FETÖ’nün Siyasi Ayağı Tartışmaları

15 Temmuz darbesinden sonra gündemde tutulmaya çalışılan tartışma başlıklarından birisi de, FETÖ’nün siyasi ayağına ilişkin değerlendirmelerdir. Bu konudaki tartışmaların sağlıklı bir zeminde yürütüldüğünü söylemek zor. Değerlendirmeler, sığ siyasi polemiklerden öte bir anlam ifade etmiyor. Dolayısıyla da, anılan örgütle mücadele ve ülkenin geleceğine ilişkin ufuk açıcı derinlikten çok uzak. Halbuki; küresel güç(ler)in ülkemizde kurduğu denklemler, devşirdikleri unsurlar, bu unsurlara yüklenen görevler, bu doğrultuda FETÖ’nün ortaya çıkışı, küresel istihbarat örgütleriyle kurduğu ilişki, bu ilişkiler üzerinden kendisine açılan alanlar ve varılan sonuçlar gibi başlıklar üzerinden meseleyi tartışmak bizi daha sağlıklı sonuçlara ulaştırabilir.

Yakın tarih hatırlaması

Yakın tarihimize baktığımızda; Soğuk Savaş dönemi, 12 Eylül askeri darbesi ve 28 Şubat darbesinin zamanı okumada temel eşikleri oluşturduğu görülür. Türkiye-ABD ilişkilerinin tarihi seyri; devşirilen, ABD’nin yerel ve bölgesel çıkarları için çalışan kişileri/örgütleri ve FETÖ’yü anlamamıza katkı sağlayan temel veridir. Bu bağlamda; üzerinde durmamız gereken ilk tarih, 12 Mart 1947’dır. ABD, bu tarihte “Truman Doktrini”ni imzalar ve hayata geçirir. ABD’nin Türkiye’ye yönelik yardımı olarak sunulan bu doktrin, özünde toplumsal yapıyı, siyaseti ve bölgemizi dizayn etmeyi hedefleyen bir projeydi. 60’lı yıllarda, bu projenin görünür motivasyonu “komünizm karşıtlığı”ydı. “SSCB’nin Türkiye’yi işgal edeceği” ve bunun için komünist faaliyetleri desteklediği değerlendirmesi üzerinden oluşturulan korku atmosferi sonucu, Komünizmle Mücadele Dernekleri kuruldu. Bu amaçla kurulan ikinci derneğin, FETÖ elebaşı tarafından Erzurum’da kurulmuş olduğu gerçeği bazı şeyleri açıklamaya yeter. Bununla birlikte; ABD’de eğitim alan ilk askerler, bunların ordu içinde yükselişi, “sağ-sol” örgütlerle kurdukları ilişkiler, bu örgütlerin işledikleri kirli eylemler ve FETÖ elebaşı ile yakınlıklarını de araştırmakta yarar var. Bu konuya ilişkin detaylara, yakın tarih çalışmalarında ulaşmak mümkün.

Dikkate alınması gereken ikinci dönem ise 12 Eylül darbesidir. 12 Eylül darbesine ilişkin asıl konu, darbe süreci üzerinden önleri açılan ve desteklenen örgütlerdir. 12 Eylül cuntasının, dönemin MGK toplantılarının birisinde, NATO üyesi olan Türkiye’nin, İran-Irak sınırında askeri varlığını pekiştirmek ve İran devrimiyle yükselen “dini dalgaya” set çekmek için “ılımlı ve diyalogcu İslam” adı altında farklı bir yaklaşım benimsenir. Daha doğru bir ifadeyle, bu karar cuntaya dikte ettirilir! Bahsettiğimiz yeni sürecin tahkimi için ise sistemin kuruluşundan beri hassas olduğu iki fay hattında, din ve Kürtler ekseninde, iki yeni örgüte cevaz verilir. Yani; PKK ve FETÖ. Bu tarihten itibaren, bu örgütler yeniden formatlanır. PKK; Suriye ve Lübnan’a, FETÖ ise toplumun kılcal damarları olan eğitim ve bürokrasiye yönlendirilerek sahneye sürülür. İki örgüt de; ideolojik yakınlık içinde oldukları tüm yapılarla/örgütlerle yollarını ayırır, hatta düşman olarak kodlar, kendi içlerinde ise lider kültüne dayanan, katı ve kesin inançlı kadrolar yetiştirmeye dönük örgütsel yapılarıyla serpilirler. İşte FETÖ; bu koşullarda hem içeride hem de dışarıda örgütlenerek toplumun, devletin tüm kılcal damarlarına sızmış bir yapıya dönüşür.

Üçüncü olay ise tek amacı seçilmiş iktidarı devirmek olmayan 28 Şubat darbesidir. 28 Şubat; ülke genelinde, FETÖ dışındaki, inanç hassasiyetli tüm kesimlerin baskıyla sindirildiği ve kapatıldığı tarihtir. Vakıflar, dernekler, kitabevleri, okullar, kısacası FETÖ dışındaki ve küresel istihbarat örgütlerinin nüfuz edemediği tüm mecralar, darbeciler eliyle kapatıldı. FETÖ, toplumun önüne tek ve akredite yapı olarak konuldu. Bunun üzerinden, FETÖ’nün toplumun tüm kesimleriyle ve yönetimin tüm kademeleriyle iletişiminin yolu açılmış oldu. O dönemde, FETÖ’nün Erbakan’ın şahsına ve siyasi çizgisine karşı sergilediği agresif tutum, “hoşgörü” ve “diyalog” içermeyen hasmane yaklaşımı tespit etmeden bu örgütün zihin kodlarını kavramak mümkün olmaz. Süreç içinde, 28 Şubat darbesinin görünür yüzü olan Çevik Bir’e FETÖ tarafından yazılan methiyeler, bahsettiğimiz alan açmanın ve Erbakan hükümetini devirmenin şükran ifadesi olmalı! Kısacası; bu üç süreci içermeyen “siyasi ayak” değerlendirmelerinin, FETÖ çıkarlarına hizmet edeceği, örgütün gizli yapısını ve karanlık ilişkilerini örtmeye katkı sağlayacağı açıktır. Çünkü olay basit bir “siyasi ayak” tartışmasından çok daha derin ve ülkeyi kuşatmaya/rehin almaya yönelik küresel bir projedir.

FETÖ ile mücadele

FETÖ; farklı formatlarda olsa da, 50 yıla aşkın bir süredir var olan bir örgütlenmedir. Bu süreçte, ülke yönetimlerinde bulunan iktidarların ve siyasi partilerin bir biçimde yapıyı tehdit olarak görmedikleri ve önlerini açtıkları ise açıktır. Bu tutumun asıl nedenini, bahsettiğimiz üç sürecin ana aktörü olan ABD’nin sergilediği yaklaşımda aramak gerekir. Bu ilişkinin kodlarını çözen ilk lider Erbakan ve örgüt ile mücadeleyi başlatan ise cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. FETÖ’ye karşı mücadelenin alenileştiği tarih, dershanelerin kapatılması konusunun gündeme geldiği tarihtir. Yani 2012 yılı. Süreç içinde bu mücadele sertleşti ve FETÖ, işi seçilmiş hükümeti devirme girişimine kadar ilerletti. AK Parti bir yandan FETÖ ile mücadele ederken, bir yandan da kendi içinde önemli bir ayıklanma sürecini başlattı. 2012 yılından itibaren yapılan seçimler ve kongreler, AK Parti’nin ayıklama ve arınma işlemini kolaylaştırdı. Ortaya çıkan koşulların bu mücadeleyi zorunlu kıldığını da not etmekte yarar var!

FETÖ’ye karşı siyasi tutumlar

15 Temmuz darbe girişiminin siyasi ayağına ilişkin tartışmalar konusunda FETÖ’ye karşı mücadelenin alenileştiği tarihten sonrasına bakmakta yarar var. Çünkü 50 yıllık süreç içinde ilk kez bir iktidar bu karanlık örgütü karşısına almış, terör örgütü olarak tanımlamış ve örgütün varlığını milli güvenlik sorunu olarak tayin etmiştir. Bu noktada; FETÖ konusundaki siyasi tutumları, 2013 öncesi ve 2013 sonrası şeklinde tasniflemek de mümkündür. 2013 öncesinde FETÖ’ye karşı sergilenen tutumların tümü, klasik sağ refleksin ürünüdür. Bu refleks ise özellikle yerel siyasi aktörlerin güçlüden yana olmak, güçten nemalanmaya çalışmanın en somut örneğidir. Maalesef bu tutum, siyasetin temel sorunu ve zayıf yönüdür. Bu tutumu mahkum edip, siyasetin bu kişiliklerden ayıklanmasında büyük yarar var.

Ülkenin geleceği açısından sorunlu olan bu sağcı refleks kadar sorunlu olan diğer tutum ise 2013 sonrasında, kimi siyasilerin FETÖ ile kurmuş oldukları ilişkidir. Bu süreçte; siyasilerin mi FETÖ’yle, FETÖ’nün mü siyasilerle iletişime geçtiği konusu tam olarak çözümlenmiş değil. Ancak tarafların buradan siyasi bir sonuç çıkarmayı hedeflemiş olduğu açıktır. FETÖ’nün, kendisiyle mücadele eden siyasi iktidarı zayıflatmayı ve iktidardan düşürmeyi, FETÖ ile ilişkiye girmiş olan siyasilerin ise buradan kendilerine iktidar çıkarmayı amaçladıklarını söylemek mümkün. Çünkü diğeri, derin bir ilişki anlamına gelir! Başka türlü; FETÖ unsurları tarafından yapılan yasadışı dinlemeler üzerinden siyaset yapma çabasını anlamak mümkün değil. Yasa dışı dinlemelerden elde edilen kayıtları TBMM’de gündeme getiren siyasetçilerin bu ilişkiyi açıklamaları gerekir. FETÖ’nün siyasi ayak tartışmalarının sağlıklı yürümesi için bu bilgilerin kimlerden alındığı ve bunun üzerinden neyin amaçlandığı ortaya çıkmadan “siyasi ayak” tartışmalarına cevap bulmak zor. Her türlü riske ve olumsuzluğa rağmen, FETÖ’nün siyasi ayağı ancak siyasi bir kararlılıkla ve siyasi yöntemlerle ortaya çıkartılabilir ve temizlenebilir. 15 Temmuz darbe girişiminin, siyasete arınma imkan tanıdığı açık. Bunun sürdürülmesi önemli. Aslında tüm bu tartışmalar, mücadelenin tartışmasız lideri cumhurbaşkanı Erdoğan’a olan objektif ihtiyacın pekişerek devam ettiğini de ortaya koymaktadır.

adnanboynukara@gmail.com

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    Mikail

    "El adlü esasül mülk" Terazi yanlış tartıyor Mizana ayar vermek gerek Ibadetle iştiğal edenler cezalandırılıyor AK partinin tabanı cezalandırılıyor Sanki gizli bir el AK partinin içini boşaltıyor Tabanını eritiyor 28 Şubat'ta bedel ödeyen yiğit vatan evlatları Tekrar cezalandırılmak isteniyor Aman dikkat!

    cevapla
  • avatar
    VEYSEL

    SLM; Yazınız için özellikle çok teşekkür ederim. Ancak siyasi bu değerlendirmenin mevcut FETÖ davalarında ki yorumu ve uygulaması ile ilgili de bir değerlendirme bekliyoruz.Çünkü şu an mahkemeler uygulamalarında özellikle tutuklama, tedbirlerin kaldırılması , ve ceza hükümlerinde milat olarak 17-25 aralık 2013 tarihini baz almıyorlar. Çok daha eski tarihlerde bu yapı ile ilgili iletişim ve diyalokları da suç kabul edip cezlandırma ve tutuklama yönünde karar veriyorlar. örneğin 2006-2007 yıllarında bu yapıya yardım etmiş veya bu yapının kurumlarında görev almış ancak sonrasında iletişimi kesmiş insanların büyük bir kısmı tutuklu veya yasaklı. Bu durum toplumun devlete ve yargıya olan güvenini ciddi anlmada sarsıyor. Ayrıca bu yasaklamala ülke ekonomisine ciddi zarar veriyor. Bu konuda yorum değerlendirme ve çabalarınızı bekliyoruz.

    cevapla