- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Hasan Kösebalaban
Türkiye'deki laiklik yaygaracıları kendilerine yeni bir slogan keşfettiler: Türkiye Malezya olmayacak! Eskiden Türkiye İran olmayacak derlerdi, nedense bundan vazgeçtiler. Malezya'yı tanımadıkları çok belli olan bu çevrelerin duydukları bir kaç marjinal olaydan yola çıkarak iç siyasete servis ettikleri ucuz bir dezenformasyon kampanyası ile karşı karşıyayız. Ancak işin garibi yıllarca modernleşme karşıtı olarak sundukları siyasi rakipleri bugün Türkiye'yi bir Avrupa ülkesi haline getirmek için gerekli adımları atarken, buna karşı direnen 'makul akıl sahipleri' yanlış adres göstererek hedef saptırma gayreti içindeler. Ancak bunu yaparken de yine yanlış bir hedefe atış yapıyorlar. Türkiye'de devam eden dezenformasyonun aksine Malezya otoriter İslamcı bir model değil, birden fazla dinin bir arada barış ve hoşgörü halinde yaşayabilmesinin çağdaş bir örneğidir. Bu hoşgörü ortamının çerçevesini ise herşeyden önce İslam çizmektedir. Ertugrul Özkök'ün "İtiraf edelim, söz konusu din, hele hele İslam dini olunca hepimiz bu fanatizmden ürküyoruz," lafının yazarın kafasında İslam'a dair taşıdığı bagajı yansıtmasının dışında, ne tarihi ne de güncel örneklerle ilgili hiçbir temeli yoktur. Dini hoşgörünün en zirve örnekleri gerek tarihte, gerekse günümüzde Islam medeniyetinden çıkmıştır. Müslüman ülkelerin tarih boyunca aralarındaki azınlıklara tanıdıkları olağanüstü dini ve kültürel özgürlük ortamı objektif tarihçiler tarafından da tespit edilen bir gerçektir. Bu ortamın günümüzde bir çok Müslüman ülkede kaybolmuş olmasının nedeni ise İslam değil, Batı emperyalizmi karşısında gelişen savunmacı refleksler ve güvensizlik kültürüdür. Bugün bir çok Avrupa ülkesinde de artan müslüman nüfus karşısında benzer reflekslerin güçlendiğini görüyoruz. Malezya sadece Müslüman değil, aynı zamanda etnik çeşitliliğe sahip bütün ülkeler arasında geleneksel hoşgörünün ve birarada yaşama kültürünün hakim olması bakımından seçkin bir örnek olmayı sürdürüyor. Onüç sultanlığın biraraya gelmesinden oluşan Malezya 1963 yılında bağımsızlığına kavuştu; bu tarihten üç yıl önce Türkiye'de seçilmiş hükümet askeri darbeyle yıkılmış, başbakanı ve iki bakanı idam edilmişti. Bundan sonraki yıllarda Türkiye'de üç askeri müdahale daha yapılmasına rağmen, Malezya'da demokrasi rayından hiç çıkmadı. Nüfusunun yarısını Müslüman Malayların oluşturduğu ülkede, Budist ve Hıristiyan Çinlilerin oranı yüzde otuzbeş. Nüfusun geriye kalanını ise aralarında bir miktar Müslüman ve Sih bulmakla birlikte çoğu Hindu olan Hintliler oluşturuyor. Bu kadar etnik çesitliliği herhangi bir etnik çatışma çıkmaksızın bir arada tutmanın sihirli formülünü dini özgürlüğe, adet ve geleneklere saygıya ve iktidar paylaşımına dayalı bir sosyal sözleşmede aramak gerekiyor. İslam hukukunun medeni hukuka dair kurallarının yalnızca talep halinde Müslümanlar için geçerli olduğu, ancak laik mahkemelerin de Müslümanlar da dahil olmak üzere herkes için mevcut bulunduğu bir hukuk sistemiyle yönetiliyor. Bu durum Malezya'nın bağımsızlığından sonra, Müslümanların 'mahalle' baskısıyla oluşmuş değil. Yasal sistemin kökenleri İngliz sömürgeciliği dönemine dayanıyor. İngilizler, otoriter laik Fransızlardan farklı olarak sömürgelerinde halkın geleneklerine ve dini değerlerine dokunmadılar. Mevcut sistem daha çok bunun mirası olarak devam ediyor. Aynı şekilde nüfusunun çoğunluğu Müslüman olmayan Singapur ve Hindistan gibi ülkelerde de benzer bir sistem bulunuyor. (Buna mukabil otoriter laikliğe dayalı Fransız sömürgeciliği Tunus gibi örnekleri ortaya çıkarmıştır.) Malezya'daki sistemde gayr-ı Muslimler üzerinde İslam'ın herhangi bir kuralı ne özel ne de kamusal alanda zorla uygulanmaktadır. Halkın vergileriyle kurulmuş hiçbir müessesede başörtüsü ya da herhangi bir dine ait simge yasak ya da zorunlu değildir. Başı örtülülerin başı açıklar üzerinde manevi baskı oluşturdukları bahanesiyle başörtüsünün yasaklanmasını savunan otoriter laik anlayış dini yaşamama özgürlüğünü önceler. Buna mukabil, Malezya'da genel kuralların dini uygulama serbestisiyle çatıştığı nadir durumlarda dahi, kamusal güvenliğe zarar vermemek şartıyla, dini özgürlüğün önceliği ilkesi benimsenmiştir. Bunun en ilginç örneği, 1995 yılında ülkede yaygın bir şekilde kullanılan motorsiklet sürücülerine kask takmanın mecburi hale getirilmesiydi. Sihler başlarındaki sarığın kask takmalarına izin vermediği için dinlerini yaşama haklarıyla çeliştiği gerekçesiyle bu kuraldan muaf tutulmayı talep ettiler ve itirazları üst mahkemeler tarafından kabul edildi. Malezya'da gayr-ı Müslimlerin dini ibadet özgürlüğü devlet güvencesi altına alınmıştır. Bütün dini bayramlar çok dinli bir ortamda adeta bir festival havasında kutlanıyor. Budist Çinliler komünist Çin'de yasaklanmış bayramlarını Malezya'da serbestçe kutlarlarken, Hindu dini bayramları Hindistan'dakinden daha görkemli yaşanıyor. Bir çok Batı ülkesinde şehir mimarisini bozduğu gerekçesiyle büyük ve minareli cami yapımına izin verilmiyor. Oysa Müslüman Malezya'da Budist ve Hindu tapınakları Kuala Lumpur ve diğer şehirlerin merkezinde camilerle yanyana bulunuyor. Bugün laik sistemine rağmen Türkiye'de bir tek gayr-ı Müslim parlamenter bulunmazken Malezya'da gayr-ı Müslimler gerek meclis ve gerekse devlet bürokrasisinin değişik makamlarında ülkelerine hizmet veriyorlar. Siyasi açıdan Malezya'yı bir arada tutan sistem, etnik koalisyona dayalı yönetim paylaşımı düzenlemesi olarak tarif edilebilecek consociationalism modeline dayanıyor. Malezya'da bu sistem altında belirli bakanlıklar geleneksel olarak Çinli ve Hintlilere tahsis edilmiş durumda. Yine etnik kimlik üniversite öğrenci alım kontenjanları için de baz olarak kullanılıyor. Bu durum bazı Malezyalılar ve siyasi gözlemciler tarafından eleştiriliyor olsa da Malezyalılar etnik grupların sahip oldukları farklı şehirleşme ve modernleşme seviyelerinden dolayı açık rekabete hazır olmadıklarını ve bu nedenle de pozitif ayrımcılık uygulamasının devam ettirilmesi gerektiğini savunuyorlar. Bu konuda yaşanan bütün tartışmalarla birlikte, Malezyalılar kendileri için daha uygun gördükleri sistemi herhangi bir iç çatışmaya neden olmaksızın başarıyla uyguluyorlar. Malezya'daki bu çeşitlilik içinde hoşgörülü yaşam ve neticede sağlanan istikrar son çeyrek asırdır hızlı bir iktisadi kalkınma hamlesi gerçekleşmesine imkan verdi. 1997'daki Asya krizi dönemi haricinde son otuz yıldır Malezya ekonomisi yılda ortalama yüzde 7'lik bir büyüme performansı sergiliyor. Bu performansta ülkede hakim olan çoğulcu geleneğin büyük rolü var. Zira Malezya'da ekonominin dinamiklerini gayr-ı Müslim Çinliler kontrol ediyor. Onların ise özgür ve huzurlu yaşamaktan yana bir sorunları bulunmuyor. Yine bu istikrarlı atmosfer Malezya'yı uluslararası sermaye açısından da bir cazibe merkezi haline getirdi. Bugün Malezya, yılda 200 milyar dolara yaklaşan bir ihracat kapasitesine sahip bir ülke haline gelmiştir. Öte yandan Malezya yine çok kültürlü ve çok dinli bir bölgesel işbirliği teşkilatı olan ASEAN'a da öncelik ediyor. Malezyalılar kendi mütevazi şartlarında birarada yaşamanın muhteşem bir örneğini sergilediler. Malezya'nın temsil ettiği çoğulcu değerler Türkiye'nin bin yıllık tarihi boyunca yaşattığı değerlerin aynısıdır. Tarihi hafızaları yüzyıldan ibaret olanlar ve abonesi oldukları güvensizlik kültürüyle aynı zamanda seçkin konumlarını korumaya çalışanlar bu değerlerin uzağına düşmüş olabilirler. Ancak bin yıllık Anadolu hoşgörüsü ve Mevlana felsefesinden beslenen Türkler kendilerini Malezya'da evlerinde hissederler. Malezya da Türkiye ile olan tarih ve değer ortaklığını bayrağında taşıdığı ay-yıldızla gösterir. Hoşgörüye dayalı kültürel atmosferiyle Malezya, Asya'daki küçük Osmanlı'dır. *DR. HASAN KÖSEBALABAN MICHIGAN STATE ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ Bu makale toplam 2989 defa okunmuştur.
|
Döviz fiyatları güncelleniyor
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||