Deutsche Bank Düşerken Avrupa’da Yükselen Irkçılık

Türkiye-Almanya ilişkileri tarihinin en büyük gerilimlerinden birini yaşıyor. İki bakanımızın salon toplantılarının iptal edilmesi gerilimin üzerine tuz biber ekti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, söz konusu olay hakkında “Almanya’nın uygulamaları geçmişteki Nazi uygulamalarından farklı değil” diyerek, üst telden bir eleştiri getirince, Almanya’dan tepki gecikmedi. Fakat bu tepki, Erdoğan’ın “oraya gelirim” meydan okumasına karşı sönük kaldı.

Kısaca özetlediğimiz olay, salt referandum süreci ile açıklanabilir mi? Son yıllarda sık sık Türkiye’ye gelmek zorunda kalan Merkel’in Almanya’sının yaşadığı iç gerilimden bağımsız bir şekilde değerlendirebilir miyiz, bu gelişmeleri?

Aslında küresel ölçekteki gelişmelerin sarstığı bir kıtanın, hatta bir idealin nevrotik çöküşünün ifadesidir Almanya’nın politikaları. Biraz daha ileri gidersek; Almanya’nın ilk şansölyesi Otto von Bismarck’ın “Avrupa’dan söz eden yanılır” sözünün haklılığını ortaya koyan gelişmeler yaşanırken, “birlik” adı altında İkinci Dünya Savaşı sonrası tarassut altına alınan Almanya’nın dağılmakta olan birliği ayakta tutmak için beceriksizce hamleler yaptığına da şahit oluyoruz.

Tarihe baktığımız zaman “karanlık kıta Avrupa’nın” bir arada kalma şansı yok elbette. Almanya bunu çok iyi biliyor. Fakat burada söylememiz gereken bir hakikat daha var ki, Almanya’nın asıl stratejisi kıta hâkimiyetini merkeze alıp, küresel sömürü düzeni oluşturmaktır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı stratejileri bu noktada üstü örtülse de terkedilmemiştir yani. Bu sebeple, Erdoğan’ın “Nazi” benzetmesi boşuna değil.

Şimdi eğri oturup doğru konuşmanın vakti… Yukarıda birliği korumak fikrinden bahsettik ya, Avrupa düşünüşü bakımından onun nasıl mümkün olacağını birkaç kelimeyle açıklamak zorundayız. Avrupa, ‘öteki’ oluşturarak düşünce inşa eden bir kıtadır. Dolayısıyla kimlik inşası da öteki tanımı üzerine yapılır. Eski Yunan’da üretilen “barbar” kavramından beri bu böyledir. Almanya’nın bugünkü politikalarının temelinde de bu vardır. Lütfen buraya dikkat(!); tarihsel olarak en yakın “öteki” Türkiye’dir. Almanya onun için, teröristleri korur, kendine jurnalci devşirir, hatta vakıflarının ülkemizdeki faaliyetlerini ifşa eden Necip Hablemitoğlu gibi araştırmacıları ortadan kaldıracak maşalar bulur. FETÖ’yü neden koruyup kolluyor zannediyorsunuz?

Bir ayrıntı üzerinde asıl konumuzu netleştirelim o zaman. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’nın, para birliğinden sonra da Avrupa sisteminin kalbi durumundadır Deutsche Bank. Aşağıda ayrıntılandıracağım, ama şimdilik şöyle söyleyeyim; küresel savaşta, uluslararası sistem en çok işte bu kuruma yükleniyor. Çünkü Detsche Bank, aynı zamanda manipülasyon araçlarıyla, para savaşlarını yönlendiren bir kurumdu.     

Mesela 2009 yılında yayınladığı raporda “Türkiye batacak” manipülasyonu yaparak, Türkiye’nin ekonomik gelişmesine ket vurmaya çalışmıştı. Fakat şimdilerde tarihinin en büyük krizini yaşıyor Alman Merkez Bankası. Basına yansıyan haberlere bakılacak olursa, 2015 yılını zararla kapatan bankanın 2007 yılında 208 milyar dolar olan piyasa değeri, bu yılın Temmuz ayında 16,5 milyar dolara kadar geriledi. Böylece bir dünya devi dibi görmüş oldu.

Almanya’nın dolayısıyla Avrupa’nın kalbi olan banka, son yıllarda şaibelerle anılır oldu: 'ciddi' ve 'sistemli' bir şekilde terörü finanse ettiği, yaptırımları deldiği ve kara para akladığı ise bilinen gerçekler. Öte yandan İngiltere Finansal Denetim Otoritesi (FCA) banka hakkında zehir zemberek bir ihbar gönderdi. “FCA'in gönderdiği mektupta, ‘Deutsche Bank ile ilgili olarak İngiltere'nin ciddi bir şeklide para aklama, terör finansmanı ve ambargoları deldiğine yönelik tespitler yapılmıştır. Mali suçlar konusunda uzun bir süre boyunca üst yönetim ve liderlikte etkin olunmadığı anlaşılmıştır’ ifadeleri bulunuyordu. Teröre yönelik bu soruşturma Libor skandalı ve Rusya ile 10 milyar dolarlık şüpheli ticarete aracılık ettiği için incelenen bankaya yapılan üçüncü müdahale olarak adlandırılmıştı.”*

Kaderin cilvesi işte… Batı’nın merkezi çırpınarak düşüyor. Fakat buradaki ihbarcının kendisi de hırsız olduğu için kimse bunun farkına varamıyor. İngiliz hegemonyası ile kıta Avrupası hegemonyasının rekabetinin geldiği nokta bu işte. İhbarcı kim, yukarıdaki haberin içine bakın. Şimdi burada kritik bir soru soralım: İngilizler Avrupa Birliği’nden neden ayrıldı zannediyorsunuz? Düşüşe geçmiş bir yapının içinde yer almak istemiyor İngiltere. Yani o eski korunaklı yapısına dönerek çöküşten kurtulmak istiyor. Fakat nafile. O da bu kaderden payına düşeni alacak.

Sistemlerin de kıyametleri vardır. 1945 sonrası Almanya’da geliştirilen ordoliberalizmin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Neydi ordoliberalizm? Devletin piyasanın egemenliği altına girmesi… Yani? Klasik liberalizm devlet tarafından belirlenen ve denetlenen bir serbest piyasa modelini geliştirmişti. Görüldüğü gibi devletsiz bir sistem yoktu ortada. İşte ordoliberalizm Foucault’nun deyimiyle, serbest piyasanın, devletin baştan sona düzenleyicisi olacağı bir düzen öneriyordu. AB süreci ve Avrupa kozmopolitizminin temelinde bu ilke vardı işte. Dolayısıyla AB’nin de sonuna gelmiş bulunuyoruz. Bu noktaya gelmişken bir ironiden bahsetmemek olmaz. Avrupa kozmopolitizmi bir yönüyle de Kantçı düşünceye dayanır. Ne var ki aynı Kant, Avrupa ırkçılığının da temelini atmıştır. Başta “faşist Türk kültürü” söyleminin tellalı olan Murat Belge olmak üzere bizim sol liberallere duyurulur.

Sadece ordoliberalizm ve onun Amerikancı muadili neoliberalizmin mi sonuna geldik? Bu noktada cüretkâr bir öngörüde bulunacağım: Son beş yüz yıldır ilk önce batıda başlayıp süreç içinde bütün dünyaya yayılan kurumsal büyük yalan tepetaklak olacak. Reelpolitikçilerimiz ne yapar şimdi bilmiyorum ama 1492 ile başlayan süreç tersine çevrilmiş durumda. Hümanizm, Rönesans ve Reform cangılı, Aydınlama safsatası ve ardından üretilen bütün yalanlar tarihin çöplüğüne gidecek. Çünkü insan, fıtratından uzak duramaz. Bu yüzden de edindiğimiz bütün modern kavram ve kurumlarla yüzleşmek zorundayız.

Dikkat buyurunuz; batılı birçok düşünür, faşizmin Avrupa için doğal bir sonuç olduğunu çığlık çığlığa yazdı durdu. Bizim lümpenler bu hakikati gizlediler. İçimizdeki lümpenler hâlâ da gizliyorlar. Fakat mızrak çuvala sığmıyor ve Avrupa’da ırkçılık tahminlerin ötesinde tekrar yükseliyor. İşte ilk başta örnek kavlinden verdiğimiz Deutsche Bank gibi kurumlarda görüngüye dönüşen ekonomide düşüş hızlandıkça, Avrupa da içe kapanacaktır. Mülteci sorunu bu işin basit bir semptomu. Yoksa sistemin kaçınılmaz sonu faşizmdir Avrupa’da. Deleuze de böyle buyurmuş. Yani “faşizm, kapitalizmin ürettiği son koddur” diyerek Avrupa’nın gideceği yönü işaret etmiş. Bizim Deleuzecüler de bunun üzerinde pek durmazlar. Biz de biliyoruz ki faşizm içe kapanmadır. Yine biliyoruz ki içe kapanan sistemler, dışı okuyamazlar ve bir süre sonra infilak ederler. 

Gelelim soluyla sağıyla bizim lümpen liberallerin asıl gizlediklerine. Avrupa, temelinde kilise müktesebatı olan kurumlar ve mevzuatlar yığınıdır. Onda değişme ve gelişme kavramları mevzuatın genişlemesinden/yığılmasından ibarettir. Mesela modern amentü demokrasi, özgürlük ve insan hakları, mevzuat yenilenerek/yığılarak kurumların meşrulaştırılmasıdır. İşte bizim liberaller ve demokratlar bu mevzuat yığını arasında kayboldukları içindir ki, Avrupa’nın teknik olarak gizlediklerini, taklit olarak gizlerler.  Hakikati görmek için buralı/yerli olmak ve beyni terletmek gerek.

O zaman terletelim beynimizi. Mesela şu demokrasi denilen aşüftenin ne menem bir şey olduğuna bir bakalım. Ne diyor bakın Katolik ve dahi Alman hukukçu Carl Schmitt, Parlamenter Demokrasinin Krizi kitabında: “… her gerçek demokrasi, yalnızca eşitlere eşit muamele değil, mantığın kaçınılmaz sonucu olarak eşit olmayanlara eşitsiz muamele ilkesi üzerine kuruludur. O halde ilkin türdeşlik, ikinci olarak heterojen olanın -gerektiğinde- elenmesi ve imha edilmesi, demokrasi kavramına içkindir.”

Kaldı ki demokrasi, kapitalizmin kılıfıydı hep. Solun demokrasi soslu eleştirilerine bakmayın siz. Zira sol da, aynı müktesebatın değişik mevzuatını fikir diye sunar. Yani kilise vesayetinin –mevzuat varsa altından vesayet çıkar çünkü- kızıl renkli zarfıdır Avrupa’da sol.

İşte bizim lümpenlerin son yıllarda yine batılı medyanın ısıtıp sunduğu “Türkiye yalnızlaşıyor” söylemini fikir diye mülk edindikleri köşelerinde yazmaları, bu hakikatin gizlenmesinden başka bir anlam taşımıyor.

Oysa Batı’dan bakınca Türkiye zaten yalnızdı. Tarih boyunca da durum aynıydı. Batı için Türk bir sorundu. 1500’lü yıllarda yerleşmiş Türk korkusu (Türkenfurcht), 1800’lü yıllardan sonra Türk sorununa (Türkenfrage) dönüştü.

Dedik ya, mesele Avrupa’da kendi kurumlarını gizlemek için oluşturdukları mevzuatları fikir belleyen bizim lümpenler, bu tarihsel dönüşümü dahi göremezler. Bence bugün yaşanan Türkenfrage değil, Türkenfurcht’tır. Bu da kaderin yönüdür. Zira Deutsche Bank/Almanya düşmektedir.

* http://uzmanpara.milliyet.com.tr/haber-detay/gundem/10/51846/
YORUMLAR
avatar
  • avatar
    Sertif PARLAK

    Hasan Hüseyin beyin yazısı fevkalade bir ufuk açıyor.Özel de günümüz Almanya'sını genelde Avrupa'nın hal-i pür melalini anlatıyor. AET .ne zaman AB oldu ,işte o zaman ABD -Almanya kavgası başladı.Tabi bu kavga İngiltere üzerinden oldu.Zira,AB eşittir Almanya.Fransa önceleri Alman'a yardımcı eleman pozisyonunda idi,lakin son mes'eler durumu değiştirdi. Hasan Hüseyin beyin vukufiyyetle tespit ettikleri gibi,Almanya'nın son günlerdeki menfi tavrı yeni değil.Kökü ‘Deutsche Bank krizi ,üçüncü Hava limanı ve Suriye-Irak ve Kandil problemi ile alakalı.Hasan beyin Türkiye'deki "solun"hali pür melali ile alakalı tespiti ayrı bir makale konusu. "Haber 10 "ailesini ve yazar Hasan Hüseyin beyi tebrik ediyorum.

    cevapla
  • avatar
    Yasin COŞAR

    Ingiliz ve alman diyemediklerini kucuk avrupa Devletlerine soyletiyor. Bu seferde yuzsuz avrupa hollanda agziyla konunusuyor.ingilizin 5 cayini rahat icmesi icin kac musluman olmesi gerekiyor artik bilmeyen yok. Avrupanin biz muslumanlara yaptigi hadsiz zulum ve tazyikattan sonra onlarin sefihane eglencelerine ve onlari taklit edenler icin yasasin cehennem.7 Tükürün o hayasızların yüzlerine. Dunya mazlumlarinin yeni hamisi parlayan güneşi TÜRKİYEDIR YAZI COK GUZEL KALEME ALINMIS ALLAH RAZI OLSUN

    cevapla