Metin Külünk: Cumhuriyet yenileniyor!

Metin Külünk: Cumhuriyet yenileniyor!
Şimdi içeride kuvvetler birliği ilkesini de esas almalıyız. Bunun yolu da ivedi yeni anayasa ve ardından başkanlık sistemini bu süreçte konuşmak ve hayata geçirmek...

Uzun süredir bir araya gelmeyi planladığımız AK Parti İstanbul Milletvekili Sayın Metin Külünk Beyefendi geçtiğimiz günlerde HABER10 ofisini ziyaret etti. Metin Bey ile 15 Temmuzu, yaşananların ne ifade ettiğini, süreçte nerede olduğumuzu, biraz muhalefeti, medyayı, yeni anayasa ve başkanlık sistemini, yaklaşmakta olan Musul Operasyonu'nu ve Tayyip Erdoğan'ı konuştuk...

Entelektüel bir bakış açısıyla olayları yorumlayan Metin Külünk, çarpıcı ve vurucu tespitlerle yaşananlara farklı bir pencereden bakmanızı sağlayacak.

Cüneyt POLAT
twitter.com/aybers

C.P: 15 Temmuz’un üzerinden iki buçuk ay gibi bir süre geçti. Bir süreç yaşanıyor. Sizin bakışınızla ne durumdayız? Geldiğimiz nokta neresi? Öncesi ve sonrası arasında nasıl bir fark var?

Öncelikle 15 Temmuz bitmedi, bitmeyecekte. 15 Temmuz bir silahlı kalkışmayla sınırlandırılmış bir gece olarak anılsa da, arkasındaki kirli aklın İslam Dünyası, mazlum halklar ve bu temelde Türkiye’ye yönelik operasyon aklı ortadan kalkmadı.

İnsanların bütün kaynaklarını kontrol etmek isteyen, adalet kavramına, hak, hukuk kavramına, insan kavramına tahammülü olmayan, insanlara paraizim diye bir din dayatan, tüketmeyi ilke edinmiş bir sistematik akıldan bahsediyorum.

Kendisini milletler, devletler üstü olarak tanımlayan bu akıl, şu anda dünyanın güç ve kuvvet merkezi.

C.P: Amacı ne bu aklın?

İnsanları tek tipleştirmek, dünyayı tek merkezli bir hale getirmek, oradan yönetmek, farklılıkları yok etmek. Her şeyin tek tipleştirildiği, insanlığın birbirine benzetilerek tek tipleştirildiği bir dünya kurmak. Bu aklın yerele, milli diye ifade ettiğimiz hiçbir kavrama tahammülü yok. Dünyanın güç merkezinde, milli devlet, bağımsız politikalar, milli basın, milli savunma, milli iktisat gibi kavramlara, asla tahammülü olmayan son yüzyılın egemen gücü olan bu akıl var.

C.P: Son yüzyıl diyorsunuz. Bu aklın yakın tarihine biraz değinseniz?

Soğuk savaş sürecinde de dünyayı önemli ölçüde kontrol eden bu yapı Sovyetleri tasfiye etti. Çünkü Avrupa iktisadi olarak Pazar anlamında sıkıştı, yeni pazarlara ihtiyaç vardı. Yeni pazarların ortaya çıkmasının şartı da doğu-batı temelli değildi.

Sovyetler, dev, kapalı bir blok. Pazara açılması lazımdı. Avrupa sıkışmış, Amerika’nın yeni pazara ihtiyacı var. Eş zamanlı dünya piyasasının serbestleşmesi, GATT Uruguay Raundu, Çin’in dünya sistemine dahil edilmesi yolunda hızlandırılması öncesinde Sovyet Bloku tasfiye edildi. Pazara açıldı ve tek kutuplu dünya denildi. Marksizm bu aklın eseredir. Marksizm’i üreten küresel finans kapital aklıdır.

C.P: Tek kutuplu dünya denilirken güdülen amaç neydi?

Malezya’daki gençle, Frankfurt’taki genci, Seattle’daki insanla, Kırgızistan’daki insanı birbirine benzetmekti amaç.

Bütün bunları yaparken de meşruiyetlerine inandırmak için, küresel, kendi kontrollerinde olduklarına inandıkları demokrasi, insan hakları gibi kavramlar üzerinden meşruiyetlerini ifade ettiler.

Doksanlı yıllarda Abramovitch bir konuşmasında tek kutuplu dünyayı tarif ederken, dünyanın merkez gücüne itiraz edecek hiçbir başka gücün ortaya çıkmamasını esas alan bir çerçeve çiziyor.

Bu aklın Kuzey Kore düşmanlığının arkasında bu var. Rusya’ya düşmanlığın arkasında bu var. Sovyetleri dağıtırken, sisteme entegre olmuş, teslim olmuş bir daha itiraz etmeyecek bir Rusya var etme peşindeydiler. Münih Konferansı’nda Putin ilk kez tek kutuplu dünya düzenine itiraz edip, sahip olduğu enerji kaynakları üzerinden Rusya’yı derleyip, toparlayıp sisteme olan itirazlarına başlayınca Putin onlar için canavar haline geldi.

Bu kirli aklın bir diğer hedefi de İslam’ı İslamsızlaştırma, İslam’ı gayrimüslimleştirme, İslam’ın adalet, hak, hukuk, zalimlere itiraz etme gibi kavramlarını tasfiye etmek. İslam’ı folklorik bir din haline getirmek. Uygulamaya koyduğu bütün politikalarına evet diyecek bir İslam anlayışı şekillendirmek.

Bu aklın iki hedefini özetlersek; bütün politikalarına evet diyen bir İslam anlayışını şekillendirmek ve kendisine itiraz edecek hiçbir gücü büyütmemek.

C.P: Türkiye ekseninde amaçları neydi?

Türkiye’de de az önce bahsettiğimiz çerçevede onlara itiraz edebilecek güçler kimlerse onların tasfiye edilmesi gerekiyordu. 15 Temmuz budur. 15 Temmuz’u sadece bu terör örgütünün kalkışması perspektifli değerlendirirsek; evet 15 Temmuz başladı ve bitti deriz.

Oysa 15 Temmuz’un arkasındaki kirli akıl için her şey devam ediyor daha. Bu sebeple 15 Temmuz bitmedi ve bitmeyecek. Dün FETÖ ile bir 15 Temmuz yaşayabilirsiniz, yarın hiç ummadığınız bir başkasıyla bir fotoğraf karşınıza çıkabilir.

15 Temmuz gecesinin arkasındaki kirli akla hizmet edecek, belki de size daha çok benzeyen bir yapı bu ülkeyi çökertmek için hareket edebilir.

Nasıl 28 Şubat’ta size hiç benzemeyen birileri üzerinden bu ülkeye bir operasyon yaptılarsa, bir anda yine size hiç benzemeyen bir yapıyla yeniden operasyon yapabilirler.

Bundan dolayı şunu güncellememiz lazım; 15 Temmuz bitmedi, bitmeyecek. Ta ki Türkiye, İslam’ın öngördüğü adaleti esas alan bir kuvvet merkezi inşa oluncaya dek bitmeyecek.

Bu kavga Habil ve Kabil kavgasıdır. Dolayısıyla 15 Temmuz gecesi Türkiye’ye saldıranlar Kabil’in çocuklarıdır. Şimdi bu biter mi? Kabil ile Habil’in kavgası bitti mi ki bu kavga bitsin?

Özellikle bu örgütü örtmek, bu örgütü saklamak isteyen bir anlayış, halkı, 15 Temmuz yaşandı ve bitti, artık konuşmamıza gerek yok moduna sokmak istiyorlar.

C.P: Bu egemen güçlerin milli olan, millilikle, yerellikle ilişkisi olan her şeye düşmanlıkları var dediniz. Fakat FETÖ’ye baktığımızda görüyoruz ki milli duyguları öne çıkardılar. Özellikle Türkçe gibi bir değerle bayağı bir yol kat ettiler. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Masum duygularımıza dokunuyorlardı, milli zannediyorduk. Yurt dışında Türk Bayrağı, okulları, İstiklal Marşı ve Türkçe. Arkasına baktığımızda bu değerlerin dışında bir fotoğrafla karşılaştık. Türkiye’de FETÖ’nün özellikle son 25 yıllık süreçte yaptıklarını Marksist-Leninist bir hareket yapabilir miydi? Bunu ancak bu toplumun sinir uçlarına, duygu noktalarına dokunabilen bir hareket yapabilirdi. Türkiye’de toplumsal kabulü ve dini reddeden bir hareketin tutması mümkün değil. 70’li yıllarda dini reddeden, Fransız pozitivizmine dayalı bir anlayışın tutmadığını gördük.

15 Temmuz’un en önemli öğretilerinden bir tanesi, bu örgütün, milletin duygusal alanlarını istismar ettiğinin açık bir şekilde görülmesidir. Geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki milli kavramlar üzerinden toplumsal meşruiyet alanı oluşturdular. O meşruiyet alanıyla topyekun Türkiye’yi efsunlamaya çalıştılar.

15 Temmuz’un arkasındaki aklın bu örgüt üzerinden operasyonu Türkiye’yle sınırlı değil. FETÖ İslam Dünyası’na karşı bir operasyondur.

Diğer yandan küresel güç, küresel kirli akıl hala direnmeye devam ediyor. Başika’yı tekrar tartışmaya açtılar. Şii liderlerin Türkiye ile ilgili verdikleri fetvalar durduk yerde çıkmadı. 15 Temmuz Musul’dan bağımsız değil. 15 Temmuz hedefine ulaşsaydı biz bugün Cerablus’a giremez, Musul’u konuşamazdık. 15 Temmuz hedefine ulaşsaydı Türkiye’nin güneyinde terör koridoru açılırdı, Kıbrıs elimizden gider, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin etkinliği yok denecek noktaya getirilirdi.

C.P: Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın söylemiyle tarihi bir fırsat elimize geçti. O tarihi fırsatın sonrası iyi değerlendirilebiliyor mu? Yoksa o fırsat giderek uzaklaşıyor mu?

Fırsat uzaklaşmıyor. Buna binaen ben 3 şey öneriyorum. Türkiye artık kuvvetler ayrılığı ilkesi üzerinden değil, bu süreci kuvvetler birliği üzerinden yönetmeli.

Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Birinci dünya savaşının sonrasındaki birinci meclis ve ikinci meclis süreçlerinde, Lozan öncesi ve sonrası hangi ağır dönemleri yaşıyorsak şimdi de o dönemleri yaşıyoruz. Yani Cumhuriyet yenileniyor aslında.

Dikkat edin, ikinci cumhuriyet demiyor, cumhuriyet yenileniyor diyorum. Kritik bir eşikteyiz. Bu kritik eşikte Sayın Erdoğan’ın yaptığı, içeride birlik, dışarıda dünyanın farklılıkları üzerinden, güçlerin farklılıkları üzerinden Türkiye’nin menfaatlerini esas alan bir küresel politika.

Şimdi içeride kuvvetler birliği ilkesini de esas almalıyız. Bunun yolu da ivedi yeni anayasa ve ardından başkanlık sistemini bu süreçte konuşmak ve hayata geçirmek.

C.P: Cumhuriyet yenileniyor ifadeniz çok önemli. Biraz daha açar mısınız?

Cumhuriyeti inşa eden Mustafa Kemal profilinden sonra Türkiye ilk defa gücünü doğrudan milletten alan güçlü bir liderle baş başa. Sayın Erdoğan, 79 milyonun, bütün farklılıkların kesişme noktası olan bir lider.

CHP’deki Kuva-i Milliye’ciler, MHP’deki Ülkücü Hareket, Aleviler, dindarlar, dindar olmayanlar, evlerinde ayrı yaşantı içerisinde olanlar, sosyal alanda ayrı yaşam biçiminde olanlar, siyasal kültürleri çok farklı olan bu toplumun bütün katmanları; bağımsızlık, özgürlük, vatan, toprak, demokrasi, darbe karşıtlığı, birlikte yaşamak ve milletin iradesi temelinde Sayın Erdoğan’la buluştu ve millet bütün siyasi partileri bir kenara koydu.

Şu anda Türkiye’de tek bir güçlü parti var; Erdoğan partisi var. Bu aslında parti kavramıyla ifade edilemeyecek kadar da öte bir şey. Bir devlet aklı. Yani millet, bütün düşünsel, yaşamsal farklılıklarını kenara koydu ve dedi ki bu devletin aklı benim. Sayın Erdoğan’da bu devlet aklının müşahhas hale geldiği nokta.

Twitter’da bir fotoğraf paylaşmıştım. Bir hanımefendi, blue jean pantolonlu, tişörtünde Sayın Erdoğan’ın fotoğrafı... Yanında, cübbeli, takkeli, sakallı bir şahıs, arkasında iki bayrak, bayrağın birisi Mustafa Kemal’in kalpaklı fotoğrafının olduğu Kuva-i Milliye bayrağı, diğeri Türk Bayrağı.

Yaşam biçimleri farklı noktalarda olan iki insan aslında şu fotoğrafı veriyor “biz böyle Türkiye’yiz”. İşte sayın Erdoğan bu Türkiye’nin lideri. Bugün Türkiye’nin dönüştürücü lideri Sayın Erdoğan’dır. Küresel kirli akıl bunu gördüğü için Sayın Erdoğan üzerinden operasyonlarını gerçekleştiriyor. İlk hedefleri şehit etmek. İkincisi yalnızlaştırmak. Üçüncüsü siyasi kaos.

Bakınız ABD ve Rusya, Suriye üzerine bir şey konuşmamak üzere ipleri kopardı. Rusya 12 milyon insanın sığınakta yaşayacak hale getirilmesiyle ilgili adımlar attı, hazırlık yapıyor. Almanya olağanüstü döneme yönelik hazırlık yapıyor. ABD-Rusya gerilimi, Batı-Putin gerilimi, bunların üzerine balkanlarda hemen Sırplar sahne alıyor, nereye gideceği meçhul bir şekilde Bosna’yı kaşıyor.

Dünya açıkça bir büyük savaşı konuşuyor.

15 Temmuz gecesinde bu alçakça kalkışma hedefine ulaşsaydı Ermenistan ordusu ne yapacaktı hiç düşündünüz mü? Neden son bir buçuk ayda sürekli Doğu Beyazıt Tendürek Dağları’nda bir takım şeyler oluyor? Ermenistan ordusu ne yapacaktı?

Şimdi bu gerçeklerden yola çıkarak, cumhuriyetin yenilenme sürecinde bizim hala kuvvetler ayrılığı ilkesi üzerinden konuşmamız yerine, güçler birliği ilkesi üzerinden konuşmamız lazım. Tarihi bir eşikten geçiyoruz, normal şartlar altında değiliz.

C.P: Sizin çizdiğiniz bu tabloya karşılık finaldi, bitti gitti söylemleri var. Ne dersiniz?

Kökten karşı operasyondur. Dikkatimizi asla dağıtmamalıyız. Asla 15 Temmuz’u güncellemekten vazgeçmemeliyiz. 15 Temmuz küresel bir operasyondur. Bu küresel kirli akıl, Türkiye’ye yönelik hedeflerinden vazgeçtiyse Moody’s’in puan düşüklüğünün sebebi ne?

Ne oldu da Moody’s puan düşürdü? Ne oldu da 15 Temmuz gibi bir süreci yaşamış Türkiye’de ekonomi 3.1 büyürken, OHAL ile yönetilen bir ülkede, OHAL’in hiçbir aşamasını, toplumun hiçbir katmanı hissetmezken ne oldu da puan düşürdü?

Dolayısıyla 15 Temmuz’la bu işi sınırlandırmak isteyenler, önümüzdeki yüzyılda bu coğrafyanın şekillenmesinde Türkiye’yi oyunun dışına itmek isteyenlerin suç ortaklarıdır. Türkiye’yi Musul’dan uzaklaştırmak isteyenler, Cerablus operasyonundan rahatsız olanlar 15 Temmuz bitti diyorlar.

15 Temmuz’un hedefi Türkiye’yi Ortadoğu’ya çıkartmamak, içeride çökertmekti. Yönetilemeyen bir devlet haline getirmekti.

Dikkatle izliyorum ki bu örgütü içeride birileri örtmek istiyor. 15 Temmuz’la bu iş sınırlı kalsın istiyor. “Bitti işte kapatın bu işi” demek istiyor. Ya da hala aşağıdaki memurlarla, odacılarla, alt kademeyle bu iş kapatılsın istiyor.

Bunlara fırsat vermeden, Türkiye’nin acilen sistem değişikliğine gitmesi şart. Derhal Cumhuriyetin yenilenmesinin sırrı olacak, Yenikapı aklının ve ruhunun esas olduğu yeni anayasa gündeme alınmalı. Bu anayasanın temel duruşu kuvvetler birliği olmalı. Türkiye, ivedi bir şekilde başkanlık sistemine geçmeli ve yürütme ile yasama tek merkezde toplanmalı.

Türkiye’de bir tane başkomutan olur, iki tane başkomutan olmaz. Devletin başı bir tanedir. Türkiye 15 Temmuz travmasını, devletin başının güçlü olmasından dolayı atlatmıştır.

C.P: Süreç nasıl işleyecek?

Şimdi düğmeye basması gereken şu anda bu ülkenin yürütmesinin başında olan, yasamayı da domine eden Genel başkanımız ve Başbakanımızdır. Biz milletvekillerine düşen toplumsal zemini inşa etmektir.

Benim milletvekilliğim bana sorumluluk yüklüyor. Ben tarihsel zemini de görüp bugün bunları dillendirmezsem olur mu? Dolayısıyla ben gördüklerimi ve inandıklarımı söylüyorum. Türkiye’nin ivedi bir şekilde sistem değişikliğini başarması şart. Türkiye’de yasama ve yürütme bir olmak durumundadır. Bunun da yolu başkanlık sistemidir. Türkiye bu tarihsel eşiği en kolay böyle aşabilir.

TSK bütünüyle başkomutana bağlı olmalı. Yani Genelkurmay ve kuvvet komutanları tamamen cumhurbaşkanına bağlı olmalı. İstihbarat doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı olmalı. Çünkü Türkiye’nin şu anda ihtiyacı olan bu.

Dünya tarihsel bir kırılmaya gidiyor biz neyi konuşuyoruz. Dünya, savaşı konuşuyor. Yani dünyanın savaşı konuştuğu bir süreçte sizin içeride boşa kaybedecek bir kuruşluk vaktiniz yok. Türkiye’nin doğruları neyi emrediyorsa onu yapacaksınız. Bana göre de Türkiye’nin doğrularının emrettiği şey budur. İstihbarat doğrudan Cumhurbaşkanımıza bağlı olacak. Kuvvet komutanları doğrudan, başkomutana bağlı olacak. Devlet şerik kabul etmez.

15 Temmuz’un karartılmaya, bulandırılmaya, sulandırılmaya çalışılmasının konuşulduğu bir yerde bu söylediklerimin tamamen idrak edildiğini ifade edebilir miyiz? Karşımızdaki yapı, 15 Temmuz’un arkasındaki kirli akıl bu ülkede 100 yıldır çalışıyor. Yani müstemlekeci o kadar çok devşirme, kendi ülkesine ihanet etmeye teşne o kadar insan var ki bu topraklarda. 15 Temmuz sadece bu fotoğrafın bir karesi.

C.P: Muhafazakarlar ve AK Parti bu sürece adapte mi? Cumhurbaşkanı Erdoğan anlaşılıyor mu?

Hayır, Sayın Erdoğan anlaşılmıyor. Anlaşılmadığı için de bu sorular soruluyor, sorulmak zorunda kalınıyor.

Sayın Erdoğan’ın 2007’den sonraki Türkiye denklemini sadece siyasetçiler değil, üzgünüm ama Türkiye’deki bir çok aydın da anlamadı. Aslında bir Abdülhamit’in anlaşılmaması, Mustafa Kemal’in anlaşılmaması ve Tayyip Erdoğan’ın anlaşılmaması sürecini yaşıyoruz.

Abdülhamit’i Mehmet Akif anlayamamıştı, Bediüzzaman Said Nursi anlayamamıştı.

Bugün de Sayın Erdoğan’ın milli politikaları, ülkemizin menfaatleri temelinde Türkiye’yi konumlandırdığı yer anlaşılmıyor.

C.P: Kimler tarafından anlaşılmıyor? Anlamayanlar kimler?

Lozan’ın bütün cirosu hep İnönü hattına yıkılıyor fakat unutmayın bu tarafta da Lozanist muhafazakarlar, Lozanist muhafazakar aydınlar, siyasetçiler var. Meseleye Londra temelli bakan muhafazakarları ne yapacağız? Henüz Türkiye’de meselelere Londra temelli bakan entelektüelleri ya da siyasetçileri tanıyor muyuz?

C.P: Tam bu noktada sormak istiyorum. Abdülhamit Han’dan sonra Atatürk döneminde, İslami muhafazakar dimağda bir kopma yaşanıyor. Yenikapı’ya baktığımızda, barış anlamında devamlılığın sağlanmasının felsefi temellerini bulabilir miyiz?

Buluruz tabi. Önce I. Meclisin açılışında kimler vardı ona bakalım. Herkes vardı. Sonra bir hat geldi, Mustafa Kemal ile o yapının bütün bağlarını kopardı. O fotoğraftakiler Anadolu’ya göçtüler. Devletle kavga etmediler ama Ankara’yla koptular.

Şimdiyse Sayın Erdoğan “Yenikapı Ruhu” diyerek bütün farklılıkları bir araya getiren bir akıldan bahsediyor. Bu aslında devleti, devlet yapma aklıdır. Farklılıkların birliği ilkesi. Devletin devlet olma vasfı bu ilkede gizlidir. Devlet bizde, etnik ve biyolojik temeller üzerinden değil, bütün bunları aşan, gökyüzündeki düzenin yeryüzünde de insan temelli kurulmasını esas alan bir nizam ülküsünden yola çıkar. Osmanlıyı diri tutan nedir? Üç dini, yirmi etnik topluluğu bir arada tutabilmesidir.

Yenikapı’da bu anlamda birlik ruhudur. Politika ve partiler üstüdür. Bu üstünlük sayın Erdoğan’da buluştu. O nedenle birinci meclisteki, Anadolu’yla kurulan ittifakın dağılması, kaybolması gibi şimdi Yenikapı’yı da dağıtmak istiyorlar.

Yenikapı’yı dağıtma rolünü ise CHP üstlenmiş durumda. CHP’ye Artvin’de verdikleri mesajla, Yenikapı’dan bu ruhtan kork ve ayrıl dediler. Çünkü operasyonları bitmedi henüz.

C.P: AK Parti hareketi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tam manasıyla anlayabiliyor mu?

Hayır anlamıyoruz. Sokak doğrudan anlıyor ama sokağın dışında sayın Erdoğan’ın siyasi arenada tam anlaşıldığını ifade edersek eksik değerlendirmiş oluruz. O zaman sayın Erdoğan’ın 17-25 Aralık’tan sonra “anlatamadım” deyişini, yalnızlık cümlelerini neyle ifade edeceğiz? Erdoğan tam anlamıyla anlaşılsa mesele bitecek.

C.P: AK Parti bu olgusal yarılmayı çözebilecek, telafi edebilecek mi? Süreci nereye taşıyacak?

Siyaset milletle yapılır. Millet şu anda Türkiye’ye istikamet veriyor. Siyaset bu istikameti anlamak zorunda, direnmek zorunda değil.

AK Parti’yi farklı kılan milletle birlikte siyaset yapıyor olmasıydı. AK Parti dinamizminin, milletin belirlediği istikameti anlayabilmeye yeteceğini düşünüyorum. Bu yetmeyle beraber bir patinaj yapmadan bu sürecin aşılabileceğini düşünüyor ve inanıyorum.

AK Parti’nin kaderiyle Türkiye’nin kaderi örtüşüyor. AK Parti kadrolarının patinaj yapma lüksü yok. Çünkü kaderi doğrudan Türkiye’nin kaderiyle örtüşmüş durumda. Partiyi yöneten kadroların milletin belirlediği istikametin dışında hareket etmeyeceğinden eminim ve bunun bu şekilde olacağını düşünüyorum.

Birilerinin de tüm meseleyi AK Parti üzerinden okuyarak AK Parti’de bir sendrom üretmesi çabasına da dikkat etmeliyiz. Düşünsel okuyuşa evet ama operasyonel hamleye hayır. Milletle siyaset yapan bir parti milletin belirlediği istikamette gider.

C.P: HDP’ye dair görüşlerinizi almak istiyorum kısaca. HDP’nin süreçteki tavrı, tarzı, duruşu nasıldı? Hareket ettiği kitle neresi?

15 Temmuz’un arkasındaki akılla birlikte hareket ediyorlar. Fırsat kolluyorlar. Bana göre bundan sonraki projenin önemli parçalarından birisi HDP. Gayrı milli bir yapı. Ciddi travmalar geçirdiklerini görüyorum.

HDP bir Türkiye partisi olma şansını 7 Haziran’da, 22 Temmuz’da kaybetti. 15 Temmuz sürecinde darbeye karşıyız dediler ama orada durdular. Terörle aralarına mesafe koymadılar. Halen terör örgütleriyle ilgili tutum ve davranışları çok net ortada ve bunda ısrar ediyorlar. Bundan dolayı ben HDP’nin bu projenin bir parçası olduğunu düşünüyorum. 15 Temmuz’un arkasındaki akıla, itiraz edemeyecek kadar teslim olmuş durumdalar.

HDP denilince tekli bir yapıyı konuşmuyoruz. Kandil bir tarafta, Öcalan bir tarafta, Avrupa’daki ayakları bir tarafta, HDP bir tarafta.

C.P: MHP milletle bütün bir duruş sergiledi ve bu duruşunu sürdürüyor. Bahçeli’nin bu tutumunu nasıl değerlendirirsiniz?

Sayın Bahçeli, MHP’yi bu çizgide tutarak MHP’nin millet nezdindeki karşılığını güçlendirmiştir. Bir muhalefet partisinin genel başkanı olarak, hiç sağa sola savrulmadan, milletin beklediğini yapmıştır, bu da son derece kıymetlidir.

15 Temmuz’un arkasındaki aklın kendisine ve partisine hangi operasyonları yaptığını bildiği ve fotoğrafın arka yüzünü gördüğü için sayın Bahçeli milli bir duruş sergiliyor.

Bu çok kıymetli bir şey.

Keşke CHP’nin genel başkanı da mağdur edebiyatı üzerinden 15 Temmuz’u örtmeye çalışmak yerine, Artvin’de yapılan saldırıya rağmen Yenikapı ruhunda dimdik, sapasağlam durabilseydi.

Bu Türkiye için bir kazanç olurdu.

CHP, MHP’nin aksine, milletin kendisine biçtiği role değil, 15 Temmuz’un arkasındaki aklın biçtiği role teslim oldu. Bunu CHP tabanı görmeli. Kuva-i Milliye’ci, bağımsızlıkçı taban bunu görmeli.

C.P: Medya hepimizi şaşırttı. Medyanın verdiği sınavı ve duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Medya 15 Temmuz’da iyi bir sınav verdi. Özellikle 17 ve 25 Aralık sürecinden sonra ki “sorunlu medya” çok iyi bir sınav verdi. O gecede bütün kanalların dimdik durması, Anadolu’daki yerel kanalların dimdik durması son derece kıymetlidir.

Tabi ki bir sürü tartışma olur fakat 15 Temmuz ve sonraki süreçte medyanın pozitif bir noktada durduğunu görüyorum. En azından esası gördü. Ekranlarda halen sorumlu ve çok dikkatli davranıldığını görüyorum.

Gazete manşetlerinde, dergi kapaklarında hiç kimse 15 Temmuz’u sayfaların dibine indirmedi. Kalemler “artık 15 Temmuz’u yazmayalım” demiyor. Tam tersine daha bilimsel, daha akıllı, daha analitik ifadelerle, satır aralarına dikkat eden ve onları öne çıkartan sorumlu bir çaba var. Bence bu takdire şayan.

C.P: Bir kısım medya 2. Kalkışma haberlerine ateş püskürüyor, bir kısım medya servis ediyor eleştirenler var, halkın reflekslerinin diri durması için gerekli diyenler var. Ne dersiniz?

Basın arasında olması gereken tartışmadır. Bence buradan bir doğru çıkar. Bu tartışmada insanlar birbirlerini kırıp dökmedikleri müddetçe bu tartışmadan pozitif bilgi çıkar.

Niye ikinci kalkışma haberlerine tepki gösteriliyor dememeliyiz. İkinci kalkışma cümlesi niye söylendi de dememeliyiz. Eğer ikinci kalkışma haberleri yanlış olsaydı geçtiğimiz günlerde TSK içerisinde ikinci kalkışma için hazırlık yapan şu kadar subay, astsubay gözaltına alındı haberi çıkmazdı.

Ayrıca ikinci kalkışma 15 Temmuz gibi bir kalkışma olmak durumunda da değil. Siyasi kaos da bunun bir parçası değil mi? Moody’s’in not indirerek not indirerek 15 Temmuz’un arkasındaki aklın tetikçiliğini yapıp not indirerek ekonomiyi işlemez hale getirmeye çalışması, sosyal çalkantıyı hedeflemesi, sosyal çalkantının bir siyasi çalkantıya dönmesi de bir ikinci kalkışma değil mi?

Ayrıca çok açık söyleyeyim, henüz çelik çekirdek noktasında çok arzu edilen yerde değiliz. İllerdeki çelik çekirdekler elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyorsa orada bir sıkıntı var demektir. Bunu çözmek gerek. Tahliye olduktan sonra sayın Cumhurbaşkanı’na hakaret ederek dolaşıyorsa bu adam, orada bir sıkıntı var demektir.

C.P: Bir televizyon kanalında yaptığınız açıklamada isim isim deşifre edeceğinizi söylemiştiniz?

Eğer Türkiye o noktaya gelirse konuşurum. O açıklamadan sonra takip ettiğim her yerde savcılarımız ve emniyet teşkilatımız, ciddi anlamda daha rahat, daha özgür ve özgün çalışıyorlar.

Ben isim vermiyorum, isimler üzerinde işim yok. İlkesel olarak diyorum ki; ey MİT krizini anlamayanlar, ey 17-25 Aralık’ı anlamayanlar, ey Hrant Dink cinayetini anlamayanlar, ey MİT tırları krizini anlamayanlar 15 Temmuz’u da mı anlamadınız?

15 Temmuz’da her şey ortaya dökülmüşken dahi, duygusal bağlarımızla, akrabalık, komşuluk, köylülük, hemşerilik, okuldaşlık, takımdaşlık değerleri üzerinden bu örgütün çelik çekirdeğindeki adamları koruma ve kollama gayreti içerisindesiniz. Kim olursanız olun, bu gayretin içerisinde olmayın diyorum.

Ankara’da hala FETÖ işini Erdoğan kurdurdu diyen adamlar var. Ankara’da hala yanında çalışan bürokratını çağırıp “bu FETÖ işini Erdoğan uydurdu” diyen, şu anda görev yapan adamlar var. 15 Temmuz öncesinde FETÖ, paralel Erdoğan’ın şahsi meselesidir diyen adamlar var.

Halen daha cezaevlerinden haber gönderip “merak etmeyin, geleceğiz” dedirtenler kim? Kimden besleniyorlar?

ByLock’tan kimlerin çıktığını biliyoruz. Bakalım Eagle’dan kimler çıkacak? Hiç olmazsa isimlerinin ByLock’ta çıktıklarını bilenler çıksınlar milletten özür dilesinler. İlla isimlerinin açıklanması mı gerekli? Kendilerini bilmiyorlar mı? Çıksınlar milletten özür dilesinler.

Şimdi de Türkiye’ye yolcu beraberinde telefonlar sokuyorlar ve bu telefonlar yurt dışında bir ülkenin sim kartını taşıyor. Görüşmelerini buradan yapıyorlar. Uluslararası bir şebeke üzerinden yapılıyor bu görüşmeler.

Bu örgütün finans dalına bin lira, iki bin lira devamlılık ifade eden para yatırdığı için bu örgüt üyeliği netleşmiş örgüt üyelerinin hesabı görülsün evet ama, bu örgüte trilyonları yatırmış adamların hesabı da görülmeli. Bu örgüte para kaynağı sağlayanlar da hesap vermeli. Toplum bunu bekliyor ve hesap sorulmasını istiyor.

C.P: Biraz sınırlar ötesine geçelim. Musul Harekatı giderek daha fazla konuşuluyor. Musul’da bizi ne bekliyor?

Musul’u Mustafa Kemal konuştu başına gelmeyen kalmadı. Adnan Menderes konuştu başına gelmeyen kalmadı. Özal konuştu başına gelmeyen kalmadı. Şimdi Sayın Erdoğan bu konuda milli bir duruş sergiliyor. “Masada olmazsak, olmaz, masada olacağız” diyor. Türkiye için milli bir duruş sergiliyor.

Fakat oyunda çok fazla oyuncu var. Amerika var, Rusya var. En önemlisi İngiltere var. Bizi Musul’dan çıkaran, Musul’u gasp eden, Mondros Mütarekesi’ne rağmen gidip Musul’u işgal eden, sonra Irak’a bırakan İngiltere!

Yani bu çok bilinmeyenli bir denklem. Türkiye’nin güvenlik hattı Musul’dan başlar. Musul’da olmayan Diyarbakır’da olamaz. Lozan öncesi Meclis-i Mebusan’ın kabul ettiği, Ankara’nın kabul ettiği sınırlar Misak-ı Milli sınırlarıdır. Biz fiziki sınırlar değişsin demiyoruz ama Türkiye’nin sınır güvenliğini, devlet bekasını tehdit edecek hiçbir yaklaşım çevremizde de olmasın. Bu bizim en doğal hakkımız. Musul’da bir operasyonda olmak Türkiye’nin doğrusudur ve olmalıdır. Sayın Erdoğan son derece güçlü bir yerde duruyor.

C.P: Cumhurbaşkanı’nın Lozan açıklamasını nasıl okumak gerek?

Lozan’ı konuşmak zorundayız. Benim bireysel kanaatim Lozan’dan sonra, önümüzdeki süreçteki gelişmelere bağlı olarak Türkiye’nin başka şeyleri de konuşması gerekiyor. Anadolu topraklarında bekamızı istiyorsak Türkiye’nin hattı Lazkiye-Süleymaniye hattıdır. Sınırlar değişmeden de buralarda olmak mümkündür.

Avrupa Birliği bir supranasyonel bir yapı değil mi? Yani biz niye yanı başımızdaki ülkelerle sınırlarımızı değiştirmeden supranasyonel yapılar kuramayalım? Siyasi, iktisadi, kültürel, savunmayı da içine alacak uluslu bir yapı neden kuramayalım?

Lozan’ın belirlediği sınırlar evet bizim sınırlarımız ama burada hapsolup kal demek değil bu. Zaten amaçları bizi Lozan’a hapsedip hem siyasi, hem iktisadi, hem küresel ilişkilerde bizi oyun dışı bırakmak.

Musul’da yoksan Diyarbakır’da da duramazsın. Halep sürecinde yoksan Antep’te de duramazsın. 15 Temmuz’da hedeflerine ulaşsalardı Kilis’te DAEŞ bayrağının dalgalanmayacağının garantisi mi vardı? Bir daha soruyorum, 15 Temmuz’daki o kalkışma başarılı olsaydı Allah göstermesin Ermeni ordusunun rahat duracağının garantisi mi vardı? Hiç bunlar konuşulmuyor.

Çünkü içeride taşnakçı bir anlayış da var. Örtmek isteyen taşnakşçı bir anlayış var. Bende onun için diyorum ki 15 Temmuz ve FETÖ sıradan bir örgüt değil. Bu örgüte yönelik herkes aynı hassasiyette olmalı. Herkes sayın Erdoğan’ın hassasiyetinde olmalı.

C.P: Sokakta, siyasi kanada halen dokunulamadığına yönelik büyük bir intiba var. Halkın artık yüzde yüz şüpheli gözüyle baktığı yerel yöneticiler var. Bu süreçler nasıl çözüme kavuşacak?

Bütün bu problemleri millet çözer. Sokak bu konuda inanılmaz dikkatli ve inanılmaz itina gösteriyor. Fakat hassas bir nokta daha var. Bu mücadelenin amiral gemisi AK Parti ve bu küresel kirli akıl AK Parti’yi etkisizleştirmek istiyor. Hatta bu tartışmalar üzerinden, AK Parti içi kaotizm peşindeler.

Ben şuna inanıyorum; partimizin tepe yönetimi toplumun hassasiyetlerine itibar edip o hassasiyetler doğrultusunda hareket edecektir. Onun için niceliksel değil, niteliksel konuşuyorum. İsimler üzerinden değil, ilkeler üzerinden konuşuyorum.

Sonuçta sokağın konuştuğu her şeyi partinin genel merkezi de duyuyor, biliyor ve kendisine ulaşan bilgileri değerlendiriyor. AK Parti siyasi mücadeleyi gerçekleştiren parti olarak toplumun beklentilerine cevap verecek adımları da atacaktır.

Bu örgüt örümcek ağı modeliyle örgütlenmiş bir örgüt. Toplumda dokunmadıkları yer yok. Ailelere müdahale etmiş, iş dünyasına, siyasete, eğitime, istihbarata, dine müdahale etmiş. Şimdi bu örgütle öyle ya da böyle yolları kesişmiş insanlar vardır, temas etmiş insanlar vardır.

Şunu savunuyorum; bir milli mücadele sürecindeyiz. Bu süreçte arınmaktan bahsediyorum. Temas edenler çıkıp özeleştiri yapsınlar. Yokmuş, yaşanmamış gibi hareket etmelerine gerek yok. Sokak her şeyi biliyor. Kardeşim sokak her şeyi biliyorsa yokmuş gibi hareket etmenin ne anlamı var?

C.P: Bu özeleştiriyi yapsın diye umut ettikleriniz, bekledikleriniz, böyle yaparak takiyecilik de yapamazlar mı?

Herkes için bunu söylemiyorum. Geçmişte bu örgütle, örgütsel anlamda değil, ilişki anlamında olanlar için söylüyorum. Örgütü 15 Temmuz’dan sonra anlayanlar varsa onların yapacağı bir tek şey var; savcılığa, emniyete gidip itirafçı olmalarıdır.

Bu örgüt bu kadar ekonomik imkana tek başına mı kavuştu? Hiç mi bu örgütün ekonomik güç elde ederken omuz verenler yoktu, birlikte olanlar yoktu? Ben bunun yokmuş gibi hareket edilmesine itiraz ediyorum.

Bunlar yokmuş, yaşanmamış gibi davranırsanız bu millet onu da affetmez.

C.P: Yaşandı, yokmuş gibi davranıldı ve başaramadık. Bir 15 Temmuz vakası olarak gelip geçerse bu süreç, sonuç ne olur?

Kesinlikle millet başarılı olacak. Çünkü millet bu konuda son derece dikkatli ve duyarlı, her şeyi izliyor. Milletimiz doğrudan sayın Erdoğan’a güveniyor. Duyarlılık göstermeyenleri, vurdumduymazlık yapanları da millet tasfiye eder, vicdanında mahkum eder. Milletin durduğu yerde durmanın bu tasfiye sürecinin en önemli başlığı olduğuna inanıyorum. Onun için biz milletin durduğu yerde duralım.

AK Parti, kendi denklemini sokağın diliyle, gelen bilgilerle oturur değerlendirir, sayın Erdoğan’ın liderliğinde bu mücadelede durması gereken yeri belirler ve yürür. Benim bundan endişem yok. Ama bu büyük mücadele. Biz de bu süreçte asla durmayız ve susmayız da .

C.P: Erken seçim beklentiniz var mı? Ufukta erken seçim görünüyor mu?

Şu anda üzerinde durulması gereken, aciliyeti olan konu olarak, yeni anayasa ve başkanlık sistemini görüyorum. Erken seçim tartışmasından daha önemlisi Türkiye’nin kuvvetler birliği üzerinden yeni anayasa, başkanlık sistemi ve devletin yeniden yapılandırılmasıdır. Yenikapı aklı ve ruhununu o anayasaya enjekte etmeliyiz. Erken seçim, sonraki tartışma.

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    ihsan can

    Sadece methiyelerimi koyuyorsunuz? benim Tahliliomi neden koymadinkiz?

    cevapla
  • avatar
    Levent Özdemir

    Bence Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı yalnız bırakmayan, mantıklı siyaseti ile günden güne yükselen milli ve sağlam karakterli bir kişilik. Saygı duyuyor ve takibe devam ediyorum. Teşekkürler Metin KÜLÜNK..

    cevapla
  • avatar
    Hakan AKSAKAL

    Metin KÜLÜNK bey gibi milli siyasetçiler oldukça bu milletin sırtı yere gelmez.

    cevapla
  • avatar
    A.K

    By lock ta ismi çıkanlar özür dileyince cezalarını çekmiş mi oluyorlar? Onları da işten çıkarın. Cezaları neyse verin. Ayrım olmadan her suçluya cezasını verin.

    cevapla
  • avatar
    Cenk Sarıgöl

    Okunması gereken ve değerli tespitler içeren bir röportaj olmuş. emeği geçenlere teşekürler

    cevapla
  • avatar
    M. Coşkun

    Metin Külünk, Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi, sosyal ve ekonomik durumu iyi analiz etmiş ve değerlendirmiş, açıklamaları halkın içinde dolaşacak siyasilere yol gösterici olmuştur. Allah c.c. bu memleketi hainlerden korusun. Rabbim Erdoğan'ı her türlü beladan korusun, başımızdan eksik etmesin inşallah.

    cevapla
  • avatar
    misafir

    Adam gibi adam 15 Temmuz gecesi Erdoğanın yanında Havaalanında olan ölümü göze alıp oraya gelen milletvekili.

    cevapla