Küresel Müesses Nizamın Ekonomi Politiği ve Amerika Birleşik ‘Şirketleri’

ABD seçim sürecinde başlayan ve Başkan olmasıyla birlikte şiddetlenen Donald Trump’ın kişiliği üzerinden yapılan tartışmalar, Trump’ın sürpriz sayılabilecek seçim zaferinin arka planındaki derin ayrışmaları da gölgeliyor. Amerika’nın kaderinin nobran bir komedyenin kaprislerine bırakılmayacağı neredeyse kesin olduğuna göre, Trump simge isminin “gizli öznesi” üzerinden cümlelerimizi kurmamız gerekiyor.

Aslında Trump’la birlikte Amerika kamuoyu bu cümlelerin kurulmasını başlatacak yeni kavramlarla tanışmaya başladı. Çin devlet başkanının müstehzi “Trump’a rağmen liberal değerleri muhafaza etmeye hazırız” açıklaması ile neo-liberalizmin geleceğinin tartışılmasından; korumacılık, yükselen milliyetçilik ve popülizm, devlet kapitalizmi gibi birçok kavram elekten geçiriliyor. Öyle ki, Trump analizlerinin vazgeçilmezi olan “Amerikan müesses düzeni” tabirine, Türkiye’nin referans olarak gösterildiği ve belki de en popüler küresel markamız olacak olan “derin devlet” ifadesi de eklendi. Çok ciddi stratejik araştırma kurumlarının raporlarında dahi, Amerika Birleşik “Devletleri”nin bir “derin devleti”nin olup olmadığı tartışılıyor.

Türkiye patentli “derin devlet” ifadesi; 90’lı yıllarda Türkiye devletinin karanlık mahzenlerinde saklandığı düşünülen, meşruiyetini ve muafiyetini “devletin asıl sahibi benim”  ile alarak güç devşiren görünmez, denetlenemez ve sorgulanamaz bir iradeyi anlatıyordu. Derin devlet tartışmalarının zirveye çıkışı, Türkiye’de Susurluk olayı ile olmuştu, Amerika için ise şu an itibarıyla Trump’ın iktidara “getirilmesi” yönündeki iddialarla oldu.

Türkiye’deki tartışmaları bir tarafa bırakırsak, “derin devlet”i anlamlandırabilmek için öncelikle geleneksel devlet anlayışını, özelde ise tarih boyunca en sıra dışı devlet organizasyonlarından birisi olarak kurulan Amerikan devletini tahlil etmemiz gerekiyor. Devlet ihtiyacı, devleti bir arada tutan asabiye, devleti tahkim eden ideoloji ve nihayetinde ulus/milletiyle bölünmez bir bütün... Bu kadim tartışmalara etraflıca girmeden, devletin fonksiyonel anlamı olarak bir örgütlenme biçimini temsil ettiğini, ister ulus devlet isterse de imparatorluk olsun devletleri bir arada tutan temel harcın korunma içgüdüsüne eşlik eden dünyevi ya da uhrevi ideolojiler olduğunu söyleyebiliriz. Devlet bu anlamda tarih boyunca katı ideolojileri, statükoyu, muhafazakârlığı temsil eden bir askerî-tarım kara gücü olarak karşımıza çıkıyor. Mevcut küresel ekonomi politiği, Roma-Kartaca jeopolitik yarılmasındaki kara-deniz güçleri mücadelesiyle ve devletler-şirketler savaşıyla birlikte okumalıyız.

Devletlerin bu katı hiyerarşisi karşısında ise dinamizmi, esnek ideolojik tercihleri, rasyonaliteyi öne çıkaran temel olarak tacirler ve bankerlerden oluşan bir deniz gücü tarih boyunca hep oldu. Bu ayrım keskin bir farklılaşma olarak değil, iki tarafın farklı yoğunlukta olmak üzere sentezi olarak tezahür etti. Kuşkusuz devletlerin şirketleşerek bir deniz gücü olduğu dönem için en meşhur örnek olarak 17. yüzyılda başlayıp kabaca iki yüzyıl süren Doğu Hindistan Şirketleri’ni söyleyebiliriz. Devletlerin ve devlet şirketlerinin karşılıklı ittifakları ve çatışmaları, şirketlerin zamanla edindikleri özerklikle birlikte devletlerden ayrışması bugün de benzer şekilde devam ediyor.

Amerika Birleşik “Devleti” bu noktada, kadim devletlerin katı ideolojilerinden ayrı olarak vatandaşlık bağının bir şirketin çalışanlarının şirkete bağlılıklarına benzeyen bir “şirket devleti” olarak istisnai bir duruma tekabül ediyor. Amerika “şirket devletleri”nin kurucu ortaklarının ana gövdesinin Yahudi ve Anglo-Sakson küresel sermayeler olduğunu, II. Dünya Savaşı’ndan sonra da artık kesin bir şekilde karargâhlarının kuzey Amerika olduğunu söyleyebiliriz.

Peki Amerika’da, Amerikan devletinin bir kanadında konvansiyonel devlet refleksleri gösteren bir irade var mıdır? Amerikan devletinin adeta bir “paralel devlet” gibi hareket eden küresel şirketler koalisyonuna teslim edildiğini düşünen bir “devlet aklı”, yeni moda tabirle “Amerikan derin devleti” ne kadar vardır?

Amerika devlet mekanizmasında yaşanan bu ayrışma; Soğuk Savaş boyunca küresel sistemin Batı kanadındaki saflaşmasının görünen lider ülkesi olarak, küresel anlamda süren ayrışmanın kendi devlet yapısını etkilemesinin sonucudur. Tarih boyunca süren devletler ve “şirketler/tacirler” ayrışması, bugün de farklı ölçeklerde ve karakteristikte olmak üzere temel olarak küresel finans kapital ve konvansiyonel devlet yapıları arasında devam ediyor denilebilir. Bu ayrışmayı son olarak, Trump’ın keskin CNN/CIA eleştirilerinde, Rusya taşeronluğu üzerinden yapılan Amerikan istihbarat sızıntılarında görebiliyoruz. Benzer şekilde, merkez bankasının ne kadar özerk/bağımsız olacağı yönündeki tartışmalar da aynı minvalde okunabilir. Görünen en büyük karşılıklı restleşme için de, 11 Eylül’de Pentagon ve İkiz Kuleler saldırılarının birbirlerine misilleme olarak yapıldığı yönündeki ciddi iddiaların varlığı diyebiliriz.

Anglo-Sakson irade

Bu ayrışmanın temel yapı taşları devletler ve küresel şirketler olarak tasnif edilse de küresel şirketlerin büyük kısmının son tahlilde bir “devlet projesi” olduğunu, sahibi olduğu devletin planlamasıyla, projelendirmesiyle ve nihayetinde koruması ve kollamasıyla var olduğu gerçeğinden hareket etmemiz gerekiyor. Küreselleşme artık o kadar girift bir hale geldi ki, çok uluslu/devletler şirketleri konsorsiyumları arasındaki mücadeleler, ittifaklar basit denklemlerle açıklanamıyor.

Anglo-Sakson iradenin Brexit’le başlayıp Trump’la devam ettirmesinden anladığımız kadarıyla oldukça kararlı olduğu bu yeni süreç, dünya savaşları öncesi neredeyse tüm dünyada devletlerin “nasyonel kapitalizm” olarak adlandırılabilecek bir devlet kapitalizmi dönemine girdiğimizi işaret ediyor.

Diğer yandan Amerika özelinde Trump’la başlayan yeni “kavga”nın mahiyetini, klasik devlet organizasyonunun yetki ve sorumluluklarının hangi ölçekte müesses nizamın çatısı olan devletlerde kalacağı ve ne kadarının “paralel devlet” denilebilecek yapılanmalara bırakılacağı yönündeki anlaşmazlıklar oluşturuyor. Küresel finans kapital olarak adlandırılan bu paralel devlet yapılanmasına Trump’la Amerika devletinin “derin devlet” olarak refleks gösterdiği bu yeni savaş, Rusya’da ve Türkiye’de yaşandı ve yaşanıyor.

Sovyetler’in yıkılmasıyla birlikte devlet otoritesi sarsılan ve “sarhoş Yeltsin”in elinde oligark şirketler tarafından hazmedilmeye başlanan Rusya, Rusya “derin devleti” diyebileceğimiz Putinizm refleksiyle adeta devlet kapitalizmi politikası uygulayarak, federasyondan küçülerek ulus devlet olmaktan geri döndü. Rusya’nın enerji ve metal sektörleri şirketleri bugün büyük ölçüde Putin’in eski meslektaşları tarafından yönetiliyor.

“Putin ve Erdoğan küresel sermayeye karşı birlikte” görüşünü ilk dillendiren isimlerden birisi olan rahmetli Mahir Kaynak’la rahmetli Ömer Lütfü Mete’nin birlikte 2008 yılında yazdıkları Erdoğan Operasyonu: Küresel Sermayenin İktidar Savaşı başlıklı kitabı, “7 Şubat 2012 baskını”yla başlayıp 15 Temmuz darbe ve işgal girişimiyle zirveye çıkan savaşın ilk işaret fişeklerini analiz ediyordu. 40 yıllık proje paralel devlet yapılanması FETÖ’nün bir benzeri, eğer Putinizm olmasaydı oligarklara teslim edilerek Rusya’da ve FETÖ’nün bir mayın olarak yerleştirildiği Orta Asya ülkeleri başta olmak üzere Türkiye ve Rusya’nın “arka bahçeleri”nde icra edilecekti.

Irak’ta kim kazandı?

Trumplı Amerika’nın gösterdiği refleksi de benzer bir koruma içgüdüsü olarak okuyabiliriz. ABD’deki FETÖ türü bir alternatif devlet yapılanması, tıpkı FETÖ gibi Amerikan devletinin askerî/istihbarî enstrümanlarını ele geçiren ve bu gücü de silah endüstrisi başta olmak üzere küresel şirketlerin çıkarları doğrultusunda kullanan bir yapıya karşılık geliyor.

Devletin yatılı okullarında okuyan, devletin imkânlarıyla yurtdışında eğitim görerek devlette güç sahibi olan bir genci devletine ihanet ettiren bir FETÖ projesinin Amerika’daki karşılığı olan iradeye Trump şu soruyu soruyor: “Irak savaşı için trilyon dolar harcadık, ne kazandık? Kim kazandı?”

Bu sorunun muhatabı da, bu savaşı projelendiren ve eski yöneticileri son seçimlerde Hillary Clinton’u açıkça destekleyen CIA ile kamuoyunda “meşruiyetini” sağlayan CNN gibi enstrümanlar olarak karşımıza çıkıyor. Neo-liberal politikaları açıklamak için söylenen “görünmez el”, 11 Eylül sürecinde güçlerini zirveye çıkartan ve başta CIA olmak üzere Amerikan devletinin kurumlarında kendisini gizleyen el olarak varlığını hissettiriyor.

Küresel şirketlerin devletten bağımsız bir alanda kendisine yol açmak istemesinin “rasyonel” nedenleri de var. Bu rasyonellik, İsrail devleti maliyetli olmaya başladığı anda Anglo-Sakson küresel sermayenin ve hatta Yahudi küresel sermayesinin İsrail’den desteğini çekebilmeyi kapsıyor.

Bugün küresel şirketler; devletlerin tarih boyunca en büyük gücü olan orduyu daha düşük maliyetlerle kurarak dünyanın herhangi bir yerinde askeri operasyonlar yapabilir, hibrid savaşlar organize edebilirler; milletleri devletlerine bağlayan temel ihtiyaçlarının tedarik edilmesi gibi alanlarda devletlerden çok daha cazip imkânlar sunabilirler. Küresel şirketler bu anlamda, bireyi devlete bağlayan -mesela ucuz sağlık hizmeti, bedava internet- hassasiyetlere dokunduğu gibi devletlerin katı hiyerarşisini boşa çıkaracak beynelmilel ve hatta robot asker savaşçılardan oluşan ordularla kendi alternatiflerini kurabilirler. Böylece şirketlerin devletleri ikame edecek bir fonksiyon icra etmeleri durumunda ise devletlerin neden var oldukları sorusu sorulacak. Devletlerin derin devlet olarak refleks göstermesi de, bireylerin ve en genel anlamıyla milletin/ulusun matris organizasyonla yatay olarak şirketlere, dikey olarak da “devlet”e bağlı olduğu ve devletin rolünün de sürekli azaldığı yeni yapıda sürekli kötürüm hale gelecek. Bugün ABD Trump’la birlikte korumacılık refleksiyle, Amerikan devletinin ve Amerikan devletinin şirketlerinin rekabet gücünü arttırmaya yönelik olan ve büyük ölçüde Çin’e karşı yapılacak ekonomik savaş için hazırlık dönemine giriyor.

Neo-liberal politikaların insanlığı getirdiği çıkmaza, “kızıl Sovyetler” çıkmazının da bir çözüm olamadığı belli oldu. Bugün de “korumacı Trump’lı Amerika” ve Çin’li “kızıl kapitalizm” ile kapitalizmin kendi iç çelişkileri artarak devam edecek görünüyor. Çin devlet şirketleri Çin borsasının yüzde 80’nini oluşturuyor. Bu oran Rusya’da yüzde 75. Gelişmekte olan ülkelerde de benzer durum artarak devam ediyor. Topyekun devlet kapitalizmiyle oluşacak bir küresel ekonomi politik sistem sürdürülebilir değil; çözülmenin Çin gibi ülkelerle başlaması da bir başka kontrol edilemeyen sürece yol açabilir.

Tıpkı Osmanlı ve Rusya başta olmak üzere imparatorlukların yıkılmaya başladığı dünya savaşları arifesinde küresel ekonomi politikteki ayrışmanın finans-kapital ve devlet kapitalizmi gibi tartışmalarla açıklandığı “Avrupa’da dolaşan hayalet”in bir benzeri, karikatürize edilmiş haliyle “Trump hayaleti” olarak dolaşıyor.

Amerika’ya atılacak “format”, insanlığın kaderini de belirleyecek…

csozubek@gmail.com

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    Sertif PARLAK

    Cengiz beyi tebrik ediyorum.Dünyadaki büyük sermayenin yüzde altmışına(yaklaşık)sahip olan ailelerin desteklediği Hillary Clinton'in kazanacağına kesin gözü ile bakılıyordu.Lakin Amerikan halkı farklı bakıyordu meseleye.Amerikan medyasının nerede ise tamamı Trump karşıtı idi.Medya Trump'ı şovmen, saldırgan hatta bi-akıl gösteriyordu.Oysa durum tamamen farklı.Derin "Amerika var mı dır"sualani analistler,sosyal bilimciler ve tarihçiler tartışa dursun,hakikat olan beşeri düzenlerin çökmeye başladığı gerçeğidir.ABD-Rusya yakınlaşması(!),Abd-İran flörtü akabinde kavgası(!) tamamen mevzii.Alla her şeye ka'adirdir. Vesselam.

    cevapla