Şeytani Oyunlar..

Uluslararası kanlı emperyal güçler tarihin her döneminde hiç durmaksızın kan akıtıcı vahşetinin plânlarını hep yenilemekle meşguller.

11 Eylül senaryosunu bahane ederek İslâm’a savaş açan katil devletler, o günden bu yana milyonlarca Müslüman’ın kanını döktüler –acımasızca dökmeye  devam ediyorlar.

Dünyayı  kaosun yanlış algılar üzerine kurgulanmış azgın diyalektiği içerisine savurmaktan geri durmuyorlar..

Yorgun dünyamızı  tahammülsüz bir vahşetin muhatabı haline getirdiler..

Mazlum İslam coğrafyasının her yanında; Müslümanlar hor görülmekte, ezilmekte, dövülmekte ve acımasızca katledilmekte.

Teknoloji olarak geri kalmanın bedelini, günümüz Müslümanları bir kan bedeli/ diyeti öder gibi ödemekte. Müslümanlar yalnız, mağdur, mazlum ve çaresiz bir konumda.

Beddua etme, Rabbimize dualarla iltica etme hakkına elbette sahibiz.

Ancak çok iyi biliyoruz ki, zulme karşı beddua etmenin ötesinde yiğitçe bir başkaldırıya ve en teknolojik silahlara sahip olma zaruriyetini de gidermek zorundayız. Bir din vecibesi olarak bu güce erişmek boyun borcu.

Bugün Arakan’da ki Müslümanlara yapılan zülüm ve katliam dünyanın gözü önünde işlenmekte ve maalesef umum dünyanın Budist zihniyet sahipleri, yaşanan vahşeti; tıpkı Bosna-Hersek’te yaptıkları zulmün tekrarını aksiyon filmi seyreder gibi izlemekte..

Geçtiğimiz günler BM Tiyatrosunun Arakan Rohingya Müslümanlarına yapılan katliamları utanmadan görmezlikten gelmesi, bu haçlı zihniyetinin ne derece acımasızlığının bir kanıtı oldu.

O zalimler istiyorlar ki bütün dünya da bu vahşet devam etsin ve hiç kimse onları korumasın; bu yüzden müstekbir devletler biliyorlarki İslâm coğrafyasının ayakta dimdik duran yegane ülkesi Türkiye ve onun da sesi kısılsın...

Yüce Allah, hiç şüphesiz her şeye kadir. Zira o kadir-i mutlak. Adil-i mutlak. Ancak mü’min kullarının cehd ve gayretleriyle ve ilave edecekleri sabır ve dualarıyla kendine bağlı kullarını yüceltecektir.
Bu hâl Kur’an-i bir emir ve hakikat.
Âlim ve âlî olan Allah, zalim küffarın sahip olduğunun çok üstünde güce sahip olmamızı murad ediyor. Çünkü vahşetin intikamını Salih kulların eliyle almayı diliyor.

Fetih sonrası kılıcının kabzasına dayanmış bir vaziyette tefekkür eden Fatih’e “fethin gerekçesi olarak; dualarının ne derece etkin ve yüce olduğunu ifade eden hocası gönül sultanı âlim Molla Gürani’ye “Hocam , “Bu kılıcın hakkını da unutmamak  gerekir diyerek!”  kadim dünyaya bir ders veriyor.

Bazen, Endülüs Emevi Müslümanlarının geldikleri o muhteşem medeniyette istemeyerekte olsa içerleniyor; erişilmez nadide teknolojileri içerisine niçin silah endüstrilerini koymadıklarına çok hayıflanıyorum.
 
El-Hamra’ın bahçesindeki aslanlı havuzun her namaz vakti bir aslanın ağzından akıttıkları su teknolojilerinin bir kısmını ya da atların bir nakış işçiliğindeki altın üzengilerinin yerine birazcıkta silah yapmanın inceliğine zaman ayırsalardı belki bugün akan Müslüman kanının durmasına vesile olacaklardı.

Evet bu hâl bir kader olarak tecelli etti.Lakin devletin payidar olabilmesi için korunması ve müdafaa edilmesi de bir öncelikti. Ribat’ı olmayan (hudut bekleyenleri), kendini müdafaa edecek silah gücünü yapmayan ve her şeyden önce yüreklere sinmiş ahlâki değerleri olmayan bir ulusun batması haktı ve öyle de tecelli etti.

Belki bir diğer kader tecellisi olarak Sultan 2. Murad Bizans elindeki Musa Çelebi fitnesiyle uğraşmasa idi  –ki ilginçtir; aynı fitne türü bugün ülkemiz için de bir baş belası olarak tecelli etmiş durumda! - Osmanlı orduları Endülüs’e hücum eden o haçlı sürülerini bertaraf edebilirdi. Sultan 2. Murad bu durum için çok üzülmüş ancak fitne yüzünden o barbar ve zalim haçlı sürüsüne karşılık yardım gönderememişti.

Hayatın her deminde paylaşmayı ilke edinen bir medeniyetin savunucuları olan bir milletin bakiyesiyiz.

Tarihe zulüm inşâ eden müstekbir devletler; bizim, yüce ve kutsal olan bu ahlaki anlayışımızı yok etmenin şeytani hilelerini kurmakla meşgul.

Evet dünya döndükçe “tarih tekerrür etmeye” devam ediyor.

Bizlerde hayır ve yardımın öncülüğünü ilelebet devam ettirmenin, mazlumlara kol-kanat germenin saadetini hep yaşamaya devam edeceğiz.

Devlet-i Aliyyey-i Osmaniye’nin son kalesi olan bu cennet vatan ne zaman bir silkinişe bir güçlenişe, mağdur ve mazlum Müslümanlara karşı bir yardıma yücelse, zalim emperyal güçler derhal kin ve kılıçlarını çekerek bizleri yok etmenin histerisine kapılıyorlar.

Şeytani oyunlarına, hilelerine ara vermeksizin.Her türlü tuzaklarını devamlı güncellemenin hesapları içerisindeler.

Bize düşen hiç şüphesiz yüreklere sinmiş yüce ahlâki değerlerimizin üzerine bina edeceğimiz teknolojik inkilapları bir an önce hayata geçirmek.

Olabildiğince bir şefkat duygusu içerisinde birbirlerimizi candan –yürekten bağra basarcasına samimi ve ötelemeyen, aşağılamayan bir özveriyle sararak sevmek-yücelmek ..

Dört yanımız bir ateş çemberi içerisinde. Coğrafik konjonktürümüz çok hassas bir konumda.

Düşman sinsi ve kalleş bir oluşum içerisinde bizi boğmak adına bir yılan sarmalı şeklinde kuşatmanın hesaplarını çoktan bitirdi.

Ancak istersek; İHA’ları , SİHA’ları bir oyuncak gibi yapmaya da muktediriz.

Bu yüzden ,ayaklarımıza temas eden dikenlerin yerine kardeşlerimizin göğüslerine saplanan hançerleri görmek zorundayız artık.

Zevk ve safâ endüstrisinin oyuncağı olmaktan bir an evvel uzaklaşıp  hakikatin güç ve erdemine erişmenin mücadelesine odaklanmalıyız..

Merhum M. Akif’in “Allah c. bir daha bu ülkeye İstiklal Marşı yazdırmasın!!” hakikatinin acı gerçeğini iliklerimize kadar hissetmek zorundayız.

Günübirlik boş lakırdılı muhalif siyasetin bu aziz ülkeye vereceği hiçbir katkı yok.Zaten hiçbir zaman olmamıştır da.

Düşmanın ve yerli işbirlikçilerinin arzuladıkları yegane arzuları bu zaten .

Bombalar asla kişi ve mezhepleri ayırmadığı gibi ırkı ve renkleri de ayırmıyor.

Birbirlerimizi bir kardeş bağlamında sevmek bu kritik günlerde birbirlerimize hoş gönülle bakmak zorundayız.

Irki ve partisel taassuplar bu ülkeye hep zarar vermiştir.

Hayatını Sultan Hamid’e gitsin! teraneleriyle vakit geçiren okumuş aydın zümresi ! can verirken artık çok şeyin  geçtiğini fark etmişti ama her şey bitmişti..

Sultan Hamid gitmişti ama kendileri ölmüştü!

Boğazına kadar çamura batmış bir insanlık trajedisini yaşıyoruz.

Kendimizi yeniden reforme etme zorunluluğumuz var.. Kaotik dünya algısından bir an evvel sıyrılmak zorundayız.

Vatan müdafaasının tekrarı olmaz! En kutsal emanet Vatan duygusudur. Asla başkalarının insaf ve iz’anına terk edilemez.

Zalim ve kahpe zihniyete sahip olanlar, acımasız despotizmin uşaklarıdır.
Kişisel hâller, Vatan sevgisinin üzerine çıkamazlar.
Kahramanlar belki ölür ama vatan ilelebet yaşar ve payidar kalır.
Biliyoruz ki, hiç şüphesiz: ”Küfür tek millettir!”

“Ey kalpleri (hâlden hâle değiştiren Allah’ım)! Kalbimizi dinimiz üzre sabit kıl.”

zarifoglu57@gmail.com

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    Mehmet Beyaz

    Hocam kaleminize sağlık çok yerinde güzel değerlendirmelerde bulunmuşsunuz devamını bekliyoruz İnşAllah selam ve saygılarla ...

    cevapla
  • avatar
    Ali Akben

    Bu kaleme yakışanı yazan değerli dosta sağlık ve mutluluk diliyor devamını bekliyorum

    cevapla
  • avatar
    Rifat Sarıçam

    Üstadım asaletin semiboli şaiirler şehri merhum Cahit Zarifoğlu idoli epey bir zaman böyle tatmin edici bir makale okumamıştım yüreğine kalemine sağlık sevgili hemşerim Saygılarımı arzederim.

    cevapla
  • avatar
    Engin yaşar

    EyvAllah Zarifoglu hocam enfes bir yazı olmuş kalbi teşekkürler

    cevapla