Mavi Marmara’da Tazminat Ödemesi Bugüne Kadar Neden Yapılmadı?

Birkaç gün önce, Mavi Marmara'da ölenlerin yakınlarına ödenmek üzere İsrail tarafından verilen paranın Devlet tarafından ödenmediği haberleri ortaya çıktı. Bununla beraber, hak sahiplerinin  açtığı davada hazine vekilleri tarafından yazıldığı anlaşılan cevap dilekçesindeki  "Ölenlerin böyle bir saldırıya maruz kalacaklarını öngörmeleri gerektiği, saldırıları göze alarak yola çıktıklarını, bundan dolayı tazminat miktarının belirlenmesinde ölenlerin kusurlarının değerlendirilmesi gerektiği" ve "tazminat isteyenlerin sebepsiz zenginleşeceği" şeklindeki ifadeler kamuoyunda Erdoğan ve Adalet ve Kalkınma Partisi aleyhinde ajitasyon malzemesi olarak kullanıldı.

Ardından Maliye Bakanlığı ve Bakan Naci Ağbal özetle "İsrail'den 20 milyon dolar alındığını, bu paranın ödenmesi için Adalet Bakanlığı ile beraber çalışmalar yapıldığını, cevap dilekçelerinde kullanılan ifadelerin tazminat hukukuna hakim olan ilkeler çerçevesinde olduğu" şeklinde ayrı ayrı açıklama yapmak zorunda kaldılar.

Anladığımız kadarıyla, İsrail tarafından ödenen para henüz bakanlığın hesabında olup, hak sahipleri bu parayı alabilmek için Maliye Hazinesi aleyhine dava açmış bulunmakta.

İnfial uyandıran cevap dilekçesinin Hazine vekili tarafından ifşa edilmesi mantıklı olmayacağına ve biz üçüncü şahısların da davadan önceden haberi olmadığına göre, geriye kalan ihtimal tazminat talep edenler tarafından kamuoyuna sızdırılmış olmasıdır.

Böyle bir ihtimalde davacılar İsrail'le anlaşmanın kabul edilmesinin ve/veya tazminat ödemesinin sürüncemede bırakılmasının oluşturduğu teessürle hareket etmiş olabilirler. Ancak bu iki saikten hangisi etkili olmuşsa olsun, her ikisinde de kendi açılarından haklıdırlar. Yine de, hak ettikleri parayı alabilmek için bu yola başvurmak zorunda kalmaları üzücüdür.

İsrail'in verdiği parayı alabilmek için dava açıldığının ortaya çıkması üzerine "bu paranın alınmak istenmesini şehit ailelerine yakıştıramayanların" yorumları da temelsizdir. Tazminat talep eden elbette spor olsun diye dava açmaz. Fakat genelde alacağı paranın miktarından ziyade karşı tarafa vereceği zararı hesap eder. Hele ki, karşı taraf "tazminatı geciktiren ve/veya İsrail'le masaya oturan Devlet" ise, dava açmak kısmi tatmin sağlayabilir. Dava açmalarından dolayı ölenlerin yakınlarını kınamak isabetli bir tutum değildir.

Peki, dava açılmasına neden sebebiyet verildi, hazır parayı ödemek bu kadar zor mudur?

"Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti Arasında Tazminata İlişkin Usul Anlaşması" 28 haziran 2016 tarihinde akt edildi. Bu anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı 20 Ağustos'ta TBMM'de kabul edilip, 1 Eylül'de Resmi Gazete'de yayınlandı. Anlaşmanın 2. maddesine göre İsrail 25 gün içinde tazminatı hesaba havale edecekti. Demek ki, ödenecek para en geç 25 Eylül’de Adalet Bakanlığı'na gönderilmiş olmalı.

Adalet Bakanlığı hesabına gönderilen para ilgililere sekiz aydır neden ödenmedi?

Bu paraların ödenmesi bu kadar uzun mu sürer, bu kadar zorlu çalışmalar mı yapılması gerekir?

Tabi ki hayır!

Türk hukukuna göre tazminat hesabının yerleşmiş ilkeleri vardır. İster trafik kazası, ister kasıt sonucu olsun, herhangi bir nedenle ölenlerin hangi yakınlarına, hangi usul ve esaslar çerçevesinde tazminat ödeneceği belirlidir. Yargı benzer konuda yüzbinlerce davayı çözmüştür. Halen davam eden on binlerce dava bulunmaktadır. Bu davalarda tazminat hesaplarını çoğunluğu avukatlardan oluşan olan aktüerya bilirkişileri PMF, TRH gibi varsayımsal tablolara göre yapmaktadırlar.

Mavi Marmara'da ölenlerin yakınlarının açtığı dava da tahminimizce yukarıda anlatılanlar kapsamında  ve hukuki temeli Borçlar Kanunu olan destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat taleplerinden ibaret davalardır.

Bu davalarda çok isabetli hesaplamalar yapan ve piyasada serbest çalışan binlerce avukat bulunmaktadır.

Şimdi,

Adalet Bakanlığı Ankara veya İstanbul Adalet Komisyonlarına kayıtlı birkaç aktüerya bilirkişisinden bir tazminat ödeme komisyonu kurmuş olsaydı, Mavi Marmara mağdurları sekiz ay önce paralarını almış olacaklardı.

Bu işler bürokrasinin bize anlattığı kadar zor ve karmaşık değildir. On tane avukat toplam iki saat içinde tüm ölenlerin tazminatları hesaplayıp ortaya koyabilir. Ödeme ise saniyelik bir iştir. Yeter ki fonda para olsun.

Türkiye'nin geldiği ekonomik aşama ve hükümetin Mavi Marmara konusundaki hassasiyeti dikkate alındığında, Devletin bu paranın üstüne yatması şeklindeki yorumların kötü niyetli veya en azından temelsiz olduğu açıktır.

Ancak sekiz aydır ödenmemesi de makul değildir. İlk bakışta eski devletten devralınan hantal bürokrasi, inisiyatif kullanamayan bürokratlar olayın nedeni gibi gözükmektedir. Varsa ilave nedenler de araştırılmalıdır.

Cevap dilekçelerinde kullanılan "ölenlerin kusurları, davanın reddi, sebepsiz zenginleşme" gibi ifadeler ise tazminat davalarında karşılaşılan rutin ifadelerdir. Hazine’nin taraf olduğu davalarda buna benzer kalıplaşmış ve yazanın bile inanmadığı ifadeler kullanılmaktadır. Kamu avukatları bağlı bulundukları kurumun başındaki müsteşar, genel müdür gibi bürokratların talimatlarına aykırı hareket de edemez. Bu vesile ile mevcut haliyle eski devletten miras kalan kamu avukatlığının masaya yatırılıp, yeniden düzenlenmesi ihtiyacı bu olayda kendini göstermiştir.

Ayrıca, İsrail'in dağıtılmak üzere verdiği  ve Türkiye'nin cebinden bir kuruşun bile çıkmadığı paradan dolayı davacıların sebepsiz zenginleşmesinin mümkün olup olmadığı, davaları görmekte olan mahkemenin takdirindedir. Ancak incitici olmayacak bir ifade ile mesela "Mavi Marmara'da ölen ve yaralananlar bizim vatandaşımızdır, mağdur olmuşlardır. Yürürlükteki hukukumuza göre, ölenlerin hak sahibi yakınlarının talepleri, toplam ödenecek paranın sınırlı oluşu, ölenlerin sosyoekonomik durumu, yaralananların geçici ve sürekli iş göremezlik durum ve oranları ile sair hususlar dikkate alınarak yapılacak hesaplama sonucunda paranın tamamı derhal ödenecektir. Şimdilik davacıların lehine hükmolunacak tazminat miktarı belli olmadığı için usul kuralları gereğince davanın reddini talep etme zorunluluğu doğmuştur" şeklinde davaya cevap vermesi Maliye Bakanlığı'nın takdirinde ve mümkün idi.

Ancak mümkün olan vuku bulmadı. Olayın alevlenerek hükümet aleyhinde bir malzeme haline gelmesiyle ancak eyleme geçilip açıklama yapılabildi.

Gecikmenin ve ölenlerin yakınlarına yönelik yaklaşımın nedeni reel devlettir. Türkiye köklü bir dönüşüm geçirdi. Fakat bürokrasiye hakim olan eski anlayış ve refleksler değişmedi.

Eski kurumlar şekli olarak yeniden yapılandırıldı. Reel devlet yeniden örgütlendi, fakat eski anlayıştan kurtulmak mümkün olmadı.

Halihazırda karizmatik bir lider ile başında bulunduğu 80 milyon kişilik topluluğun doğal devinimi ve günlük faaliyetleri ile devam eden bir ülke var. Toplumun bekası böyle devam ediyor.

Reel devlet ise mevcut haliyle, millet aleyhine çalışıyor adeta.

Yoksa, kendisinin tek kuruş katkıda bulunmadığı ve başkası tarafından verilen parayı sekiz aydır hak sahiplerine ulaştıramamış olan bir mekanizmayı başka türlü nasıl değerlendirmeli?

avukathuseyinerdal@gmail.com

YORUMLAR
avatar

Henüz hiç yorum girilmemiş. İlk yorumu siz yazın!