-
Haber10 Arama
  SON HABERLER
<m:red>Siyasal Katılım Aygıtları/ Sendikalar ve STK'lar</m:red>
Hasan Köse
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Siyasal Katılım Aygıtları/ Sendikalar ve STK'lar

Eğer halkla devlet arasında bir kopukluk varsa bunun sebebi halk değil devlettir. Daha doğrusu devleti yönetenler, sistem ve yasalardır. Yasaları ve sistemi halk değiştirmez demokratik ülkelerde halk yasaları ve sistemi değiştirecek şahısları seçer. Devletin varlık sebebi halkın mutluğu olmasına rağmen bir devlet halkın inançlarını gelişmenin ve ilerlemenin önünde engel gördüğü halde, devletin bekası için devleti yönetenlere tahammül ederek çocuklarını yurt savunmasına bağrına taş basarak gönderiyorsa halkı yargılamaya kalkmak ahlakla bağdaşmaz.

Zamanın değişmesiyle ihtiyaçların değiştiği bilinen bir gerçektir. Değişen şartlar ve yeni ihtiyaçlara göre sistemlerin ve yasaların her dem yeniden düzenlemeye ihtiyacı olur. Bu düzenlemeler birey özgürlükleri merkezli, tüm vatandaşların eşit hak ve hürriyetlere sahip oldukları temel kabulüyle yapılır. Resmi yada fiili her ne nedenle olursa olsun, vatandaşlardan bir bölümü kendilerini dışlanmış hissederlerse, adalet duyguları zedelenirse, hele hele haksızlığın sistematik bir devlet uygulaması olduğunu düşünüyorlarsa o ülkede toplumsal sinerjinin yerini edilgen teslimiyetçi bir pasiflik alır. Bu bilinçli bir tutum alış olsaydı siyasal sistemin ıslahı açısından çok güçlü bir dönüşüm dinamiği olabilirdi.

Yapılan araştırmalar ücretlerinde yapılması gereken artış yapılmayan işçilerin pasif grevleri (bilinç dışı tutum alış ve keyifsizlik durumu) neticesi üretim kaybının yapılması gereken zamla ödenecek miktarı aştığını göstermektedir. Maalesef ülkemizde örgütlenme hakkı, ifade hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, eğitim hakları, sendikal haklar, kültürel ve sosyal haklar önünde statüko gereğinden fazla direnç göstermektedir. Artık halkın nazarında devleti yönetenler haksızlığı üreten problemlerin kaynağı haline geldi.

Sivil toplum örgütlerine, sendikalara bu güne kadar, karar mekanizmalarında hemen hemen hiç yer verilmemiştir. Kamu çalışanlarının doğrudan temsil ettikleri üyeleri adına konuşmalarına izin verilmiş fakat reyleri asla itibara alınmamıştır. Gelişmiş batı siyasetinde katılımcı demokrasinin en dinamik aygıtı olarak işlev yüklenen sendikalara ülkemizde devlet ve hükümetler nezdinde hiç itibar verilmemesini totaliter, buyurgan devlet algısının bütün siyasi partilerde asıl renk oluşuyla izah edebiliriz. Demokratik sistemin itibar etmediği kurumlara halk ve çalışanlar itibar eder mi? Ya da Kamu çalışanlarının tamamının örgütlü hale gelmesinden hükümetler neden çekinir? Kamu çalışanları kendi devletlerini hiç düşünmeyen şımarık züppeler gibi, durmadan pederinden isteyen, irrasyonel talepkarlarmı? Esas irrasyonellik post modern zamanların karmaşık sorunlarını tabana ve topluma yaymaksızın Ankara’dan çözmeye çalışmaktır

Devlet; açık ve kapalı darbelerle dini, sosyal ve etnik temelli problemlerin manipülasyonlarına dayalı, zararlı faaliyetler ve terör eylemlerine karşı ayrım gözetmeksizin kaba benzerliklerden yola çıkarak, geniş spektrumlu antibiyotik kullanmakta sosyal ve siyasal bağışıklık sistemimize zarar vermektedir. Devlet; Güvenlikçi reflekslerle beslenen rantçı asalakların, çoğu zaman paranoyakça söylemlerine kulak vermiş halka sırtını dönmüştür. En azından halkın önemli bir bölümü böyle hissetmeye başlamıştır.

Türk Halkının “devletten dini ihtiyaçlarını gözeterek yönetilme talepleri, devletin dine göre yönetilmesi talebi olarak algılamış(!) ve tedbirlerde, tükenmiş alt politik retorikleri besleyecek mahiyette sürdürülmüştür. Örneğin devletin ifade hürriyetinden, din ve vicdan hürriyetinden zarar göreceğini düşünen YÖK, bilimin ve gelişmenin önünde en büyük engel olmuştur. Devletle halkı yabancılaştırmayı başarmıştır. YÖK tanrıyla kul arasına giren Kilise gibi bilim ve aklın ışığıyla özgür bireyler arasına girmiş ve tek hidayet kaynağı olarak kendini takdim etmiştir.

Gelinen noktada görülmüştür ki, sahip olunan değerleri kazanılmış hakları muhafaza ederek devleti, değişen zamana ve yeni şartlara göre özgür ve demokratik bir üniversite, sivil olan toplum örgütleri ki özgür ve eşit olduğunu hissetmeyen bireylerin oluşturdukları örgütlere sivil toplum örgütü demek lafın gelişidir. “gerçek örgütlenme” olan sendikaların devletten ve işverenden bağımsız davranamadığı böyle bir şeye yeltenirse vatan hainliğiyle suçlandığı bir ülkede sendikalar da birer yarı resmi devlet kurumu yada işverenlerin çalışanlar davulcuya yada zurnacıya kaçmasınlar diye kurdurdukları örgütlerden ibaret kalır.

Bir memur sendikasının olağan genel kongresi sırasında bir şube başkanı ile sendikalar; özlük haklarımız ve ücretlerin azlığı konusunda hükümete karşı gerekli çalışmaları ve eylemliliği üretemiyor. Dediğimde, “ben her halükarda devletimden yanayım” diye cevap vermişti. Ben de “yunan pilotuyum fır hattında görüşürüz” demiştim. Bu arkadaş iş veren yanlısı bir sendika şube başkanı, bunu açıkça da söylüyor. Ve bunu garip ve bön bir vatan-millet hamasetiyle örtebiliyor. Yada gerçekten yurtseverlik sanıyor.

Bütün kaldırımları devlet ve egemen sınıflar eliyle sarıya boyanan bir ülkede sarı kaldırımları koruma ve yaşatma derneğine sırf gönüllü teşekkül olduğu için sivil toplum örgütü diyemeyeceğimize göre ve bu ülkede başka renk kaldırımları sevenler derneklerinin başına da gizli veya açık türlü belaların geldiğini bildiğimize göre ortada ki örgütler eğer başka bir renk kaldırımı sevenler örgütü olduklarını söylüyorlar da hala başlarına türlü haller gelmemişse o zaman statüko ilk gece hakkını(prima nokte) onlardan almıştır.

Bir çetenin emekli bir asker üyesinin not defterinde sivil toplum örgütleri üzerinde çalışarak yandaş hale getirmekten olmazsa, yönetimlerin ele geçirilmesinden, o da olmazsa gereğinin yapılmasından bahis ediliyordu. Acaba bu gün orta yerde sivillik iddası olan örgütlerden ve sendikalardan ne kadarı üzerinde başarılı oldular?

Sivil toplum örgütlerinin ve sendikaların iğfal edilmeleri yalnız yıkıcı ve bölücü örgütlerle, uluslar arası güçler tarafından değil doğrudan devlet ve işveren tarafından da bir şekilde içine nüfuz edilerek gerçekleştirilmektedir. Gayri meşru olan, legal kurumların amaç dışı ve görünmeyen eller tarafından yönetilmesidir. Onları yalnızca illegal örgütlerin kullanması değil. Gayri meşrulukta devlet daha da fazla sorumluluk sahibidir. Çünkü ya irrasyonel yasaklarla ve çözümsüzlüklerle, yada bizzat kendi organları eliyle devlet bu örgütlere müdahale yapmasa, illegal örgütlerin etkinlikleri sivil ve legal örgütlerin içinde daha kolay sırtarır ve toplumsal etkileri minimize olur. Çünkü karşıt meşru ve legal örgütlerin kamu oyu gücünü aşamayacaklardır. Yeter ki bu örgütlerin bir yerlerle gizli bağları olduğu kuşkusu halkta olmasın. Namuslu örgütler olduklarını bilsinler. Görüşlerine katılmasalar da söylediklerine inanıyorlar yada inandıklarından başkasını söylemiyorlar diye bilsinler.

Doğru bildikleri uğruna şiddet içermeyen meşru yollarla, temsil ettikleri üyeleri adına, ait oldukları kimlikler adına, toplumsal talepler adına, ülkeleri adına, insanlık adına, en temelde vicdanları adına bedel ödemeyi göze almayan örgütlere sivil demek akla da, siyaset bilimine de zuldür.

Hasan Köse

hfkose@hotmail.com

SAGEM/ Araştırmacı

Bu makale toplam 1092 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.1880, Satış 1.1980; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.8820, Satış 1.8980
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi