Naci Yengin: Enver Paşa, Türkistan'da hâlâ efsanedir

Naci Yengin: Enver Paşa, Türkistan'da hâlâ efsanedir
Türkistan’ı, Enver Paşa’yı ve Son Buhara Emirliği’ni yazar Naci Yengin'le konuştuk. Kaleme aldığı "Buhara Emirliği Türkistan ve Enver Paşa" adlı kitabını yazarken Türkiye’deki Hanedan mensuplarıyla da görüşen Yengin, bu yönüyle de bir ilki gerçekleştirmiş oldu. Olayları, tanıklardan dinleyen Yengin, Haber10'un sorularını yanıtladı.

Haber10 Röportaj
Muaz Ergün

Türkistan'la ilgili çalışma yapmak, bu çalışmanın merkezine de Buhara’yı almak fikri nasıl doğdu? Çalışma süreciyle ilgili neler söylemek istersiniz?

Öncelikle “Buhara Emirliği Türkistan ve Enver Paşa” çalışmamıza gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederim. Türkiye’de her ne kadar son dönemde Türki cumhuriyetlerle ilgili önemli çalışmalar yapılsa da bunların yeterli olmadığını söylemek isterim.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Atatürk sonrası dönemi üzülerek belirtmek gerekir ki Türkistan’a karşı ilgisiz kalındığı dönem olarak kayda geçmiştir. Öyle ki Türkistan Türkleri ile ilgili çalışmalara izin verilmemiş, yapılan çalışmalar adeta Rusya’nın Türkistan ile ilgili çalışmaları referans kabul edilerek ortaya konmuştur. Şevket Süreyya Aydemir gibi yazarların ele aldığı Enver Paşa ilgili eserin Türkistan ve Enver Paşa bağlamında yazılan bölümünde bu durum açıkça belirgin olarak göze çarpmaktadır.

Türkistan ile ilgili Türkiye’de yapılan çalışmaların istenilen seviyede olmadığını belirtmiştik. Ciddi araştırmalar yapabilmek için Rusça, Çince, Moğolca hatta Türkistan Türklerinin geniş coğrafyalarında konuşulan lehçelere vakıf olmanız gerekir. Özellikle Sovyetler Birliği döneminde yapılan çalışmaların iyi etüt edilmeden, kritikten geçirilmeden yayımlanması Türkistan Türklerini tanımayı, anlamayı zorlaştıracaktır!

DÜŞÜNCE DÜNYAMIZIN ÖNCÜLERİ BİZİ TÜRKİSTAN'A YÖNLENDİRDİ

Türkistan ile ilgili çalışma yapma fikrine gelirsek, öğrencilik yıllarımızda İstanbul Üniversitesi'nde Türk Tarihi ve Türkistan ile ilgili çalışma yapmaya uygun bir ortam mevcuttu. 80’li yılların orta ve sonlarında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde gerek hocalarımızın teşviği ve arkadaş çevremiz gerekse düşünce dünyamızın öncüleri bizleri Sovyetler Birliği'nin çökmesine ramak kalan bir dönemde ister istemez Türkistan coğrafyasına yönlendirdi.

Ancak Türkistan gibi devasa coğrafyada araştırma yapılacak binlerce konu hakkında bir ayrım yapmak gerekiyordu. Üniversite yıllarından itibaren aynı zamanda gazetecilik yaptığımız için Afganistan’dan 1982’de Türkiye’ye getirilen Buhara Emiri Âlim Han’ın çocukları, Ailesi ve Özbek Türkleri hakkında bilgi toplamaya başlamıştık.

İŞGAL TESADÜF MÜ İNGİLİZ OYUNU MU?

Buhara Emirliği'nin 1920’de Ruslar tarafından işgaliyle Türkistan coğrafyasında bağımsız Türk devleti kalmamıştı. Aynı dönemde Osmanlı toprakları da Mondros Ateşkes antlaşması sonrası işgal edilmeye başlanmıştı. Bu durum ilginç bir tesadüf müydü yoksa İngiltere ile Rusya arasında bir ittifak, antlaşma mı vardı?

Yıllar içinde bilgi kırıntıları devasa haline gelmiş ancak Buhara’nın Son Emiri Âlim Han’ın Türkiye’ye getirilen çocukları ve ailesiyle tanışma imkânı bulamamıştım. Nihayet 2004 yılında Buhara Hükümdar Ailesi ile tanışma imkânı doğdu. Kitabın ilk satırları böylece yazılmaya başlandı…


II. Abdülhamit Han
 

II. ABDÜLHAMİT'İ ÖRNEK ALDI

Bizi son Buhara Emirliği ve Emir Âlim Han hakkında bilgilendirir misiniz? Kimdir Emir Âlim Han?

1753’te Buhara’da başlayan Mangıt Buhara Devleti'nin 9. ve son hükümdarı Emir Muhammed Said Âlim Han 1911–1920 yılları arasında Buhara’yı yöneten devlet adamıdır.

Emir Âlim Han Kermina (Nevai) de 1881’de doğdu. Özel Yıldız Sarayı'nda yaşadı. İlk eğitimini medreselerde aldı. Dini eğitimini tamamlarken bir yandan da özel öğretmenlerden Fransızca ve Rusça’yı öğrendi. 13 yaşında Petersburg’a giderek askeri ve teknik eğitim aldı. Altı yıllık okulu 3 yılda bitirerek askeri mühendis oldu. Abdulahad Han’ın yanında hükümet işlerini öğrendi. Karşi Eyaletinde 12 yıl hâkimlik, Kermina (Nevai) ve Nesef şehirlerinde valilik yaptı.

1911’de Buhara Emiri olan Âlim Han öncelikle modern eğitim ele aldı. Adeta II. Addülhamit’i örnek alarak eğitime önem verdi. Emir 1912’de Buhara’da yeni metot okulların açılmasını tekrar emretti. 1913’de şehrin şii ve sünni sakinleri arasında bu okullardan on tane vardı. Bunu Kerki, Şehrisiap, Karakul şehirleri ve onu Gıcdevan izledi.

KARALAMA KAMPANYASI YAPILDI

Âlim Han’ın Buhara’yı eğitim yoluyla bilinçlendirme çabaları Ruslar tarafından sürekli engellenmiş görünmektedir. Hatta Rus basını ve kaynaklarının etkisiyle Âlim Han’ın yenileşmeye ve modern okullara karşı olduğu, gelenekçilerle işbirliği yaptığı gibi bir algı oluşturulmuş ve bu algı II. Abdülhamit’i tahtan indirmek için oluşturulan algı ve karalama kampanyalarından farklı değildir!

Ne yazık ki II. Abdülhamit’e karşı birleşen aydınlar gibi Rusya’nın desteğini alan aydınların da Rusya ile işbirliği yapması üzerine Rusya 1920’de Buhara’yı işgal etmiştir!

1917 Bolşevik İhtilalinden etkilenen Buharalı aydınlar, Ruslar'ın desteğiyle isyan etmiş ve Rusya’yı yardıma çağırarak Buhara’nın işgaline ortam hazırlamış görünmektedirler. 1920’de Buhara’nın işgali üzerine Afganistan’a silah ve ekonomik destek almak amacıyla giden Âlim Han orada göz hapsinde tutulmuş ve ölümüne kadar ülkesine gönderilmemiştir.

VATAN ÖZLEMİYLE VEFAT ETTİ

Frunze’nin Lenin’e çektiği telgraftan da anlaşılacağı gibi Buhara’nın düşmesinde Rus yanlısı aydınların rolü büyüktür: “Kızıl Buhara’lılar ile birleşen Rus kuvvetleri Buhara Şehrini aldı... Buhara yok edildi...diye yazar.

Emir Âlim Han 29 Nisan 1944'te 63 yaşında vatan özlemi içerisinde sürekli Buhara’daki Sitare-i Mahase’ye gitmeyi arzulayarak; görmeyen gözleriyle etrafındakilere Buhara’ya dönmenin hayali ve ümidi içerisinde olduğunu, son bir kez vatanını görmek istediğini söyleyecek, ancak bu isteğine kavuşamadan Kabil’de vefat edecektir.


Buhara

OSMANLI'DAN SONRA EN UZUN YAŞAYAN TÜRK DEVLETLERİNDEN BİRİ

Son Buhara Emirliği ve Emir Âlim Han hakkında çok fazla çalışma yok. Sizin çalışmanızı değerli kılan ve o çok az çalışmalardan ayıran nokta sizin hanedan ailesiyle birebir görüşmeniz ve vakıaların birçoğunu canlı tanıklardan duymuş olmanız. Bu noktada neler söylersiniz? Emir Âlim Han ve ailesinin yaşantısı hakkında neler anlatırsınız?

Buhara Emir’i Âlim Han hakkında çalışma yok denecek kadar az. Hatta Buhara Emirliği hakkında çalışma yok denecek kadar az!

Türkistan ve Türk devletleriyle ilgili çalışmalar yapan Türkiye’deki araştırmacılar, akademisyenlerin kısaca bahsettiği bir devlet olarak bilinen Buhara Emirliği, Osmanlı’dan sonra en uzun yaşayan Türk devletlerinden birisidir. Bu durum Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra artış göstermiş olsa da Özbekistan Cumhuriyeti tarihi içinde yer alan ve maalesef olumsuzlaştırılan bir dönem olarak anlatılan, yazılan bir Emirlik olarak bizim çalışmamıza kadar devam etmiştir!

Öyle ki Buhara, Türkistan ya da Türk Cumhuriyetleriyle ilgili ilk çalışmaların Rus ve Avrupa merkezli olması dikkat çekicidir! Üzülerek belirtmek gerekir ki Türkiye’de yayımlanan çalışmaların kahir ekserisi Rusya’nın Buhara ve Türkistan’a olan bakış açısıyla yazılan çalışmalardır. Bölge ve bağımsız Türk Cumhuriyetleriyle ilgili çalışmaların artış göstermesi 90 sonrasına rastlar.

Ortaya koyduğumuz çalışma Buhara Emirliği hakkında yayımlanmış ilk çalışma olması hasebiyle önemlidir. Bu nedenle gerek ilim çevreleri gerekse 1920 sonrası Sovyetler Birliği'nin, Türkiye’de bazı kesimlerin anlata geldiği gibi Buhara Emirliği'nin karalanması, yanlış ve çarpıtılarak gerçeklerin üzerinin örtülmeye çalışılması gibi durumların önüne geçilmiştir.


Emir Âlim Han

TIPKI OSMANLI HANEDANI GİBİ

1920 sonrası ülkelerinden uzakta sürgün hayatı yaşayan Buhara Emir’i Âlim Han ve ailesinin zor ve çileli yaşantısı Osmanlı Hanedan ailesinin yurt dışına sürülmesiyle büyük benzerlikler gösterir! Afganistan’da vatandaşlık hakkı dahi verilmeden oradan oraya götürülen aile 1944’te Âlim Han’ın ölümüyle daha da perişan olmuştur.

1979’da Rusya’nın Afganistan’ı işgali üzerine Afgan Hükümeti Buhara Emir ailesinin hayatlarını garanti edemeyeceği söyleyerek adeta onları yurt dışına çıkmak zorunda bırakmıştır.

1982 yılında Türkiye’ye müracaat eden Buhara Emirliğinin Afganistan’da yaşayan ailesi ve bazı Özbekler Türkiye’ye sığınma talebinde bulunmuş ve Türkiye’ye getirilmişlerdir…

Emir ve ailesinin yaşantısını anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır! Ancak her şeye karşın Türkiye’de bulunmaktan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan gurur duyan bu aile bir hükümdar ailesi gibi değil sıradan bir Türk vatandaşı gibi zor şartlarda, kıt kanaat geçinerek 75 m2 evlerde yaşamaya çalışmaktadır!

Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin bu aileyi desteklemesi, Türkiye-Özbekistan ilişkilerinin normalleştirilmesi adına önem arz edebilir.

Buhara Emir ve Ailesi ile ilgili belgeseller, hatıra kitapları, Türkiye ve dünyanın değişik yerlerinde yaşayan ailenin yeniden bir araya getirilmesi konusunda destek verilmesi elzem görülmektedir.

Buhara Emir Ailesi'nin Türk yetkilerden en büyük beklentisi, babalarının Afganistan’da bulunan mezarının Buhara taşınması konusunda yardımlarıdır!


Enver Paşa

ENVER PAŞA TÜRKİSTAN’DA HÂLÂ EFSANEDİR

Türkistan Milli Mücadelesi'nde Enver Paşa’nın yeri ve önemi çok büyük. Bütün Müslümanları toplamak amacıyla Türkistan’a gidiyor. Çeşitli yerlerde mücadele ettikten sonra Buhara’ya geliyor. Hatta Enver Paşa’nın şahadeti bu coğrafyada oluyor. Paşa’nın buraya gelişi ve buradaki hayatı hakkında bilgi verebilir misiniz? Enver Paşa geldiğinde nasıl karşılandı ve şahadeti gerçekleştiğinde neler yaşandı?

Enver Paşa, Türkistan’da hâlâ efsanedir. Hatta bir destan kahramanı olarak anlatılmaya devam etmektedir. Enver Paşa’nın 4 Ağustos 1922’de Belcivan’da şahadetinden sonra başlayan yeni doğan çocuklara Enver ismini verme geleneği hâlâ devam etmektedir.

Enver Paşa Rusya’nın Türkiye’deki Milli Mücadele’yi desteklemesi, İngiltere ile işbirliğine gidilmesi gibi konularda ortak harekete geçilebileceği düşünce ve inancıyla Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra Rusya’ya gitmiş ancak zaman içinde Rusya’nın ikili oynadığını, Türkiye ve Türkistan ile ilgili Rusya’ya güvenilmeyeceğini anladıktan sonra Buhara’ya gitmiş ve Türkistan Milli Mücadele (Basmacılık) Hareketinin başına geçmiştir.

Enver Paşa’nın gerçek amacının anlaşılmasına kadar sıkıntılar çektiğini biliyoruz. Ancak daha sonra Afganistan’da esaret hayatı yaşayan Buhara Emir’i Âlim Han’ın kendisine gönderdiği icazetname ve “Emir-i Leşker İslam ve Buhara-Buhara İslam Askerlerinin Komutanı” görevinden sonra Osmanlı Halifesi adına Türkistan Milli Mücadele hareketinin başına geçmiştir.

“ENVER PAŞA OLMADAN BEN DE YAŞAYAMAM”

At üzerinde kılıcıyla savaşan Enver Paşa Rusların makineli tüfeğinden çıkan kurşun sonucu yere düşerken şöyle der:

Kaza kurşunu ayrı, gaza kurşunu ayrıdır.” Olayı haber alan Buhara’lı Komutan Devletmen Beg, Enver Paşa’nın yardımına koşmuş ve Enver Paşa olmadan ben de yaşayamamdiyerek Ruslara meydan okumuştur.

41 yaşında şehit olan Enver Paşa’nın Derviş isimli atı da Rus kurşunlarıyla ölmüştür. Enver Paşa’nın son anlarını Abdullah Recep Baysun şöyle betimler: “Paşa’nın yerde yatan cesedini adeta gözyaşlarımızla yıkadık... Üzerine Türkistan Bayrağı örterek etrafına nöbetçiler konuldu.

Şahadet haberi dalgalar halinde her tarafa yayılıverdi. Bu kara haberi duyan kadın-erkek yollara dökülmüşler, inleye, ağlaya Çegen’e doğru geliyorlardı…

Cenaze tabuta kondu... Hafızların tekbir sesleri, okunan mersiyeler, halkın feryadı yeri göğü inletiyordu. 30 bin kişinin elleri üzerinde, gök kubbesinin altında şerefle sallandığını görmek istediği Sevgili Bayrağına sarılı olan tabutu ağır ağır ebediyet yolunda... Cenaze toprağa, ruhu da kalplere gömülen Enver Paşanın mezarı Türkistan halkı için mukaddes bir ziyaretgâh oldu... Günlerce bu kabir etrafında Kur’an okundu.

CEBİNDE EŞİNE YAZDIĞI MEKTUP ve KUR’ÂN-I KERİM VARDI

Enver Paşa saat 9.30’da şehit olduğunda; üzerinden II. Abdülhamid ve V. Mehmet Reşat’ın kardeşi Şehzade Süleyman Efendinin kızı, eşi Naciye Sultan’a yazılan ancak gönderilemeyen iki mektup, gömleğinin altında sürekli taşıdığı küçük bir Kur’an-ı Kerim çıkmıştır. Atından düştüğünde hafif sağa yatmış olarak bulunmuştur. Enver Paşa ile birlikte aynı gün Osmanlı subaylarından Faruk ve Osman Bey, Dağıstanlı Danyal ve Devletmen beyler de şehit olmuşlardır.

Emir-i Leşker-i İslam ve Buhara olarak görev yapan Enver Paşa’nın Çegen Tesin'deki mezarı türbe haline gelmiş; ta ki 1996’da Türkiye’ye getirilene dek!

Naci Bey, bildiğimiz gibi Enver Paşa İngilizler ve Ruslar tarafından sevilmeyen biriydi. Hoş kendisi de bunlardan hoşlanmazdı. Şahadetinde İngilizlerin de parmağı olabilir mi? Yani İngilizler planlayıp Ruslar tarafından şehit edilmiş olabilir mi?

Bu konuda şu ana kadar sorunuzu destekleyecek bir bilgiye, bulguya rastlamadım. Ancak Rus askerleri içinde ciddi sayıda Ermeni askeri de vardı. Ruslar tarafından şehit edildiğini söylemek en doğru yaklaşım olacaktır. Evet, İngilizlerin de Enver Paşa’nın şahadetinden sonra memnuniyet duydukları aşikârdır…

TÜRKİSTAN DENDİĞİNDE KORKUP KAÇAN ZAVALLILAR

Naci Bey güncel manada Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türkistan’la (Ata Yurdu) ilişkileri düzleminde neler söylersiniz? Acaba iki taraf birbirini gerçekten tanıyor mu? Dostluk, kardeşlik sadece bir söylem olarak mı var? Reel anlamda nelerle karşılaşırız?  

Açıkça söylemek gerekirse yeterince tanıyıp güven duydukları kanaatinde değilim. Türkistan coğrafyası gibi ekonomik, kültürel, siyasi ve tarihi hinterlandımız sayılabilecek Ata Yurdumuz konusunda sanırım en cahillerimiz de Türkiye’de yaşıyor! Cahillik ne kelime karşıtlarımız, korkaklarımız; Türkistan denildiğinde korkup kaçan, sinirlenen sizi ırkçılık yapmakla suçlayan bazı çevreler var ki bu zavallıların son dönemde ülkeyi bölmek için neler yaptıklarını görünce hayıflanmadan edemiyor!

1990’lı yıllardan itibaren sözü edilen ve konuyla ilgili değişik girişimlerimizin de olduğu “Türk ve Akraba Topluluklar Bakanlığı” henüz gerçekleşebilmiş değil. Bakanlık bünyesinde başbakana bağlı olarak çalışan “Türk ve Akraba Topluluklar Başkanlığı”nın çalışmaları tatminkâr değil. Özellikle son on yıl bir kez daha göstermiştir ki Türkiye’nin enerji, petrol, doğalgaz, tarihi, kültürel, sanat, dil ve kardeşliğinin pekiştirilmesi için hazır bekleyen; hem de dört gözle bekleyen coğrafya Kafkaslar, Türkistan ve Balkan coğrafyalarıdır.

BİRLİKTE YÜRÜMEK GEREKTİĞİNİ ANLAMAK GEREK

Dostluk ve kardeşlik söylemleri 1990’lı yıllarda karşılığı olan söylemlerdi. Ancak artık dostluk ve kardeşliğin ortak çıkarlar, projeler, yatırımlar, programlarla mümkün olabileceğini anlamamız ve bu minvalde karşılıklı çıkarları koruyucu ortak çalışmalarla birlikte yürümemiz gerektiğini anlamamız gerekiyor.

Kafkaslar ve Türkistan coğrafyasına kayıtsız kalan bir Türkiye düşünmek dahi korkutucudur.  Türkiye’nin daha çok TİKA ile başlattığı olumlu çalışmalar artarak devam etmelidir. Enerji koridorundan kültür, tarih ve dil koridoruna varıncaya kadar ortak organizasyonlar, çalışmalara hız verildiği oranda Türkiye bölgede kendisini daha da güçlü hissedecek bir yandan da Türkistan coğrafyasında yaşayan Türk devletleriyle olan her alandaki ilişkilerine güven gelecektir.

Batı'nın "Arap Baharı" açılımına karşı Türkiye ve Türk dünyasının Kafkasya ve Türkistan ortak projelerinin açılım ve atılımları; askeri, ortak dil, ortak para birimi, ortak ekonomik işbirliği… Ortak hukuk sistemi, eğitimde ortak müfredat, tarihin ortak yazılması, edebiyat, müzik ve güzel sanatlarda ortaklıklarının arttırılması ve bu alanlarda hızla çalışmalar yapılması gerekmektedir. Özellikle “Dilde, fikirde, işte birlik” parolasıyla hareket eden İsmail Gaspıralı’nın başlattığı ancak yarım kalan projelerine ağırlık verilmeli.

 

YORUMLAR
avatar

Henüz hiç yorum girilmemiş. İlk yorumu siz yazın!