Enveryan: Ortak iyilerimizi çoğaltmalıyız

Enveryan: Ortak iyilerimizi çoğaltmalıyız
Araştırmacı, bağımsız akademisyen Hrant Enveryan ile Türkiye’deki azınlık meselesini, 15 Temmuz ve sonrasını, CHP’nin 15 Temmuz tavrını, 2019 seçimlerini konuştuk.

Haber10 Röportaj
Ergün Munduz / Furkan Düzenli

Türkiye büyük bir dönüşüm yaşadı. 15 Temmuz bir devrim mi yoksa gerçekleşmiş bir devrimin son noktası mı? Her ne olursa olsun hiçbir şey 15 Temmuz’dan önceki gibi olmayacak.

Türkiye’yi bu aşamaya getiren siyasal ve toplumsal süreçleri, dünü, bugünü ve yarını bağımsız bir akademisyen olan Hrant Enveryan’la konuştuk.

Türkiye’de azınlık meselesinde gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye, son 15 yılda birçok alanda olduğu gibi azınlıklar meselesinde de çok önemli demokratik adımlar attı. Atılan bu adımların “eşit vatandaşlık” ekseninde atılması değişen Türkiye’nin, daha doğrusu yeni Türkiye’nin perspektifini de gösteriyor.

Zihinlere yerleştirilen keskin ve peşin yargılar tek tek kırıldı. 15 yıl öncesine kıyasla artık “ben bir Ermeniyim, ben bir Rumum, ben Hristiyan bir Türkiye vatandaşıyım.” cümlelerinin hiçbir endişeye kapılmadan sesli söylenebilmesi bile bu değişimin en önemli yansımalarından biridir.

Somut olarak neler yapıldı?

Örneğin; eskiden ismi dahi unutulan ibadethaneler restore edilip açıldı. 95 yıl sonra restore edilip açılan Van Akhtamar Kilisesi, 90 yıl sonra açılan Trabzon Sümela Manastırı, 46 yıl sonra açılan Büyük Edirne Sinagogu bunlardan sadece bazıları.

İlk kez bir Süryani anaokulu açıldı. Müfredatlarda azınlıkları küçümseyen, düşman olarak gören ifadeler kaldırıldı. Milli Eğitim Bakanlığı, Ermenice ders kitapları hazırladı, Ermeni okullarına ücretsiz dağıttı. Yine 1000’den fazla arazi, gayrimenkul azınlık cemaatlerine iade edildi.

Tüm bunları gören ve bizzat yaşayan biri olarak yeni Türkiye perspektifini canı gönülden destekliyor ve Türkiyemizin daha da demokratikleşmesi için mücadelemize devam ediyoruz.

Peki azınlıklar genel olarak nasıl görüyor bu değişimi?

Tabii homojen bir yapı yok ortada. Bu değişimleri görüp destekleyenler olduğu gibi Türkiye’deki muhalefet benzeri tümden her şeyi reddedenler de var. Azınlık cemaatlerinin yeni nesilleri 15 yıl öncesinde nasıl bir Türkiye’de yaşadığımızı bilmeyebilir.

Onlara şunu söylüyorum. Ben AK Parti öncesi dönemde lisedeydim, o dönem “Ermeni” kelimesi bir küfür olarak algılanırdı, potansiyel düşmandı. Bunu insanların zihinlerine yerleştirenler de o dönem bu ülkeyi yönetenlerin yanlış politikalarıydı.

Ama bugün artık bu algı tarumar oldu. Bunu başaran da kim ne derse desin 15 yıldır bu ülkeyi yöneten AK Parti’dir, AK Parti siyasetidir.

ELEŞTİRİLERİMİZ ANADOLU ÜSLUBU TARZINDA OLACAK

Şunu da aktarıyorum onlara. Biz Türkiye’de demokrasiyi, değişimi, birlikte eşit vatandaş olarak yaşamayı destekleyeceğiz. Eksik veya yanlış gördüğümüz politikaları da bir “Anadolu üslubu” tarzında eleştireceğiz.

Bizim pirimiz bu yönde Hrant Dink’tir. Bizim dilimiz onun dilidir, onun vicdanıdır. Bizim ortak vatanımız Türkiye’dir. Eleştirilerimizi içerden yapacağız, gidip Avrupa’daki platformlarda ülkemiz aleyhine tek bir cümle dahi kullanmayacağız. Türkiyemizi yaban ellerine şikâyet eden bir karakterde olmayacağız.

Azınlık meselesiyle ilgili sonraki beklentileriniz neler?

Demokrasinin ve çoğulculuğun kurumsallaşması gerekiyor. Sadece azınlıklar için bunu söylemiyorum. Tüm vatandaşlar için bunu bir gereklilik olarak görüyorum.

Her şeyden önce azınlıkların taleplerini takip edecek mekanizmalar kurulmalıdır. Toplumsal kaynaşmayı pekiştirmek, ortak tarih, ortak vatan ekseninde eğitim müfredatları ve medya yayınlarında azınlıkların tarih ve kültürü işlenmelidir. 

Belki de en önemlisi kapsamlı bir “ayrımcılıkla mücadele yasası” çıkarılmalıdır diye düşünüyorum.

15 Temmuz’un birinci yılını geride bıraktık. Geriye dönüp baktığınızda 15 Temmuz sizin için ne ifade ediyor?

15 Temmuz gecesi İstanbul’daydım. O akşam FETÖ’cü darbecilerin köprüyü kapattığını duyduğum an hiç düşünmeden koşa koşa bana en yakın olan yere, yani Vatan’daki Emniyet binasına gittim. Akdeniz caddesinden geçerken çok yaşlı bir teyzenin erkek torununun elini tutup hızlı adımlarla yürüdüğüne şahit oldum.

Bu yaşlı teyze ve yanındaki 12-13 yaşlarındaki torunu aslında 15 Temmuz ruhunu en net şekilde sembolize ediyor. On binlerce insan etnik kimliklerini, partilerini, mezheplerini geride bırakıp vatan ve bayrak uğruna koşuyorlardı.

Bu manzara karşısında içim ürperdi, heyecanlandım. Böyle bir halkla beraber yürüdüğüm için bahtiyardım.

Çocuklarımıza 15 Temmuz’u şu cümlelerle anlatacağım. 15 Temmuz deyince; vatan ve bayrak, özgürlük ve bağımsızlık söz konusu olduğunda 100 yıl önce olduğu gibi tereddütsüz canından, evladından, yârinden, sevdiklerinden vazgeçmenin adıdır aslında.

15 Temmuz devriminin kahramanları kimlerdi sizce?

15 Temmuz darbe girişimine karşı kazanılan zaferin iki önemli kanadı var. Biri; Erdoğan’ın liderliği ve cesaretidir. Diğeri ise bu ülkede 15 yıl öncesine kadar çok da ciddiye alınmayan, küçümsenen, merkeze yaklaştıkça horlanan normal yurdum insanının ölümüne direnişidir.

NATO ve Pentagon şemsiyesi altında beslenen FETÖ’cü darbeciler aylar öncesinden darbe planını yapmaya başladıklarında 15 Temmuz gecesi dışarıya çıkıp ölümüne mücadele edecek normal yurdum insanını hesaba katmamışlardı.

Halkın o muhteşem direnişi sadece darbeyi engellemedi, aynı zamanda tüm paradigmaları da yıktı. On yıllardır devrim devrim deyip hayatlarını bir slogana sıkıştıranları, "yanki go home", "kahrolsun ABD" diyenleri, Cihangir’in sulu solcularının düşünsel damarlarını tarumar etti.

BUNDAN SONRA BİRLİĞİMİZİN TEMİNATI 15 TEMMUZ KAHRAMANLARIDIR

Kim ne derse desin 15 Temmuz devriminin mimarları ne Gezi olaylarında önde yürüyen sanatçı kesimidir, ne medyadır, ne devrim ateşiyle yandığını söyleyen o sulu elitist solculardır, ne de tuzu kuru elit sınıf.

15 Temmuz devriminin cesur mimarları; Erdoğan’dır, bu ülkenin Şerife ablalarıdır, Ömer Halisdemir'dir, 28 Şubat’ın çocuk mağduru Halil Kantarcılar’dır, makarnacı, kömürcü, çarıkçı diye küçümsenip gerici diye etiketlenen cesur insanlarıdır.

İşte bu yalın gerçek 15 Temmuz’a ilk günden itibaren tiyatro ve kontrollü darbe diyenlerin kibirli ruhlarını daraltıyor, zihin dünyalarını şoke ediyor. Bundan sonra bağımsızlığımızın, birliğimizin, özgürlüğümüzün ve Türkiye’mizin teminatı 15 Temmuz devriminin kahramanlarıdır.

15 Temmuz bize şunu gösterdi ki Türkiye’nin birliğinin ve bağımsızlığının teminatı ne TSK’dır ne de Ankara’daki diğer kurumlar. Türkiye’nin birliği ve bağımsızlığının teminatı o gece darbe girişimine karşı ölümüne mücadele eden yiğit insanlarıdır.

15 Temmuz direnişinin ana motivasyon kaynağı neydi?

Bir Ermeni olarak şunu rahatlıkla ifade ediyorum ki 15 Temmuz gecesi FETÖ ve ağababalarının en çok korktuğu ses "sela ve ezan" sesiydi. Bu coğrafyanın yüreğinden kopup insanları darbeye karşı direnişe çağıran bir ses.

Kiliselerde de dualar edildi.

Evet. 15 Temmuz sonrasında ve birinci yıl anma törenlerinde kiliselerde de 15 Temmuz şehitlerimiz unutulmadı. İlk geceden itibaren darbeye karşı net bir tavır aldılar. Unutmayalım ki din, etnik kimlik, düşünce ve mezhep fark etmeksizin Anadolu ruhu her daim darbe karşıtı bir ruhtur. Bu ruh hepimizin ruhudur.

Son dönemde CHP’nin 15 Temmuz tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

CHP geçmişte olduğu gibi bugün de beni hiç şaşırtmıyor. 15 Temmuz darbe girişimine henüz net bir şekilde "darbe" diyemeyen bir CHP görüyoruz. Bakınız CHP’nin son 7-8 aydır kullandığı “kontrollü darbe, ana kuzuları” gibi tüm argümanlarını darbeci FETÖ militanları üretti.

Şu an bana göre CHP’nin varlık amacı; darbeci FETÖ’yü meşrulaştırmak, o gece darbecilerin yaptığı insanlık dışı katliamları sulandırmak ve unutturmaktır.

ERDOĞAN DAHA NE YAPSIN?

Biraz da güncel siyaset konuşalım. 2019 seçimlerinin atmosferi nasıl olacak? AK Parti ve diğer partiler nasıl bir ruhla seçimlere hazırlanacak?

2019'da hem yerel, hem Cumhurbaşkanı, hem de TBMM seçimleri var. Bu açıdan 2019 yılı çok iyi okunmalıdır.  AK Parti dışındaki partilerin stratejileri şimdiden belli: AK Parti adayı karşısında kim varsa hepsi onu destekleyecek.

Peki AK Parti nasıl bir ruhla seçimlere hazırlanacak? sorusu önemli. Kişisel kanaatim şu: Toplumsal dili yeniden yakalamak ve FETÖ, PKK, DEAŞ gibi terör örgütleriyle zerre geri adım atmadan "doğru" mücadele etmek.

Doğru mücadele etmek diyorum çünkü son zamanlarda bu yönde ciddi hatalar yapılıyor. Örneğin hero tişörtü giyen herkes neden gözaltına alınır?

Ya da yeni doğum yapmış bir kadını gözaltına almak için neden 15 polis gider ya da öyle bir durumda olan bir kadın neden hemen gözaltına alınmak istenir? Bu tarz hareketler FETÖ ile mücadeleyi sulandıran, önemsizleştiren hareketlerdir.

Diğer taraftan Parti teşkilatlarını rantçı, ihaleci, kralcı ve kibir kokan kişilerden temizlemek partinin geleceği ve 2019 için çok önemlidir. Unutmayalım ki yeni zenginleri ya da İstanbul sermayesinin kârını düşünen her parti kaybeder. Sınıflar arası uçurumu azaltan partiyi ise halk destekler.

2019 seçimlerinde ana omurga gençler ve kadınlar olacak. Parti; gençlerin ruhunu önce görmeli, sonra anlamalı ve politikasını buna göre belirlemelidir.

Şu noktayı da vurgulamak istiyorum. Özellikle AK Parti tabanında her şeyi Erdoğan’dan bekleyen bir anlayış var. Seçim süreci başladığında Erdoğan, FETÖ ile mücadelede Erdoğan, belediyelerde yaşanan sıkıntılar söz konusu olduğunda Erdoğan... Erdoğan ne yapsın!

Bu anlayış aslında tembelleşmenin/sorumluluktan kaçmanın en kolay yoludur. Belediye başkanı görevini yapmıyorsa çözüm yeri Belediye Başkanının kapısıdır. Düşünsenize bir belediye başkanı FETÖ ile mücadele kapsamında sorumsuzluk içerisinde ama tepkiler Erdoğan’a yöneltiliyor. Böyle bir mantık olabilir mi?

Türkiye’de birçok konuda yüzde 50 ayrışması yapılıyor. Ayrışma nasıl birleşmeye dönüşebilir?

Şunu çok rahat söyleyebilirim ki bu ülkede “ayrışma” var diyenlerin birçoğu kendine “muhalif” diyen kesimler. Kendine muhalif diyen bu kişilerin söyleminde ise “kibir ve kin” var.

Çünkü muhalif olmak yeni bir kimliktir, bir üstünlüktür onlar için. Kendileri dışında kalan herkesi ise bir yanlışın çemberinde konumlandırıp duruyorlar. Bu kişiler aslında muhalif değil aksine bir tarafın katı destekçisi.

Genel olarak şu özelliklere sahipler: Bir kere hepsi katı bir Erdoğan düşmanı. Öyle ki Erdoğan’ı zihinlerinden çıkarsalar söyleyecek bir cümleleri bile olmayacak. İkincisi; bazıları yerli değil.

Düşünsenize terör örgütleri DEAŞ, PKK, FETÖ bomba patlattığında sevinç twitleri atacak kadar bu ülkeye de, bu halka da düşmanlar. Böyle bir zihin dünyasına sahip olanlar, 15 Temmuz gecesi gördüğümüz üzere, darbecileri alkışlayacak kadar militarist bir bakışları var.

BİZİM SADECE BİR ÜLKEMİZ VE AY YILDIZLI BİR BAYRAĞIMIZ VAR

Hiçbir seçimde halkın iradesine saygı duymayacak kadar da demokrasiden uzaklar. Birleşmenin olması için öncelikle bu kişilerin zihin dünyalarını değiştirmeleri gerekiyor.

Birleşmenin ise tek kriteri var. O da “Türkiyeli” olmak. Bakınız, bir partinin politikasını sevmeyebilirsiniz, bir liderin üslubunu beğenmeyebilirsiniz ama kendi ülkenizi her platformda karalamak, sırf içinizdeki kinden veya menfaatlerinizden dolayı darbeyi bile meşru görmek, başka devletleri ülkene müdahale etsin diye çağrıda bulunmak nasıl bir duygu ya da nasıl bir muhaliflik!

Bizim sadece bir ülkemiz ve ay yıldızlı bir bayrağımız var. Ona sahip çıkmazsak hepimiz kaybederiz. Bunu abartılı bir argüman olarak söylemiyorum. 15 Temmuz’u yaşadık ve neler yaptıklarını hepimiz gördük.

Unutmayalım ki Türkiye vicdandır. Son 30 yılda bölgemizde yaşananlara bakalım. Halepçe’de katliam olduğunda o mazlumlar buraya sığındı, Körfez savaşı olduğunda Iraklılar buraya sığındı.

Bugün 3 milyondan fazla Suriyeli Türkiye’de yaşıyor. Yani etnik kimlik, din, mezhep fark etmeksizin zulme maruz kalan her kim varsa gönül rahatlığıyla ilk gireceği kapı Türkiye’dir. Peki eğer Türkiye’de bir savaş olursa biz nereye, kime sığınacağız? Bu sorunun cevabı yok.

Bu açıdan ortak iyilerimizi çoğaltmamız lazım. Din, etnik kimlik, düşünce, mezhep farklılıklarımız bizi bize, Türkiye’mize düşman kılmasın yeterli. Eğer bunu başarırsak düşünceler, partiler, kimlikler, düşünceler farklı olsa da Türkiye etrafında bir oluruz.

Son olarak tek tip kıyafet için bir imza kampanyası başlattınız. Uygulamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, mahkemeye çıkarılan zanlıların dış görünüşü, hal, hareket ve tavırları özellikle 15 Temmuz şehit ve gazi yakınlarını ciddi anlamda rencide etmektedir.

Düşünsenize bomba yağdıran FETÖ’cü darbeci bir pilot mahkemeye getirilirken yüzünde zerre bir pişmanlık yok ve üstelik oğlunu, kızını, ailesini kaybeden şehit yakınlarının yüzlerine sırıtarak bakıyor.

Bu da yetmiyormuş gibi halen meydan okurcasına sanki özel bir davetiye almış gibi giyiniyor. Böyle bir anlayış olabilir mi? Bu çerçevede bir imza kampanyası başlattım. Tek tip kıyafet uygulamasını tüm mahkumlar için değil sadece darbeye katılan darbeci asker ve darbeci siviller için bir gereklilik olarak görüyorum.

Bu uygulama yargıyı etkilemeyeceği gibi insanlık dışı bir uygulama da değildir. Tek amaç; 15 Temmuz gecesi halka bomba yağdıran o darbecilerin o özgüvenini kırmaktır.

HRANT ENVERYAN KİMDİR?

Araştırmacı. Bağımsız bir akademisyen. Malatya Ermenilerinden.
Twitter: @enveryan
Facebook: HrantEnveryan

YORUMLAR
avatar

Henüz hiç yorum girilmemiş. İlk yorumu siz yazın!