|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Cumhur Özalp
Türkiye’de kıyamet ne zaman kopacak?
Türkiye’de kıyametin ayak sesleri duyuluyor. Fakat fitili bir türlü ateşlenemedi… Neler oldu hatırlayalım. Önce Gladyo sahneye çıktı, Türkiye’yi karıştıramadı. Polis bu sefer hepsini deşifre edip yakaladı. Hangi taşı kaldırsalar, altından bazı özel birimlerle derin bağlantılar çıktı. Çeteler, gecekondu bombaları, cephanelikler vs. Galiba proje, faili meçhul saldırılarla irticai bir terör örgütü icat etmekti. Yöntem aynı 12 eylül öncesi gibiydi. Ama halk içinde birkaç çığırtkandan başka destekçisi yoktu. Terör de önlenince, her şey havada kaldı. Seçimler yapıldı, cumhurbaşkanı seçildi; kimseden ses çıkmadı. Bazı kalemler Türkiye’nin normalleşme sürecine girdiğini yazdı. Dıştan bakınca öyle görünüyordu da, bu kalemlerin hesaba katmadığı şey, oligarşinin kolayca pes etmeyeceği idi. Geçen hafta da iki bombalı minibüs bulundu. Eğer saldırı gerçekleşseydi, tam bir facia olacaktı. Gerçi bombalı eylemler gerçekleşecek miydi, yoksa yakalansınlar diye mi ortalıkta dolaşıyordu, orası meçhul… Muhtemeldir ki bu bomba işleri dış bağlantılı. Bu ne demektir? Türkiye’yi karıştırmak isteyenlere dışarıdakiler de yardım ediyor. Öyle ya, normalleşmiş bir Türkiye çevresindeki uluslar arası sorunlara müdahil olabilirdi; o zaman Türkiye’nin iç tartışmalara boğulması lazım…. Aslında dış merkezlerin bunun için özel gayretlere girmeye ihtiyaçları da yok. İçerde bunu körükleyecek yeteri kadar eleman ve kullanılacak malzeme var. İki önemli malzeme; başörtüsü ve sivil anayasa… Bir noktaya da dikkati çekelim: Cumhurbaşkanı’nın resepsiyonuna, ilgili makamı temsilen tank yürüten yetkilinin vekaleten katılması tesadüf değildir. Burada ince bir mesaj var gibi görünmektedir. *** Fitili bir türlü ateşlenemeyen kıyamet koparılacak da, nasıl? Bunun ipuçları zaten belirginleşti. İlk çıkış hukukçular cephesinden geldi. Önce emekli başsavcı, 367’nin mucidi sayın Kanadoğlu çıktı; yeni anayasanın yapılamayacağını söyledi. Hemen arkasından, yeni anayasada Cumhuriyetin temel niteliklerinin değiştirilmek istendiğini iddia etti. Şimdi köşe başını tutmuş her resmi zevat benzer şeyler söylüyor. Aslında Kanadoğlu’nun haklı olduğu bir taraf var. İktidar sarhoşluğu içindeki AKP bunu dikkate almaz ya, biz yine de yazalım… 1982 anayasası, anayasanın maddelerini değiştirmek için neler yapılacağını düzenlemiş. Anayasanın toptan nasıl değiştirileceğine ilişkin bir düzenleme yok. Eğer değişiklik mevcut anayasanın yürürlükteki maddelerine göre yapılırsa, yeni anayasa 82 anayasasının tadili olacak… O kadar çok madde değişecek ki, değiştire değiştire bitirilemeyecek… Oysa Türk siyasi tarihine “2009 anayasası” diye bir sayfa eklemek lazım. Mevcut anayasa kendisinin ortadan kaldırılmasını düzenlemeyeceğine göre, bu iş nasıl olacak? İlk tartışma buradan çıkacak. Oysa bunu engellemek mümkün. Yeni anayasayı görüşmeye başlamadan önce, mevcut anayasanın değiştirmeyi düzenleyen maddesine “anayasanın kökten nasıl değiştirileceğini düzenleyen fıkra eklemek” lazım. Mesela “TBMM yeni anayasa yapmaya karar verebilir. Bu takdirde, yasa ve teamüllere uygun olarak görüşülüp kabul edilen anayasa halkoyuna sunulur. Kabul edildiği takdirde eski anayasa yürürlükten kalkar ve yeni anayasa yürürlüğe girer….” gibi. Bu yapılırsa, kurucu meclis olmayan bir meclisin, anayasayı yürürlükten kaldırma ve yeni anayasa yürürlüğe koyma yolu açılır. Bu yapılmazsa hakikaten hukuki sorun çıkar. Çünkü şu andaki TBMM 1982 anayasasına göre kurulmuştur. Başka bir anayasaya geçişin hukuki düzenlemesini de yapmalıdır. Böylece Kanadoğlu’nun itirazı geçersiz kalır. *** Kıyametin kopacağına ilişkin ikinci ipucu, rektörler komitesinin toplantısı oldu. Beyanat veren sayın yetkili “anayasanın değiştirilmesi yasak hükümlerine dokundurmayacaklarını” beyan etti. Önümüzdeki günlerde de rektörler toplanıp “yeni anayasaya hayır” kararı alacaklarmış… Şu üniversite hocalarını mercek altına yatırmak lazım… Bilimin aydınlık ışığında yunup yıkanmış olması gereken ve kendilerinin öyle olduğunu iddia eden bu ulema taifesi nedense Türkiye’deki her “şer” durumda destekçi oluyor. Çağdaşlık, bilimsellik, demokratlık, özgürlük, özerklik laflarını kutsal kelam gibi saygıyla ve coşkuyla telaffuz eden bu kesim, nedense ihtilallere, baskıcı uygulamalara çanak tutanların en başında geliyor. “Ey hocalar, siz yanlış şeyler yapıyorsunuz” deyince de kıyameti koparıyorlar. Vay efendim, kendileri yüce bilim aleminin kutsal şahsiyetleriymiş ve kendilerine laf edilemezmiş… Her neyse, bir ara bu konuyu etraflıca inceleyelim. Üçüncü ipucu yüksek yargı yetkililerinden geldi; “yeni anayasa hazırlığından endişe duyulduğu” ilan edildi. Böylece sacayağı tamamlandı. Sivil kuvvetler cephede yerini aldı. En kuvvetli desteği sağlayan birim zaten ince mesajlarıyla “ben buradayım” diyor. Kıyametin üç atlısı mı desek dört atlısı mı bilmiyorum. Herkes işbaşı yapmasına yaptı da, garip bir durum var: Bu resmi zevat bir anayasa taslağına karşı birleşti de, ortada taslak yok… Bu durumu anlayan varsa beri gelsin… Ya yeni taslak “tam demokratik” olmanın yanında, Cumhuriyet’in temel niteliklerini de büyük hassasiyetle koruyan bir metinse! O zaman itirazların anlamı yok demektir. Ama bu, hadiseye makul olarak bakınca böyledir. Oysa mahşerin atlıları makuliyeti fırlatıp atalı çok olmuş. Paylaşmadan geçemeyeceğim bir kanaat… Hukuk dünyası yeni anayasanın “hukukun üstünlüğü”nü önceleyen bir anayasa olmasını talep etseydi, tam da üzerine düşeni yapmış olurdu. Tam demokratik olacağı söylenen yeni anayasanın basına sızan maddeleri -eğer doğruysa- hiç de abartıldığı gibi değil. Belki üç önemli nokta var: Biri YÖK’ün ortadan kaldırılması, diğeri de başörtüsü serbestiyeti… Nerede mi? Üniversitelerde! Yani öğrencilere. Üçüncüsü de, yüksek yargıya yapılacak atamaların meclis uhdesine alınması… Bu maddeler bir şey söylüyor: Her sacayağının başında bulunan bürokratların saltanatları sarsılacak. *** Kıyametin kopması, yeni anayasadan Kemalizm maddelerinin çıkarılmasıyla ve üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasıyla gerçekleşecek. Zaten tartışmalar yavaş yavaş o noktaya doğru kaymaya başladı. Zinde kuvvetlerden etki-yetki sahiplerine kadar herkes sahneye çıkacak. İslamcı çizgide olduğunu söyleyen, önüne gelene hakaret eden tetikçi gazete, anayasa taslağının diğer önemli maddelerini görmezden gelecek ve sadece başörtüsü ile ilgili düzenlemeyi “zafer” sayacak, hemen manşet atacak: “Topuklar vurulacak, türbana selam durulacak.” Bu zaten anayasa direnişçilerine yeterli malzemeyi verecek. Devletin sinir uçlarını tahrik de etmiş olacak. Özkök “Atatürk elden gidiyor” diye yazacak. Hürriyet gazetesi devletin sinir uçlarını tahrik eden manşetler atacak. “kemikleri nasıl sızlamaz?” diyecek… Herkes “evet, Atatürk elden gidiyor; bakın Özkök öyle yazdı, onu dikkatli okumak lazım” diyecek. Bir törende biri “kimse heveslenmesin, Atatürk’ümüzü gerekirse top-tüfekle koruruz” diyecek ve bu konuşma manşetlere çıkacak. Hemen o akşam, AB vatandaşı olan o yorumcu gazeteci birilerini bulup soracak: “Ne demek istedi?” O birisi “vardır efendim bir plan ve her aşaması titizlikle uygulanır… Herkes ciddiye alsın!” diyecek. Ak saçlı adam artık yerinde olmayacak. Onun yerine atanacak zat tek başına kalacak. Her üniversiteden “devlet din esaslarına oturtuluyor” feryadı yükselecek. Hükümet cephesinden birileri “vallahi billahi öyle değil, alın okuyun” dese de, herkes elbirliğiyle “hımmm, vardır gizli bir niyetiniz, vardır gizli bir maddeniz...” diyerek itiraz etmeyi sürdürecek. Ak saçlı adam zaman zaman beyanatlar verecek, eskiden olduğu gibi manşetlerde yer almayı umut edecek; artık görev başında olmadığı için ona dönüp bakan, sözlerini dinleyen olmayacak; kıytırık birkaç gazeteci, kıytırık birkaç haber yapacak ama kimse okumayacak. Fakat ekibi halen işbaşında olacağı için, inisiyatifi onlar alacak. “Üniversitelerde başörtüsü serbest bırakılırsa devlet irticaya teslim olmuş olur” diyecekler; Nuh diyecek peygamber demeyecekler. Aklıma gelen, ama gerçekleşmesini asla temenni etmediğim bir şey daha var… İpler gerilmişken, laf salatası türü kavgalar devam ediyor ve diğer insanlar bundan hiç de etkilenmiyorken, birileri çıkıp başka bir oyun kurgulayacak. Hani birileri “başörtüsü serbest bırakılırsa kamplaşma olur” dedi ya, bunu kanıtlamak için sonu kanlı bitecek birkaç başörtüsü eylemi tezgahlayacaklar. (Bunu muhtemelen derin merkezler yapacak. Çünkü 12 eylül öncesinde de sağ ve sol gruplar zaman zaman gösteri yaparlar, “kahrolsun filanca” demekten öteye gitmezlerdi. Ortam gerilince gecenin karanlığında sahibi belirsiz bir silah patlar, böylece karşı grup galeyana gelir, kin ve nefretle dolu halde karşıdakine saldırmaya başlardı.. Sonradan anladık ki, bunu derin merkezler tezgahlamış. Mantığı da çok basit: Kan aktıysa kin büyür…) Cumhuriyetin temel niteliklerine sahip çıkma savaşı başlatılacak. Bu zevat cüppeleri giyip yollara dökülecekler. İyi niyetli, entelektüel ve demokrat birkaç kişi çıkıp demokrasi, özgürlükler, insan hakları, özgürlükçü laiklik üzerine birkaç program yapacak. Bu programlar kendini meşrulaştırmak için karşı görüştekilere yağcılık yapa yapa bir hal olan uzay kanalında yayınlanacak ama ne bu yorumlara ne de demokrasiye dönüp bakan olacak. (Aklıma geldi; bu zevat galiba demokrasiyi cumhuriyetin temel niteliklerinden biri olarak kabul etmiyor. Bu konuda şüphelerim var. Zaten şu “mahalle baskısı” safsatasından yola çıkıldı bile… Şerif Mardin iyice yaşlandı mı nedir; değişen Türkiye’de mahallelilik bilincinin yerle bir olduğunu “saptayamamış”) Bir tahminim de şu: Bu bürokratik direnişin aktörleri yeni anayasa taslağını doğru düzgün okumayacaklar bile! Peki halk ne yapacak? Halk gündelik yaşantısında bir sorun görmeyecek, ama televizyonun karşısına geçince şaşkına dönecek. Gündelik hayatında niçin bir şey değişmeyecek? Çünkü dolar ve euro kılını bile kıpırdatmayacak. Borsa düşmeyi deneyecek ama düşemeyecek. (Eğer Edward ve Billy Türkiye’den kazandıkları faizi az bulurlarsa, birkaç günlüğüne dövize hareket yaptırıp faizi birkaç puan düşürdükten sonra seyre devam ederler. Döviz yine aynı yerinde kalır.Hatta Edward ve Billy bunu, “yav şu Türkler durduk yerde kavga çıkarıyor, şunlara bir tokat da biz atalım diyerek de yapabilirler.) Halk beyanatlar, gösteriler, itirazlar karşısında feleğini şaşıracak. AKP’ye fena halde kızacak. “Ne var yani, bırak kalsın kardeşim şu anayasa; anayasa karın doyuruyor mu?” diyecek. Bu arada, hükümet cephesinde önemli hatalar yapılacak. Sayın Başbakan bürokratik makamlarla sürtüşmeye girecek. Onların aleyhine beyanatlar verecek. (Bunun ilk işaretleri, rektörlere “işinize bakın” mesajıyla geldi. Bir başbakan emrindekileri basının önünde azarlamaz; böyle beyanat verirse, gerilimi artırmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmüş olur.) Kriz yönetimi konusunda hep sınıfta kalmış olan hükümet yine sınıfta kalmaya devam edecek. AB yetkilileri fırsattan istifade kime yumruk sallamaları gerekiyorsa onun aleyhinde beyanat verecekler. Washington’da iki metin oluşturulacak… Birinde “demokrasi önemlidir, korunmalıdır” yazacak, diğerinde de “laiklik uğruna her şeyi yapmak mübahtır…” Oradaki masa yetkilileri hangisini ortaya çıkaracaklarına bir türlü karar veremeyecekler ve bunalıma girecekler. Bütün bunlar furya halini alınca, artık 28 şubattaki gibi medyayı yönlendirerek irtica korkusu salmayacaklar. Çünkü kimsenin ciddiye almayacağını anlayacaklar. Artık Sisi, barmen, Müslüm, Kalkancı olmayacak sahnede! Bu sefer oyunu açık oynayacaklar. Atatürk düşmanlığı gerekçesi iktidarın ipini çekmek için kullanılacak. Bütün bunlar, yeni anayasanın görüşülmeye başlanması ile ortaya çıkacak. Henüz şayia halinde olan, kamuoyuna açıklanmamış bir anayasa taslağı bu kadar gerilime yol açtığına göre, taslak ortaya çıkınca varın gerisini siz düşünün… *** Bu olaylar dizisinin sonunda neler olabilir? Muhtemelen yeni anayasa adı altında, 82 anayasasının bir benzeri üzerinde uzlaşılır; demokrasi sevdalıları ise “başka bahara…” diye iç geçirirler. Cumhur da iç geçirenler arasında yerini alır. Böyle olmaz ve vaat edildiği şekildeki “tam demokratik anayasa” ufukta belirir de bu anayasanın kabulü bu yollarla engellenemezse, “etkisi güçlü” bomba sesleri duyacağımız gibi, ortalığı derinden uğuldayan motor sesleri de kaplayabilir. Tabii dünyadan da “bir anayasa bile yapamadılar” sesleri yükselir… Bu seçenek gerçekleşirse, Cumhur’a susmak düşer. Bu makale toplam 1698 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||