbiye etmeye uğraştığını fakat başarılı olamadığını ifade ederek kendi adına bakana karşı alkış konusundaki yetersizlikte bir sorumluluğu olmadığını kendisine oy veren halkı aşağılayarak belirtmiştir. Bu örnek bahsettiğim kibrin cehaletle birleşince dışarıdan görünen resmidir.

Burada irdelenmesi gereken onların oyuyla bir makama gelmiş olmasına ve yarın oylarına ihtiyaç duyacağına rağmen halkı aşağılama cesaretini nereden bulduğudur.

Bu cahil cesaretinin nedeni; ehven dairesinde muhafazakar seçmen için alternatifsiz olan AK Parti bir sonraki seçimde kendisini tekrar aday gösterirse, muhafazakar halk kendisini seçmek zorunda kalır diye düşünüyor olmasıyla alakalı belli ki. Bakanı memnun etmeyi halkın teveccühünün üstünde görmesi şeklindeki çelişkinin yanıt bulup bir mantığa oturduğu bundan başka bir seçenek yok.
Diriliş olgusu AK Parti ile başlamış, liderin şahsında devam etmiş ve 15 Temmuz’da bu olgunun taşıyıcısının muhafazakar halk olduğu tescillenmiştir. Böyle devam ederse diriliş olgusu 2019’da Erdoğan seçilemezse fetret devrine girecektir ve bu fetretin en büyük nedeni ehven dairesindeki alternatifsizliğin oluşturduğu kibir olacaktır.

Bu olgunun taşıyıcısı olan halkın zihninde oluşmuş olan özgüven ve bu özgüvene dayalı kimliğin oluşumunu sağlayan Erdoğan’dır ve Erdoğan artık seçimde yenilse bile halkına kazandırdığı kimlikle halkın zihnindeki bir olgu olarak yaşamaya devam edecektir. Fetret devrinin yaşanmaması için öncelikli olan şey alternatifsizlik şeklinde beliren kibirle oluşan akıl tutulmasından bir an önce kurtulmaktır.

Unutulmamalıdır ki 15 Temmuz’u icra edenlerin başarılı olma konusunda hesaba katmadıkları olasılık, tankların altına kafalarını uzatanların oluşturduğu bir olasılıksızlıktı.
Allah’ın selamı bütün şehitlerimizin üzerine olsun.

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    Seda celayır

    Hem 20 yaşında, siyasi bilgi anlamında çok da yeterli olmayan bir gencin bile anlayabileceği hem de 20 yıllık siyasetçinin gıpta ile okuyacağı çıkarımlarda bulunmuşsunuz yazılarınızın devamını merakla bekliyorum.

    cevapla