Mahşerin Üç Atlısı

Yaşar Kemal’in “İnce Memed” romanında, Memed’le anasının, sonunda bir erkek buzağıları olur. Eve bir anda esenlik gelir, fukara sofraları şenlenir adeta. Köyde bir aile için erkek buzağı çok şeydir. Onu peryavşan otuna sarıp sarmalarlar evin bir köşesinde. Baktıkça içleri aydınlanır.

Ekmeğin ve suyun kazanılan bir şey olduğu zamanlara ait leitmotif, en iyi ihtimalle bir çeşit “flashback”tir artık bu duygu. Plastiğin, geri dönüşüm ekonomisinin çağında peryavşan otuna sarılmış buzağıya yer yok!

Buzağı da artık bir arketip olarak arzu ekonomisi içinde devinir ve dönüşür. Değişmeyen tek şey açlık ve ekmektir!

Yeni ekonomi -politik yeni sanat ve estetik demektir. Başak toplayan kadınlar, bir dağ gibi yere diz vuran harmanlar, yerini fabrikada tütün saran, sararken de hayal kuran kızlara bıraktı. Sinemada Ayhan Işık, Ediz Hun, Hülya Koçyiğit… fabrikada çalışır; Sadri Alışık oto yıkar, Belgin Doruk şoförlük yapardı. Ekmeğin ve açlığın dünyasında bu filintalar, bu güzel kadınlar çalışır, üretirdi. Bugün öyle mi?

Toprağın ve fabrikanın üretimde süreklilik içeren ekonomisinden arzu ekonomisinin fragmantel üretimine geçiş, sanat ve düşünceyi de etkiledi. 1980 darbesini atlatmış Türkiye’de “dünya yuvarlaktır ama ben köşeyi dönerim” diyenlerin ikonlaştığı sinemalarda, varoş mahallesinden apartmana geçiş döndü durdu. Cumbadan rumbaya, kübikten butiğe, modernden post moderne…

Yozlaşmayı anlamak için fragmanlara bakmak gerek. İlk fragman Amerika’dan… Küresel siyaset ve ekonomide beleşçilik diye anılan bir politikanın uygulandığı Amerika’da Kardashian’lar ailesi var. Göçmenler ve kölelerin kurduğu, fırsatlar ülkesi Amerika’da, baba tarafından Ermeni, anne tarafından Hollanda ve İskoçya asıllı bu insanlar hiçbir şey üretmiyor, özel hayat dışında.

Diğer bir fragman Türkiye’den… Öyle sanıyorum ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve FETÖ’den sonra en ünlü şahıs olma yolunda Aleyna Tilki. Her ne kadar Cübbeli Ahmetcil hoca ve ulema takımı farklı eğitim ve üslup marjlarıyla atağa kalksalar da sıralamada üçüncülük Aleyna’nın.

“Şöhrete kavuşur kavuşmaz yaptığı ilk işi annesine ev almak oldu” diye haberler çıkmıştı. Doğru mu yanlış mı bilmiyorum. Ama anladığım kadarıyla o da aynı yazgının, açlığın ve ekmeğin fasit dairesinde dolanıp duruyor.

Bir fragman daha ekleyelim: Melek Subaşı. Ekmeğin kararmış tarafı, belki de tatların en kekre en acı olanı. Melek Subaşı Flash TV’deki bir programda fake/kurmaca bir seyirde biri engelli üç çocuğu için kendini yerlere attı. Öyle moda ikonu olmak veya ev almak gibi büyük hedefleri de yok. Bu yüzden açlık dairesinin teğeti, ekmeğin en kuru tarafı O.

Mahşerin üç atlısının ortak özelliği, hepimizin içinde kıvrandığı, üretmeden köşeyi dönmenin özendirildiği çemberde sıkışması.

Yaşıtları gibi ders çalışıp, sınavlara girip atanamamış kel oğlanlar, evde kalmış kız kuruları; ahbap çavuş ilişkisine girememiş, belediyeden ihale koparamamış esnaf takımı; sınavlarda bırak soru çalmayı kopya bile çekememiş melül gözlü kadrolaşma sevdalıları ne yapsın bu çemberin içinde?

Tepeden tırnağa örgütlendirilmiş bu çürümenin içinde parti teşkilatında kasılan hamaset de, akademide yapılan analiz de, sanat ve fikir de pornografiden ibaret. En dramatik olanıysa neyle olursa olsun mücadele mefhumunun kendisi de bu çürümeden nasibini alıyor.

Ne siyaset, ne sanat, ne felsefe ne de din, bu pornografi karşısında bir şey üretebiliyor. Dolu dizgin koştuğumuz mahşerde rantın büyüğüne göre oluşan gizli protokol, büyük resmin içinde kaynayıp gidiyor. 

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    T

    çok iyi özetlemişsiniz ve Gerçek Hayattan kesitler vermişsiniz. . . Çevreye bakıyorum, Üreten %1 bile yok . Ama bi şekilde Oldukça Yüklü Bir Para Dönüyor Piyasada, Tüketim gayet iyi. günlük 3-5bin kalori yiyoruz

    cevapla