-
  SON HABERLER
Dr. Aliye Çınar
Dr. Aliye Çınar
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Başörtüsü ve ‘Kimlik Krizi’-II

Başörtüsü’nün Sosyo-politiği ya da ‘Kimlik Krizi’ (II)

Daha önce başörtüsü problemini, ülke insanını ikiye bölerek, birbirine kör ve sağır kılmasının getirdiği kriz çerçevesinde ele almıştık. Bu yazı da ise, meseleyi kendi dinamiğinde, yani Müslüman kadın ve erkeğin birbirinin kimliğinin teşekkülünde ele almaya çalışacağız. Çünkü kadın ve erkek, birbiri için kimlik oluşumunda son derece önemliyken, başörtüsünün bir duvar olarak görülmesinin getirdiği krize, kimlik krizine işaret etmeye özen göstereceğiz.

Kur’an’da geçen iki emir ‘kadının tesettürü’ ve erkeğin ‘gözünü indirmesi’ buyruğu oldukça önemli iki gerilimli gerçeğe işaret etmektedir. İlkin buradaki, erkeklere hitaben seslenilen ‘gözlerini indirsinler’ buyruğu kadının önemli bir özelliğini açığa vurmaktadır. Bu, kadının bir tür göz erilliğine sahip olduğunu ve sonsuzu sezebilmede donanımlı kılındığını söylemektedir. Mesela İbn Hazm, enfes bir edebî aşk anlatısı olan ‘Güvercin Gerdanlığı’nda aşkı işlerken kadının önemini vurgulamak için, dahası iki cinsin boyut kazanma mücadelesinde günümüzün aksine, kadının etkinliğini öne çıkarmak adına söz konusu hitabı tam da kimlik teşekkülü bağlamında ele alır. Kadının erkeği büyüleyen gözü adeta gerisinde tıpkı Hacer’in ölümsüz Tanrı’yı görmesi gibi, aşkın olanı da görmeyi ve sezmeyi kendinde barındırır. Belki de bu, kadının bilinmeyeni görme gücünden başka bir şey değildir. Gözü indirmek, ‘kadına’, ötekine kapalı olmak olmayıp, bilakis onun sonsuzu sezebilme ya da göz erilliğini kabul edip eğilmedir. Ancak günümüz Müslümanlığı bu durumu gelenekten aldığı güçle tam da bir erkek erilliğine dönüştürerek, kadını dindarlık için bir tehdit unsuru olarak gördüğünden, onu eve kapatma ya da kamusal alanda varlık gösteriyorsa ona kapalı olma olarak okumuştur. Oysa, her iki cins de, birbirinin üstün olan yönünü kabul ediğ eğildiğinde, benliğini indirdiğinde var olacaktır.

Kur’an’da geçen erkeklere hitaben ‘gözlerini indirsinler’ ayeti ile ‘kadınlara örtünmeyi’ öneren buyruk aynı gerçeğe işaret etmektedir. Müslümanlar (erkekler ve kadınlar) başörtüsüyle ‘kadının göz erilliğinin’ perdelenmesini kavramayıp, onu salt cinsel bir varlık olmaya indirgedikleri için, kendilerini de dolayısıyla cinsel bir varlıktan başka tanımlamakta güçlük çekmektedirler. Çünkü kadın ve erkek birbiri için, varoluşsal kimliklerinin oluşmasında ayna tuttukları için, bedensel, zihinsel, estetik ve etik bakımdan karşılıklı kimlik teşekkülünde gereklidir. ‘Kadının göz erilliğine’ sahip olması bir bakıma onun sonsuzu sezmede yetenekli oluşunu ima eder. Örtüyle tamamen ‘kadının gözünü’ kapatmayı düşünenler, sonuçta kendilerini de kilitlemişlerdir. Oysa, örtü erkeğin beden erilliğini ifşa etmektedir. Bu gereği gibi anlaşılmayınca sağır ve kör bir kimlik oluşmaktadır. Çünkü tabir caizse bir gece tiyatrosunda, kadının simsiyah boyandığını varsayarsak, sahnedeki aktör kendini göremeyecektir. Her iki cins, sınırlarını sadece karşısındaki sayesinde görebilir. Bu görme, salt evlilikle sınırlanınca sonuçta aynı noktada devir daim olmaktadır. Sadece aksak bir cinsel kimlik. Aksak, çünkü cinsel kimlik, yalnızca erotizmden müteşekkil değildir. Onun içinde estetikten duyarlılığa, zihinsel haritadan algıya, duymadan görmeye varıncaya kadar tüm insanî boyutlar vardır.

Ataerkil olma özelliğini bir türlü kıramayan günümüz Müslümanlığında erkek, doğal olarak kendinde bir yabancılaşma ve kırılma hissetmektedir. Bunun nedenlerine farklı açılardan bakmak mümkün olmakla birlikte, asıl neden bu erkekler kendileri için birincil derecede kimlik inşasında önemli olan kadını ya da ‘ötekini’ kendine yabancılaştırmıştır. Bu yabancılaştırma öyle ilginç gerilimleri kendinde barındırmaktadır ki, kadınları kadınlar olarak yabancılaştırmak, aynı zamanda erkeğin de kendine uzak olması anlamına gelir. Bir benlik inşasında kelimenin ya da bağlamın gerektirdiği şekilde, bir ‘öteki’ algısı veya öteki aynası önemlidir. Buradaki öteki olumsuz bir anlam ima etmez. Ancak bu ötekinin, ifade ettiğimiz gibi, diğerinin kendini fark etmesine ayna tuttuğu, onun sınırlarını açığa çıkardığı ölçüde anlamı olacaktır. Ayna tutulabilmesi ve aynada kişinin kendini görebilmesi için varoluşun bütün katmanlarının birbiriyle ahenk ve diyalog içinde olması gerekir.

Kadını sadece cinsel bir ötekileştirme, erkeğin kimliğinin teşekkülünde de cinsellik bir kısa devre olmak durumundadır. Buradaki ötekileştirme, tam yalıtma ve izolasyondur. Kadını toplumdan tecrit ederek, sadece kadınlığa ve anneliğe indirgemektir. Oysa kadın da tıpkı erkek gibi, çok boyutlu ve katmanlı bir varlıktır. Kadını bu şekilde yalıtan bir zihniyet, erkeğin kimliğinde ikili ya da sahte kimlik tarzında bir yarılmaya da davetiye çıkaracaktır. Evdeki, haremindeki erkekle, toplumdaki erkek bambaşka iki kişidir. Oysa insan her yerde bütün bir profildir. Evdeki profil asla dışarıya taşınmadığı için, dışardaki kadınla diyalog da marazidir. Doğal olarak burada, kesin hatlarla birbirinden ayrılmış iki varlık vardır. Kadın ya da erkek, bir daha bir birini insan olarak göremeyecek şekilde birbirlerine yabancılaştırılmıştır. İşin ilginç yanı, bu kadınların ve erkeklerin anne ve baba olduklarını anımsarsak, çocuklarına da böyle model oldukları için, tam bir kısırdöngü kendiliğinden işlemektedir.

Yukarıda erkeklere hitaben ‘gözlerini indirsinler’ ayetinin kadının bir tür göz erilliği olarak okunabileceğini söylemiştik. Bu ayete koşut olan ‘kadınların tesettürü’ de bir bakıma erkeğin beden erilliğini ima etmektedir. Tesettür bir binden zıt anlamlar içermektedir. Çünkü tesettür esasında ‘örtmek istediğini açar’. Bu açıdan baktığımızda, tesettür kadının cinsel kimliğini muhafaza ettiği gibi onu belirginleştirir de. Örtü bu durumda yanancıyı ve mahremi ayırt edici bir işleve sahiptir. Yabancıya karşı kadını örterken, onun kendini kadın olarak göstereceğine ise açar. Tıpkı geline örtülen örtünün (duvak) gerçekte onu örtmeyip, ifşa etmesi gibi.

Yine Kabe’deki siyah altın harflerle yazılı örtü de Beytullah’ı örtmekten ziyade ifşa etmektedir. Çünkü o, örtüye bürünmüş bir gelin gibidir. İşte söz konusu zıtlık veya açma ve kapama, ışık ile karanlık burada oldukça çarpıcı biçimde sembolize edilmiştir. Kâbe altın harflerle işlenmiş siyah kumaştan yapılagelmektedir. Bu durum, görkemli yapının hem soyut, hem de gizemli yönüne işaret eder. Dahası başlı başına Kâbe, ilahi aşkınlık fikrinin her şeyin üstünde olduğu İslamî bir iklimde çelişkili bir durum arzı endam etmektedir.

Hz. Muhammed de ilk vahye muhatap olduğunda “beni örtün” dememiş miydi! Ayette, tam bu duruma tekabül edercesine seslenmiştir. Ey iki dünyanın bendesi, ‘ey örtüsüne bürünen’ diyerek bu örtünün ifşa ve gizleme işini aynı anda icra ettiğini dışa vurmuştur. Örtmüştür, manevi boyutu dünyadan ayırmıştır. Yine örterek onun ilahi bir boyutta olduğunu ifşa etmiştir. Kısacası örtü örtmek istediği her neyse onu ifşa eder. Onun varlığının tanığıdır bir bakıma.

Özellikle Mevlana, Allah’ı güneş, dünyayı ve insanı da birer örtü olarak resmeder. Ancak bütün örtüler, bütün renkler, kısacası varlık alemi birer nikap olarak güneşi ifşa etmekten başka bir şey yapmazlar. Bu örtü sadece onun varlığını dışa vurur. Çünkü örtüsüz onu görmek mümkün değildir. Onu görebilmenin yegane yolu renkli camlardır. Renkli camlar birer örtüdür. Bu camlar onu örtmez adeta gösterir.

Kültürümüzdeki ‘Kaside-i Bürde’yi hatırlayacak olursak, yine aynı noktalarda kesişiriz. İki kaside var bu isimde: İlki, Ka'b b. Züheyr’in yazdığı kaside. Hz. Muhammed (s.a.s) tarafından beğenilmiş ve Peygamberimiz hırkasını çıkararak şaire giydirmiştir. Bu yüzden bu kaside "Kaside-i bürde" olarak tanınır. Zira ‘bürde’ hırka demektir. İkincisi İmam Busuri'nin (696/1296-97) yazdığı kaside. İmam Rüyasında kasidesini Peygamberimize arz ettiğinde, Peygamberimiz Bûsîrî'yi ödüllendirmek üzere hırkasını çıkarıp yatmakta olan hasta şairin üzerine örttüğü için "Kaside-i Bürde" olarak anılmıştır. Buradaki hırka ya da ödül, şiirleri tam olarak taçlandırmakta, açmakta yani ifşa etmektedir. Kasidenin de hastalığın değil, devanın habercisi olduğunu fısıldamaktadır.

Daha bildik ve somut bir örnek verecek olursak, tarihi ve güzel işlemeli bir masa örtüsünü şüphesiz sıradan bir masada sergilemeyiz. Amaç masayı örtmek değildir, masayı göstermektir bu örtüyle. Şüphesiz bunun zıddı da doğrudur. Masa da örtüyü ifşa edecektir. Ancak görünüşte bu örtünün adı, masa ya da sehpa örtüsü olacaktır. Sehpanın otantikliğini ve gizemini ifşa etmenin tek yolu onu ‘örtmektir’.

Peki, bu örneklerde örtünün ifşa etme işlevini söylerken, onun örttüğünü ya da neyi örttüğünü ifade etmedik. Kâbe’deki örtü kutsalı ifşa ederken, profandan onu korumak ayırmak amacıyla örtmektedir. Allah’ın nikabı, onu yokluktan ayırmaktadır. Tıpkı Mevlevilikte sema ayininde semazenlarin beyaz tennure üstüne siyah hırka örtmesinde olduğu gibi. Onların hırkaları da, manevi alemi yani nurani beyazlığı bir yandan ifşa eder –örterken- öte yandan da, onu dünyadan ayırır. Zira siyah örtü dünyayı temsil eder. Ka’b’ın bürdesi de onun ruhani ilhamını ifşa eder. Ancak bir yandan da onu maddeden muhafaza eder.

İşte bu örneklerde olduğu gibi, ‘kadının tesettürü’ de onu hem ifşa eder, hem muhafaza eder. İfşa eder; kadın olarak onu gösterir. Muhafaza eder, sınırlarını göstererek ihlal edilemeyeceğini ima eder. Bu anlamda örtü, sınırları bir tehdittir de. Çünkü her ne kadar bütün bir varoluşu kendinde ihtiva ederek kadını ifşa etmekle birlikte, muhataplarının sadece ‘kadın cinsi’ olarak algılama zafiyetini de içermektedir. Cariyelerden ziyade müslüman kadınları muhatap alan ‘tesettür buyruğu’ zaten bunu ifade etmektedir. Ağyar olana sınırları göstererek (Müslüman olduğunu işaret eder) muhafaza ettiği gibi, onları daha çok kadın kılarak, kadınlığını ifşa ederek, taçlandırarak kadın olma bakımdan yüceltmektedir. Müslüman kadını, kadın olma bakımından pazarlanan –çünkü o kadınlığını öne çıkarmıştır- bir kadından (cariye) daha cazip kılma, daha üstün kılma çabası vardır.

‘Kadının tesettürünü’, erkeğin beden erilliği, ‘erkeğin gözünü indirmesini’, kadının göz erilliği olarak okuduğumuzda, bu güçler ve karşılıklı güce teslim ve eğilmeler, kişiliğin yapılanmasında vazgeçilmez miyarlardır. Bu durumda, her iki erillik de diğerinin korrelatının (koşutunun) zuhur etmesi için ya da iç bükey olmuş yüzeyin ortaya çıkması için gereklidir. Eğer bu yüzeyleri birbirinden yalıtırsak, asla bütün kişilikler ortaya çıkmayacaktır. Resmin tamamını görebilmek için, bütün kimlikler gerekli olduğu için, Allah’ın tam profilin oluşması için imkan olarak işaret ettiği durumlar doğru anlaşılmalıdır. Aksi halde güdük kişilikler, resmin tamamımı bütün olarak göremeyeceğinden, ‘olma, bulma ve huzur’un da anlamın asla nüfuz edemeyecektir. Demek ki, her iki cinsiyet de, sınırlarını ifşa eden durumlarda doğmaktadır. Yine Kur’an da eşlerin bir biri için örtü olmasının anlamı da budur. Sınırları bulma, kadın olarak ya da erkek olarak kimliğini fark edebilmedir. Örtü burada da, örtmekten ziyade var etmekte, ifşa etmektedir. Oysa bugün sanki bunun tam aksi anlaşılmakta: Sınır bulma, sınırı kaybettirme; ifşa etme, yok sayma...

aliyecinar@gmail.com

Bu makale toplam 2145 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.3430, Satış 1.3630; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.8350, Satış 1.8630
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi