Hoşafın Yağı Kesildi

Tarih sahibi olmak için önce hayal sonra hikâye sahibi olmak gerekir. Hikâye, hayatın öfkesini, ironisini, sevincini, şecaatini… nesi var nesi yok, her şeyini barındırır. Bu yüzden hikâye anlatır, bir araya gelmesi imkânsız öğeleri ve kişileri yan yana getiririz. Gücümüz Timur’a yetmiyorsa Nasrettin Hoca yetişir imdadımıza. Hamamda indiriverir peştamalını Timur’un. Ölümsüzlüğe susuyorsak canı sağ olsun Hızır’ın ve dahi İlyas’ın.

Şimdi, hikayedir, aslı astarı var mıdır bilemiyorum ama Yeniçeri için bir rivayet anlatılır. Hani şu Osmanlı ordusunun bürokratik oligarşisinin güç sarhoşluğu, iltisak ve iltimas hastalığı içinde aparat haline gelmiş korkusuz, delişmen ordusu için…

Rivayete göre; savaş sırasında karavanacılar bulaşıkları yıkayamadığı için askere hoşafı yağlı kaplarda verirmiş. Yeniçeri de hoşafın yağlı olması gerektiğini zannedermiş. Akçesi kırılıp, değirmenin suyu kesilince “hoşafımızın yağı kesildi” deyip kazan kaldırırmış. Çok Şükür! Dünyada ve Türkiye’de hoşafın yağının kesildiği günleri de gördük.

Neo-liberal ekonomi politiğin, gücü, sistem içindeki özgül ağırlıklarına göre kliklere dağıttığı, kliklerinse ideo kültürel, politik ve kimliksel öğeleri, habitusunun duvar taşı olarak kullandığı, Pazar serbestisinin ve rekabetin bu kliklerin insan kaynağı, ideolojik bagaj yükü, reklam ve marka değeri için geçerli olduğu, sivil ve siyasal ayrımını belirleyen sınırların buharlaştığı devrin sonuna gelindi.

Uzun uzun yazmaya gerek yok aslında. Hoşafın yağı kesildi, hem de herkes için. Ulusal ve küresel Yeniçeri için, Ortadoğu’nun sınır boylarını fare gibi kemiren humbaracı terör örgütleri için, toplumsal yaşamda kendini öteki üzerinden tanımlayan, toplumsallık ve sivillik iddiasında bulunup, devlete yapışıp, devlet yüzünü çevirince de surat asan, mesleğini ve mevkiini herkesin üstünde gören cümle pazar ve çarşı esnafı için hoşafın yağı kesildi.

Toplumsal aidiyetle bireysel çıkarın çatışmasında illa birinin galip gelmesine gerek yok, ikisinin de yeni form kazanması yeterlidir.

Yeni küresel durum 19. Yüzyıl boyunca övülen aklın, 20. yy. boyunca korunan bireyselliğin hem çok katmanlı hem de yararlı olmadığını, ortak ülkü ve gelecek tasavvurunun kaçınılmaz olduğunu gösterdi.

Özgür olmak, kendi çıkarlarımızın peşinden koşmak isteyebiliriz ama tarihe ve beraber yaşadığımız insanlara karşı bir sorumluluğumuz olduğu gibi özgürlüğün de bir maliyeti var.

Bu yeni vektörün toplumsal aidiyet ayağında ortak moral değerler etrafında buluşmak her zaman çok da masum değildir. Kendi küçük toplumunu veya cemaatini kollamak aslında üst bir toplumsallığın küçük bireyi olmaktır. Aidiyet üst toplumsal yapı içinde bireylere dönüşen alt toplumları iktidar yarışında yolsuzluğa itebilir; ki itti de.

Hem ihtiyacımız olan hem de kaçınmamız gereken aidiyete yeni bir form ve içerik kazandırmak, yeni bir siyasal kültür oluşturmak zorundayız.

Bereket versin ki bireysel çıkar peşinden koşanların ve moral değerler üzerinden yaratılmış alt toplumsallıkların kazançlı ve prestijli olduğu dönemin sonuna geldik. Ancak gelecek ucu açık bir şekilde önümüzde duruyor. 

YORUMLAR
avatar

Henüz hiç yorum girilmemiş. İlk yorumu siz yazın!