Irmak Kazuk: Sneijder transferi yaptığım en iyi iş

Irmak Kazuk: Sneijder transferi yaptığım en iyi iş
Spor camiasının deneyimli ismi Irmak Kazuk'la spor gündemini ve futbolun son durumunu konuştuk.

HABER10 Röportaj
Telat YÖNDEM 

2016-2017 Spor Toto Süper Lig Turgay Şeren sezonunun son demlerini yaşıyoruz. Süper Lig takımlarımız şampiyonluk yolunda son viraja girerken kendisini NTV Spor'dan tanıdığımız spor camiasının deneyimli spor yorumcusu ve sunucularından Irmak Kazuk'la spor gündeminin nabzını tutarken futbol takımlarımızın son durumu hakkında konuştuk.

T.Y: Öncelikle kendinizi kısa olarak tanıtırmısınız?

1980 Ankara doğumluyum ailem 2 yaşındayken İstanbul'a gelmiş o zamandan beri İstanbul'dayız yani İstanbullu sayılırım. Bütün eğitim öğretim hayatımı İstanbul’da tamamladım. Bilgi Üniversitesi Televizyon Gazeteciliği bölümü okudum tabi bir yandan da basketbol kariyerim vardı. O yaşlarda üniversiteden mezun olana kadar profesyonel olarak basketbol oynadım. Hayatımın kırılma anlarında basketbol oynamam benim için hep artı oldu.

Basketbol sayesinde farklı kapılar açıldı o kapılardan biri de NTV oldu NTV’nin spor departmanı oldu. Sonrasında o uzun süreç başladı.  Bu uzun sürecin sonunda insanlar ekranda görünce sanki gözümü ekranda açmışım gibi bir algı var. Herkes o noktaya gelmek istiyor ama o noktaya gelmem gerçekten uzun bir zamandan sonra oldu. Ama sonunda bulunduğum noktaya geldim. NTV kariyerimi 15 sene sonra bitirerek şimdi kariyerime dışardan çalışarak devam ediyorum.

T.Y: Şu anda uğraştığınız iş çocukluk hayaliniz miydi?

Ya şöyle aslında bana çok sorulan bir soru bu. Ben hayatım boyunca uzun vadeli planlar ve projeler yapan bir adam olmadım. Hep bir şekilde bir şey yaptım o bana bir kapı açtı o kapıdan geçtim önüme bir şey çıktı onu iyi yaptım. Sonra o başka bir yol çıkardı karşıma hep böyle böyle gitti aslında bir şekilde kısa vadeli işlere daha iyi konsantre olabiliyorum kendimi daha iyi hazırlıyorum.

Televizyona girişimden o yola devam edişime kadar hep bir şekilde önümdeki gelişmeler ve hikaye, benim senaryomu şekillendirdi. Belli bir noktadan sonra insan “E tamam şimdi ben artık televizyona girdim muhabirlik yapmaya başladım” bir noktadan sonra program sunar mıyım acaba diyor?

NTV Spor'dan ayrılmadan önce aslında geldiğim nokta o kurum bünye içerisinde benim geldiğim en üsty noktaydı.  En yakın arkadaşım Emek Ege ile kanalın en güzel programlarından bir tanesini yapıyorduk o benim hakikaten en haz duyduğum şeylerden bir tanesiydi.

T.Y: Kariyer hayatınız boyunca hedeflediğiniz nokta orası mıydı?

Ya işte onu zaman şekillendirdi ilk NTV’ye  girdiğimde bir gün Emek ile program sunsak uzun vadeli şeyler konuştuk mu konuşmadık. Ha bir iki kere aramızda geçmiş olabilir ilk NTV'ye girdiğimizde ekranlara çıkmıyorduk muhabirlik ve editörlük yapıyorduk. O dönem şunu yapsak bunu yapsak önümüz açılırmı bize katkısı olurmu diye konuşmalarmız oluyordu.

Bu konuşmalarımız tabiki plan proje anlamında değildi sadece yakın bir arkadaşınla "hayal takası" gibi bir şeydi. Ama belli bir noktadan sonra muhabirliğe geçip muhabirlikte belli bir noktaya geldiğini hissettikten sonra artık benim stüdyoya geçmem lazım hissiyatı taşımaya başladım.

Oralarda biraz da şekillenmeye başladı. Hali hazırda Spor Gecesi programı vardı acaba onu Emek’le sunabilir miyiz diye konuşmaya başladım. Hatta bunu Emek’le de konuşmuşluğumuz olmuştu.

"İNSANLARA DOKUNACAK İŞLER YAPTIĞIMI HİSSEDİYORUM"

T.Y: Hayal ettiğiniz şeylerin kurumunuzun da müsait olması bu noktalara gelmenize merdiven oldu diyebilirmiyiz?

Tabiki de o şartlar ülkede çok önemli onu bıraktım mezun olduğun bölümü icraa etmek memlekette gerçekten lüks! Herkes yapamıyor bunu öyle bir ortamda çalışabilecek en iyi yerde çalıştım. Bu işi orada öğrendim o da bir çok konuda bana artı değer kattı. Şöyle bir algı vardı; NTV’nin ekranı büyülüdür oraya kim çıkarsa çıksın ona ekstra değer katar ama bundan 10 sene 15 sene önce çok daha iyiydi çok daha güçlüydü o anlamda.

Tabi NTV'nin yanında bende fena işlerde yapmadım şimdi doğruya doğru söylemeliyim. Bazı konularda mütevazi olamayacağım. Dünyanın en iyi televizyoncusu değilim ülkenin en iyisi değilim öyle egomda yok ama hakikaten akıllarda kalacak insanlara dokunacak işler yaptığımı hissediyorum.

T.Y:  Tabiki de Sneijder olayı...

Tabi Sneijder olayı, A Milli Basketbol Takımıyla yaşadığımız 2010 Dünya Şampiyonası dönemi programda konuklarla programı birlikte yaptığım arkadaşlarımla izleyiciyle dinleyiciyle kurduğum diyalog ya da temas aslında şöyle CV'me baktığımda gene en büyük artılar olarak görüyorum. İletişime çok önem verdiğim için NTV’nin kattığı değerin yanında kendime ne kattım dersem bunları söyleyebilirim.

"HABERCİLİK ANLAMINDA EN İYİ YAPTIĞIM İŞ"

T.Y: Sneijder olayını ve A Milli Basketbol 2010 Dünya Şampiyonası dönemini detaylı anlatabilirmisiniz?

Sneijder olayı şöyle oldu. Biz haberi aldık ve verdik haberi verdikten sonra inanılmaz bir telefon trafiği oldu. Galatasaray teknik heyeti, Galatasaray yöneticileri, meslektaşlarım ve menajerler arıyor ne oluyor bitti mi diye derken bir sürece giriliyor. 4 5 gün haber alamıyoruz aslında haber alıyoruz ama sadece imza atılmadı anlaşıldı ama imza atılmadı diye bir bilgi  var elimizde.

Ama o da olmuyor haber akışında sıkıntı olmaya başladı... Çünkü hikaye İtalya’da dönüyor. O dönem ki haber müdürümüz Haluk Yürekli, onun o konudaki desteği benim için çok önemliydi. Onun sayesinde hem ben hem de kanal olarak güzel bir iş çıkardığımıza inanıyorum. Beni yanına çağırdı sen bu habere inanıyormusun?

İnanıyorum... Güveniyormusun kaynağına? Güveniyorum dedim. Bana o zaman sen atla git İtalya’ya bu haberi yerinde takip et dedi. Ucu açık bilet alalım sana 1 hafta 10 gün ne kadar kalacaksan kal bu işi çöz hallet öyle gel dedi.

İyi tamam derken kimseyi tanımıyorum İtalya’da sadece haberin kaynağını aldığım birisi var o da İtalya’da değil! Sıfır kontakla İtalya’ya gittim. Sneijder ile bir araya gelme durumumuz yok tabi adam Dünya yıldızı sonuçta o tarz görüşmelere kapalı yani. En azından transfer sürecinde haklı olarak.

 Kameraman arkadaşım Yavuz Alp Yamaner var onu aradım hadi kalk gidiyoruz derken Bülent Timurlenk’i aradım yurtdışı bağlantıları çok güçlü gazeteci büyüğümüz.

O da beni sever ben de onu çok severim. "Abi böyle böyle bir şey var ben gidiyorum bana orada iletişme geçebilecek birisi lazım" dedim. Bana orada kontak kurabileceğim bir kaç numara vererek uzunca bir telefon trafiği oldu. Her günümüz orada nerede takılsakta kime denk geliriz diye dolanıyorduk sokaklarda.

Sneijder’in evini bulduk sonrasında kulüp binasının önünde geziniyorduk . Bakınca habercilik anlamında benim en iyi yaptığım iş diyebilirim.

"INTER BAŞKAN'I MORATTİ İLE ÖZEL RÖPORTAJ YAPTIK"

Çünkü Inter Başkanı Moratti ile özel röportaj yaptık. İtalyan gazetecilerle yaptık. Sneijder ile yaptık diyemem çünkü pek röportaj gibi değildi. Ama yakaladık mı yakaladık. Türkiye Televizyonlarında hiçbir şey yokken arşiv görüntüleri dolanıyorken bir iki kelime geyik bir muhabbette olsa görüntüyü aldık sonuçta. Sonuna kadarda kovaladık. Bülent Tulun vardı o dönem ser verip sır vermiyordu. Lütfi Arıboğan vardı Lütfi Arıboğan o dönem benden nefret etmeye başladı çünkü biz haberi onlardan önce verince köşeye sıkışmış gibi oluyor ama bende sonuçta işimi yapıyordum. Sonunda transfer süreci olumlu sonuçlandı benim adıma da transferi bitiren adamlardan birisi benmişim gibi bir algı oluştu orada tabki öyle bir şey yok.

"TORUNLARIMA ANLATACAK BİR HİKAYEM OLDU"

T.Y: Sizin belki de Türkiye televizyonlarında görülmemiş bir olaya imza attığınız A Milli Basketbol Takımıyla yaşadığınız 2010 Dünya Şampiyonası dönemini anlatabilir misiniz?

Kariyerimi bir kenara koydum o olay torunlarıma anlatacak bir hikaye oldu. Zaten A Milli Basketbol Takımının bir kısmı çok yakın arkadaşım bir kısmı arkadaşım. Kafilede tanıdıklarım dostlarım var. Biz bir bir buçuk ay şampiyona ve şampiyona öncesinde zaten çok yakınız bir de yayıncı kuruluşuz hayliyle her şeyi takip ediyoruz.

Böyle bir durumda orada konuşulan konuşulmayan herşeye hakimim. Ve maçlar bizim açımızdan iyi gidiyordu. Her maç sonunda zaten çok keyifli yayınlar yaptık. Bizim baya sevindiğimiz maçlar sanırım Sırbistan-Slovenya maçıydı. Orada da kendinden gelişti o olay. Sırbistan maçının son saniyeleriydi ben yayın için hazırlanmak üzere aşağı inmiştim tabi orada maçı izleyemiyorum kulaklıktan yönetmen kulağıma bir şeyler söylüyor sürekli...

Derken salonda büyük bir uğultu oldu. Ben maçı kazandığımızı anladım soyunma odasına doğru koşmaya başladım. Orada kendimi zor tutuyorum sevinçten ağlamamak için çünkü bir kaç dakika sonra yayına girecem. Sonrasında kendimi sakinleştirdim. Sonra oyuncular geldi yanıma o zamana kadar duygularımı bastırmışım ama onlar gelince sakin duramadım sonradan baktım halay çekiyoruz.

O da benim unutamadığım anılardan biri oldu. Orada ben olmasam oyuncular sıçrasa yine güzel bir kare ama ben tam ortadayım oyuncular sıçrıyor ben orada hiçbir şey yapmadan robot gibi dursam sırıtırdı kötü dururdu.  

T.Y: NTV’den sonra şu anda ben şunu yapmalıyım dediğiniz plan proje varmı?

Ayrıldığımdan beri ayrılmadan önce de dijital tarafa kafa yoruyordum. Ama hali hazırda bir kurumda çalıştığım için 15 senenin vermiş olduğu mental bir yorgunluk var. Şimdi ayrılıktan sonra Dijital tarafa yönelik bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Zaman zaman ben birşeyler üretiyorum zaman zaman dışarıdan markalar geliyor.

Orada biraz daha kalıcı işler yapmak istiyorum. Şu an TV8’de bir dirsek temasımız var. Orada televizyonculuk anlamında güzel bir oluşum var. Bana göre en iyi yerlerden birtanesi. Bir dönem NTV’nin kendi çalışanına değer katması durumu şu an TV8 için geçerli. Ve eğer fikir iyiyse senin hayalini fikirini hayata geçirmen için imkan sunuyorlar bence en önemlisi de bu.

T.Y: NTV Spor’un kapanıp TV8’in bu alanda bir atılım yapacağı konuşuluyor bir duyumunuz var mı?

Evet öyle şeyler konuşuluyor. TV8’in NBA ve A Milli Takımın yayın haklarını aldıktan sonra o tarz şeyler konuşuldu. Ancak TV8’in çok öyle bir niyeti yok bildiğim kadarıyla. İlerleyen zamanlarda nasıl şekilenecek bilmiyoruz tabiki de.

T.Y: Yakın zamanda Lig TV'nin adı değişerek beİN Sports oldu. Bu el değişikliğinin ardından yeni bir kadro yapılanmasına gidiliyor, bu konuda yeni sezon için size bir teklif geldi mi?

Şu an öyle bir durum yok hali hazırda şu an orada bir karışıklık var. Eski ekip orada yeni bir yapılanmaya gidiliyor. Orayı da bekleyip görmek lazım... Oradan gelecek bir teklif gelirse ne olacağını bilmiyorum ama ben dışarıdan dışarıdan dijital olarak başka üretimlere kafa yoracağım bir çalışma düzeni istiyorum.

İnsan tek bir şeye odaklandımı çok köreliyor benim son dönemde NTV Spor’da hissettiğim buydu. Ki Emek’le ekran önünde olup en fazla özgürlüğü olan adamlar bizdik . Programda çok saçmalamadığımız sürece istediğimiz her şeyi yapıyorduk. NTV’de yetiştiğimiz için yazılı olmayan kurallar vardı ona göre programı ilerletiyorduk. O kadar özgürlüğe bile her akşam yapa yapa tekrara girdiği için o bile yaratıcılığı törpülemeye başlamıştı.

T.Y: Dijital alana yönelik bir çalışma düzeni demiştiniz bir internet sitesinin Instagram hesabında Ali Ece ile bir program tanıtımınız var bizi bu programda neler bekliyor?

O iş kafa yorduğumuz işlerden bir tanesi biz Ali Ece ile Bilyoner sponsorluğunda radyo yayını yapan Radyo Bilyoner’de bir süre radyo yayınları yaptık. Zaten NTV Spor döneminde tanıdığım arkadaşımdı. Güzel bir elektrik yakalandı. Bilyoner marka olarak radyo mecrasına yatırım yapmaktan çekilme kararı aldı.

Sebebini bilmiyorum çokta beni ilgilendirmiyor kendilerine göre haklı sebepleri vardır. Bunun üzerinden 1.5 ay sonra geçtikten sonra biz dedik ki bu yayını benzer konseptte dijitalde yapmak istiyoruz. Gelin dijitalde birşeyler yapalım. Bu zaten benim aklımda olan bir şeydi Ali’yle konuştum. Ali’de tamam dedi sen varsan ben de varım. Güzel bir şeye benziyor  marka iyi marka güzel marka birlikte bir şeyler yapabiliriz dedi. Şimdi onlarla birlikte çalışmaya başladık.

Dijitalde insan daha özgür oluyor tabi özgürlükten kastım her ağzına geleni mecra ne olursa olsun söylememen lazım. Yine de vucut dilinden kıyafetine o özgürlük bana daha çok dokunuyor. Öyle hissediyorum. Dijitalde daha dinamik hissediyorum. Takım elbiseyi yayından yayına giyen adamım çok takım elbise formal iş adamı değilim. 

T.Y: Daha önceki canlı yayınlarınıza programlarınıza baktığımızda bu kişiliği yansıtmak istiyormusunuz? Özellikle aldığımız İzlanda yenilgisinin ardından maç sonu Fatih Terim’le konuşmanızda ortamı yumuşatmak için esprili bir yaklaşımınız vardı.

Evet kendi kişiliğimi spora yansıtmak istiyorum. İşin özü spor sonuçta onu insanlara anlatmak lazım. Tabi yenilen istenilen sonucu alamayan bunun üzüntüsünü yaşayacak ama dünyanın sonu da değil bu.

Yurtdışındaki adamlara baktığımızda aynı coğrafyada bulunduğumuz İzlandalıların spora ve futbola bakışı bambaşka bizim orada verdiğimiz mücadele bambaşka biz o maça giderken Arda Turan-Fatih Terim tartışmaları  derken ben dahil bütün kafile gerilmişti. Kendimce sporu daha eğlenceli hale getirmek için verdiğim mücadele bu.

"KEREM TUNÇERİ'NİN BASKETBOLU BIRAKTIĞINDAN HABERİ OLMAYAN YÖNETİCİLER VAR"

T.Y: Spor gündemine gelmişken ülkemizdeki futbolun geleceği parlak mı? Yöneticiler hakkında ne düşünüyorsunuz.

Türkiye’de spor yöneticiliği o kadar kötü durumda ki şöyle söyleyeyim; Kerem Tunçeri basketbolu bıraktı neredeyse 1 sene oluyor. Türkiye Basketbol Federasyonu Milli Takım menajeri oldu. Ve kurumlar arasında Şirketler Ligi diye bir turnuva var. İşte Basketbol Federasyonu’nun bir takımı var, mesela şu an bulunduğumuz cafenin basketbol takımı var, NTV’nin  ve TV8’in var.

Her kurum belli bir bedel ödeyerek o turnuvaya katılıyor. Şirketlerin çalışanlarını motive etmek amacıyla katıldığı çok güzel bir turnuva. Tam adı CBL Corporate Basketball League ve Kerem’de oranın basketbol takımında oynuyor.

Her çalışan gibi oynuyor. Ben de Doğuş Grubu’nda oynuyorum. Kerem’de o maç güzel oynamış baya. Bir tane basketbol sitesinde Kerem “triple double” yaptı diye haberi çıkmış. Şu anda Süper Lig Basketbol takımının bir yöneticisi Kerem’e transfer teklifi yapmış. Yani o takımda şu an ligden düşmek üzere bu durum neden düşmek üzere olduğunun kanıtı. Türkiye’deki spor yöneticilerinin çoğunun profili işte bu malesef bu.  

"BİZİM FUTBOLUMUZ BU"

Futbola gelirsek aslında olaya geleceği parlak mı dan ziyade bizim futbolumuz bu bence. Şimdi çok ciddi bir ekonomik buhran yaşıyor kulüpler... Aslında zamanında har vurup harman savurdukları için  plansız programsız kadro yapılanmaları, düzensiz transfer harcamaları ve menajerlere verilen açıktan paralar...

Kulüp içerisinde üstü kapalı paylaşılan paralar derken hepsi battı batıyor. Mesela Beşiktaş güzel bir örnek orada iyi bir yapılanmayla iyi bir planlamayla belli doğrultular hatta üstüne koyma noktasına geldiler. Ama bence asıl sınav şimdi başlıyor çünkü bugüne kadar devam eden “FEDA” dönemi transfer harcamalarında dikkatli olma politikası sürmeseydi zaten UEFA tepesine binecekti. 

"YABANCI FUTBOLCULAR YERLİ FUTBOLCULARIN GELİŞİMİ İÇİN ÖNEMLİ"

Şimdi UEFA’nın o yaptırım tehditi ortadan kalktıktan sonra sen bunu devam ettirebiliyorsan o zaman sen alnının akıyla çıkmışsın demektir. Sonuçta Beşktaş bugüne kadar çok iyi iş yaptı. Diğer kulüplerin bulunduğu durum üzücü... Bir de özellikle yabancı futbolcular çok çok önemli; sadece ülkenin futbolunun marka değerinin insanların ülkeye gözlerinin çevirmesinin yanı sıra genç futbolcuların yetişmesi için çok önemli.

Gelen futbolcuları saymakla bitmez ama en yakın tarihte örnek verirsek Mario Gomez-Cenk Tosun örneğini verebiliriz. Cenk Tosun adamla 1.5 sene antrenmana çıktı kendi gelişimiyle bu sene gol krallığına aday oldu. Semih Kaya-Ujfalusi örneği var Ujfalusi futbolu bıraktı Semih Kaya ortadan kayboldu. 

Yabancı futbolcuları doğru isimleri doğru zamanda doğru yerde bir araya getirdiğiniz zaman bu defa yerli futbolcuları da otomatikman yukarı çekme imkanı oluyor. Tribünleri dolduruyorsun, marka değeri artıyor. Şu anda yurtdışına maç görüntülerini özetlerini yayınını satmak çok mümkün değil çok komik rakamlara konuşuluyor onu biliyorum ama bunları da mümkün kılacak şeyler şu ortamda bunları ortadan kaldıracak şeyler azalmaya başladı. Bir yandan batıda futbol ekonomisi çok acayip yerlere gidiyor.

Eskiden bir Rus rüzgarı vardı. Abromovich ile başlayarak Zenit ile devam etti. Bununla yetinmediler şimdi Arap sermayesi girdi.  Bir yandan evet izleyince izliyormuyuz evet izliyoruz. Tüm futbolseverlerin hoşuna gidiyor birisi çıkmış hangi ülke mensubu olduğu önemli değil bir kaç Yüz Milyar Dolar’ı yatırmış. İşte oraya Ibrahimovic’i toplamış, Di Maria’yı toplamış David Luis’i toplamış. Böyle hakikaten fantazi futbolu oyunları gibi yönetilince hoşumuza gidiyor.  Ama işin romantik tarafından bakınca perde arkası çok kötü... Oralarda mücadele etme şansı giderek daha da azalıyor.

"TRANSFER DÖNEMİ ŞAMPİYONU DENİLEN BİR ŞEY VARDI"

T.Y: Eskiden her transfer dönemi hareketli geçerdi ve transfer bombaları patlıyordu o dönemler bitti diyebilir miyiz?

Evet diyebiliriz. Son 2 2.5 sezondur hiç yok eskiden Fenerbahçe her transfer döneminin şampiyonu olurdu böyle bir tabir vardı; Transfer dönemi şampiyonluğu denilen bir şey vardı. Şu an Fenerbahçe hiç bir şey yapamıyor. Çünkü yapsa sıkıntı yaşayacak. Bana kalırsa hala harcaması gerekenden daha fazla harcama yapıyor ama bunun ekonomi planlamasını yapıyorlardır inşallah.

T.Y: Galatasaray muhabirliği yaptığınızı biliyoruz o sebeple son dönemlerin en çok konuşulan konusu Tudor’un Galatasaray’a getirilişini doğru buluyor musunuz?

Karabük’ten ayrılış sürecinde Karabükspor yönetimi kendince haklı serzenişte bulundu ama kontratında adamın serbest kalma maddesi denilen bir şey var. Şimdi sen onu oraya koyuyorsan birisi gelip o paraya verdimi onu alabilir demek. Neden Barcelona altyapısından çıkardığı Sergio Busquets’e 175 milyon Euro serbest kalma bedeli koyuyor bu yüzden koyuyor.

Galatasaray tarafına gelince yönetim köşeye çok sıkışmıştı o hengamede o curcunada sarılacağı birisine ihtiyaç vardı. Çok düz mantıkla hakikaten Mehmet Abi’nin Mehmet Demirkol’un söylediği gibi sosyal medyada baktı ve en konuşulan en trend-topic deniliyor ya Twitter’da kim var Igor Tudor var. Türkiye’de Galatasaray’ı Beşiktaş’ı Fener’i diz çöktüren bir adam.

Şimdi en doğru tercih gibi o gözüküyordu. Galatasaray’ın şartlarınıda ekonomik boyutunu tam bilmiyorum ama çok çılgın paralar verildiğini zannetmiyorum ki bu Igor Tudor için de bir fırsat aslında... Ben Galatasaray’ın tarafından bakınca normal karşılıyorum.

T.Y: Bu transfer Galatasaray taraftarına sevimli gözükmek için yapılmış bir transfer mi?

O da olabilir. Çünkü Riekerink’in duruşu Galatasaray taraftarıyla örtüşen bir duruş değil açıkcası. Çünkü Galatasaray taraftarı Fatih Terim gibi güç sembolü deneyimli hocaların kenardaki varlığıyla enerji bulan taraftar grubu. Dolayısıyla teknik taktik kısmını bırakacak olursak Riekerink’le olan ilişkinin biteceğini hissediyordum. Nitekim taktiksel donanım alanında eksikliği hissedilince inceldiği yerden koptu.

"TUDOR İÇİN ZAMANA İHTİYAÇ VAR"

T.Y: Tudor takımı 3’lü savunmayla oynatmaya alıştırıyor gibi maça dörtlü savunma ile başlayan Galatasaray, maçın belli kesimlerinde 3’lü savunmaya dönüyor. Bu sistem Galatasaray’da tutar mı sizce?

Geriye dönük baktığımızda futbol kültürümüzde 3’lü savunmaya pek alışkanlığımız yok. Hafızam çok çok iyi değil ama Fatih Terim’in ilk Galatasaray döneminde zaman zaman 3’lü savunma ve kenarda kanat bekleriyle oynadığını hatırlıyorum yanlış hatırlamıyorsam. Bizim futbol donanımızda çok fazla 3’lü savunma alışkanlığı yok kolay birşey değil. Çok zamana ihtiyaç var. Belki Tudor, 90 dakika boyunca öyle oynatmaya çalışacak takımını.

Özellikle kanat beklerinin çok çalışması lazım. İleri geri ileri geri muazzam işler yapan oyuncular olması lazım.Tudor Karabük’te bunu başardı. Galatasaray’da asıl neler yapabileceğini görmek lazım bir hazırlık dönemi ve transfer dönemini görmek lazım. Galatasaray’ın ekonomik durumu ne kadar hareket olanağı sağlayacak bilmiyorum ama ondan sonra asıl hem teknik hem taktik boyutunu değerlendirmek lazım.

T.Y: Sezon bitimine yaklaştık sizce Galatasaray bu sezonu ne durumda bitirir?

Çok kestiremiyorum onu. Çünkü Galatasaray ve Fenerbahçe de şu an ilk ikiden kopmamak için müthiş can çekişiyor. Bir şekilde kazanıyorlar puan kaybediyorlar. Ya ikisi birden kazanıyorlar ya ikisi birden kaybediyor garip bir durum var ortada. Heralde önümüzdeki Galatasaray-Fenerbahçe derbisi bu durumu belirleyecek diye düşünüyorum ki ondan sonra da kaybeden taraf için durumu düzeltme olanakları var.

Ben Şampiyonlar Ligi tarafını her iki takım için çok gerçekçi görmüyorum. Kaldı ki hak eden varsa da Başakşehir ayrıca. Genel olarak bakıldığında. Ben üç ya da dört olarak düşünüyorum ama dediğim gibi kestiremiyorum. Önümüzdeki derbi daha belirleyici olacak.

"ERGİN ATAMAN, TARAFTARIN AYAĞINA BASTI"

T.Y: Galatasaray Basketbol Takımında daha önce Euroleague'de kazanılan başarıların mimarlarından olan Erick Mccollum transferi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Aslında o transferde “acil durumda camı kırınız” transferi gibi. Orada biraz hem yönetim hem teknik heyet Ergin Ataman baskı altında kaldığı için bu transfer oldu algısı var bende. Çok iyi bir skorer geçtiğimiz sezonda takımın kimyasında  çok önemli bir yere sahipti. Yaptıkları ve yetenekleri itibariyle...

Geçtiğimiz Fenerbahçe derbisinde görüldü ki şu anki mevcut düzende her ne kadar takımı, ligi ve ülkeyi tanıyor olsa da biraz daha zamana ihtiyacı var. Hücum tarafında çok iyi ama savunmada hiç yok. O günde maça girdi Bogdanovic'i tutuyordu bir ara ama Bogdanovic elini kolunu sallaya sallaya bir kaç tane turnike attı.

Galatasaray’ın Fenerbahçe gibi takımlara karşı savunmada yüzde bir bile savunmaya lüksü yok. Hem de iç sahada oynuyorsun taraftar baskısı var. Savunma sertliğiyle rakibi yıldırmanız ve düzeninden çıkarmanız lazım. McCollum’a doğru bir rol ve yer açıldığı zaman ben katkı vereceğini düşünüyorum çok iyi bir skorer çünkü.

T.Y: Geçtiğimiz olaylı Galatasaray-Fenerbahçe derbisinde yaşanan olaylar hakkında ne düşünüyorsunuz? Maç sonrasında Ergin Ataman ın taraftarlara karşı açıklamaları vardı doğru buluyor musunuz?

Kulüp üzerinde söz sahibi olan taraftar grupları genelde tüm kulüp çalışanlarının, teknik heyetin ve basketbolcuların kendilerine biat etmelerini isterler. Bu tarz karakterlere çok alışık değiller. Benzer bir açıklamayı zamanında Fatih Terim’de yapabilrdi. Ergin hoca da Fatih Terim’le benzer özelliklere sahip. Mizacı olsun vucut dili olsun enerjisi olsun.

Ya da “Egoysa egoya” sahip. Yine de ben Ergin Ataman’ın keskin konuştuğunu düşünüyorum. Taraftar grubundan bakıldığı zaman şöyle bir durumda var. Basketbol şubesine kazandırılmış en iyi kupayı bu adam kazandırdı. Belki Galatasaray taraftarı için Fenerbahçe maçına gitmek Fenerbahçe maçında orada rakiple dalga geçmek rakibi küçük duruma düşüren tezahürat yapılması taraftar psikolojisine iyi geliyor. Fakat Ergin Ataman’ın küfür etmeyin şeklinde ki telkini de aslında doğru birşeydi.

Böyle olayların olmaması lazım. Hepimiz taraftarken yaptık bunları orada burada tezahüratlarda bulunduk ama aslında olmaması gerekiyor. Ergin Atman, her ne kadar fevri açıklamalar yapsa da zaman zaman sevilmeyen kötü adam olsada bence bu tarz konularda yaklaşımı ve duruşu doğru. Burada yaptığı yaklaşım doğru olsada orada bulunan taraftar grubunun ayağına da basmış oldu ayrıca.

"ERGİN ATAMAN'IN YURTDIŞINA GİDECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM"

Daha önce yine NTV Spor'daki çalışma arkadaşım İsmail Şenol ilgili bütün salonda sert tezahüratlar yapıldı o maç sonrasında yine gitti taraftar grubunu eleştirdi yine doğru bir duruş ama yine taraftarın ayağına basıyor. Şimdi son geline noktada “Onlar istedi diye istifa edecek değilim ben buraya hizmet ediyorum açıklaması” da doğru ama yine taraftarın ayağına basıyor.

Orada iki tarafında ılımlı olması lazım bir şeylerin yapılması lazım. Şöyle geçmişe baktığımızda büyük taraftar gruplarıyla böyle ters düşülmesinin ardından flim bir yerde kopuyor. Yine baktığımızda bu olay Aziz Yıldırım’a yapılamıyor bu ama o da taraftar gruplarını dağıttı. Çok söz sahibi kalan bağımsız bir taraftar grubu kalmadı Fenerbahçe’de. Beşiktaş’a baktığımızda zamanında Çarşı’yı kapalıdan çıkarmak isteyen Hüsnü Göreli baya bir sıkıntıya girmişti. O yönetimin fişi çekilmişti. Benzer bir durum burada da yaşanılabilir. Zaten ben sezon sonunda Ergin Ataman’ın yurtdışına gideceğini düşünüyorum.

"FENERBAHÇE'DE BİR DEVRİN SONUNA GELİYORUZ"

T.Y: Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım’dan bahsetmişken Fenerbahçe'nin bu sezonki başarısızlığının ana nedenleri nedir?

Fenerbahçe’nin son bir kaç aydır yaşadığı Advocaat krizi, Van Persie’nin formsuzluğu Aziz Yıldırım’ın eleştiriliyor oluşu Fenerbahçe’nin dördüncü sırada olması gibi şeylerle değerlendirmemiz lazım. Filmi biraz daha başa sarıp gitmek lazım... Uzun zamandır yanlışı yanlışla kapatmaya çalışıldı. Yanlış hocalar getirildi. Yanlış hocalar gönderildi. Burada en önemlisi gönderilenler tabikide. Aykut hoca, Ersun hoca, ve Zico bunlara hata havuzu olarak bakmak lazım.

Bu nasıl son bulacak bilmiyorum baktığımızda yönetim tarafında büyük bir sessizlik hakim. Çünkü ben uzun zamandır Fenerbahçe yönetiminin bu kadar güçcüzleşmiş hissettim. Artık söyleyecek birşeyleri kalmadı. Bunu onlarda biliyor. Tabiki son sözü Genel Kurul üyeleri söyleyecek onların oylarıyla her şey belli olacak. Ama sanki bir devrin sonuna geliyoruz diye hissediyorum bilmiyorum belki yanılırım.

T.Y: Fenerbahçe  yönetiminin yaptığı yanlışları biraz açabilir miyiz?

Yani bunlar fazla konuşulmadı belki ama Krasic’in bir buçuk yıl boyunca oturduğu yerden üç buçuk dört milyon kazanması aslında çok büyük bir sıkıntı. Fenerbahçe’de Aziz Yıldırım’ın çıkıp Divan Kurulu'nda biz şunu şunu yaptık ama şu şubede büyük eksideyiz diyorsa aslında bu da Krasic’e verilen paranın artçısı belkide.

Fenerbahçe yönetimi oralarda organizasyon, transfer harcaması ve planlama olarak oraları iyi yönetemedi. Benzer yönetimi sergileyen Galatasaray yönetimi, Fenerbahçe gibi ekonomik anlamda üyeye hitap etmediği için çok daha sıkıntılı. Fenerbahçe belki de daha kötü olabilirdi ama kendi içerisinde kaynak yaratarak o ekside olan bölümleri çok iyi kurtardı.

T.Y: Gelecek Genel Kurul’da Ali Koç başkanlığa aday olacak mı? Sizce fark yaratır mı Fenerbahçede ?

Bence fark yaratır Aziz Yıldırım'ın 15 seneyi geçik bir yönetimi var artık bu hanedanlığa dönüştü.  Aziz Yıldırım zaman geçtikçe de daha da söz sahibi oluyor kulüp üzerinde. Fenerbahçe’de artık Aziz Yıldırım’dan onaysız çay bile verilmiyor. Dolayısıyla Aziz Yıldırım giderse başı kesilmiş tavuk olayı olacak insanlar ne yaptığını bilememe durumu olacak gibi. Ancak Ali Koç’un da bu konuda ciddi hazırlandığıda kulaktan kulağa geliyor. Hatta Aykut hoca ile görüşerek yeni yönetimle başa geçireceği duyumları var.

Şu anda da Aykut hoca konuşuluyor ama Aziz Yıldırım varken gelir mi gelmez mi onları bilmiyoruz. Ben Fenerbahçe’ye dışarıdan bir gözle baktığımda başkan değişikliğine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Çok şey konuşuluyor Aziz Yıldırım hakkında çok sivri bir karakter olduğu için iyiliğide sivri, kötülüğüde sivri hiç ortası yok.

Çok önemli hizmetleri oldu iyiliğini kötülüğünü kenara bırakacak olursak  ben bile 15 sene aynı yerde çalıştığım zaman bir tükenmişliğe girdim. Fenerbahçe’ye bakınca camia olarak bir tükenmişliği yaşadığını düşünüyorum. Bir yenilenmeye ihtiyacı var Fenerbahçe'nin malzemecisinden başkanına kadar bir yenilenmeye ihtiyacı var. Ama tabiki de son kararı ya Genel Kurul üyeleri ya da Başkan Aziz Yıldırım verecek. Aziz Yıldırım, uzun zamandır bu konuda sessiz kaldı biraz güçsüzleştiğini kendiside hissediyor.

"HAKEMLERİN PSİKOLOJİK DESTEĞE İHTİYACI VAR"

T.Y: Belki de kısa bir geçmişe baktığımızda hakemler bu sezon konuşulduğu kadar önceki sezonlar konuşulmadı hakemlerin bu sezonki performanslarını nasıl buluyorsunuz?

Benim sporcu geçmişim olduğu için ekran başında olsam bile sahada izlediğim futbolcu ve hocayla empati kurmaya çalışıyorum buna hakemlerde dahil. Şunu ben biliyorum hakemler insan... Biz nasıl hata yapıyorsak futbolcu nasıl hata yapıyorsa hakemlerde hata yapabilir. Hakemliğin gerektirdiği en önemli şeylerden bir tanesi iletişim, psikolojik ve duygusal destek...

Artık buna mentörlük mü lazımoradaki iş tanımını  bilmiyorum ama sanki hakemlerimiz bu konuda zayıf kalıyor. Derbilerden 2 hafta önce yöneticiler, yiyorsa bunu versin biz onun geçmişini biliyoruz açıklamalarına şimdi bunlara hiç takılmamak için ot gibi yaşamak lazım Dünya'dan bir haber... Ki bunu yapmak mümkün değil artık bilişim çağındayız. Hiçbir şey yapmak istemesen bile cebine geliyor artık haber her türlü söylenti.

Ama bir şekilde oraları iyi yönetebilmek adına belki de destek vermek lazım çünkü oralarda hakemler kontrolü kaybediyorlar. Hani kötü niyetli hakem, hakem maçı katletti deriz ya o tanıma uyacak yakın geçmişte iki hakem söylebilirim onlarda yurtdışında olan hakemlerdi. O hakemler de Ivan Bebek ve Craig Thompson hikayesi. Benim küçüklüğümde Türkiye Futbol Federasyonu’nun Avrupa’da lobi faaliyetleri yoktu.

O zamanlar işte hakemler biçiyordu o biçmeydi ama Ivan Bebek ve Craig Thompson hakikaten maçın başlama vuruşundan bitiş düdüğüne kadar maçı eliyle alıp diğer takıma vermek için uğraştı bu iki hakem... Ama burada da çok fazla hata oluyor ben çok eleştirmek istemesemde mecbur kalıyoruz.

T.Y: Bu sezon gözünüze çarpan en bariz hakem hatası hangisi?

Bu sezon o kadar çok konuştuk ki hangi brisini anlatayım. Yakın geçmişte olan Van Persie ve Tosic olayını konuşabiliriz. O pozisyon çok tartışıldı. Aslında benim düşüncem Tosic ise Tosic, teknik heyetse teknik heyet orada tuzağa düştü. Ama hakem orada dikkat etmesi lazımdı. Sporcunun saha içerisinde niyetini anlayacak kişi hakem. Van Persie-Tosic olayına bakacaksak Van Persie aslında olayı başlatıyor sonrasında Tosic olaya müdahil oluyor derken ortalık karışıyor.

Sonrasında Tosic adeta paket oluyor. Bu pozisyonu sezonun damga vuran hakem hatalarına katabiliriz Ama çok aleni hakem hataları var orada çok baskı vardı. Derbi ve taraftar diyerek formalize edersin de her hafta konuşulan bir pozisyon oluyor. Her maçı takip etme şansımız olmuyor ama sonrasında özetleri izlediğimizde gerçekten yok artık dediğimiz pozisyonlar oluyor.

T.Y: Hakem hatalarını en aza indirmek için teknolojiden sizce yararlanılmalı mı? Video hakem hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben bu konuda ikilemdeyim aslında. Bu konuyu Ali Ece’yle çok tartıştık. Ben bir yandan futbolun ruhunu öldüreceğini düşünüyorum . Bunun bir adım ötesi dijital hakemler olacak oldu olacak futbolcularda bilgisayar oyununa dönüşsün. Zaten bilgisayar oyuncuları her sene daha gerçekçi hale dönüşüyor.

Orası tabiki çok büyük bir ekonomi çok büyük bir sektör tabi buna müsade etmezler. Ben biraz ruhu öldüreceğini düşünüyorum ama bazen de saçma hakem hataları oluyor ki düşünmeden de önünü alamıyorum. Her hakem hatası bir hikaye doğuruyormu doğuruyor. Maradona Tanrı’nın Eli, İngiltere-Almanya maçında çizgiyi geçen top, çizgiyi geçtimi geçmedimi tartışması. Henry’nin İrlanda maçında eliyle attığı gol. Bu konuda çok ikilemdeyim bu sorunun cevabını vermesi çok güç.

Önce bir uygulamalı görmek lazım. Zaten ülkemizde oyun çok duruyor. Bir de öyle biz herşeyi tartışyoruz. Düşünsene maç bitiyor Maraton programında bırak kritik kararı, gol pozisyonunu, top taca çıktımı çıkmadı mı diye tartışıyoruz. Zaten ülkemizde topun oyunda durma süresi rezil seviyelerde bir de video hakem gelirse ne olur ruhu ölürmü bilemiyorum.

"EMRE ÇOLAK, ARDA'NIN GÖLGESİNDE KALDI"

T.Y: Türkiye'yi konuştuktan sonra biraz daha Avrupa futbolunu konuşmak istiyorum.  Bayer Leverkusen’ın başına Tayfun Korkut getirildi. Sizce Tayfun Korkut orada başarılı olabilecek mi?

Tayfun Korkut için Leverkusen büyük bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Çünkü daha önceki aşılar tutmamıştı. Çok donanımlı çok bilgili ve bütün eğitimlerini yurtdışında aldığı için iletişime de çok çok önem veriyor. Hem futbolculuk hem antrenör altyapısı Almanya olduğu için kimse kızmasın ama bizim ülkemizdekilere göre bir adım daha iyi olduğu düşünüyorum. Leverkusen tarafını iyi götürürse orada iyi bir şeyler yapacağını düşünüyorum.

T.Y: İspanya'da futbol kariyerini sürdüren Arda Turan ve Emre Çolak'ın oradaki durumlarını nasıl buluyorsunuz?

Arda Turan’mı Emre Çolak’mı dersek. Bu hikayeyi genel perspektifde ele alacaksak Emre Çolak daha doğru isim. Arda zaten bas bas bağıra bağıra geliyordu. Onun sadece arkasından birisinin dokunması lazımdı o da zaten yurtdışına giderek bunu gerçekleştirdi.

T.Y: Emre Çolak, Arda Turan’ın gölgesinde kaldı diyebilirmiyiz?

Türkiye’de hep gölgesindeydi Emre Çolak’ın yüzüne bakılmıyordu. Kalbur üstü ortalamanın üstünde bir futbol zekası olduğu için yurtdışında doğru antrenman yapısı ve doğru futbol anlayışıyla bir araya geldiğinde neler yapabileceğini gösterdi. Bir şekilde her sporcunun imkanı varsa yurtdışına gitmesi taraftarıyım.

"ARDA TURAN'IN  İLK ATLETİCO MADRİD ANTRENMANINDA NEFESİ KESİLDİ"

T.Y: Arda ve Emre’ye baktığımızda Türkiye’den ayrılıp gittiği takımlarda genel olarak fit bir görüntü çizdiler Avrupa ve Türkiye’de yapılan antrenmanlar arasında ciddi bir uçurum var mı?

Geçende Emre’yi izledim NTV Spor’a canlı yayına bağlandı. Orada antrenman düzeninde çok bir fark yok dedi. Gerçi orada kendi bizzat antrenman yapan oyuncu en azından Deportivo’da çok fark yoktur. Arda Turan’ın ilk Atletico Madrid’e gittiği zaman ben çok gidip geliyodum antrenmanlarınıda izliyordum.

O zamanda çok konuşuyorduk. Çok fark olduğunu söylüyordu. İlk gittiğinde antrenmanda nefesi kesilmiş o kadar söyleyim. Ve orada tek başınasın burada kulüp herşeyini veriyor A takıma çıktığın andan itibaren hangi seviyede futbolcu olursan ol kulüp sana aslında yıldız muamelesi yapıyor. Ama öbür tarafta tek başınasın.

Barcelona'da bu durum dahada uç tarafta. Derbilerden önce kamp yok mesela. Hiç öyle dertleri tasaları yok. Sen orada sporcu ahlakınla akşam evine gideceksin adam akıllı yemeğini yiyeceksin geç uyumayacaksın. Maç günü düzgün bir saatte kalkacaksın küçük bir ter atacaksın sonrasında maç saati geldimi maçına gideceksin. Sen nasıl halı saha maçına gidiyorsan onlarda öyle yapıyor. Bu bilinç antrenman sistemleriyle birleşince geri dönüş daha farklı bir hal alıyor.

T.Y: Milli futbolcumuz Arda Turan'ın Çin'e transferi gündemde bu konudaki fikriniz nedir?

Hayat hep seçimlerden ibaret... Senin benle röportaj yapmak istemen seçim... Benim senle röportaj yapmayı kabul etmem bir seçim, bir kanalda çalışıp çalışmamam da seçim...Futbolcu değiliz şu an Çin’e gitmek benim için bir anlam ifade etmiyor. Orayı izlemekte bir anlam ifade etmiyor. Arda için paraya mı ihtiyacı var deniliyor ama sonuçta hayatta malesef bir çok şey de para...

Ve onun içinde yapılıyor. Önüne konulan paralarda az buz paralar değil. Senelik 25 milyon Euro’lardan bahsediliyor. Emeklilik kontratı olarak düşünüp kabul ederse de bu konuda kimsenin eleştirmeye hakkı yok. Sonuçta kendi kararı.

T.Y: Ve o muhteşem geri dönüş Barcelona-Paris Saint Germain maçı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Normal birşey değil bu bence. Şöyle yorumlar vardı maç öncesinde "Barcelona abi ya" felan diye ama tamam. Zaten böyle bir şeyi yapabilecek tek bir takım var o da Barcelona. Real Madrid bile böyle bir geri dönüşü yapamayabilir. Bir ihtimal Bayern Münih yapabilir. Aslında bu oyun tarzıyla alakalı Bayern ve Barcelona biraz tiki taka oynamaya çalışıyor. Gerçi Bayern Guardiola’dan sonra biraz daha değiştirdi.

Oyun tarzına dönersek rakibe karşı tiki taka oynadığın zaman rakibi boğuyorsun. Yani pas pas kaleye gidene kadar top hep sende. Çok kolay bir şey değil bu. Bence Barcelona’nın yaptığı inanılmaz bir futbol mucizesi akıllara zarar bir durum. Muhtemelen Paris Saint Germain'li futbolcular hala uyuyamıyordur. Orada bir akıl tutulması var. Yani o taraftan bakılınca dakika 87, Barcelona’nın turu geçmesi için 3 gol atması lazım. Sen oradan maçı veriyorsun saçmalık ötesi...

Rakip ne kadar iyi olursa olsun, ne bilim kendi ligimizden örnek verirsek; Galatasaray atıyorum 3. Lig takımında kupada aynı durumda olsa amatör takımda olsa bu işin garantisi yok.

Bu olaylar sporun içerisinde var basketbola bakarsak geçtiğimiz günlerdeki Beşiktaş-Karşıyaka maçında üçüncü çeyreğin sonuna doğru Beşiktaş,18 sayı önde en kötü 5 sayıyla kazanması lazım. Son 10 dakikada maçı kaybetti. Murat Çam benim yakın arkadaşım onla konuştuk birden herşey durdu diyor.

25 dakika boyunca adamlara nefes aldırmadık her attığımız girdi 25. dakikada bizim içiN herşey durdu. Adamlar ne attıysa sokmaya başladı. Hiçbir açıklaması yok. Sporda oluyor böyle şeyler o maçta olmayı çok isterdim.

T.Y: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey varmı?

Artık insanlar göz önünde olan insanlarda samimiyeti arıyor. Ben de en azından kendi duruşumu yaptığım işler de de sosyal medyada da dışarda da kamera önünde de göstermeye çalışıyorum. Her göz önünde olan insanlar gibi bende eleştiriliyorum ama şunu biliyorum ben ben olduğum için eleştiriliyorum. Bir şey yaptığım için değil. Sevileceksem böyle olduğum için seviliyorum. E o zaman bende buyum zaten.

KISA KISA...

En unutamadığı maç: En unutamadığım maçlardan iki tanesini söyleyebilirim. Olimpiyat stadındaki Liverpool-Milan maçını söyleyebilirim. O zaman askerden yeni gelmiştim. Stada girememiştim. Maç günü stadda görevli oldum bedavaya çalıştım maçı izlemek için ancak maç saati geldiğinde stada almamışlardı eve gidip maçı izlemek zorunda kalmıştım.

En anlamlı maç: Bunuda basketbolla anlamlandıracam. Hazır babalar günü geliyor onun için güzel bir girizgah olacak. Mıchael Jordan’ın bir maçı var Chicago’da oynadığı dönem babasını kaybetmişti. Babası gaspçılar tarafından öldürülmüştü. Ve çok ciddi bir travma yaşayıp basketbolu bırakıp beyzbol oynamaya başlamıştı.

Bir bir buçuk senelik aradan sonra tekrardan basketbola Chicago’ya geri dönmüştü. Ve o sene çok acayip bir sayı ortalamasıyla takımı şampiyon yapıyor. Ve tesadüftür ki şampiyon olduğu gün Babalar günü... Jordan sahadan topu alıp soyunma odasına giderek tek başına baya bir ağlıyor. Bu maç hikayesi yönüyle benim açımdan en anlamlı maç diyebilirim.

En çok sevindiği maç: Valla bu zor soru ya... Futbolsever olarak o an stadta olduğum için Beşiktaş’ın geçen sene Benfica karşısında yaptığı geri dönüş maçını diyebilirim.

En çok üzüldüğü maç: Bu soruda basketbol oynadığım dönemler geliyor aklıma. İTÜ’de yıldız takımıyla Oyak Renault takımıyla oynamıştık. İlk maçı almamıza rağmen ikinci maçı kaybetmiştik o maç büyük travma yaratmıştı.

En beğendiği stat: Türkiye’de Vodofone Arena, yurtdışında da tarih kokan stadları sevdiğim için Vicente Calderon çok hoşuma gitmişti.

En iyi golcü: Bu dönemde çok çılgın golcüler yok ama arasında seçim yaparsam Luis Suarez.

En beğendiği futbolcu: Lionel Messi

En beğendiği basketbolcu: Michael Jordan.

En iyi kaleci: Buffon.

En kötü kaleci: Kötüden ziyade bana göre çok şişirilmiş kaleci Barthez diyebilirim.

En çalışkan futbolcu: Son dönemde net Cenk Tosun ve Emre Çolak.

En tembel futbolcu: Geçmiş dönemlerde Fenerbahçe muhabirlerinden aldığım bilgilere dayanarak antrenman yapmayı sevmediğini bildiğim  Gökhan Gönül.

En iyi giyinen futbolcu ve basketbolcu: Basketbolcular arasında Sinan Güler diyebilirim yakın arkadaşım olduğu için diye gibi duruyor ama tarzını kendime benzettiğim için Sinan diyebilirim.

En iyi teknik direktör: Jurgen Kloop’u beğeniyorum ve Diego Simeoe muazzam bir adam.

En iyi hakem: Mark Clattenburg

En sevdiği yemek: Tam çocuk cevabı olacak ama patates kızartması, köfte ve yanına güzel bir tatlı.

En sevdiği film: Verdiği felsefi ve sosyal mesajlar nedeniyle Matrix.

En beğendiği şarkıcı: Daha çok yabancı müzik dinliyorum o yüzden Muse ve Metallica.

Hukuki Uyarı: Kaynak göstermeden ve kaynak linki vermeden alıntı yapılması hukuki sorumluluk doğurur.

YORUMLAR
avatar

Henüz hiç yorum girilmemiş. İlk yorumu siz yazın!