|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Cumhur Özalp
Yetsin artık başörtüsü tartışmaları!
Biri bir araştırma yapmış da, birileri başörtüsü diğerleri türban takıyormuş da, türban artıyormuş da, mahalle baskısı olurmuş da, taşra üniversitelerinde baskı artarmış da, türban siyasal simgeymiş de, değilmiş de…. Eeee, ne de olsa kamuoyunun fikir dünyası diri tutulacak; tartışılacak, tartışılacak, tartışılacak… Peki ne olacak? Ufuklar genişleyecek! Bunun için de topluma gündem ve haber lazım. Nasıl olsa PKK tasfiye ediliyor. Artık pek bir haber de kalmadı. DTP var ama, haber değeri düştü. Bundan böyle, “haber değeri taşıyan bir DTP vardı” demek gerekiyor. Genel başkanı rapor sahtekarlığından kaçak; vekilleri ağızlarındaki baklayı çıkardılar. “Öcalan bizim liderimiz” de dediler; artık bu, sıradan bir laf oldu. Her gün bir DTP’li çıksa ve İmralı’ya bağlılık andı içse dönüp bakan olmayacak. Sadece Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kapatma delili olarak DTP dosyasına girecek, o kadar! Toplumda kimse umursamıyor. Kürtlerimiz ise hiç umursamıyor. Bu uç çıkış öyle fazla telaffuz edildi ki, etkisini kaybetti. Sakız edilen laflar sıradanlaşır… Öyle de oldu. Haber yoksa ne yapacaksınız? İcat edeceksiniz. En verimli haber konusu da başörtüsü sorunu. Gelsin bir türban-başörtüsü hikayesi. Nasıl olsa medya gücü elinizde! İcat ettiğinizi sürekli konuşup duracaksınız, sonra da “kamuoyunda yoğun biçimde tartışılıyor” diyerek bir daha haber yapacaksınız. Neymiş efendim gazetecinin görevi? Toplumu haberlerden haberdar etmekmiş. Ne olacakmış? Toplum haberdar olacakmış. Demek ki toplumda başörtüsü ve türban ayrımı varmış; ak saçlı adamlardan biri araştırıp bulmuş! Yeni medya yıldızı sakallı kardeşimizle haber sunucusu büyük gazetecimiz ekranlarda bunu enine boyuna dikine tüm boyutlarıyla ele aldı ve kamuoyunu aydınlattı. Nasıl mı? “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” cinsinden kelam edenleri bir araya toplayarak… Hem bu yeni medya yıldızımız kılı kırk yarıcı bir analiz yaptı da türban neymiş başörtüsü neymiş öğrendik. Aklımız çok karışıktı, düzene girdi. Hep merak eder dururduk bunlar ne olaki diye! Bu arada bir laf daha edildi ki, asıl tartışılması gereken oydu: “Muhafazakarlaşıyor muyuz?” Ama siyasal simge, türban, başörtüsü laflarından sıra gelmedi. *** Biz sessiz çoğunluk, Kamuoyunun erdemli insanları Artık bu anlamsız tartışmalara tanık olmayalım. Bu tartışma bağlamında, sorunun çözümü yolunda kim ne yazıp çiziyor veya kim ekranlarda hangi “yüksek fikirler”i deruhte ediyorsa yok sayalım. Okumayalım, dinlemeyelim, fikir beyan etmeyelim. Bu haberlerden rant sağlamak isteyenlere prim vermeyelim. Fikir beyan etmekle, taraf olmakla, onların bu amacına alet oluyoruz. Bu hadiseyi bu yolla kamuoyuna maletmeyi başarıyorlar. Durum ayan beyan ortadadır. Başörtüsü-türban ayrımı hem zihinleri bulandırmak için hem de kasten yapılan bir ayırımdır. Zihinleri bulandırmak için yapılan ayırımdır; çünkü halen medyaya kulak veren insanlarımızda karşıtlık duygusu uyandırmak için… Kasten yapılan ayırımdır; estetik bir giyim nesnesi haline gelen başörtüsünü olumsuz olarak damgalamak için. Herkes türbanın bone türü bir şey olduğunu biliyor. Başa örtülen örtüyü yeni bir estetik anlayışla takmak, geleneksel diye adlandırılan, karşıt zevatın “benim ninem de takardı…” diyerek onayladığını beyan ettiği kırsal kesim giyiminden ayrılmak demektir. “Annelerimizin de taktığı…” denilen başörtüsü, köylülük üniforması gibi görülmektedir. Oysa zarif bir başörtüsü, kamu hayatına aktif olarak katılan, kendini kişiliği ve inancıyla temsil edebilen hanımların giyim tarzının “tamamlayıcı bileşeni”dir. Türkiye’deki zihniyet oligarşisi şu mesajı vermektedir… Kırda-bayırda başınızı örtebilirsiniz; ama “modern” hayatın nabız attığı şehir toplumuna başörtünüzle dahil olamazsınız. Tarlada başınıza yazma/yemeni bağlayarak çalışabilirsiniz, ama şehirde çalışamazsınız. Ortalıkta dolaşan zarif başörtülü bir hanım kötü örnek teşkil eder. Başınıza bağladığınız örtü ile şehirde evlere temizlikçi olarak gidebilirsiniz; hasta olunca hastanelere “yolu şehre düşen köylü” olarak da… Onu da “tavşan kulağı” şeklinde bağlamalısınız. Öbür türlüsü yeni bir giyim/kıyafet estetiği unsuru olur ki, maazallah diğer genç kızlar için cazip hale gelir…. Şık bir başörtüsü zihniyet oligarşisinin topluma biçtiği “giyim formu”na aykırıdır. Kimin niçin taktığı, siyasal simge olup olmadığı, inancı gereği ve temel hak ve özgürlük bağlamında onaylanması gerektiği vs. onların umurunda değildir. Modern çağlarda kişilerin siyasal simgeler kullanma haklarının olduğu vakıası da onları ilgilendirmez. Tüm başörtülü hanımlar her sabah “vallahi billahi radikal değiliz” diye tekmil verseler bile, zihniyet oligarşisi buna dönüp bakmayacaktır bile! *** Türkiye’de muhafazakar eğilimlere karşı yıllardır sürdürülen savaş, muhafazakar anlayışın yeniden canlanması karşısında, başörtüsü üzerinden sürdürülmektedir. Muhafazakarlık derken, tutuculuğu kastetmiyoruz. Bireyin kendisi için iyi olarak algıladığı değer ve ilkeleri yeniden keşfederek hayatına egemen kılmayı, bilinçli koruyuculuğu kastediyoruz. Başörtüsü tartışmaları çerçevesinde, artık demokrasiden, temel hak ve özgürlüklerden bahsetmenin de anlamı yoktur. Sorun, dinî merkezli değerlerin, özellikle ahlakî değerlerin aşındırılması sorunudur. Karşıt olanların bilinçsizleri, söylenene inandıkları için, bilinçlileri de bu amaç dolayısıyla karşıttır. Bir kısım medya tarafından türban diye adlandırılan başörtüsünü takanların kahir ekseriyeti köktendinci bir eğilim taşımadıkları ve bu durum da anket rakamlarına açıkça yansıdığı halde, karşıtlar asla geri adım atmayı düşünmemektedirler. Hatta anketlerin bu değerini görmezden gelmektedirler. Taraflardan birinin diğerini anlayıp dinlemediği bir ortamda neyi niçin konuşalım veya dinleyelim? Bu dindışı yobazlara puan kazandırmak için mi? Onların boş laf sofrasında meze olmak için mi? Cumhur ÖZALP Bu makale toplam 992 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||