- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Dr. Aliye Çınar
Mevlana niçin hala aktüel?
2007 yılını UNESCO’nun Mevlâna yılı olarak ilan etmesiyle, gerek yurt içinde gerekse de yurt dışında Mevlana’nın öğretisi farklı etkinliklerle gösterimdeydi. Kültür Bakanlığının konuyu ciddiye alması, popüleritenin ârazlarını minimize etti. Özellikle Batı insanlığının insan aramaya çıktığı –bu bela bizimde kapımızı çalmak üzere- şimdilerde Mevlana ismi oldukça isabetli bir adresti. Çünkü o, dün olduğu gibi, bugün hatta yarın da, ‘câna şifa, ruha gıda’ sunmaya devam edecektir. Acaba Mevlâna düşüncesi, neden her zaman güncelliğini koruyabiliyor? Yeni dönemler, yeni akımlar ve yeni düşünürler onu aşarak geride bırakamıyor? Daha da önemlisi, bir anlam krizinin eşiğinde olan Batı insanının her geçen gün onu daha çok tanımak istemesini nasıl izah edebiliriz? Bu ve benzeri sorular Mavlâna’yla şu ya da bu şekilde tanışan veya yolu ona uğrayan herkesi ilgilendirmektedir? Acaba neydi ondaki tılsım? Zaman ve mekân onu niçin eskitemiyor? Sekiz yüzyıla meydan okuyan Mevlana öğretisinin büyüsü nerede aranmalıdır? Mevlâna, iki şeyden dolayı önemini hiç kaybetmiyor. İlkin, o, insan doğasını, işleyiş mekanizmasını, kısacası insanın bütün kodlarını çok iyi çözmüştür. Mevlâna’yı sürekli canlı ve gündemde tutan diğer husus, Kur’an’ın ruhunu çok iyi bildiği gibi, kodlarını çözdüğü âdeta ilmek ilmek bildiği insana onu nasıl sunacağını da çok iyi kavramıştır. Bütün bunlarda zımnen mevcut olan bir başka nokta ise, insanı bir teorisyen gibi değil, kendinden dolayı yani tecrübeden hareketle anlamış ve anlatmıştır. Mevlâna yaşadığı ve geçirdiği dönüşümleri sanki bir gözlemci gibi de dışardan görebilmiştir. Ancak onun derdi, asla bir entelektüelde olduğu gibi, kendi kendini gözlemleme olmamıştır. Hem anı yaşamış hem de anın karelerini çok iyi analiz edebilmiştir. İnsan gerçeğine dair her şeyi onda görmek mümkündür. O, bir yandan muazzam bir yaşam sanatçısı, öte yandan da harikulade bir fotoğraf ustasıdır. Bugün onu okuyan, bir yandan hayatın derinlikli bir soluğunu nefeslenirken, öte yandan da iyi bir ressamın koleksiyonunu gözlemlemektedir. Her şeyden önemlisi de, hem yaşam kesitinde hem de resimlerde insan kendini görebilmektedir. Hamlıktan pişme ve oradan da yanma kıvamına nasıl gelindiğinin şarkısını söylemektedir, Mevlâna. Ancak bunu söylerken, bir sanatçının güfteden şarkıyı bestelemesi gibi değil, bizzat kendi hikâyesini neyden üfleyen bir neyzendir, o. İnsanın ‘olma’ serüveninde kabuktan çıkmanın ilk nişanesi olarak, bu kişi aydın, düşünce ya da sanat adamıysa, hicretin ve sürgünün önemi inkâr edilemez. Hicret, kendi kabuğundan çıkmanın, kırılmanın ilk ifadesidir. Mevlâna Horasan’dan Karaman’a, oradan da Konya’ya sefer etmek suretiyle ilk yolculuğunu ya da döngüsünü fiziksel olarak gerçekleştirir. Şüphesiz bu fiziksel yolculuk manevi yolculuğun nüvelerini de kendinde barındırmıştır. Medrese ilimlerini öğrenme vetiresi de Mevlâna dünyasında yine bir döngüdür. Şems’le karşılaşması ve onunla bir süre ülfet ve ünsiyet kurması pirizmanın ışığı yansıtmasından önceki son evre olmuştur. Şems’in ortadan kaybolmasıyla birlikte daha önce örülen döngüler bir bir kırılacaktır. Ancak Mevlâna bu kabukları kırarken, içerdeki incinin tam gelişmesinin aynı ana tekabül ettirilmesinin önemini iyi biliyordur. Bir andan dış cidarlar esnetilirken, öte yandan da içerdeki değerli yağın kalitesinin tam olmasına özen gösteriyordu. Başka türlü söylersek, Mevlâna benliğin kırılmasıyla ‘ben’in teşekkülün paralel işlediğini çok iyi biliyordu. Bugün psikiyatristler Mevlâna’yla ilgilenirken, onun anlatısında insanın ruhsal döngü, tekâmül ve yolculuğun sırlarını çözmeye çalışmaları boşuna değildir. Şehvetin karşısında ruhun yükselişinin mertebelerini ve bunun işleyişini Mevlana çok güzel işlemiştir. Sadece Mevlana’da değil, o dönem açısından İslam ruhunun üç önemli kişide aynı ve farklı şekillerde tecessüm ettiğine tanık olmaktayız. Biri Batı’dan Endülüs’den bir nefes, İbn Arabi, diğeri Horasan’dan hicret eden, Medreseyi âşıkların Kâbe’sine çeviren Mevlana, nihayet bu geleneğin en doğal kır çiçeği Yunus Emre. Üç büyük ruh için de, geçerli olan bir gerçeği, Mevlana’nın türbesinin üzerindeki Molla Câmî’nin şu sözleri terennüm etmektedir: Bu makam aşıkların Kâbe’si oldu/Buraya noksan gelen tamamlandı. Üçünde de aşk, ayna, yokluk-varlık ve tecelli (seyir içinde seyir) oldukça önemli; sadece ifade edilme şekli farklı. Nitekim kendileri de zaten bizzat bu farklı söyleyişlerin ete kemiğe bürünmüş hali. Arabi, sufi-mütefekkir, Mevlana sufi şair, Yunus ise hak aşığı, halk şairi, ârif kişi. Arabi’de ‘ilm, Mevlana’da marifet, Yunus da ise irfan eksenli bir duyuş ve düşünüş kendini hissettirmektedir. Her üçünde de aşkın dönüştürücü ve geliştirici gücü merkezi öneme sahiptir. Aşkın dairevi isimleri himmetten peygambere ve Allah’a ulaşır. Himmet bir bakıma aşkın ve aynanın diğer adıdır. Benliğe bıçak atan himmet eridir. Bu gönül erleri, akıl ve gönlü, his ve arzuyu, bilinç ve bilinçdışını, eylem ile düşünceyi birleştirmiş, bütün ve kemale ermiş benliğin mimarlarıdır. Özellikle Mevlana’yı merkeze alarak konuşursak, onun asıl yaptığı bilinç ve bilinçdışını birleştirmedir. Zira kendi hayatı da tamamen bunun anlatısıdır. Bu anlatı bir kaynama noktasının uzun metrajlı bir filmidir. Onun eserlerini okuyan ve etkilenen kişilerde ruhsal bir tırmanışla bilinç ve bilinçdışının bir bütünleşmesi tecrübe edilir; etkileyiciliğinin sırrı da budur. Batı’nın Mevlana’ya önem vermesinin nedeni de bundan başkası değildir. Sadece bilinç lehine yol alan Batı düşüncesi bilinçdışıyla bütünleşmenin yollarını aramaktadır. Mevlana’yı diğer mistiklerden (mesela Azize Teresa) ayıran en önemli şey, imajinasyonda Kur’an olduğu için, hem bir bütünleşme (bilinç-bilinçdışı) hem de kaynama durduktan sonra demlenirken berraklaşmanın imgeleri kendinde mevcuttur. Mesela Jung deniz kenarındaki bir mistik deneyimden bahsederken sadece bilinç ve bilinçdışı bütünleşmektedir. Bir sonraki adımdaki bütün profil olmadığı için bu mistik deneyimler sadece nevrotik bir boşalmadan öteye geçmemektedir. Mevlana dinî tecrübeyi Kur’an metaforu üzerine oturttuğu için zemin kesinlikle kaygan değildir. Tabiatçı bir mistik doğayla sahte olarak bütünleşirken, Nuh’un gemisi, Yusuf’un zindandaki öyküsü hem bütünleştirme hem de bu süreçten sonra nasıl yol alınacağının ışığını vermektedir. Bunun içindir ki, Mevlana salt bir hümanizme indirgenmeye direnç gösterir. Mevlana tam olarak Kur’an’la buluşturduğunda asıl fonksiyonunu icra etmiş olmaktadır. Ancak bir Goethe mistisizminin bunu verip vermediği sorgulanması gereken bir durumdur. Mevlana, Yunus Emre ve İbn Arabi üçgeninde, üç önemli öge çok önemliydi. Bunlar, ayna, ışık ve kendini bilme. Esasında bunlar bir ve aynı şeyi farklı ifade etmekten başka bir şey değildir. Mesele, ruhun küçülmesini göze alıp almamadır. Başka türlü söylersek, karanlık perdeler mi yoksa aydınlık mı (nurani perde) tercih edilecekti? Frithjof Schuon, bu düşünürlerdeki deruni kesiti çok iyi gözlemlemiştir. Her şeyin ‘O’ olmasının anlamı, yokluğu ihtiyar etmekten geçecekti. Ancak bunun için önce Allah’ın bir perdesi ve yansıması olan âlemi ve insanı sevgiyle içine çeken insan, yani yaşayarak, duyarak (sema) ve görerek ruhu tam bir ünsiyet doyumuna ulaşacaktır. Bu bir bakıma ruhun vizyon ve boyut kazanmasıdır. Ruhun bütün varlık kodlarını içine aldıktan sonra adeta onlardan vazgeçmesi zor olmayacaktır. Kabuktan bir vazgeçiştir bu. Özünü tamı tamına emen zaten şekil ve dünyayı istemeyecektir. Benlikten vazgeçme de, yaşadığı dünyanın özünü görebilmedir. Şifrelerin, kodların dışarda değil, kendinde olduğunu fark eden ve uyanan ruh için kendini bilme başlayacaktır. Zaten aynanın fonksiyonu da, kişiye kendi ışığını gösterebilmektir. Kendini görebilen ruh, ‘O’nu anlayacaktır. Bu noktada anlamak, olmaktır gerçeği perdesini indirecektir. Dahası insan olmanın gizi ifşa olacaktır. İnsan, ‘üns’ (ünsiyet), ‘müanese’ (dostluk) terkibi olduğuna göre, kendini bulan kabuğunu kırmış ve doğmuş olacaktır. Bunun için olmalı ki, İbn Hazm aşkı değil de ‘ülfeti’ öne çıkardı. Çünkü insan! ülfet tülünün içine sarıp sarmalanmış nazik bir gelindir... aliyecinar@gmail.com Bu makale toplam 1383 defa okunmuştur.
|
Döviz fiyatları güncelleniyor
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||