-
  SON HABERLER
Petrol Fiyatları Kimi vuruyor?
Taha Özhan
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Petrol Fiyatları Kimi vuruyor?

1970'lerin başlarında ham petrol fiyatlarının 1.26$/varil'den 1974'de 9.40$'a ve 1979'da da 24$'a çıkmasıyla bütün batı ekonomileri, doğal olarak siyasal örgütlenmeleri de ciddi bir kriz yaşamışlardı. OPEC'in Aralık 1973'deki ham petrol fiyatlarını 5.12$'dan 11.65$'a çekme kararını Kissinger "bu yüzyılın tarihinin yaşadığı en önemli olaylardan birisi" şeklinde tarif etmişti. Kissinger gerçekten de haklıydı. Öyle ki 1973 kararının tam 48 saat ardından Amerika, Kanada, Batı Avrupa ve Japonya'nın petrol faturalarına toplam 40 milyar dolarlık ek bir yük gelmişti. Gelen maddi yükün ötesinde yaşanan siyasi sonuçlar çok daha ağır olmuş, yaşanacak başka bir krizin maliyetini kaldırmayı göze almayan Amerikalı ve Avrupalı güçler Ortadoğu'nun ucuz petrolü üstünde tartışmasız hegemonyayı ABD'ye bıraktılar.

Bugün yaşanan petrol fiyatlarındaki artışın küresel anlamda bir şok etkisi yaratmamasının asıl sebebi, iktisadi olarak kalkınmış olan ülkelerin 1970'de gayri safi yurt içi hasılalarının(GSYİH) her bir dolarının petrol masrafı karşılığının bugün takriben yarısını kullanmalarındadır.Başka bir deyişle GSYİH'de 1 dolar üretmek için gerekli olan enerji miktarı son otuz yıl içerisinde yüzde elli azalmıştır. Bu iyimser yorumu destekleyecek diğer bir argüman ise petrol fiyatlarının bugün ulaştığı rekor seviyesine ani bir çıkıştan ziyade tedrici olarak gelmesidir. Ayrıca, enflasyon hesaplanması yapıldıktan sonra bugünkü petrol fiyatları 1980'lerdeki zirvesinin sadece yarısı kadardır.Aynı şekilde, bir çok farklı iktisadi model petrol fiyatlarındaki artışın üretim üstündeki etkisinin daha az ve izafi olduğunu ortaya koymaktadır. OPEC ve IMF'in tespitlerine göre, varil başına 10$'lık bir artış, küresel üretimi bir yıl sonra yüzde 0.5 oranında aşağı çekmektedir. Eğer fiyatlar şu anki seviyelerinde kalır ve son dört yıllık ortalamalara yaklaşmaz ise; takriben yüzde 1'lik bir global üretim kaybı olabilir. Küresel GSYH'nın son yirmi yılın en hızlı rakamına ulaşıp yüzde 5 olduğunu hesaba katarsak, yüzde 1'lik bir kaybın kayda değer olmakla birlikte tehlike sinyalleri çaldıracak kadar öneme haiz olmadığını ya da doğrudan bir küresel resesyona sebep olmayacağını da söyleyebiliriz.

Küresel petrol tüketimi bu sene yaklaşık olarak yüzde 2.5 artarken, ABD'nın talebi aynı dönemin ikinci çeyreğinde yüzde 3.5 artış gösterdi. Bu önümüzdeki yıllarda da petrol fiyatlarının muhtemelen yüksek seviyelerde kalacağının bir işareti. Öyle ki, enerji kaynakları keşifleriyle ilgili olarak yapılan sermaye yatırımları 1980'lerden bu yana ciddi bir şeklide gerilemiş durumda. Önümüzdeki on yılda büyüyen enerji talebini karşılamak için 1990'larda harcanan rakamın nerdeyse üç katına ulaşan 2.4 trilyon dolarlık bir sermaye yatırımı gerekmektedir. Şu anki yüksek petrol fiyatları bu enerji yatırımları için zaruri bir hale geldi.

Diğer bir etken ise arz ve talebin birleşerek petrol fiyatları üstünde oluşturduğu baskıdır. Bu durum geçen aylar boyunca spekülatörler tarafından rölatif olarak likit olmayan piyasaya yapılan ani müdahalelerle meydana geldi. Bu spekülatörler son iki çeyrek boyunca bir trend göstermeyen borsa ve statik bono piyasasından çekilip dünya piyasalarında normal şartlarda volatilitesi ve kâr marjı çok hareketli olmayan petrol piyasasına yöneldiler. Petrol fiyatlarının şu an ulaştığı 50 dolar civarından tekrar nasıl bir istikamete doğru gideceğini kimsenin kestirmesi mümkün değil. Lakin, istikameti bilmemekle birlikte dünya piyasaları ve Amerika için bir kaç senaryo ortaya koymakta o kadar zor değil.

Petrol fiyatları hali hazırda bir "kriz" havası yaratacak durumda değilse de, krizin uzağında da değil. Kriz periferisine doğru tedrici bir şekilde yaklaşan petrol fiyatları, üç ila altı ay kadar aynı seviyelerde kalırsa bir kriz döngüsü başlatabilir. O halde hayati sual şu:'fiyatlar altı ay sonra da bugünkü seviyelerde kalırsa ne olacak?'. Geçmişte, petrol krizlerinin hepsini ciddi resesyonlar takip etti. İlk petrol ambargosunu 1973-1975 arası sert ekonomik iniş takip etti. 1979 ambargosu 1981-82 resesyonunu üretti. I.Körfez savaşının müteakiben ise 1990-91 düşüşü yaşandı. Bu üç olayında ortak paydası petrol krizi çıktığında ekonomilerin durgunluk içerisinde olmalarıydı. 1973 ve 1990'da küresel ekonomi yıllık yüzde 2.2 büyümekteydi. 1979'un ikinci yarısında ise büyüme oranı daha da kötü bir seviyede, yıllık yüzde 0.6'da seyrediyordu. Geçmiş tecrübeler gösteriyor ki, durgunluk hızı ile petrol krizinin birleşimi ekonomi için ölümcül bir hal alabilir. Fakat yine aynı tablodan iyimser bir sonuç olarak petrol fiyatlarının resesyon tehdidini ortadan kaldırmak üzere düşeceğini söylemekte mümkün. Lakin son artışlar geçmişte olduğu gibi arizi olmaktan ziyade daha uzun bir zaman dilimine yayılabilecek ve kalıcı özelliği olabilecek bir mahiyet taşımakta. Buna en büyük delil özellikle beş yıllık gelecekteki petrol işlem piyasası kağıtlarının varil başına 35 doların üstüne çıkmasıdır. Son 15 yılda kağıtlar 20 dolarının dar çevresi etrafında işlem görmüştü. Gelecekteki işlem piyasalarındaki bu hareket, yüksek petrol fiyatlarının bugünkü seviyelerinde uzun süre kalacağının işaretlerini vermektedir. Bu işlem piyasalarının zaten çok riskli olmasının üstüne Irak'ın işgali, İran'ın düzenli olarak emperyalist bir tehdide maruz kalması, Rusya'daki Yukos operasyonundaki kararlılık ve geçen ay içerisinde Chavez'in son iki senede Amerika'ya rağmen ikinci zaferini kazanmasını eklersek, fiyatların seyri hakkındaki resmin ciddiyetini daha iyi kavrayabiliriz.

Fiyatların yüksekliğine ve dünya ekonomisinin büyümesine etkide bulunacağı bariz olmasına rağmen piyasada aynı oranda büyük bir tedirginliğin olmamasının diğer bir önemli sebebi de, Amerika'da faizlerin ve enflasyonun durumudur. Geçmişteki petrol fiyat artışları ve hatta krizlerde bildiğimiz enflasyon artışları ve faizler üzerinde yükselmesi için oluşan ağır baskılar hemen harekete geçerlerdi. Fakat bu sefer genel fiyatlar ciddi bir artış göstermiyor, Amerika'da enerji ve yiyecek dışındaki fiyatlarda yaşanan artış geçen seneye göre sadece yüzde 1.8 seviyesinde kaldı. Bu durum uzun dönem faizlerin düşmesine sebep oldu. Böylesi bir ortamda ise farklı yatırım araçları cazibesini koruyabildi. Mesela daha önceki petrol fiyat artışlarına paralel olarak emlak piyasasının canlandığını görmek mümkün değildi. Ya da başka bir piyasanın. Bugün ise bu farklı piyasalar ciddi canlanma eğilimi göstermektedirler.

Bu sonuçları, petrolün dünya ekonomisinde önemli fakat 1970'lerdeki gibi tam anlamıyla belirleyici tek güç olmadığı şeklinde de okumak mümkün. Petrolün son yirmi yılda dünya ekonomisindeki hayati yeri bir değişime uğrayıp büyüme trendi yoğun olan ekonomiler için en önemli mesele haline geldi. Amerika'nın 1980'deki harcamalarının yüzde altısını oluşturan petrol, bugün yüzde ikinin altına inmiş durumda. Fakat, beş dolarlık bir artışın bile dünya ekonomisinin önümüzdeki bir-iki yıllık büyümesinde yüzde 0.5'lik bir etki gücüne sahip olduğunu düşünürsek, petrol fiyatları ile büyüme arasında yüksek bir korelasyon olduğunu daha iyi idrak ederiz. Büyüme noktasında farklılık ekonomilere göre elbette değişkenlik gösterecektir. Çin ve Hindistan'ın petrol fiyatları karşısında korelasyondaki yerleri ile hali hazırda en fazla petrol tüketimi yapan Amerika'nın yeri ciddi farklılıklar içermektedir. Çin ve Hindistan bu artışlardan en fazla zararı görecek olan ülkelerin başında gelmektedir.

Amerika'yı avantajlı çıkaran diğer bir durum Çin ve Hindistan'dan farklı olarak aynı zamanda petrol üreticisi olması. Güvenlik rezervlerinin dışında, ABD ülke içi petrol fiyatlarına kısa dönem müdahaleler yapacak kadar yerli üretime sahip. Daha da önemlisi Çin ve Hindistan, petrol fiyatından ziyade asıl düşünmeleri gereken mesele en büyük müşterilerine arz ettikleri ürünlerin fiyatlarının ne olacağı konusu. 1992'de Amerika Avrupa Birliğinin 15 ülkesinin toplamıyla yaptığı ticarette 9 milyar dolar ticaret fazlası veriyordu. Aynı sene Çin ile 18.3 milyar dolar ticaret açığı bulunmaktaydı. 2004 temmuz rakamlarına göre Avrupa Birliği ile 99.8 milyar, Çin ile 138.7 milyar dolar ticaret açığı vermektedir. Başka bir deyişle bugün malum olan petrol fiyatları artışında ilk olarak endişelenmesi gereken Amerika değil, Amerika'ya mal arzını yapan ve ticaret açığı tablosunu ortaya çıkaran ekonomilerdir. Avrupa, Çin, Japonya, Kanada ve Hindistan başta olmak üzere, bu açık dengesini Amerikan devlet tahvilleri alarak, doların değerini koruma yolu ile Amerika'ya arz akışında ciddi pürüzlerin çıkmasını bizzat bu üretici ülkeler engelliyor. Doların değerini muhafaza endişesi ile 689 milyar dolar Amerikan devlet tahvili elinde tutan Japonya'dan sonra 164 milyar dolarla ikinci gelen Çin zaten ciddi bir enerji krizi yaşamaktadır. Yaşadığı çok hızlı büyümeden ve iç tüketiminin ciddi bir şekilde artmasından kaynaklan enerji krizine bir de petrol krizinin eklenmesi Çin üzerine yapılan bir çok tahmini boşa çıkarabilir. Böylece, matematiksel modellerden ibaret olmayan büyümenin tabiatının, kurulmuş ve yönetilen ekonomi-politik düzen karşısında çok fazla bir şansı olmadığı da bir kez daha doğrulanmış oldu.

Petrol ani ve siyasi ambargo dönemleri hariç, tedrici bir şekilde ambargo dönemleri fiyatlarını bile geçmiş olmamasına rağmen küresel kapitalizmin üretici olamayan safında yer alanlar için hayati bir mesele olmaktan çıkmış bulunmaktadır. Bu sorunun elbette dünya petrolünün üçte birinden fazlasını arz eden OPEC bakanları tarafından halledilemeyeceği de aşikardır. Özetle, petrol fiyatlarındaki artış küresel Kapitalist sistemin merkezini değil tam aksine periferisini vurmaktadır. Periferinin aldığı bu darbelerden merkezin ne kadar etkilendiği yada ne kadar rahatsız olduğunu tartışmak bizce doğru suali sormak olacaktır.

tozhan@hotmail.com

Bu makale toplam 3067 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.1750, Satış 1.1850; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.7250, Satış 1.7410
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi