Serdar Karagöz: "Medya'ya 4. Kuvvet dersek hafife almış oluruz..."

Serdar Karagöz:
Daily Sabah Genel Yayın Yönetmeni Serdar Karagöz: Medya dediğimiz güç, iktidarın en önemli unsurlarından biri olarak karşımızda...

Türkiye'nin dönüşüm sürecinde medya, etkisini giderek çok daha fazla hissettiriyor. Bölgesel sorunlarla birlikte uluslararası arenada artık daha etkin rol alan bir Türkiye var. Bu rol O'nu uluslararası arenada hedef haline getiriyor. Peki biz medya olarak uluslararası arenada ne durumdayız. Türkiye'nin yabancı dilde yayın yapan iki gazetesinden biri olan Daily Sabah Genel Yayın Yönetmeni Serdar Karagöz'ü ziyaret ettim ve Türkiye Medyası'nın uluslararası arenadaki rolünü konuştuk. 

Cüneyt POLAT
twitter.com/aybers

C.P: Medya için 4. Kuvvet denir. Medyayı bugünü ve dünü ile kıyasladığımızda bu sıfatı halen elinde bulunduruyor mu?

Medyayı dördüncü kuvvet olarak tanımladığımız zamanlarda gazete, televizyon, radyoyu, yani konvansiyonel medyayı kastediyorduk.

Yeni medya diye tabir ettiğimiz sosyal medyanın ortaya çıkması dördüncü güç kavramını biraz genişletti.

Bugün uluslararası arenada internet ve sosyal medya üzerinden yapılan operasyonlar uluslararası siyasete şekil veren, yön veren unsurlar haline geldi.

Medya dediğimiz güç, iktidarın en önemli unsurlarından biri olarak karşımızda. Dijital medya ve geleneksel konvansiyonel medyayı birlikte değerlendirdiğimiz zaman, medya geçmişe oranla çok daha güçlü bir şekilde karşımızda.

Dolayısıyla artık birinci güç şudur, ikinci güç şudur, üçüncü güç şudur diye bir tanımlamayı veya sıralamayı yanlış buluyorum.

C.P: İktidarın en önemli unsuru diyorsunuz. Biraz açsak bunu?

İktidardan kastım; güç. Muhalefet de bir güçtür. Seçilmiş ve yöneten iktidardan, ya da bir şekilde devlet organizasyonunu elinde bulunduran iktidardan değil kavram olarak iktidardan bahsediyorum.

Bugün gündem belirleme gücünün en önemli ayağı medyadır. Ben iktidarım veya muhalefetim diyen kitleler bize iktidarlarını veya muhalefetlerini nasıl hissettirecek? Bir gündem belirleyecek.

Bu kavramlara sahip olanların gündem belirleme gücü var mı, yok mu ona bakacağız.

İktidar veya muhalefet gündemi belirlerken sosyal medya, yazılı medya, görsel medya, işitsel medya hepsini doğru ve stratejik bir şekilde kullanabiliyorsa gündemi belirliyor.

Bugün biz bir oluşa iyi veya kötü derken, sosyal medyanın, konvansiyonel medyanın, yeni medyanın bize çizdiği veya dayattığı imajlara göre iyi veya kötü diyoruz.

Mesela; Irak’a ilk Amerikan operasyonu meşru değildi ama o zamanın konvansiyonel medyası bunu meşru olarak kabul ettirdi. Bunun sonucunda ne oldu? Irak’a ABD gitti, işgal etti, yönetimi değiştirdi.

Neredeyse bütün Dünya bu işgali ittifak halinde meşru ve olumlu görürken, bunu nasıl yaptılar? Medyayı kullandılar. Gündemi belirlediler. Kimyasal silahlar var dediler, nükleer araştırmalar yapılıyor, hepimiz için tehdittir dediler.

ABD geldi Irak’ı vurdu. Bir iki marjinalize edilmiş ufak itiraz dışında hiçbir dirençle karşılaşılmadı.

Bunu insanlara kim kabul ettirdi? Aklımızı, fikrimizi kim manipüle etti? Medya dediğimiz unsur.

İşte muktedirler elinde medya böyle bir şey.

Şimdi muktedirlere karşı da bir medya savaşı var. Yepyeni bir çağdan bahsediyoruz. Mailler hackleniyor, bilgisayarlar hackleniyor, dijital medyadan yayılıyor, bilgi çok hızlı bir şekilde transfer ediliyor.

Konvansiyonel medya döneminde mesele; kağıdı, kitlesel iletişim araçlarını elinde bulunduran güçtü, şimdi daha da fazlası…

Hepimiz mobil araçlar kullanıyoruz, sosyal medya kullanıyoruz. Hızlı bilgiye anında erişiyoruz.

Totalde ise medyanın etkinliği internet çağının öncesine göre daha fazla. Bir tüketicinin son yaptığı iş sosyal medyadan Twitter’ı, Facebook’u, İnstagram’ı kontrol edip uyumak. Uyanır uyanmaz ilk yaptığı iş de WhatsApp’ını, Twitter’ını, İnstagram’ını kontrol ederek güne başlamak.

Böyle bir ortamda biz medya dördüncü kuvvet dersek bunu biraz hafife almış oluruz.

C.P: Yeni medya dediğimiz şeye ne kadar hazırız?

Buna hazırlıklı hale gelmek lazım. 15 Temmuz darbesini nasıl engelledik? Cumhurbaşkanı görüntülü görüşme organizasyonundan televizyon kanallarına bağlandığı zaman milyonlarca insan onun yüzünü gördü, sesini duydu, hareketli görüntüsünü gördü. Cumhurbaşkanımız iyi ve bize bir talimat veriyor diyerek sokaklara çıktı, darbe engellendi. O esnada tweetler atıldı. Cumhurbaşkanı kendi hesabından tweet attı. Burada medyanın özellikle yeni medyanın gücünü gördük.

Yapılması gereken bunları stratejik olarak çalışmaktır. Bizim iletişim Fakülteleri hala matbaanın bulunmasıyla başlatırlar hikayeyi. İnsanlar, İletişim Fakültelerinden mezun olduklarında yeni medyayla ilgili çok az bilgiyle çıkarlar ama hayat yeni medyada akmaktadır.

Artık şirketler, siyasiler, devletler bütün stratejilerini belirlerken yeni medyayı dikkate alıyorlar. Biz de yeni medyayı, dijital medyayı, sosyal medyayı çok hızlı tüketen bir ülke olarak buna yönelik stratejilerimizi belirlememiz lazım.

C.P: Diğer ülke medyalarına, uluslararası medya organlarına baktığımızda Türkiye Medyası nerede?

Medya bir sektör.  Bilgiyi alıyoruz ve insanlara ulaştırıyoruz. Gün sonunda bunu yaptığımız için bize reklam veren, reklam veriyor. Günün sonunda Türk medyasının işleyiş mantığı ile Amerikan medyasının işleyişi arasında ticari anlamda farklılık yok. Sadece onlar bu işi daha kurumsallaşmış yapıyorlar.

Habercilikte de Avrupa - Amerika medyası ekseninde konuşursak tuttukları siyasal taraf ne ise bunlara uygun hareketler yapıyorlar. Bunu yaparken de sanki objektifmişler gibi bir imaj çizmeyi de ihmal etmiyorlar.

Türkiye Medyası’nın belki de en eksik kaldığı nokta bu imaj meselesi. Bu imajı doğru kurguladığımız zaman saldırılara daha dayanıklı ve dirençli bir medya kurmuş oluruz.

Mesela, Mısır Darbesi olduğu zaman New York Times, demokrasinin yanında duran, insan haklarının yanında duran retorikle bir fotoğraf paylaştı, havai fişekler patlıyor Kahire’de yanında da Mursi düştü yazıyor.

Şimdi siz böyle bir kolaj, böyle bir birinci sayfa yaparsanız tuttuğunuz tarafı belli edersiniz. Başlıkta Mursi düştü, fotoğrafta havai fişekler... Bu şekilde verdiğin zaman demokrasiye vurulan askeri bir darbeyi haklı çıkartıyorsun demektir. Çok ince tuttuğu tarafı belli eden ama parmak sokmayan bir hamleyle algıyı oluşturdu.

Bunu okuyan Amerikalı tüketici “demek ki Mursi kötü bir adamdı bizim için çok büyük bir problemdi” diye düşünecek, “insan hakları ve demokrasi açısından da bir problem yok” diyecek.

Bizde bu ambalajlama işi, haberi verirken kendimizi de bir şekilde korumaya alalım, imajımız bozulmasın diye biraz zayıf gidiyor.

Medyanın taraf tutmasında, taraf olmasında da bir problem yok. Amerika’da medya masterı yapıp, New York Times’da çalıştığım dönemde gördüm ki Amerikan medyası en taraflı medyadır. Siyasallıkla alakalı bir meslekte objektifizm söz konusu olamaz.

Kasım’ın 8’inde Amerikan seçimleri var. Amerikan gazeteleri, Amerikan medyası  hangi kişiye oy verilmesi gerektiğine ilişkin kimi desteklemek lazım geldiğine ilişkin pozisyonlarını alenen açık etmeleri de bunun bir parçası...

Bu anlamda Türkiye’deki medyanın objektiflik diye eleştiriye tabi tutulacak bir yanı yok. Uluslararası düzende de, Türkiye Medyası’nda da bu iş böyle gidiyor. Sadece kriterler, prensipler ve tutarlılık önemli. Türkiye medyasında bir kurumsallık problemi var. Bu da bazen tutarsızlığa götürüyor...

C.P: Objektiflik tamam da taraf olmakla, eleştirisel bakış arasındaki o doku nasıl olmalı? Eleştiride ne alemdeyiz?

Bizim problemimiz burada başlıyor. Kurumsallaşamadığımız için, eleştirilmesi gereken noktalarda tarafımıza yöneltmemiz gereken eleştirileri sunmuyoruz. Medyamızın öyle bir kültürü, geleneği yok.

Amerika’da bunu görebilirsiniz ama idealize edildiği şekilde değil. Guantanamo üssünün kapatılmasına ilişkin New York Times’ta her gün bangır bangır birinci sayfadan yayın yapılması gerekirken yapılmıyor. Çünkü New York Times’ın desteklediği Obama iktidarda.

Obama aday olduğunda Guantanamo üssünün kapatılmasını vaat etti. New York Times bu yüzden onlarca makalesinde Obama’yı desteklediğini yazdı. Şimdi Guantanamo kapatılmadı, orada insan hakları ihlalleri hala devam ediyor ama  New York Times’da bir itiraz da görmüyoruz.

Medya olarak entelektüel bir iş yapıyoruz. Dünya’yı takip ediyoruz. Tuttuğumuz safa akıl ve yön vermek, tarafı olduğumuz siyasal bloğun önünü açmak isteriz. Bugün ben ne hükümeti destekleyen medyada, ne de hükümetle uğraşan medyada bunu görmüyorum. Hükümete yön veren, önünü açan, fikir veren bir entelektüellik ortaya koyan bir medyamız yok ne yazık ki.

Daha çok hükümetin yaptıklarını haklı çıkarmaya çalışan bir tarafta ya da hükümet ne yapsa kötüdür fotoğrafını çeken bir medya görüyoruz. Bu da bizim medyamızın henüz kurumsallaşamadığının, ortaya bir prensip ve kriterler koyamadığının fotoğrafıdır. Bunu kabul etmek lazım.

Bunu değiştirmek isteyen medya kuruluşları önümüzdeki süreçlerde daha da güçlenecek, hükümetin iyi yaptığı bir şeye “evet buna iyi yaptı demeliyiz” diyen, kötü yaptığına da, “buna da iyi demeyelim, eleştirelim ki daha iyisini yapsın” diyebilecek olan bir dil de gelişecektir. Bu da yavaş yavaş olur.

Medyamızın problemi kurumsallaşmadan henüz biraz uzakta olması. Bir de yapısal problemlerimiz ve medya sahipliği ilişkileri var. Medyayı sahiplenen, medyaya yatırım yapan insanların farklı sektörlerde faaliyet göstermesi de kaliteli prensipler çerçevesinde tutarlı bir şekilde medya ürünü üretmeyi engelliyor. Bir tarafta atılan manşetler, diğer tarafta yapılan yatırımlar var...

C.P: Bu bir itibar problemi doğurmuyor mu?

Medyanın finansmanı meselesi sadece Türkiye’nin değil tüm dünyanın problemi. Reklam verenin kusurlarının araştırıldığı bir medya düzeni yer yüzünde yok. Çünkü medya reklam verenden reklam almak için ve ürettiği ürünü son tüketiciye satmak için bu işi yapıyor. Bunu yaptığınız zaman para kazanıyorsunuz.

Ortaya ne kadar fazla kriter ve prensip koysak da ürettiğimiz ürün medya ürünü. Bir yayın organı tüm bu çerçevede kendi içinde tutarsız olduğu zaman, prensiplerine uymadığı zaman itibarsız oluyor. Türkiye Medyası’nda da ne yazık ki bir itibar problemi var. Hem kendi tüketicisinde hem de yurtdışında.

C.P: Yabancı dilde yayın yapan medya kuruluşumuz pek yok. Uluslararası arenada bu noktadaki yeterliliğimiz nasıl?

Ufak bir ülke olan Arnavutluk’ta bile 4 tane İngilizce gazete çıkarken nüfusu 80 milyona dayanmış Türkiye’de sadece 2 tane İngilizce gazete var.

Bu durum Türkiye’nin uluslararası arenadaki iddiasıyla örtüşmüyor. Bir çok yabancı dilde yayın yapan, çok sayıda medya organımızın olması gerek. Eğer bölgemizde etkin bir güç, uluslararası arenada iddialı bir devlet olmak istiyorsak bunu yapmamız gerekiyor.

Biz Daily Sabah’ı çok geç kurduk. Ülkede yoğun bir dezenformasyon olduğu esnada kurduk. Kısa  bir süre içerisinde de Türkiye’yle ilgili projeksiyonu olan, olumlu olumsuz herkesin baktığı bir yayın haline geldi.

Amerikan Büyükelçisi Ricciardone görevini devrederken başkonsoloslukta bir veda töreni düzenlendi ve orada şu ifadeyi kullandı; “Türkiye’deki süreçleri takip etmeye ve bundan sonra da Daily Sabah’ı okumaya devam edeceğim...”

Mevcut statüde bize, pro-government -hükümet yanlısı- gazete diyorlar. Öyle bir tanımlanmamız var. AK Parti’ye yakın, Cumhurbaşkanına yakın bir tanımlamamız var yurt dışında. Bu tanımlama bizi bir taraftan etiketliyor, diğer taraftan da bize karşı merak uyandırıyor.

C.P: Farklı ülkelere ait medya kuruluşlarının uluslararası arenada bu tarz tanımlamaları var mı?

İşte New York Times Obama yanlısıdır. Wall Street Journal Cumhuriyetçilere yakındır. Bu tarz etiketlemeler vardır ve olması da doğaldır.

Ben bu etiketlemelerden rahatsız değilim. Bir medya işletmesi olarak beni önemli kılan şey zaten o duruşum, o pozisyonum.

Bir medya organı olarak Recep Tayyip Erdoğan’ı desteklediğim için önemliyim. Benim gazetemde yazılan şeyler okuyucuya bir perspektif verdiği için ben önemliyim. Bunu da bize söylüyor, seni bu yüzden okuyoruz diyorlar.

Biz de onların bu ihtiyaçlarını karşılamak için varız. Biz FETÖ’ye nasıl bakıyoruz? Biz Musul’a nasıl bakıyoruz? Biz Irak’a nasıl bakıyoruz? Suriye’ye nasıl bakıyoruz? Biz Amerika’yı nasıl görüyoruz? Rusya’yla kavgada nasıl pozisyon aldık? Bunu öğrenmek isteyen yabancı geliyor Daily Sabah’ı okuyor ve ben de bundan memnunum.

C.P: Bir önceki soruya dönersek, kapasitemizi kullanabiliyor muyuz diye sorarken şunu kastediyorum; Avrupa’da bir gazete Türkiye aleyhine bir manşet atıyor, biz günlerce bunu manşetlerimizde tutuyoruz. Bizim manşetlerimizin gündem olabilirliği nedir? Nasıl bir yolumuz var?

Bu noktaya bir New York Times boyutunda ulaşamayız. Ne zaman Amerika gibi bir kapitalist sistemin süper gücü olursun o zaman ulaşırsın. Ya da bu mevcut kapitalist sistem bozulur yeni bir düzen kurulur o düzen içerisinde sen bir süper güç olursun, o zaman ulaşırsın. Gerçekçi olmak lazım.

Kapitalizm beraberinde kültürel hegemonyayı getiriyor. İster istemez Apple kullanıyoruz. Apple nereden? Ne simgesi? Elma. Elma neyin simgesi? New York ve Amerikan. İçerisindeki aplikasyonlar ne? Amerikan. Haberlerin menşei ne? Amerika’daki AP, Reuters... Televizyon seyrediyoruz, diziler seyrediyoruz, günlük hayatta Papua Yeni Gine’de insanlar neyi konuşuyorlar? House Of Cards yada Breaking Bad konuşuyorlar.

Buna kültürel hegemonya diyoruz. Kültürel egemen güç bugün neresi ise ister istemez onun medyasının etkinliği yüksek olacaktır. Yani onunla senin boy ölçüşmen için senin de bir kültürel egemen bir yapı kurman lazım. Bu mevcut kapitalist şartlarda henüz çok daha yol almamız gereken bir durum. Bu seviyede değiliz şuanda.

Fakat bizim yayınlarımızı Türkiye’yle alakalı olanlar alırlar bunu referans yaparlar. Mesela Daily Sabah’ın pek çok yazısı New York Times’ın, Wall Street Journal’in, Almanya’da çıkan gazetelerin içerisine referans oluyor. Zaten bunun için uğraşıyoruz.

Daily Sabah’ta çıkan bir makaleye göre, Daily Sabah’ta çıkan bir habere göre şöyle bir şey olmuş, bu iyidir, bu kötüdür, deniyorsa bu gazetecilik açısından iyi bir şey.

Önemli olan benim medyamın vermiş olduğu mesajın birileri tarafından karşılık görmesi, dikkate alınması…

C.P: Uluslararası bir medya yatırımı olarak TRT World yayın hayatına başladı fakat bu devlet eliyle yapılıyor. Özel yatırımcıların bu alanda yatırım yapmasının ne gibi güçlükleri var, neden rağbet görmüyor?

Medya halihazırda maliyetli bir işken, bu işi yabancı dilde yapmak çok daha fazla maliyet getiriyor. Burada da süreç medyanın finansmanı noktasına geliyor. Sürecin zorluklarını ve maliyetini hem TRT World’ü takip ederek, hem de Daily Sabah’tan biliyoruz.

Bu maliyetin altına girecek olan yatırımcı öncelikle ülkesi için çok önemli bir iş yaptığının bilincinde olması ve diğer unsurların da ortaya konulacak medya ürününü desteklemeleri lazım. Aksi taktirde sonuç çıkmaz.

Biz çok büyük bir medya grubu olduğumuz için Daily Sabah’ı finanse edip çıkartabiliyoruz. TRT World bir kamu kurumu olduğu için bu işin finansmanında çok zorlanmadan bu iş oluyor.

Bu alanda yatırım yapacak olan iş adamlarına tavsiyem sıfırdan bir yapılanma yerine uluslararası bir yayın kuruluşunu satın almalarıdır.

Yeniden inşa etmek yerine İngiltere’de, Amerika’da hali hazırda var olan medya kuruluşlarını, markayı satın almak ve yayın politikasını en azından dezenformasyonu engelleyecek şekilde yeniden dizayn etmek daha doğru bir yöntem olacaktır.

C.P: Türkiye’nin yabancı basında çok yoğun bir dezenformasyon saldırısı altında olduğunu ve giderek dozajının arttığını görüyoruz. Neden bize karşı bu kadar karşıtlar?

2002’de Erdoğan siyasete girdiğinde uluslararası medyada çok pozitif tonda mesajlar vardı. Uluslararası arenada güçlenen Erdoğan ne zaman ki; “ben sizin bana biçtiğiniz bu rolü oynamayacağım” dedi, o andan itibaren Tayyip Erdoğan’ın ve dolayısıyla Türkiye’nin uluslararası medyada görünümü negatife doğru gitmeye başladı.

Bütün amaçları uluslararası arenadaki imajını bozarak cezalandırmak. Bunun içinde Türkiye’deki unsurlarını harekete geçirdiler. Gezi Parkı Ayaklanmasıyla 17-25 Aralıkla ve son olarak tankları sokaklarda halkın üzerinde yürüterek cezalandırma yoluna gittiler.

Amaçları Erdoğan’ın cezalandırılması ve bir daha Erdoğan gibi kurulu düzene isyan edecek, kurulu düzenin biçtiği role uymayacak biri geldiğinde bu yaşananların bir ders olması. Erdoğan’ı ve destekleyenlerini ezdik, seni de ezeriz demek bütün amaçları.

Uluslararası medyadaki unsur tamamen düzen kurucuların Erdoğan alerjisinden kaynaklanıyor.

New York Times uyuz olmuyor Erdoğan’a, Wall Street Journal yada Guardian, uyuz olmuyor. Onların temsil ettiği bir zihniyet uyuz oluyor. Nasıl olur da Türkiye’den birisi çıkar ve bize meydan okur? Bu kim? Bu ne cüret? Siyasal hegemon biziz. Askeri hegemon, kültürel hegemon biziz. Kim bu hegemonyamıza karşı çıkan? Bu sebeple Tayyip Erdoğan ve Türkiye görünümü bir anda negatife döndü. 

C.P: Somutlaştırırsak biraz daha, uluslararası medyaya bakanlar 15 Temmuz’da Türkiye’de ne yaşandığını gördüler?

Uluslararası medyaya Papua Yeni Gine’den bakıp Türkiye’de ne yaşandığını öğrenmek isteyenlerin kafası çok karışır. Eğer Daily Sabah okumuyorlarsa şöyle bir şey görecekler; “Türkiye’de demokrasiden yana çok büyük bir problemi olan Tayyip Erdoğan isimli bir adam askeri darbe ile devrilmek istendi. Bu darbeyi yapan güçler uluslararası arenayla problemi olmayan, uluslararası arenanın kabul edeceği güçler. Ama darbe bir şekilde başarısız oldu. Dolayısıyla şimdi Tayyip Erdoğan bunu kullanarak bütün muhalif unsurları yok edecek ve Türkiye bir diktatörlük ülkesine dönüşecek.”

Papua Yeni Gine’den uluslararası medyayı okuyan, Türkiye ile alakalı hiçbir fikri olmayan birisinin ne göreceğini anlattım.

Acı ama uluslararası medyanın bize bakışı bu. Uluslararası medya şuan burada darbe olmuş, burada insanlar sokağa çıkmış, tankların altında ezilmişler, bununla ilgilenmiyor. Darbe bir şekilde bastırıldı öyle ya da böyle şimdi Erdoğan bütün muhalifleri ortadan kaldırıyor. Bunu manşete çıkartıyor ve Papua Yeni Gine’deki insan bu dezenformasyona maruz kalıyor.

C.P: Arap medyasında görünümümüz nasıl?

Arap medyasının bize bakışı ülkesine göre farklılık gösteriyor. Özellikle Mısır medyası Türkiye’yle problemli olduğu için batı medyası ile aynı çizgide yayın yapıyor. Bu terör örgütlerini ortadan kaldırma, gözaltına alma süreçleriyle daha fazla ilgililer.

C.P: Her şeye rağmen yükselen aykırı sesler var mı?

İllaki vicdanlı insanlar, gerçek gazeteciler kendilerini ortaya atıp birkaç tane haber yapıyorlar. Geçtiğimiz günlerde USA Today’de “bu işin arkasında Fethullah Gülen’in olduğuna ve Fethullah Gülen’in bir para ve güç imparatorluğu kurduğuna ilişkin” bir haber çıktı. 

C.P: Bu aykırı ve vicdanlı seslerin ortaya çıkmasında lobisel bir süreç işliyor mu?

Bir lobicilik  faaliyetimizin olmasının dışında birkaç araştırmacı gazetecinin tamamen gazetecilik ideallerine bağlı kalarak yaptığı tek tük işler var. Fakat bunlar bize genel tabloyu vermiyor. Genel tabloda “Tayyip Erdoğan’ın devrilmemesine üzüldük, şimdi Tayyip Erdoğan herkesten intikam alıyor, bütün muhalefeti susturacak” fotoğrafı çiziliyor.

Bizler de Daily Sabah’da DailySabah.com’da yazdığımız raporlarla, Anadolu Ajansı’nın İngilizcesiyle, TRT World’le elimizden gelen gayreti göstermeye çalışıyoruz.

C.P: Bu gayreti gösterirken yeterince anlatabiliyor muyuz?

Oluşan algıya bakınca yeterince anlatamadığımız ya da ikna edemediğimiz gözüküyor.

Biz ortaya bu fotoğrafı koyuyoruz da onlar bilmiyor mu bu işi Fethullah Gülen’in yaptığını? ABD istihbaratı, ABD hükümeti dışişleri bakanlığı bu darbenin arkasında FETÖ’nün olduğunu bilmiyorlar mı? Biliyorlar. Meseleyi sadece ikna edemiyoruz çünkü yetersiziz gözüyle de değerlendirmemek lazım, zaten adam buna inanmak istemiyor. 

C.P: Yabancı dilde yayın yaptığımız ülkelerin vatandaşlarına ne kadar nüfuz edebiliyoruz?

Çok zor bu. Biz Daily Sabah’ı çıkartırken yazı işlerinde hep şunu söyleriz, Daily Sabah Ohio’da yaşayan bir çiftçinin anlayacağı şekilde çıkmalı.

Şimdi bir Ohio’lu kalkıp da Türkiye’nin yerini haritada gösteremez. Umurunda da değildir. Türkiye’de darbe olmuş bunlar mesele değildir.

Biz Daily Sabah’ı yönetici elitler okusun diye çıkartıyoruz. TRT World yönetici elitlere dokunmak isteyen bir şey. Daha çok, Türkiye’de yatırımları olan, Türkiye’yle ilgili akademik çalışmaları olan, Türkiye’yle ilgili bürokratik ilişkileri olan, yönetici elitin temas edebileceği ve başka argümanları bulabileceği mecralarız.

Bu kitle de büyük ölçüde durumun farkında. Fakat bunu kabullenmiyor.

C.P: TRT World’de, Daily Sabah’da çok kısa bir süre önce yayın hayatına başladı. Şu dönemde iyi ki varmışız, gerekliliğini iliklerimize kadar hissettik dediğiniz bir süreç mi?

Daily Sabah olarak Arapça, İngilizce, Almanca ve Rusça darbe raporları hazırladık ve bu raporları dünyanın dört bir tarafına gönderdik.

Bütün büyükelçilere, diplomatik misyonlara, gazetelere, kütüphanelere gönderdik. Daily Sabah markasıyla ortaya bir mecmua koyduk. Sadece bugün değil, otuz yıl sonra geriye dönüp araştırma yapıldığında da bu kaynağa ulaşabilecekler. Türkiye’de ne olmuş, neler yaşanmış diye araştıran biri buna ulaşacak. Bu anlamda literatüre girdik diyebilirim.

Keşke 30 yıldır bizim bir İngilizce gazetemiz, televizyonumuz olsaydı diye düşünüyorum. Keşke 10 tane İngilizce gazetemiz olsaydı diye düşünüyorum. Keşke bütün medya kuruluşlarımızın yurt dışında bir temsilcisi olsaydı diye düşünüyorum.

Bugün, Sabah ve Hürriyet hariç neredeyse hiçbir medya kuruluşunun düzenli temsilcilikleri yok.

Yurtdışında temsilcilikler açmamız ve oraya yeterlilik sağlayacak personellerimizi göndermemiz lazım. Bu anlamda daha çok yolun başındayız.

TRT World ile görüşüyoruz, konuşuyoruz. Farklı ve bağımsız yayın politikaları izlemekle birlikte uluslararası medyada Türkiye’yi temsil eden iki güçlü yayın organı olarak etkileşim ve iletişim içerisindeyiz. Ortak bir dil, ortak bir perspektif geliştirmek gibi bir kaygımız yok. Ayrı ayrı perspektifler geliştirelim herkes durduğu yerden, savunduğu perspektiften meseleyi okusun derdindeyiz.

Önümüzdeki süreçte hem Daily Sabah’ın, hem TRT World’ün Türkiye’nin doğru anlaşılması bakımından daha da etkili roller üstleneceğini düşünüyorum.

Bugün Daily Sabah Washington’da, Brüksel’de temsilciliği olan bir gazete. Yılda en az 10 tane uluslararası toplantı dizayn ediyoruz.

Ülkemizi anlatıyoruz, sıkıntılarımızı anlatıyoruz, mücadele ettiğimiz terör odaklı grupları ve amaçlarını anlatıyoruz. Bunu yaparken de hamasetle, sloganlarla değil, argümanları onların önüne koyarak yapıyoruz. Almak isteyen alıyor.

Eskiden objektif mecralar yokken uluslararası medyanın uluslararası aktörlerin tamamının gittiği tek bir yer vardı; FETÖ ve FETÖ’nün yayın organları. Today’s Zaman’a gidiyorlardı. Zaman’a gidiyorlardı. Türkiye’de ne olduğu sorusunu onlara soruyorlardı. Günün sonunda da ortaya “beceriksiz bir Türkiye imajı” çıkıyordu!

Şimdi ne oldu biliyor musunuz? Onları ikna edip etmememiz bir tarafa argüman üretemez hale geldiler.

Bu darbenin arkasındaki unsuru koruyan güç bu darbeyi yapmıştır dedik. ABD hayır biz yapmadık diyor, konuyla alakamız yok diyor. Belki onları ikna edemedik ama argümanları tek tek ellerinden alıyoruz. Artık sadece savunmadalar.

Ne diyorlardı eskiden? Türkiye DEAŞ’e destek veriyor. Kara paralar aklanıyor.

Bu argümanları duyuyor musunuz artık? Duyamıyorsunuz. ABD dışişleri bugün savunmada. Darbeyi biz yapmadık bizim alakamız yok diyor. Saldıramıyor!

Çünkü biz bunların geçersiz olduğunu ortaya koyduk. Etkimiz burada. İkna ettik mi onları? İstediğimiz noktaya getirdik mi? Hayır. Ama artık DEAŞ’e Türkiye destek veriyor argümanını kullanamıyorlar. Neden? Çünkü onların diliyle ortaya koyduğumuz argümanlarımız var.

Biz Daily Sabah cephesinden, devlet televizyonu olarak TRT World kendi cephesinden bunu yaptı, yapmaya da devam ediyoruz.

Keşke, Daily Sabah gibi, TRT World gibi, bu ülkeyi, bu memleketi vicdanlı bir şekilde savunan başka yayın organlarımız da olsa, sayımız artarsa etki gücümüz de artacaktır.

C.P: Medya başlı başına yetenek isteyen bir iş. Yabancı dilde yayın yapan bir medya kuruluşunda görev almak çok daha fazla yetenek işi. Personel, editör ihtiyaçlarınızı nasıl karşılıyorsunuz. Yeterli personel bulmak kolay mı?

Çok zor. Bizim gibi kurumlarda görev alacak personel için ilk şart iyi bir eğitim almış ve yabancı dil hakimiyetinin olması gerekiyor. O da yetmiyor, bir master yapmış olması gerekiyor. Yetmiyor, yabancılara hitap edeceği için, onların reflekslerini tanımak, olaylara nasıl bakacağını, ne verince neyi alacağını bilmek adına  yurtdışı tecrübesinin olması gerekiyor.

Bütün bunları yapan adam piyasada çok iyi maaşlara özel sektörde çalışacağı için gazeteyi ve gazeteciliği tercih etmiyor.

Yani yabancı dilde yayın yapacak kaliteli bir gazete kurmak istiyorsak, iyi bir yayıncılık yapmak istiyorsak bir kere personelin maaşını yüksek vereceksin.

İngilizce eğitim almış, dünyayı tanıyan, sektörleri bilen, uluslararası arenada kendisini iyi ifade eden bir adamı özel sektörden biri gelir, gel ben seni bilmem ne müdür yapayım şu kadar da maaş veriyorum der, alır gider.

Bu bir idealizm işi. Bu bir politik dert işi. Adamın politik bir derdinin olması lazım. Bunun yanında gazeteciliği sevmesi lazım. Bütün bunları yaparsa ne yapıyoruz? Kadromuza dahil ediyoruz.

Normal piyasalarda iş bulamamış insanlar medyayla ilgilenmeye başladıklarında kaliteli içerik sorunuyla da karşılaşıyoruz.

Zaten Türkiye’deki en büyük problemlerinden birisi Milli Eğitim’in yabancı dil meselesini çözememiş olması. Bugün Avrupa’da sınırların fiziksel olarak kalkmasıyla bir Avrupalı genç en az 3 dil konuşabiliyor. Biz Türkiye’de sadece Türkçe konuşan bir şey yapıyoruz.

Ancak çok iyi üniversitelere gidip, çok iyi eğitim alıp dil eğitimine ayrıca yatırım yapıp, yurtdışı kazandıktan sonra dil eğitiminden emin olabiliyoruz.

C.P: Sosyal medya ile basılı ve görsel medyanın nasıl bir ilişki var? Sosyal medyaya algıyı yönetmek de çok pirim vermek gerekiyor mu?

Prim verip vermemek sonucu değiştiriyor mu ona bakacağız. Ben sosyal medyanın gücünün çok yüksek olduğunu görüyorum. Yeni neslin bu anlamanda sosyal medyadan çok yoğun olarak beslendiğini görüyorum.

Siz isteseniz de istemeseniz de algıyı kim yapıyor? Soğuk kanlı bir şekilde ona bakacaksınız.

Bugün üniversitelerin, liselerin çevresinde kafelerde oturan gençlerin gündeminde olan konu sizin gazetenizde bastığınız haber mi, yoksa sosyal medyada Twitter’da, Facebook’da, İnstagram’da dolaşan gündem mi?

Siz istediğiniz kadar istediğiniz manşeti atın, istediğiniz yayını yapın sizin gençleriniz onu kendi gündemine almıyor. Dolayısıyla gençlerin gündemini şekillendiren alanlarda aktif ve stratejik olmak lazım.

Bunu yaparken de gelişigüzel yapmamak lazım. Hiçbir medya kuruluşu dijital mecrada gelişigüzel yer almamalı. Hepsi stratejik perspektifle, değerlendirilmeli. Hem gündem belirleyecek şekilde çok takip edilmeli, hem de stratejik olmalı.

Bunu yaparsak başarılı oluruz. Yapamazsak istediğimiz kadar manşet atalım, istediğimiz kadar televizyon programı yapalım konvansiyonel medya yeni medyaya yenilir.

Çünkü gençlik öyle. Kağıt eline değmeden büyüyen gençler var. Kağıt eline değmeden. Hayatında hiç gazete satın almamış orta yaşlı insanlar var. Bunu okumak lazım. Bunu okuyamazsan zaten sen rekabet edemezsin.

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    tokatli

    Röportaji hiç sıkılmadan okudum dünya gerçeklerini cok güzel anlatmış umarım ülke çıkarlarını bu kadar koruyan sizin gibi insanlar çoğalır. Saygılar

    cevapla