Erdoğan'ın Vizyonu Avrupa'yı Ürküttü

Erdoğan'ın Vizyonu Avrupa'yı Ürküttü
İsviçre'de yaşayan gazeteci Mehmet Çek'le Türkiye'nin halk oylamasını ve Avrupa'nın tavrını konuştuk.

HABER10 Röportaj
Ergün Munduz

Mehmet Çek, Avrupa’da yaşıyor. Avrupa’nın her fırsatta ülkesini kötüleyen, konsolosluk binalarında üzerine Avrupa bayrağı örtüm “huzur içinde” uyuyan can Dündargiller’den değil. Dolayısıyla Avrupa’nın vaz geçilmez değerlerinden “ifade özgürlüğü” kapsamına girmiyor.

Mehmet Çek’e saldırılar Bir konuşma yapmak için İsviçre’ye giden Can Dündar’a soru sorduğu ve "Biz de Türküz, ben de gazeteciyim, bizi niçin dinlemek istemiyorsunuz? Türkiye düşmanlarını buralara çağırıp plaketler veriyor, mikrofonlarınızı teslim ediyorsunuz da Türkiye`yi niçin dinlemiyorsunuz?

İki saat bu beyefendiyi dinledik müsade edin ben de iki dakika konuşayım. Bu beyfendi yüzlerce kitap ve makale yazdı herhangi bir soruşturmaya ugramış mı?

3 ay yattım diyor niçin yatmış? Niçin gerçekleri manipule ediyor? Bu şahıs devletin gizlilik derecesi yüksek bilgilerini gizli yollardan temin edip deşifre etmek suçundan yargılandı. Pekala bu hangi ülkede suç değil? İsviçre`de serbest mi?" dediği için başlamıştı.

Aldığı tehdit telefonları, saldırılar, cezalarsa cabası.

Avrupa, Türkiye’deki halkoylaması süreciyle çok ilgili. Türkiye’deki süreci Avrupa’nın iç meselesi, güncel politikası haline getirdi. İsviçre`de yaşayan gazeteci-Yazar Mehmet Çek ile Avrupa’da özellikle İsviçre’de referandum sürecinde yaşananları konuştuk. 



Avrupa’da referandum öncesi neler yaşanıyor? 
Hani Avrupa Avrupa oldu olalı böyle bir kampanya, bu yoğunlukta bir seçim çalışması görmedi desek yeridir. Partiler ve medya kuruluşları olağanüstü bir efor sarf ederek, fikir özgürlüğü, toplantı yapma özgürlüğü gibi en temel hukuk kurallarını çiğneyerek adeta kafa göz yararak, vatandaşlarımıza yönelik her türlü baskı ve tehdide başvurarak bir referandum kampanyası yürüttüler. İşin ilginç yanı bu kampanyada Referandumla değiştirilmek istenen maddelere, sistem değişikliğine ilişkin tek bir bilgilendirme ve açıklama yok.

Bütün kampanya ERDOĞAN`A HAYIR, ERDOĞAN`I DURDUR anlayışı üzerine kurulmuş. Yahut Bern mitingindeki pankartta daha açık bir şekilde ifade edildiği gibi "ERDOĞAN`I ÖLDÜR." Kendi ülkelerinin seçimlerinde bile bu kadar taraf olmayan Avrupa merkez medyası, Politikadan uzak BLİCK vb bulvar gazeteleri adeta bir militan gibi çalıştılar. 

Avrupa`nın Türkiye`ye yaklaşımında dünden bugüne ne değişti?

Dün yok, dün Türkiye ile ilgili hiçbir problemleri de yoktu Avrupa`nın. Çünkü Türkiye dedikleri kendilerine borçlu, ikili anlaşmalarla kendilerine göbekten bağımlı dolayısıyla gel dediğinde gelen, git dediğinde giden bir kapı kulu idi. Bugün yaşanan heyelanın arkasındaki tek sebep de bu. Türkiye`ye 100 yıl sonra yeniden bağımsız bir dünya devleti olmaya karar vermiş olmasının bedelini ödetmeye çalışıyorlar.

“Olmaz buna hakkınız yok” diyorlar. “Kişi başına düşen milli geliri 3200 dolardan 11 binlere çıkardın bari orada dur” diyorlar. 25 bin hedefi ne demek? Dahası Erdoğan`ın vizyonundaki büyüklüğü gördüler. O`nun dünyanın kurulu düzeniyle, o düzenin çarklarını, BM, IMF, AB gibi kurumlarını hedef alan, sorgulayan yürüyüşü ürküttü bunları. 

Konusu açılmışken AB üyeliği ile tehdit edilmeye devam mı ? 

Bakın AK Parti iktidarı AB`nin de beklemediği kadar büyük bir hızla müzakerelerde verilen bütün kriterleri bir bir yerine getirdi. Kesinlikle SESSİZ DEVRİM diye niteleyebileceğimiz binlerce reformu art arda gerçekleştirdi. İşte, ip orada koptu; takke düşüp kel göründü.

Baktılar ki Erdoğan liderliğindeki AK Parti bu anlamda kendilerinden çok daha niyetli ve azimkar. “Bir küçük örnek olarak okuma-yazma oranını arttır” demişler sen neredeyse okuma-yazma bilmeyen vatandaş bırakmamışsın, 8 yıllık zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarman, okuyan kız öğrenci nüfusunu teşvik yoluyla patlatman çabası. Avrupa`da AB`de o gün anladı başına gelmekte olanı ve kaçar noktaları kalmayacağını. N`oldu o tarihden sonra?

“Biz zaten Türkiye’nin AB’ye girmesine karşıyız” açıklamaları gelmeye başladı. Bundandır en nihayet Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Evet, siz Türkiye'yi Müslüman olduğu için içeri almıyorsunuz." ifadelerini kullandı. Diğer yandan aslolan bizim toplum olarak fikren AB`den vazgeçmiş olmamız.

Yarın oylama yapın ezici çoğunlukla "AB`YE HAYIR" çıkar. Niçin? Çünkü sen AB olarak hiç bir zor günümüzde yanımızda olmamışsın, darbe olmuş seyretmişsin aynen Mısır`da olduğu gibi. Terör saldırıları karşısında bizi yalnız bırakmakla kalmamış o terör örgütlerinin tamamına topraklarınızda kucak açmış, arka çıkmışsınız. Mülteci akınına uğramışız, 3.6 milyon mülteciyi bir başımıza kabul etmiş işbirliği demişsin, vaatlerde bulunmuş ancak hiç birini yerine getirmemişsin.

Daha niçin seninle yürüyelim? Bizi sırtınızda kambur olmuş ve her türlü onursuzca muamelenizi kabul eden Yunanistan, Bulgaristan gibi ülkelerle karıştırmayın. Türkiye`nin size ne kadar ihtiyacı varsa sizin de Türkiye`ye en az ama en az o kadar ihtiyacınız var. 

Çok fazla saldırdılar bu referandum sürecinde…

Bütün bu saldırılar Avrupa`nın o hep övündükleri demokrasi, insan hakları vb. söylemlerdeki samimiyetsizliğinin birer göstergesi olarak kabul edilmeli. Ancak şunu da bilin, bütün bu algı operasyonları, karalama ve linç kampanyaları sonucu sürekli olarak ERDOĞAN lehine değiştiriyor. Bugün Avrupa’nın herhangi bir şehrinde yaşayan sıradan, kararsız bir Türkiye Cumhuriyet vatandaşı bu saldırılara, bütün bu Türkiye düşmanlıklarına bakınca çareyi diğer taraftaki memleket aydınlığına koşmakta görüyor. 

Peki, Avrupalı vatandaş? 

Bütün bu algı operasyonları, medya ve siyaset bindirmesine rağmen Avrupalı vatandaşların Türkiye`ye yönelik bu saldırılara eşlik ettiğini söyleyemez kimse. Avrupa bir yanlışın içerisinde. ırkçılar islamofobikler yetmezmiş gibi şimdide terör örgütlerini basına topladı. Terör örgütleri ana gövdeleriyle buradalar.

Artık Avrupa’nın başkentleri bu örgütlerin kontrolünde. Dolayısıyla Avrupa’nın şehir merkezleri bunlara esir, Avrupalılar artık güvende değil. Sıradan Avrupalı vatandaşın bunlardan memnun olması mümkün mü? 

Avrupa ne yapmalı? 



Şimdi öncelikle, bazı Avrupalı siyasetçilerin zorda kaldıkça sığındıkları "Türkiye'nin siyasi meselelerinin Avrupa'ya taşınmaması gerektiği" yönündeki söylemlerini samimi bulmuyorum. Eğer bu iddia gerçeği yansıtsaydı, ülkelerinde Türkiye ve Erdoğan karşıtı yasadışı grupların, terör örgütlerinin faaliyetlerine izin veriyor, hatta bunları açıkça destekliyor olmazlardı.

Son bir aydır burada yaşadıklarımız, Anti-Erdoğan olduğu kadar da Anti-Türkiye söylemler, bir millete, bayrağına kadar ulaşan hakaretler, küfürler gösteriyor ki burada kanunlara uygun şekilde yaşayan -çoğu İsviçre vatandaşı- azınlıklar etiketleniyor, öteleniyor buna karşılık terör örgütleri, ırkçılar, İslamfobiciler normalleştiriliyor. Gönül isterdi ki Avrupalılar darbe girişimlerine karşı Türkiye`nin seçilmiş yasal hükümetinin yanında dursalardı. 

Gönül isterdi ki Avrupalılar şehirlerin orta yerine bombalar koyarak sivilleri katleden terör örgütlerine karşı Türkiye`nin yanında durup, Türkiye'yi teröre karşı verdiği mücadelede somut eylem ve sağlam bir dayanışma ile destekleselerdi. 

Gönül isterdi ki Avrupalılar Türkiye'nin Suriye'de DAEŞ'e karşı verdiği mücadeleye destek verselerdi, 
Gönül isterdi ki Avrupalılar 3.6 milyon mülteciyi barındıran Türkiye ile bu insanı meselede dayanışma içerisinde olsalardı. Bu yanlışlardan dönmeli. Ekoloji, fakirleşme, mülteci meselesi gibi terör de global dolayısıyla hepimizin ortak meselesidir. Ortak sorunudur. Ya hep birlikte bu problemlere karşı tavır alıp mücadele edeceğiz ya da bu problemler hepimizin üstümüzden silindir gibi geçecek. 

Bu yüzden daha fazla geç olmadan Avrupa terör örgütlerini ülkesine toplayıp, koruyup kollamak yerine teröre karşı çok büyük bedeller ödemiş ve çok büyük bir mücadele veren Türkiye ile işbirliği yapmalı. 



Bu süreçte siz de çok büyük saldırılar atlattınız…
Maalesef öyle oldu. Evimiz saldırıya uğruyor, çocuklarımızla tehdit ediliyoruz. Terör örgütlerinin sitelerinde olduğu gibi İsviçre gazetelerinde de "Erdoğan`ın en ateşli savunucusu" diye her gün hedef gösteriliyorum. Bu tehditleri mahkemeye delil olarak sunmak amaçlı kayıt altına aldığım için ilginç bir şekilde para ve hapis cezasına çarptırıldım.

Oklar bize yönelik. Biz derken burada UETD`yi hatta buradaki Diyanet, din görevlilerini de unutmamak lazım. Avrupa`nın kendi kanunları çerçevesinde kurulmuş, kayıtlı faaliyet gösteren bu dernek ve yöneticileri de yalnız ve yalnızca terör örgütlerinin yönlendirmesiyle medya tarafından hedefe oturtulmuş durumda. Önümüzdeki günlerde yeni birtakım komplolarla karşı karşıya kalmamızda kuvvetle ihtimal. Hakkımızda hayırlısı diyoruz artık. 

YORUMLAR
avatar
  • avatar
    Mustafa KESER

    Biz AB değil,Avrupa'ya girmeliyiz.Reis görüşmeler için referandum yaparsa sonuç hayırda çıksa AB artık rüya değil tartışmalı bir tercih olarak anılacaktır.

    cevapla
  • avatar
    Servet Kocaağa

    Şu 11.000 dolar masalı nedir anlamadım Ülkemdeki işsiz sayısını ve asgari ücrete çalışanlar ve bunların birkısmının evli ve çocuklu olduğunu düşünürsek en az 20 milyon rakamına ulaşırız. Bu kesimin yıllık geliri de kesinlikle 2.000 doların altıda kalır. Buna göre bu rakamın ortaya atılması değil, gelirn dağılımındaki adalet daha önemlidir. Bana ne zenginin cebindeki paradan? 1500 liranın altındaki rakamla yaşamaya çalıśan insanın Avrupalı fakirlere bey muamelesi çekmesini önleyebilirsek Avrupalı bizden çekinir.

    cevapla
    • avatar
      Servet Kocaağa

      Mustafa bey, yazdıklarınız benim yazdıklarımdan farklı değil. Ancak bu sosyal adalet için sonsuza kadar kimse kılını kıpırdatmayacak anlamına gelmez. Amerikalı fakir de Rockfellerin veya Bill Gatesin zenginliğinden gurur duymuyordur herhalde. Avrupalıların buzden çekinmesi olayının abartılmasından rahatsız oldum o kadar. Yazıyı okuyan Türkiyenin Fransa ölçeğinde bir güce ulaşmak üzere olduğunu sanır.

    • avatar
      Mustafa KESER

      Sizin için hesaplama kriterlerini kimse değiştiremez.Amerikada Avrupada evsiz dolu onlarında aylık geliri 50.000 dolar değil olsa herhalde sokakta aç yaşamazlar.Dünyada büyük bir kriz var bu kriz 1929 krizden daha büyük olacak ve daha uzun sürecek bu içinde bulunduğumuz durum bizim ülkeye has bir durum değil Servet bey.