-
  SON HABERLER
Meşruiyet-Yasallık Makası ve <m:blue>Sendikalar</m:blue>
Hasan Köse
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Meşruiyet-Yasallık Makası ve Sendikalar

Her yasal veya ”Anayasal değişimin arkasında bir itici güç vardır. Sosyal ve siyasal değişimler ya tepeden aşağı, yada aşağıdan yukarı bir baskıyla oluşur. Zorla oluşur çünkü hiçbir sosyal sınıf diğerleri lehine sahip olduğu imkanları kaybetmek istemez. Bu değişim yukarıdan aşağı/merkezden çevreye doğru olursa genellikle totaliter, baskıcı yasakçı daraltıcı, devlet güvenliği merkezli, korumacı, değiştirilemezlik iddiası taşırken, aşağıdan yukarı doğru olursa, sınıf diktatoryası hariç, demokratik, çoğulcu, katılımcı, insan haklarına dayalı, en azından daha insancıl olur.

Bu günün dünyasında gelişmiş toplumlarda yerleşik kuralların değişim motor güçleri sivil toplum örgütleridir. Demokratik kitle örgütleri, sendikalar, söylem ve eylemlerinin yasallığına değil “meşruluğuna” bakmalıdırlar. Çünkü her yasal durum kendini korumak için yasalardan kozalar örer. Yasalar adaletsizliğin ve eşitsizliğin kaynağı haline gelmişse! Onu kim nasıl bir süreçle değiştirecektir? Yasaların varlık sebebi, devletin varlık sebebi olan insanların mutluluğu olduğuna göre değişimin ilk istencini, hareket noktasını tek tek yurttaşa, değişimin ilk sinyallerini ve yönünü de sivil toplumun örgütlü güçleri, “sivil toplum örgütleri” tain etmelidir.

Yurttaşlardan herhangi bir gurup için çekilmez hale gelen akla, vicdana ve bilimsel verilere aykırı yasaları çiğnemek Anglo-Sakson Anayasalarda birer siyasi eylem olarak her yurttaşın hakkıdır. Bu sivil toplum örgütleri içinde de hak olarak görülmelidir. Devlet bunu başkalarının temel hak ve hürriyetlerini ihlal noktasına varmadığı sürece, sükunetle karşılamalı ve bir toplumsal baskı unsuru olarak yasaların meşru değiştirme yeri meclislere ve yönetim aktörlerine karşı kullanılmasını engellememelidir. Bu zaten ancak her bireyin kendi ediminin sorumluluğunu taşıdığı bir bilinin harekete geçmesiyle mümkün olabileceği için toplumsal cinneti ve önlerken sağlıklı bir anarşi ile değişimin derin travmalarını önleyecektir. Dünyanın hiçbir yerinde ekonomik ve siyasal varlık konularında yerleşik yasalar çiğnenmeden halk lehine bir değişim olmamıştır. Mücadele zaten yasal durum ile meşru durum arasındaki makası kapatmak içindir. Makas açıldıkça hukuk bozulmakta, adalet dengesi kaymaktadır. Bu yolla biriken enerji ya yer altına kaymakta yada faşizan iktidarları besleyip ülkenin ve dünyanın başına bela etmektedir (Morris DUVERGER, Siyasi Partiler) Değişim kanallarını tıkamak değişimi önlemez, saptırır daha büyük belalara yol açar. Şabloncu politikaların bu gün ülkemizi getirdiği nokta budur.

Sendikalar mevcut durum yasal ancak işlevsiz, kötü, haksız, adaletsiz, ahlaksız olduğu durumlarda devreye girer. İki iyi arasında da birinden yana tavır alıp kendi üyesi ve aidiyetleri merkezinden hareket etmesi de normaldir. Bu haksız yasalar sendikalar için kendi temsil ettiği insanlarla doğrudan alakalı olmalıdır. Tabi sendikalar siyasal anlamda ülke meseleleri içinde kendi demokratik gücünü kullanmalıdır. Ancak bu gücü siyasal iktidarın toplumun tümünü yönetme sorumluluğunu göz ardı ederek kullanamaz. Bu gün sendikaların yaptığı eylemlerin çoğu kamu vicdanına yönelik değil, toplumsal kesimlerinin siyasal bilinçaltına mesajlar şeklinde yapılmaktadır. Alt politik çıkarlar uğruna iktidar mücadelesinin bir parçası olmaktan kurtarılamamıştır. Birine payanda diğerine karşı siperdir. Bu durum iktidarların aynı argümanlarla karşı direnç oluşturmasına sebep olmaktadır. Çoğu zaman toplumsal meseleleri içinden çıkılmaz hale getirip, çözümsüzlüğe iten budur.

Değiştirilmesi istenilen durumun kendisi yasal olduğuna göre statüko onu muhafaza etmek için yasal kolluk tedbirlerini harekete geçirecektir böyle olması normaldir, olmalıdır da yoksa sabahtan erken kalkan ihtilal yapar. Sendikalar toplumsal dönüşüm aygıtları olmalıdırlar. Varlık sebepleri budur. Yoksa demokrasicilik oynamış oluruz. Kitlelelerin sosyal ve siyasal enerjilerini birilerine peşkeş çekmiş olurular. Sendikalar risk üslenmeksizin “sır kapısı” mantığıyla “Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler” diyerek mehdi bekler gibi kurtarıcı beklerlerse varlık sebepleriyle çelişmiş olurlar.

Sendika ve sivil toplum örgütleri; Aynı amaca matuf kurulsalar bile farklı ideoloji, farklı siyasi görüş ve düşüncelerin üretim merkezleri olmalarından dolayı, ki bu demokratik çoğulculuğun merkeze yansıması açısından işlevsel ve gereklidir. İkinci dereceden amaçları olarak farklı önceliklerle kurulmuşlardır. Bu önceliklerini tüzüklerinin amaçlar ve ilkeler bölümünde ifade ederler. Kendilerini ve varlık biçimlerini ortaya koyarlar. Bu farklılıklara “ayırıcı vasıflar” (Ali Murat DARYAL, Milletlerin Sosyolojik Direnç Noktaları, Marmara İlahiyat Vakfı Yayınları) diyebiliriz. Bu farklılıklar örgütlerin varlık sebeplerindendir. Topluma ve insanlığa katkılarının sofistike ifadeleridir. Örgütleri benzerinden ayıran bir özelliği yoksa, ayrı olarak varlık sebebi de yok demektir. Tabi ki sendikaların varlık sebebi öncelikle üyelerinin ücretlerini ve özlük haklarını eşitlikçi bir zeminde adil bir düzeye ulaştırmaktır. Ücret teorileri açısından da farklılıkları olmalıdır.

İç demokratik mekanizmalarla belirlenen ayırıcı vasıflar üzerinden taleplerin tüzükte olması onu resmi görüş yapar. Zaten çaba “meşru” olan bu talepleri yasalaştırmak, yasaları “meşru alanlara” yaklaştırmaktır. Buna yasalar müsaade etmeyebilir. O zaman yasal olmayan ancak meşru olan etkinliklerle kamu vicdanına yaslanarak mücadele edilir. Sivil Toplum örgütü olmak sivil ve farklı en az bir iddiaya sahip olmaktır. Yani sosyalist bir ülkede sosyalist değerleri koruma ve yaşatma dermeği siviller tarafından kurulmuş olsa bile sivil toplum örgütü değildir. Resmi ideolojiye biat eden hiçbir örgüte sivil toplum örgütü denemez. Sivil Toplum örgütü herkesten ve her şeyden bağımsızdır/olmalıdır. Resmi ideolojisi olan bir ülkede sivil toplum örgütü de başlı başına bir tartışma konusudur.

Denklemin doğası gereği statüko kendini korumak için direnç gösterir. Bunun için bütün akademik, adli ve idari gücünü kullanır. Değişimi önlemek yada, iyi niyetle özü koruyarak değişim sağlamak için direnir. Bu da doğaldır. Böylece ekonomik, sosyal ve siyasal talepler şiddete varmayan çatışmalarla toplumsal gelişim sinerjileri olur. Ülkelerde demokrasinin gelişim dinamiklerini farklılıkların çatışması sağlar. Sivil toplum örgütlerinin ve sendikaların taşıdıkları bir iddiaları yoksa o zaman sivillikleri de yoktur. Birde bunun üstüne Anayasaya ve yasalara bağlılık yemini ederlerse varlık sebeplerini kaybetmiş olurlar. Çünkü sivillerin yasalara bağlılıkları idari değil ahlaki gerekçelerledir.

Sivil toplum örgütleri için ilke ve amaç belirlemek, iç demokratik mekanizmaların işletilmesi yoluyla olmalıdır. Sivil Toplum örgütleri kamuoyuna raporlama, gereğinde çözümler için projelendirme de dahil olmak üzere etkin eylemlerle gerekli uyarıları yapmadığı zaman biriken olumsuz siyasal enerjinin ve hataların yol açacağı olumsuz sonuçlardan da birinci dereceden sorumludur.

Ülkemizde sendikalar derin tahlillerden ve uzun vadeli tutarlı politikalardan çok rüzgarın nereden estiğine bakıyor ve dümeni ona göre hareket ettiriyorlar. MGK kararları hükümete tavsiye hükmündeyken bazı sendikalar bunu kendilerine emir telakki edip durumdan vazife çıkarıyorlar. Özgürlük sınırlarını ve yönünü ona göre tayin edebiliyorlar. Bir diğeri kararlar içine sinmese bile “hikmet-i hükümetten” midir nedir bilinmez, derin bir suskunluğa gömülüyor ve üyelerine karşı hiçbir şey yapılmıyor imajı oluşmasın diye de ara sıra ABD Iraktan çekilsin, İsrail kahrol falan gibi açıklamalarla dış dünyadaki zalimlerin kalbine korku salıyorlar(!) Şiir dinletileri ve mükellef iftar sofraları ile sevabı kurumsallaştırmaya çalışıyor. Üyelerin hak mücadelesi için harcanması gereken aidatları yine üyelerinden merkeze yakın olanlarla sevabına(!) yiyorlar. İmza kampanyaları düzenliyor, basın açıklamaları yapıyor ki bunlar, sistem içinde yatırlara çaput bağlama mesabesindedir. Hükümetler nazarında hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Kıyafeti özgürlük alanı olarak savunuyormuş gibi yapıyorlar, ciddi argümanlar ve eylemler üretmiyorlar. Hükümet idareci atamalarında bizim üyelerimize kota uygularlar diye, demokratik anlamda hükümetin elini güçlendirecek eylemleri bile yapmıyorlar. Kraldan çok kralcılık koyu bir maslahatçılıkla perdeleniyor. Bir sendika üyelerinin tamamını idareci yapamayacağına göre üyelerinin dokuzunun hakkını biri için peşkeş çekiyorlar. Memur sendikaları kendi iş kollarındaki tecrübe ve bilgi birikiminden yararlanarak kamu idaresindeki sorunlara gerçekçi çözümler üretip toplumsal talepler haline getirerek hükümetlere baskı yapmıyorlar. Özellikle memur sendikaları kendilerini, ötekileri ret üzerinden var ediyorlar. Karşılıklı kamu alanında var olmasını istemedikleri şeylerin statüko kalesinde bekçiliğini yapıyorlar. Böylece farklı yapılanmalar içindeki zenginliklerimizin merkezde demokratik bir şekilde var olmasını da ötelemiş oluyorlar. Kısaca kendileri için farklılık savlarındaki işlerini yapmıyorlar. İşinizi yapmıyorsunuz dediğimizde de sözümüzü tüketmek yerine, koltuklarına daha sıkı sarılmaya gayret ediyorlar. Cambazın seyirciye sorunlarını unutturarak daha ne kadar kendisini seyrettirebileceğini bilemem.

Bu makale toplam 1136 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.2020, Satış 1.2120; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.8900, Satış 1.9060
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi