-
Haber10 Arama
  SON HABERLER
Değişim sancıları ve <m:red>'Piramit yönetim modeli'</m:red>
Ercan Çelik
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Değişim sancıları ve 'Piramit yönetim modeli'

TÜRKİYE’ DEKİ DEĞİŞİM SANCILARINI ANLAMADA

“PİRAMİT YÖNETİM MODELİ”

Her ülke ya da topluluğun yönetim şemasını geometrik olarak “piramit” şeklinde tanımlamak mümkündür. Evde, işte, okulda, camide, ticari işletmede, kışlada, devlet yapılanmasında velhasıl her yerde bu piramit yapısını görürüz. Yönetim şeklinin, yani ülkenin demokratik, teokratik, totaliter, krallık ya da bir başka yönetim biçimiyle yönetiliyor olmasının, bu piramit şeklinin oluşmasında hiç bir belirleyiciliği yoktur. Hangi yönetim biçimi olursa olsun ve insanlık tarihinin hangi dönemini ele alırsak alalım bu piramit yapısı kolayca görülebilir.

Dünya devletlerinin yapılanmasında da bu piramit şeklini görmek mümkündür. Piramidin tepesindeki gelişmiş süper bir ülkeyi takiben bunun altında daha az güçlü 7–8 ülkenin oluşturduğu G–7 ülkeleri, bunun altında daha geniş tabanlı G–20 topluluğu ve takiben diğer az gelişmiş küçük ülkeler yapılanmasında olduğu gibi...

Konumuz; bu piramit yönetim biçiminin ekonomik yapısı, katmanları ve çatışmalarını ortaya koymaktır. “Piramit Yapısı” aynı zamanda yönetimdeki ekonomik yapılanmanın da bir göstergesi konumundadır.

Geometrik olarak iyi bir piramit şeklinde en tepede bir, altında iki, onun altında üç ve altında dört şeklinde devam eden bir sıralama katmanı yapılması gerekir. Ancak; sosyal ve ekonomik yapılanmada bu kusursuz ve saf geometrik yapının elde edilmesi mümkün olmadığı gibi böyle bir analizden sonuç elde etmek de mümkün değildir. Dolayısıyla ekonomik güç ve yönetim yapılanmasında daha basit bir modele ihtiyaç vardır.

Bu nedenle; piramit yapılanmasında, piramidi ana katmanlarına ayırarak bunların teşekkülü, aralarındaki etkileşimler, birliktelikler ve çatışmaların analizi yapılacaktır. Özellikle, Türkiye’deki piramit yapısının teşekkülü, gelişimi ve mevcut yapısı ile bu yapının ilişkide bulunduğumuz batı ülkeleri ile olan etkileşimi ve karşılaştırılması açıklanmaya çalışılacaktır.

PİRAMİT YÖNETİMİNDE GÜÇ KATMANLARI (ODAKLARI) VE DİZİLİŞİ:

Tarihin bütün dönemlerinde ekonomik ve siyasi olarak bir sınıf şeklinde oluşan muhtelif ve çok sayıda toplumsal örgütlenmeler oluşmuştur. Her örgütlenme ya da siyasi-ekonomik sınıf kendi başına küçük bir piramit örgütlenmesi olmasına ve ana piramit yapısında bir bölüm işgal etmesine rağmen hepsinin de etkili ve söz sahibi olması mümkün değildir. Her sınıf kendi işgal ettiği yapının ait olduğu bölümün alt ve üstü olan diğer katmanlarla muhtelif ilişkiler içinde olacaktır. Ancak, bizim analizimizde yer işgal eden katmanlar daha üst ve yönetsel güç anlamında daha etkin olan (ana) piramit katmanlarıdır.

Devletler tarihinin hemen hepsinde ülke yönetiminde ekonomik ve siyasi güç olarak kabul edilebilen ana sınıfların, ülkelerin yönetim biçimine göre, aşağıdakilerden bir kısmının muhtelif diziliş kombinasyonuna sahip olduğunu görmekteyiz ki, bu sınıflar;

Kral-Monark-Hanedan Sınıfları

Askeriye Sınıfı (Güvenlik, Askeri-Bürokratik Sınıf)

Finans-Kapital Sınıfı (Sermaye, Zengin- Mütegallibe Sınıfı)

Siyasi ve Sosyal Örgütler ( Siyasi Partiler, Aşiretler, Dini - Etnik Yapılar)

Yukarıda belirtilen “Güç Odakları” nın sayısı ile bunların yukarıdan aşağıya (piramidin tepesinden tabanına doğru) olan sıralaması da ülkelerin yönetim biçimleri ile diğer muhtelif faktörlere bağlı olarak farklılıklar arz etmektedir.

Bu güç odakları ya da piramit katmanları içinde “halk” ayrı bir sınıf olarak dikkate alınmamıştır. Hangi yönetim biçimi olursa olsun halk bir yönetsel güç odağı değildir. “Halk” sınıf bilinci oluşmamış bir yığın olup hiç bir zaman piramidin bizatihi ana katmanları içinde bulunmamıştır. Bir heykelin üzerine oturtulduğu “kaide” misali fonksiyonunu icra etmiştir. Kaide olmaksızın heykelin yerleştirilmesi mümkün olmadığı gibi halksız bir “Piramit “ yapısının da bir anlamı yoktur. Ancak; piramit yapısının zaman zaman yeniden şekillenmesi süreçlerinde halkın önemli bir güç kaynağı olduğu görülmektedir. Halk desteği olmaksızın piramit yapılarının ayakta kalması da mümkün değildir. Tekraren; halk, bir güç kaynağı olmasına rağmen etkin ve aktif bir güç odağı değildir. Halkın yardımıyla piramidin tepesine gelinmesine rağmen halkın piramidin tepesine gelmesi mümkün değildir.

Gerek yukarıda ve gerek se bundan sonraki konulara açıklık getirmesi bakımından bazı hususların kısaca ele alınması gerekmektedir.

Şöyle ki; bu piramit yapılanmasında katmanlar ve sınıflar arasında kesin ve mutlak bir ayrımın olamayacağı hususudur. Finans-kapital sınıfı ile siyasi partiler (örgütlenmeler) arasında mutlak ve sürekli bir çatışmanın varlığından bahsedilemeyeceği gibi aynı durum Sermaye-Askeriye, Siyasi Partiler-Askeriye arasında da yoktur. Bu güç katmanları arasında aynı şekilde mutlak ve sürekli bir uzlaşma ve barıştan da bahsedilemez. Adı konulmamış ve tanımlanmamış, aynı anda hem savaş ve hem barışın yaşandığı aktif bir denge halinin mevcudiyetinden bahsedebiliriz.

Bu piramit yapılanmalarında güç odakları arası diziliş oturmuş ve açık bir kavga hali yoksa ait olduğu ülkenin, ekonomik durumu ne olursa olsun, istikrarlı bir ülke olduğunu varsayabiliriz. Güç odakları ve katmanları arasındaki piramit yapısının bozulduğu ya da kurulamadığı ülkeleri de istikrarsız ülkeler sınıfına dâhil edebiliriz.

Diğer bir hususta, güç odakları ya da piramidi oluşturan katmanların basit olarak bu sayılanlardan ibaret olmadığıdır. Dört ana güç odağı olarak gruplandırdığımız piramit katmanlarına daha yakından bakıldığında hiçbir sınıfın tek başına ve sadece adının kapsadığı anlamda bütüncül ve yekpare bir sınıf oluşturmadığıdır. Finans-kapital (sermaye) sınıfı olarak saydığımız gruba daha yakından bakıldığında bu sınıfın kendi sınıfı içinde de ayrı bir piramit sıralanmasının bulunduğu müşahede edilecektir. Piramidin herhangi bir ana katmanının içinde ayrıca daha küçük yapı ve dizilişlerde piramitçikler bulunması gibi… Yani büyük piramidin içinde daha küçük piramitlerden oluşan ayrı ve çok sayıda yapılar, lobiler ve gruplar bulunduğu görülecektir.

Kimi küçük piramitleri (küçük lobileri) ana piramidin belirli bir katmanında veya belirli bir noktasında sabit bir yere oturtmak da mümkün değildir. Örneğin; küçük bir sanayici duruma göre finans-kapital sınıfının ait olduğu piramit katmanının en sonunda küçük bir piramidi oluştururken kimi zaman da siyasi partiler örgütlenmesine daha yakın olabilir. Ya da adalet teşkilatındaki yüksek memurlar (yargıçlar) bir ülkede askeri-bürokratik yapıya, bir başka yönetim biçiminde ise finans-kapital kesimine daha yakın olabilir. Dolayısıyla; ana piramit katmanlarının altına yerleştirilecek daha küçük piramitlerin konumları karmaşık ve oynak bir durum arz etmektedir. Küçük piramitlerin ( küçük lobiler ya da meslek örgütlenmelerinin) kimi zaman kendinden daha alt ya da daha üst gruplarla işbirliği içinde olabileceği gibi kendi aralarında en şiddetli çatışmalara girmesi olağan ve yaygındır. Yani piramidin ana katmanlarındaki savaş ve barış durumuna paralel olarak iç katmanlarda da savaş ve barış halinin mevcudiyeti ve paralelliği bulunmaktadır. Bir vücudun organlarındaki rahatsızlığın diğer organları da etkilemesi gibi.

Her ülkede sayılamayacak derecede çatışma alanı mevcuttur. Ancak; en büyük çatışmanın ekonomik alanda olduğunu, bu “Piramit Yönetim Teorisi” açısından kabul etmek durumundayız. Tarihin en eski dönemlerinden beri insanoğlunun en büyük çatışma alanı ekonomik bölüşüm konusunda olmuştur. Ancak; fertler, toplum ve devletlerarası çatışmalarda ekonomik bölüşüm konusu genelde gayri ahlaki kabul edildiğinden bu çatışma hali gizlenmiş, genel ahlak kurallarının kabul edebileceği diğer sosyal değerlerle kamufle edilmiştir. Hiçbir devlet diğerine ekonomik nedenle savaş açtığını söylemez. Hiçbir piramit katmanı da diğer katmanlarla olan mücadelesini ekonomik bölüşüm olarak ortaya koymaz. Ekonomik çatışmanın kamufle edildiği örtüler; ülkenin ya da halkın güvenliği, sosyal barış ve adaletin tahakkuku, ezilen bir grubun diğer gruplara karşı korunması, dini ya da etnik çatışmaların önlenmesi ya da rejim tercihi gibi daha makul ve kabul edilebilir diğer sosyal gerekçelerdir. Piramidin ana katmanlarının her birinin kendi sınıfının tarihi önceliğini temsil eden siyasi ve ideolojik kutsalları da vardır. Bunlar; piramit katmanlarının piramidin kaidesini teşkil eden halkla olan iletişimini de sağlayan kavramlardır.

Başta kısmen belirttiğimiz gibi siyasi sistem yapılanması bir noktada ekonomik yapılanmanın da diğer bir görüntüsüdür. Ekonomik güce sahip olmayanın (etki etmeyenin) siyasi güce sahip olmasını beklemek de mümkün değildir.

LİBERAL-KAPİTALİST ÜLKELER PİRAMİT YAPISI:

İstikrarlı ve yönetim biçimi olarak her şeyin yerli yerinde olduğu varsayılan liberal batı ülkelerine bakıldığında bu piramit yapılanması net ve kolaylıkla yerine oturtulabilmektedir. Liberal ve gelişmiş Avrupa ülkeleri ile Amerika’ da piramit yapısının zaman içindeki seyrine girmeksizin mevcut halinin üç ana katmana ayrıldığını rahatlıkla görebiliriz. Bu katmanlar yukarıdan aşağıya ve güç sıralamasına göre;

Finans- Kapital Sınıfı

Siyasi Partiler (Lobiler) Sınıfı

Askeri Sınıf (Güvenlik Sınıfı)

Bu dizilişi piramit şekline uyguladığımızda görünüm aşağıdaki gibi olacaktır.

Finans- Kapital Sınıfı

Siyasi Partiler Sınıfı

Askeri Sınıf (Güvenlik Sınıfı)

HALK

ABD ve Avrupa’ nın ekonomik yönden gelişmiş mihver ülkelerinde finans- kapitalin kendi ülkelerinin yönetim ve piramit yapısında en tepede olduklarında hiçbir tereddüde yer yoktur. Bu ülkelerde eğer bir savaş kararı verilmişse bu kararın tamamen finans-kapitalin menfaatlerine uygun olması gerekir ki son iki yüzyıldır bu ülkelerin denizaşırı ülkelerde yaptığı emperyalist savaşların temeli de bu sınıfın menfaatlerinin tahakkukuna yöneliktir. Eğer bir ülkenin yaptığı savaş gerçekten halkının güvenliğine yönelik ise bu savaşın sınır savaşlarından öteye gitmemesi gerekir. Hâlbuki finans-kapitalin piramit yapısının tepesini ele geçirdiği dönemlerden sonra bu ülkelerin yaptığı savaşların tamamını bu sınıfın iktisadi genişleme ve büyüme savaşları olarak tanımlamak mümkündür. Petrol, kömür, çelik, pamuk, kıymetli madenlerin elde edilmesi ile sanayi ürünlerinin pazarlanması amacıyla dünya ülkelerinin tahakküm altına alınması gibi faktörler; 1. ve 2. dünya savaşlarının ana nedenlerinden olup bu da bu ülkelerdeki karar verici sınıfın kimler olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Liberal-demokratik ülkelerde siyasi partiler (lobiler, dini örgütler) bu sistemlerin vazgeçilmez unsurlarındandır. Batı demokrasisinin gelişme sürecinde krallık ve hanedanlıklar piramit yapılanmasında etkisizleştirilerek elimine edilmiş ve şekli, güçsüz yapılanmalara dönüştürülmüştür. Kral ya da hanedanlıklar bazı batı Avrupa ülkelerinde temsili olarak korunsa bile bunları karar verici güç katmanı olarak kabul etmek zordur. Hanedanlıklar, demokratik yapılanmaya paralel olarak lağvedilirken yerlerini siyasi örgütlenmelere-lobilere (hükümet-parti) bırakmıştır.

Piramit yönetim yapılanmalarında mutlaka bulunması gereken bir önemli güç odağı da Askeriye sınıfıdır. Her yönetim biçiminin olmazsa olmazı bir güç odağıdır. Kimi yönetimlerde piramidin en tepesinde iken, liberal-kapitalist batı ülkelerinde bu sınıfın rolünün azaltılarak hükümetlerin altına yerleştirildiği görülmektedir. Batı ülkelerinde askeri sınıfın ihtilal yapma gücünün olmadığı genel kabul görmüş bir kanaattir. Bu husus en başta liberal-kapitalist düzenin kendi güvenliği açısından önemlidir. Askeri sınıfın piramidin üstünde ya da ikinci sırada olduğu bir yapılanmada sermaye sınıfının güvenli bir şekilde hayatiyetini devam ettirmesi mümkün değildir.

TÜRKİYE PİRAMİT YAPISI:

Bütün bu açıklamalardan sonra Türkiye’ deki piramit yönetim yapısının (siyasi-ekonomik) analizine geçebiliriz. Gerek Osmanlı ve gerekse Cumhuriyet’ ten bu tarafa ülkemizde istikrarlı bir dönemin geçmediği konusunda fikir birliği içinde olunduğuna göre “Piramit Yönetim Yapımızın” batı ülkelerindeki gibi istikrara kavuştuğunu söylemek de mümkün değildir.

Şöyle veya böyle bir ülkede piramit yönetim yapısı konusunda ana güç odakları arasında zımni bir kabul yok ya da oluşmamış ise derin bir ekonomik çatışmanın da aynı zamanda mevcut olduğu gerçeği kaçınılmazdır. Biz burada şu veya bu şekilde sıralanmış bir piramit yapısının daha iyi ya da kötü olduğu konusuna girmeyeceğiz. Fakat piramidi oluşturan ana katmanlar arasında oluşmuş bir mutabakat yoksa bunun oluşmasına kadar geçecek sürede bir çatışma ve kavganın mevcudiyeti ve kaçınılmazlığına işaret etmek istiyoruz.

Cumhuriyetin piramit yönetim yapısı ile devraldığı Osmanlı piramit yapısının aynı olmadığında şüphe yoktur. Cumhuriyet dönemi piramit yapımızın da başlangıcından bu tarafa aynı kalmadığını, belirli süreçlere bağlı olarak ana katmanlar arasında değişiklikler olduğu açıklanacaktır. Piramit katmanları arasındaki her değişiklik, yapısı gereği çatışmaları da beraberinde getirmektedir.

Osmanlı Piramit Yapısı:

Önce Osmanlı dönemi yönetim piramidimizi ortaya koyalım. Osmanlı dönemi piramit yapımız oldukça sadedir. Osmanlı bir hanedan ve beylik olarak piramidin tepesindedir. Hanedan katmanı da sadece hanedan mensuplarından ibaret değildir. Dini ulema, ilmiye sınıfı, yargı sistemini de bu hanedan katmanın alt piramitçikleri olarak sayabiliriz. Osmanlı, her hanedan ya da krallık gibi mevcudiyetini alt ana katmanı olan askeri sınıfa borçludur. Yani Piramidin bir altını oluşturan diğer ana katman askeri sınıftır. Padişah indiren padişah tayin eden askeri sınıftır, yeniçeridir. Yeniçerilikten sonra da nizami ordu bu rolünü devam ettirmiştir. Osmanlının son dönemlerindeki muhtelif savaşların karar vericileri de kimi zaman askeri erkândır. Padişahların kimi savaş kararlarından sonradan haberdar olduklarını da biliyoruz.

Osmanlıda güçlü bir finans-kapitalin olmadığı açıktır. Böyle bir sınıf zaten yoktu. Bu arada finans- kapitali, üretici-sanayici sermayesinin bir üst aşaması olarak kabul ettiğimizi de hatırlatalım. Finans-kapital; doğrudan üretimle uğraşmayan ancak bu sektörlere sermaye sağlayan ya da bunlara ortaklık yapan daha büyük sermayedir. Bu anlamda Osmanlı tarım toplumu özellilerini devam ettirdiği için büyük sanayicilerin varlığından söz edilemeyeceği gibi buna bağlı finans-kapitalden de bahsedilemez. Varsa bile bu sınıfın yerli değil yabancı finans kurumları olduğunu ve doğrudan devlete borç verdiklerini görüyoruz. Muhtelif bakış açılarına bağlı olarak değişik sıralanış yapabilme imkânı varsa da Osmanlı piramit yapısı aşağı yukarı aşağıdaki gibidir.

Hanedan

Askeriye (Güvenlik Sınıfı)

Siyasi Lobiler (Aşiretler-Etnik ve Dini Yapılar)

HALK

Cumhuriyet Dönemi Piramit Yapısı:

Tek Parti Dönemi Piramidi:

Cumhuriyet, adı üstünde halk idaresi olmasına rağmen bütün ülkeler dâhil halkın bu piramit dizilişinde güç odağı olmadığını belirtmiştik. Teorik ya da pratik uygulamalar açıkça göstermiştir ki halk yekpare bir güç odağı olarak yönetim sıralamasında değildir. Halkı temsil eden siyasi partiler de normalde kendini seçenin değil duruma göre ya finans-kapital ya da askeri sınıfla siyasi-ekonomik güç ilişkisi içindedir.

Cumhuriyetle birlikte, bu piramit yapısının en üstüne askeri sınıfın oturduğu malumumuzdur. Çoğu zaman askeri makamlardan işittiğimiz; “Bu Cumhuriyeti biz kurduk, onu biz yaşatacağız “ şeklindeki açıklamalardaki sahiplenmenin de bu hakikatin ifadesinden başka bir şey olmadığını görürüz.

Cumhuriyet idaresinin doğası gereğince oluşturulması gereken siyasi yapılanmaların doğal ve ekonomik süreçler sonucu olmadığını ancak yapay ve kontrollü bir şekilde yaratıldığını bilmekteyiz. Şu veya bu şekilde oluşturulan siyasi örgütlenmelerin tamamı başlangıçta askeri-bürokratik sınıfın kontrolü altında yapılanmıştır. İlk siyasi lobimiz olan Cumhuriyet Halk Partisi, bir noktada askeri sınıfın kontrolünde oluşturulan yapay bir siyasi katmandır. Bu parti (CHP), askeri sınıfın üst katmanlarının kontrolündedir. Başkanları ile yöneticileri uzun süre askerlerden teşekkül etmiştir. Siyasi literatürümüze geçmiş olan Asker + CHP = İktidar formülü de bilinen ve hissedilen bu gerçeğin ifadesidir. Askeri sınıf, piramit yönetimindeki kendi alt siyasi katmanını kendisi yaratmış ve devam ettirmiştir.

Türkiye’ de yönetim katmanını oluşturan güç odaklarından sadece askeri sınıfın doğal ve tarihi bir katman olduğunu, diğer katmanların ( siyasi ve finans-kapital ) tarihi süreç içinde yavaş yavaş oluşmaya başladığını görmekteyiz. Türkiye’ deki finans-kapital ile siyasi-sosyal örgütlenmemelerin birlikte ve belirli tarihi çalkalanmalara paralel geliştiği ya da oluşmaya başladığını görüyoruz. Doğal olarak bu iki katmanın oluşmaya başlaması piramit yapısında da çatışmaları beraberinde getirmiştir. Buna göre cumhuriyetin ilk dönem piramidi aşağıdaki gibidir.

Askeriye (Güvenlik Sınıfı)

CHP (Siyasi Lobiler)

HALK

Bu dönem, Cumhuriyet tarihi boyunca belki de en istikrarlı olduğumuz dönemlerden biridir. Çünkü ana katmanlar arası savaş hali yoktur. Siyasi parti katmanı (CHP), hem yapay bir sürece bağlı ve hem de askeri katmanın tam kontrolündedir. Bu kontrol, halen devam etmektedir. Fikret Bila, 14 Ağustos 2007 Milliyet Gazetesi’ nde; “Baykal, TSK'nın bir müdahale özlemi içinde olmadığını, ancak "tedirginlikler bulunduğunu söylüyor: Bu tedirginliğin iki kaynağı olduğunu şöyle açıklıyor:” diyerek CHP’ nin, askerin sivil siyasetteki eli olduğunu açıkça göstermektedir.

Türkiye piramit yönetim yapısındaki ilk ciddi çatışmayı 1950’ li yıllarla birlikte görmeye başlıyoruz. Bu yıllar hem siyasi örgütlenmelerin ve hem de sanayileşmenin başladığı ve yeni bir sanayici sınıfın oluşturulmaya başlandığı dönemdir. Daha önce sanayici kesim bulunmadığından büyük toprak sahibi çiftçiler ile esnaf-tüccar kesimini görmekteyiz ki bu sınıfların dünyadaki piramit yönetim yapılarında ana katman olabilecek büyük bir güçlerinin olmadığını söylemiştik.

1950-1960 Demokrat Parti Dönemi Piramit Çatışması:

Askeri sınıf 1950’ li yıllarda Menderes hükümeti ile birlikte kendi kontrolü altında bulunan ikinci katmanını kaybetme olgusu ile karşı karşıya kalmıştır. CHP, iktidarı rakip bir siyasi partiye (Demokrat Parti) kaptırmıştır. Daha önce açıklandığı üzere, her piramit katmanı içinde muhtelif daha küçük piramit sıralanışları ile bunlar arasında çatışma ya da birliktelikler olması doğaldır.

Demokrat Parti döneminde, batılı liberal ekonomilerdeki gibi bir özel sektörün geliştirilmesi gündemdedir. Yönetim piramidine yeni bir güç odağının, yani sermaye sınıfının, fiiliyatta olmasa bile düşünsel anlamda, dâhil edileceği hissedilmektedir. Bu aşamada oluşan katmanı “finans-kapital” sınıfı olarak addetmek mümkün olmamasına rağmen temellerinin atıldığı bir dönem olarak görebiliriz. Ancak, bu sanayileşme sürecinin eninde sonunda yeni bir finans-kapital sınıfı oluşturması kaçınılmaz olarak hissedilmektedir. Bu süreç kesintisiz olarak devam etmiş ancak 1980’ lerden sonra Özal iktidarı ile canlandırılarak daha müşahhas hale getirildiğini göreceğiz.

1950’ lerdeki Menderes hareketinin dayandığı argümanlardan birisi de “yeter söz milletindir” sloganıdır. Piramit yapısında bir değişiklik yapılacaksa bunun dayanağının da halk olması gerektiğini söylemiştik. Halk bir noktada kendi kaidesi üzerine dikilen piramidin sıralanmasını da belirlemektedir. Her piramit değişikliğinde halk değiştiricidir. Ancak, bu değişiklikte halkın iktidarı söz konusu değildir.

1960 ihtilalinde Menderes ve ekibinin neden darağacına gönderildiği konusu bugüne kadar yeterince analiz edilmemiştir. Hep kedi-köpek ya da iktidar-muhalefet oyununda oyuncuların birbirine faullü davranışları olarak lanse edilmiştir. Hepsi yanlış ve açıklayıcı olmaktan uzaktır.

Piramit yönetim çatışmasına göre, Menderes hükümetini alaşağı eden ve en ağır ceza ile cezalandırmaya sebep olan husus bu partinin “Piramit Yönetim” biçimini değiştirme arzusu ya da potansiyeli olması gerekir. Piramit yönetim dizilişini değiştirme potansiyeli olmayan hiçbir oluşum zaten piramidin tepesi için tehlikeli de olamaz.

Bu dönemde, her köşe başında bir milyoner yaratılacağı ile yine Menderes’ e atfedilen ”ben bu askeriyeyi asteğmenlerle idare ederim” ifadeleri, aradan yıllar geçse bile akılda kalan ve mevcut piramit yapısı ile ilgili hoşnutsuzluğa işaret eden hususlardan birkaçıdır. Menderes’ in askeri bir ihtilal ile alaşağı edilmesinin nedeni de piramidin bir şekilde değiştirileceği ya da değişmekte olduğu kaygısıdır. Askeriyenin, piramidin en tepesini daha yeni elde edip henüz bu konumunu sağlamlaştıramadığı bir dönemde, piramit değişikliği ile ilgili kaygının yersiz olmaması gerekir. Aksi takdirde bugün askeriyenin en hassas olduğunu kabul ettiğimiz laiklik ilkesinin değiştirilme kaygısını Menderes olayında yerine oturtmak mümkün değildir. Menderes’ in anti-laik olduğunu ya da ülkeye şeriatı getireceğini söylemek de imkansızdır. Buna ne DP’ nin kurucu kadroları ne de yapılanması müsaittir. Gerçi Menderes döneminde, bazı gerici uygulamalar yapıldığı, Türkçe ezanın tekrar Arapça okutturulmaya başlandığı gibi örnekler gösterilse de bunların hiçbirinin askeri sınıfı ölümüne kızdıracak sebepler olmadığı bugün açıkça görülmektedir. Menderes’ den, kastedilen anlamda, daha gerici uygulamalar yapan iktidarlar işbaşına geldiği gibi o tarihten bu tarafa ezan Arapça okunmaya devam ede gelmiştir. Sonraki askeri ihtilallerin hiçbirinde de Türkçe ezan mecburiyeti geri getirilmemiştir.

Olayın bir ekonomik bölüşüm-paylaşım ya da bunun doğal uzantısı güç ve yönetim sıralanması olduğunu göremeyenler gerçek kavga nedeni yerine sosyal anlamda daha kabul edilebilir sebepler manzumesi ile yetinmektedirler. Askeri kesim CHP ile gayet uyumlu iken neden aynı parti kadrolarından çıkmış DP’ lilerle çatışma içine girmiştir? Sebep gayet açıktır. Piramidin tepesindeki asker ile yeni alt siyasi katman arasında yer çatışması vardır. Halkın kahir ekseriyetinin oyunu almış olan DP’ nin, Cumhuriyet idaresinin teorik anlamında piramidi değiştirme ihtimali vardır. Menderese’ in halka söylediği “ Siz isterseniz Şeriatı bile getirirsiniz” ifadesi de teorik anlamda halkın (piramidin kaidesi) piramit dizilişini değiştirme kabiliyetini ortaya koyan güzel bir örnektir. Bu ifade, kesinlikle piramit dizilişine meydan okumaktır. Her piramit dizilişinin değiştirilmesi ile ilgili girişim ölümüne kavga nedenidir…

Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Asker ve onun altında siyasi bir partinin bulunduğu piramit yapısının doğal olmadığı ve CHP’ nin de askeri sınıfın bir uzantısı olduğunu söylemiştik. Şu veya bu nedenle çok partili hayatın kabulü sonrası bu ikili piramit yapısının sekteye uğradığını görmekteyiz. Askeri kesim, kendi alt katmanında oluşan bu yeni piramit katmanı (DP) ile uyuşumsuzluğa girmiştir. 1950–1960 arası; Askeri kesim ile iktidardaki yeni piramit katmanı, DP, arasında kan uyuşumsuzluğu baş göstermiş ve asker bu yeni alt katmanını hiçbir şekilde benimsememiştir. Belki de yeni siyasi katman, DP; kendi alt katmanını (sanayici-kapitalist kesim) oluştururken piramidin üst sıralamasını da değiştirme sinyalleri veriyordu. Bu dönemde, piramidin tepe noktasını henüz yeni elde etmiş ve gerekli korunma mekanizmalarını oluşturmamış olan askeri sınıf açısından bu tehdidin gereğinden fazla ciddiye alındığı anlaşılmaktadır.

Sermaye finans kesiminin eninde sonunda batıdaki gibi öneminin artacağını hisseden askeri kesim de kendi sermaye yapılanmasını oluşturmak için harekete geçmiştir. 1960 ihtilalinin Milli Birlik Komitesince 3 Ocak 1961 tarihinde Ordu Yardımlaşma Sandığı kanunu çıkarılmıştır. Askeri kesim, OYAK gibi kurumlarla bir yandan hayati önemdeki sanayi üretimi içinde yer alınırken takip eden dönemlerde de banka ve sigortacılık alanına girerek finans-kapital sınıfı içinde temsil edilme arzusunu ortaya koymuştur. Orduevleri, ordu pazarları vb tesisler yoluyla ekonomik bölüşüme iştirak etmiştir.

1960 darbesinin sosyal travma yaratan ortamından sonra siyasetçi sınıfının, özellikle takip eden Adalet Partisi’ nin piramidin en tepesindeki askeriyenin yeri ve rolünü pek fazla tartışmaya açmadığını görmekteyiz. Bir noktada 1960 ihtilali, piramidi değiştirme arzularının ağır bir şekilde yok edildiği süreçtir. 1960 anayasası, siyasi iktidarların tek başına piramidi değiştirme güçlerini elinden alarak siyasi hükümetlerin kontrol edemediği yeni anayasal kurumlar (piramitçikler) oluşturmuştur. Bu kurumlar ileriki yıllarda, askeri sınıfın piramidin üstündeki yerini koruyan ve kollayan destek piramitçikleri olarak vazife yapmışlardır.

Zamanla Türkiye piramit yapısının en doğal katmanı askeri sınıfın yanında yeni yeni olgunlaşmaya çalışan bir “siyaset sınıfı” ile “finans-kapital” sınıfının ortaya çıkmaya başladığını görmekteyiz. Özellikle, üst sermaye sınıfının sınıf bilincine uygun bir biçimde TÜSİAD çatısı altında örgütlendiği tarih olan 1970’ li yılları piramit yapısı açısından yeni bir güç odağının oluşma tarihi olarak kabul edebiliriz. Tüsiad, bir açıdan, sermaye kesiminin siyasi lobilerin etkisinden kurtularak onun üzerinde bir yer edinme çabalarının fiilen harekete geçirildiği bir yapıdır ki meyveleri ileriki dönemlerde devşirilmiştir.

Bir piramidi eninden 3-4 kat halinde kesip-dağıtıp parçaları tekrar yerine oturtmaya çalıştığımız zaman aynı düzenli yapının oluşması için tek bir diziliş alternatifi vardır. Piramidin en üst katmanın en uyumlu olduğu tek bir parça vardır. Yine 2’ nci parçanın da uyuşum içinde olabileceği tek bir parça vardır. Diğer diziliş biçimleri mutlaka şekil ve yönetim bozuklukları oluşturacaktır. Uyumlu bir piramit yapısında alt ve üst parçaların uyuşum ve harmanizasyonu mutlaktır.

Oluşan her güç odağının eninde sonunda piramit yönetiminde yer ve sıralanış kavgasını da beraberinde getirmesi kaçınılmazdır. Bu çatışma sadece ikincilik-üçüncülük değil kimi zaman tepe noktalar için de olmuştur. Piramit sıralanışı uyum ve istikrarı gerektirdiği için birlikte ergenleşen, oluşmakta olan bu iki yeni sınıfın piramidin üstündeki askeri sınıf ile işbirliği ya da çatışmalarını da oldukça sık ve değişik biçimlerde görmekteyiz.

1960-1980 Dönemi :

1960 darbesinden sonra siyaset sınıfının kendi adına fazla bir talebinin olmadığı görülmektedir. Ancak, 1960 sonrası askeri lobinin piramidin kaidesi olan halkla irtibatının kesildiği yıllar olarak görebiliriz. Piramidin tepesi ile bir altı arasındaki denge yine sağlanmamıştır. 1980’ lere kadar piramidin altında olan siyaset katmanının kendi arasındaki ölümcül çatışmalarını izlemekteyiz.

Bu çatışma sanayici kesimi de derinden etkileyen yıllardır. Öğrenci olayları ve grevler sanayici kesimin siyaset piramitçiklerinin altında ezilmesine neden olmuştur. Siyasetin sebep olmuş gözüktüğü sağ-sol kavgası sermaye sınıfını piramidin en altına itmiş gibi gözükmektedir.

Sermaye sınıfı ile askeri kesimin bu aşamada ittifak edip siyaset sınıfının yeniden dizayn edilmesine karar verildiği görülmektedir. İhtilalla birlikte bütün eski partiler kapatılmış ve tamamen askeri lobinin kontrolünü kabul edecek yeni bir siyaset yaratılmaya çalışılmıştır.

Asker hem sağda ve hem de solda kendi siyasi partilerini oluştururken sermaye sınıfının beklenmedik bir şekilde Özal liderliğinde kendi partisini kurduğunu görmekteyiz. Dış destekli bu oluşum ihtilalın kurmaylarını şoke etmesine rağmen engelleyemediklerini biliyoruz.

1983 Özal Yılları Piramit Oluşumu ve Dizilişi:

1983 yılından sonra Özal iktidarı ile birlikte sanayici-sermaye kesiminin gittikçe finans-kapitalleşmeye başladığını görüyoruz. Özal’ ın iktidarı, Türkiye sermayesinin batı sermayesi ile tanışma ve işbirliğinin arttığı dönemlerdir. Türk sermayesi batılı sermaye ile ortaklıklar kurmuş, sanayici kesim büyüyerek finans-kapitalleşmeye başlamıştır. Bu yıllar finans-kapital kesiminin güç odağı olarak siyaset kesiminin önüne geçtiği dönemlerdir.

80’ li yıllar; özellikle siyaset sınıfının 1960 dan sonra ikinci belki de üçüncü kez darbe yediği ve yarışı kaybettiği yıllardır. Özal, aslında sermaye sınıfının siyaset sınıfı içine koyduğu Truva atı gibidir. Siyaset sınıfının yeniden kurumsal kimliğinin sağlanması gibi bir politikası yoktur. Özal, zengini sevdiğini açıkça beyan etmiştir. Bugün finans-kapital kesiminin arzusu hilafına politika tayin edecek hiçbir siyasi oluşum yoktur. Bütün partiler liberal-kapitalist ekonomik düzenin birer uygulama adaylarıdır. Partiler ve politikaları benzeşmiş, parti renkleri solmuş, söylemler eşitlenmiştir. Partiler arasındaki tek fark kimin bu politikaları samimi bir şekilde uygulayacağı konusunda olup, bütün çabaları yöntem ve kadro olarak finans-kapital kesimini buna ikna etmekten geçmektedir. Bahsi geçen o dönemden günümüze kadar mevcut yerleşik piramit yapısı da aşağıdaki gibidir.

Askeriye

Finans- Kapital Sınıfı

Siyasi Partiler Sınıfı

HALK

O halde; siyasi partiler ile finans-kapital arasındaki piramit şekillenmesindeki yarışın doğal ve batı ülkelerindeki pratiğine uygun biçimde çözüldüğünü ve biçimlendiğini söyleyebiliriz. Eğer bu söylem doğru ise Türkiye’ de hala oturmayan kavga konusu nedir?

Türkiye; siyasi, askeri ve ekonomik yapısı itibariyle batı demokrasileri ile birlikteliğini devam ettireceği söylemine sadık kalacak ve bu çabayı devam ettirecek ise esas kavganın Türkiye Piramidinin üstünde bulunan askeri kesim ile finans-kapital kesimi arasında olması gerekir. Bizim bu analizdeki en önemli varsayımlardan birisi de Askeri sınıf ile siyaset sınıfı arasında varmış gibi gözüken kavganın gerçek olmadığı ya da olamayacağıdır. Köklü ve piramidin tepesine oturmuş askeri kesimin hiçbir kurumsallığı olmayan ve piramidin en altında bulunan siyaset sınıfı ile bu kadar çatışıyor gözükmesi mantıklı gözükmüyor. Finans kesiminin altında bir role razı olan Türk siyasi oluşumunun piramidin üstü ile ilgili bir arzu ve talebinin bulunmadığını da söylemiştik.

Buna rağmen zaman zaman askeri sınıf ile bazı siyasi partiler arasında kanlı bıçaklı kavgalara da şahit olmaktayız. O halde; Refah Partisi ile 28 Şubat 1997 deki Erbakan olayının bu piramit yönetim yapısı ile ilgisi nedir?

1994 yılında iktidara gelen Refah Partisi’ nin sermayenin arzusu hilafına iktidar olduğunda kuşku yoktur. Bu olay bu iki sınıf arasındaki paktın geçici olarak bozulması gibidir. Sermaye, bu iktidara gelişi hazzetmemiştir. Aynı şekilde Askeri sınıfın da çok hoşnut olduğu bir geliş değildir. Zira bu parti, tarihsel olarak askeri sınıfın kendi yarattığı ve biçimlendirdiği bir parti değildir. Bu partinin en akılda kalıcı ekonomik icraatı, finans-kapitali devre dışı bırakan ya da finans-kapitallikten çıkaracak uygulamaları, yani kamunun gelir-giderlerini tek hesap altında birleştirilerek finans kesimine lüzumsuz ve gereksiz aktarılan kamu kaynaklarının kesilmesidir. Ayrıca, bazı sanayici ve finans kesiminin aleyhine olarak yurt dışındaki işçilere gümrüksüz araç ithaline izin veren bir uygulama da başlatılmıştır. Bu dönemde, hükümet-sermaye kavgası belirgin ve açıktır. Ayrıca; bu partinin ideolojik olarak kendine yakın bazı sermaye gruplarını destekleyerek yeni bir ideolojik sermaye yapılanmasını getirdiği de iddia edilmiştir. Yani; sermaye katmanının kendi içerisinde, küçük piramitler içerisinde, yer değişikliği kavgası vardır.

Bu dönemdeki “Yeşil Sermaye” ile “ Anadolu Kaplanları” kavramları çok açıklayıcıdır. Kurulu sermaye kendisini yeni ve ideolojik bir sermaye tehdidi altında hissetmiştir. Aynı ana piramit katmanının kendi içinde de kavga olabileceğinin en canlı örneği bu dönemdir. Kavga sadece ana katmanlar arasında değil bir katmanın kendi alt katmanlarında da olabilmekte ve bu işin doğası gereğidir. Bu yıllardaki çatışma, aynı zamanda piramidin 2. ve 3. katmanı (sermaye-siyaset) arasıdaki bir yer mücadelesidir de…

Refah partisinin bu uygulamaları üzerine finans-kapital bu savaş ilanını görmüştür. Uluslararası sermayenin desteği ve piramidin tepesindeki askeri sınıfla kurulan ittifakın harekete geçirilmesi ile piramitteki bu yer kavgası finans-kapital lehine kesin olarak sonuçlandırılmıştır.

Refah partisinin kapatılarak içerisinden çıkarılan yeni bir ekibin bu kez finans-kapitalle uyuşum içerisinde çalışacağı güvencesi ile iktidara taşınmasına izin verilmiştir. İzin verilmiştir diyoruz çünkü piramidin oturduğu alt kaide olan “halk” piramidin şekillenmesini de sağlayan ana güçtür. Refah külleri üzerine kurulan ve “kaide” nin (yani halkın) desteğini alan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının sermaye (finans-kapital) kesimi ile müthiş bir uyuşum içinde olduğu bilinmektedir. Sermaye kesimi, bu iktidar döneminde en mutlu dönemini geçirmekte, finansmanının yettiği yere kadar kamunun tekellerini ele geçirmeye devam etmektedir. Türk sermayesi yabancı sermaye ile ortaklıklar kurmakta ve küresel sermayenin desteğini arkasına almaktadır.

Bu kez endişe sırası finans-kapitalin değil askeri sınıfın olmuştur. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi hükümetlerin askeri kesimi en fazla kızdıran uygulamaları piramit değişikliğine girişmeleri ya da buna başka katmanlar adına alet olmalarından başka bir şey değildir.

Boğa güreşlerinde de esas dövüş boğa ile matador arsındadır. Ancak, boğa sürekli olarak matadorun elindeki kırmızı pelerine saldırır. Matador, boğanın bütün enerjisini küçük bir pelerinin kırmızı rengi ile boşaltmaktadır.

Bir ülkenin rejimi konusunda en hassas olması gereken sosyal katmanın askeriye değil finans-kapital olması gerektiği açıktır. Bir rejim değişikliğinde en fazla zarara uğrayacak ve gerçekten canı yanacak kesim, sermaye kesimidir. Askeri kesim şu veya bu şekilde elimine edilemeyecek büyük ve etkin bir güçtür. O halde ortada bir tehlike varsa bu tehlikeyi en net ve ihtiyari bir şekilde görmesi gereken sınıf bu tehlikeden en fazla zarar görme ihtimali olan sermaye kesiminin olması gerekirdi. Hâlbuki rejim değişikliği konusunda en fazla hassasiyeti askeri sınıf göstermektedir. O halde ya bu hassasiyet tabi değil ya da gerçekte rejim değişikliği tehlikesi doğru değil…

Rejim değişikliği olarak ortaya konan, gerçekte; yönetim biçiminin değiştirilmesi mi yoksa yönetim biçimi değiştirilmeksizin piramit yapısının dizilişindeki değişiklik midir? Eğer bu kaygı rejim değişikliği ise sermaye kesiminin; yok eğer yönetim piramidinin üstüne kimin (askeriye ya da sermaye) geleceği ise askeri sınıfın; daha hassas olması doğaldır.

Askeri sınıfın en fazla hassas olduğu dönemlerde mutlaka piramit yapısında bir değişiklik yapılacağı algılamasının rol oynadığını görebiliriz. Aslında askeri-bürokratik sınıf, rejim değişikliği kaygısından ziyade piramidin tepesindeki yerlerinin değişeceği kaygısını ortaya koymaktadır. Bu nedenle, bu değişikliğe aracı-alet olan siyaset-politika sınıfının liberal-kapitalist düzene en yakın duran kısmı en fazla boynuz yiyen kesim olmaktadır.

2000’ li Yıllar ve AKP Dönemi Piramit Çatışması:

Daha öncekilerde de olduğu gibi Ak Parti iktidarına karşı 2007 Nisan ayında verilen askeri muhtıranın gerçek sebebi laiklik veya rejim değişikliği değil doğrudan piramit yapısında değişiklik yapılma ihtimali algısının olması gerekir. Ak Parti iktidarında, bu parti ile sermaye kesiminin uluslararası finans-kapitalle birlikte Türkiye piramit yapısını değiştirmeye başladıkları görülmektedir. Özellikle bu iktidar döneminde askeri sınıfın lobilerince; “Askeriyeye karşı bilinçli bir aşındırma kampanyası” başlatıldığı, hiçbir iktidar döneminde askeriyeye bu denli soruşturma açılmadığı iddia edilmektedir… Aynı söylemlere göre, hiçbir iktidar döneminde bir kuvvet komutanı hakkında alenen dava açılmamıştır…

Görüldüğü üzere; AKP iktidarının bilinçli bir şekilde askeriyenin itibarını küçük düşürdüğü tezi işlenmektedir. Aslında düşen ya da düşürülen askeri sınıfın itibarı değil bu sınıfın piramit yapısındaki tepe konumudur.

Avrupa Birliği ve ABD gibi batılı ülkeler, askeriyenin Türkiye’ deki rolünü, konumunu (piramidin tepesindeki yerini) sürekli gündeme getirmektedirler. Liberal-kapitalist batı ülkelerinde askeri sınıfın konumunun Türkiye’ deki gibi olmadığı, bu rolün aşağılarda olduğu sürekli belirtilmektedir. Türkiye’ nin batı kulübü içinde yerini alabilmesi için askeriyenin yerinin batı ülkelerindekine uyumlu hale getirilmesi gerektiği her aşamada dayatılmaktadır. Sivil bir anayasa ile demokratik kuralların tam olarak işletilmesi gereği hatırlatılmaktadır.

Askeri lobi dahi girmek istediği batı kulübünde kendi sınıfının yerini bilmektedir. Bu yer; finans-kapital ve siyaset sınıfının hemen altındadır. Ancak ülkenin özel şartları, O’ nu bu gerçeği kabul edip uygulamaktan alıkoymaktadır! Türkiye’ nin (özellikle asker ve bağlı lobilerin) bu taleplere verebileceği en makul cevap; Türkiye’ de bir rejim tehlikesinin bulunduğu ve bu tehlikeye karşı askeriyenin vazgeçilmez tarihi rolüdür.

Kimi zaman, sermaye-finans kesimi tarafından da dillendirildiği gibi Türkiye’ de ciddi anlamda bir rejim tehlikesi yoktur. Hiçbir mevcut siyasi partinin gerçek anlamda rejim değiştirme gücü ve niyeti bulunmadığı gibi halkın da böyle bir talebi yoktur. Değiştirilmek istenen rejim değil piramidin dizilişidir. Yani piramidin tepesi ile takip eden katmanlarına sırasıyla hangi güç katmanının oturacağıdır.

Son iki-üç yüz yıldır batılı kapitalist ülkelerin refah seviyesi ve kalkınmışlığı bu ülkeler piramit yapısının en rasyonel yapı olduğu konusunda bizim gibi az gelişmiş ülke insanlarını cezbeden bir yanı olmuştur. Güçlü olanın en iyi olduğuna dair kabul zaten halkın içgüdüsel olarak normal kabul ettiği bir anlayıştır.

2002 genel seçimlerinde yerel ve global sermaye kesiminin ve batılı liberal-kapitalist ülkelerin onayı ile iktidara gelen Ak Parti’ nin ne batı ne de sermaye kesimi için bir tehlike oluşturmadığı aşikârdır. Bu dönemde; sermaye kesimi tam bir işbirliği içinde hükümetle birlikte hareket etmiştir. Sermaye ve iktidardaki siyasi parti arasında hiçbir gerçek çatışma yoktur. Bu dönem, yerli sermayenin kamu tekellerini satın alma dönemidir. Sanayi sermayesinin bu dönemde finans-kapitalleşmeyi en rahat bir şekilde tamamladığı bir süreç yaşanmıştır. Yerli finans-kapitalin yabancı global finans-kapitalle evlilikler yaptığı bir dönemdir bu dönem. Türk finans-kapitali etkisini ve gücünü artırmış, büyümesini bu dönemde devam ettirmiştir.

Finans-kapitalin bu dönemde zaman zaman hükümeti tenkit eden ya da hizaya getirici çıkışları varmış gibi gözükmesine rağmen bu hareketlerin kendisinden ziyade askeri kesimin hassasiyetlerinin kendilerince de takip edildiğine dair taktik çıkışlardan öte bir anlamı yoktur. Hükümetin ekonomi politikalarının, şimdiye kadar hiçbir iktidar döneminde gerçekleştirilmediği sermaye kesimi tarafından belirtilmekte ve desteklenmektedir. Sermayenin, hükümetin arkasında durmasının nedeni bu hükümetle doğal bir müttefiklik ilişkisi değildir. Hükümetin finans-kapitalle bir vesileyle çatışması halinde hemen elimine edilmesinin alt yapısı zaten hazırdır.

Finans-kapital düşünsel ve yaşam biçimi itibariyle kendine yakın olan CHP, MHP ya da diğer partilerin iktidara gelmesini ise istememektedir. Zira CHP iktidarının doğal olarak askerin iktidarına devam anlamına geldiğini bilmektedir. Aynı durum MHP için de geçerlidir. Finans-kapital açısından oylar CHP ve benzerlerine, iktidar ise AKP’ yedir. Finans-kapital; piramidin tepesini elde etme arzusunu hiçbir şekilde askerin doğrudan ya da dolaylı kontrolünde bulunduğu varsaydığı diğer siyasi partilerle gerçekleştiremeyeceğini bilmektedir. Bu değişimi, askerle şu veya bu şekilde anlaşamayan ya da askeri sınıftan zaman zaman dayak yemekte olan siyasi gruplarla yapabilme şansı vardır. Her birinin nedenleri farklı olsa bile, Türkiye’ de sermaye sınıfı ile İslamcı sağ partiler arasında “askeri sınıfın” piramidin tepesinden indirilmesi açısından amaç birliği varmış gibi görünmektedir.

28 Şubat 1997 tarihinde mevcut iktidara karşı sermayeyi yanında gören askeri kesim, 2007 yılında bu kesimden alamadığı yardımı sokakta ya da cumhuriyet mitinglerinde halktan (piramidin kaidesinden) devşirme yoluna gitmiştir. Sermayeyi temsil eden büyük medyanın kendi yanında olmadığını bu dönemde çok açık bir şekilde hissetmiştir. Askeri kesim, iki ana piramit katmanının (sermaye-hükümet) müttefiklik ilişkisini çökertememiştir.

Hasan Cemal 7 Ağustos 2007 tarihli Milliyet Gazetesi’ nde “ Asker Abiler Kızar Sonra” başlıklı makalesinde;

“Kimileri 'köhne düzen'den yana.

Korkuları var çünkü.

Halktan korkuyor, seçim sandığına güvenemiyorlar. Halkın oylarıyla seçim sandığından çıkan çoğunluk öteden beri bu gibilerin uykusunu kaçırıyor.

Kim mi bunlar?

Aralarında sivili de var, askeri de. Yargıda da, siyaset kurumunda da uzantıları olan ve daha çok asker ağırlıklı olan bir güç bu...”

Diyerek, asker, yargı ve bazı siyaset piramitçikleri arasındaki güç birlikteliği ile asker ağırlıklı piramit yapımızı çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır.

Cumhurbaşkanlığı makamı ve seçimleri her zaman Türkiye’ deki piramit yapısının en tepesinde oturan güç odağının da temsil edildiği bir konum durumunda olmuştur. Onun için Cumhurbaşkanlarının tabi bir şekilde askeri sınıfa ait olduğu gibi bir intibaa oluşmuştur. Bu nedenle, bu makam temsili de olsa gücün kime ait olduğunu gösteren siyasi bir barometre özelliğindedir. Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve en son AKP dönemlerinde de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hep sancılı geçtiğini müşahede ediyoruz. Askerin sadece DP değil diğer bütün liberal-kapitalist programlı partilere de, CHP ve benzeri asker irtibatlı partiler hariç, aynı gerekçeler ve korunma duygusu ile soğuk baktığını görmekteyiz.

Özellikle askeri ihtilallerin anayasaları ile anayasal kurum ve kuruluşları bu “askeri piramit” yapısının devamını sağlayan manivelalar konumunda olmuştur. 2007 Nisan ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimi bu piramit yapısını değiştirmeye yönelik bir girişim olarak kabul edildiği için askeri katman tarafından anayasal kurumlar yardımıyla (anayasal yargı kurumu ) şimdilik önlenmiştir. Bu arada bahsetmek yerinde olur ki; dünyanın bütün yönetim biçimlerinde yargı piramitçiği o yerdeki piramidin tepesinde olan gücün en doğal müttefiki konumundadır. Tarihi bir gerçektir ki bütün iktidarlar güçlerinin devamını yargı gücü ile pekiştirirler. Bir ülkede güç odağı (devlet) kim ise yargının hukuku ve teşkilatlanması da bu güç katmanının devamını sağlamak üzere biçimlendirilir. Yargı adalet parmağını, hangi katmanın gözüne sokuyorsa o odağın gücünün altta, hangi katmana da sokamıyorsa onun piramidin en üstünde bulunduğunu görebilirsiniz… Tarihte örnekleri mebzul miktardadır…

Sermaye kesimi, askeriyeyi de memnun edecek sivil bir Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesini isterken belirlenen aday Abdullah Gül’ ü de alkışlamış ve piyasalara da alkışlatmıştır. Sermaye kesimi şunu bilmektedir ki hükümetin seçeceği sivil ve hükümetle uyumlu bir cumhurbaşkanı, içinden çıktığı siyaset katmanını değil sermaye katmanını piramidin üstüne taşıyacaktır. Hiçbir demokratik batı ülkesinde de seçimle işbaşına gelmiş iktidarlar kendi katmanlarının değil tabi bir şekilde sermaye-finans katmanının kontrol ve hizmetindedir. Gerçekten demokratik olan ülkelerin hepsinde iktidar olan güç hükümetler değil sermaye-finans kesimidir. Demokrasi, bir açıdan ve doğal sebeplerle o ülkedeki finans-kapitalin gizli iktidarını sağlayan bir yönetim biçimidir. Türkiye’ de, cumhuriyet mi yoksa demokrasi mi öncelikli ikileminde sermayenin tercihi de doğal olarak belli olmaktadır…

Türkiye’ de her on yılda bir kurumsal kimlikleri imha edilmiş siyaset lobilerinin gerçek bir güç odağı olarak görülmesi mümkün değildir. Ankara, kapısına kilit vurulmuş parti malikâneleri ile doludur. En büyük parti binası özel bir okul binası kadardır. Küçükleri de, iş hanlarının üst katlarında yer bulabilmektedir. Gücün göstergelerinden birisi eğer mülkiyet ve malikâneler ise siyasi partilerin hiçbir gücünün olmadığı zaten kendi binalarından açıkça görülmektedir.

O halde; Nisan 2007 deki Cumhurbaşkanlığı seçimindeki ilk yenilginin gerçekte iktidar (siyaset ) lobisine ait olduğu kadar sermaye-finans kesimine de ait olduğunu söylemek yanlış olmaz.

2007 Temmuz seçimlerini piramit yapısında bir değişiklik arzusunun sonucu olarak görürsek, seçim sonrası kurulacak hükümetin önüne konan ve konacak ilk projenin de sivil bir anayasa taslağı olmasını bu girişimin bir parçası saymak durumunda kalırız. Anayasa değişiklik talepleri esasında piramit yapısında değişiklik arzusu demektir. Görünüşte sivil siyasetin etkin ve başat hale getirilmesi gösterilse bile tabi ve zorunlu gerekçelerle siyasetin üstünde bulunan finans-kapital kesiminin bu piramit değişikliğinin gerçek kazançlı çıkanı olduğu anlaşılacaktır. Bu durumda, anayasal değişiklik sürecinde sermaye-finans kesiminin açık ve gizli desteğini açıkça görebileceğiz.

Türk finans ve sermaye kesimi, global sermaye ile bütünleşmek istiyorsa ülkenin piramit yapısını batılı ülke piramit yapılarına benzetmek ve entegre etmek zorundadır. Aksi halde askerin hakim pozisyonda olduğu bir piramit yapısında batı sermayesi ile sağlıklı ve kalıcı birliktelikler kurması mümkün değildir. Finans-kapital, büyüyemediği takdirde küçülmek zorundadır. Türk finans- kapitali kendi özgün sermaye birikimini ve üretimini gerçekleştiremediği için büyüme ve gelişme açısından her halükarda batı sermayesine muhtaçtır. Batı sermayesi ile bütünleşmek ise batı piramit yönetim biçiminin tabi bir şekilde kabul edilmesi demektir. Askeri vesayet ve şemsiye altında finans-kapitalin büyüme ve varlık-güvenliğini devam ettirme şansı çok zor gözükmektedir.

Sermaye kesimi tarafından geçmiş dönemlerde hazırlatılan bazı demokratikleşme çalışmaları askeri kesim tarafından şiddetli bir şekilde ihtar edilmiştir. Yine sermaye önceliğinde Güneydoğu ile ilgili hazırlatılan bazı çalışmalar da “sermayenin kendi işinin dışındaki işlerle uğraşmaması “ gerektiği yollu sert çıkışlara sebep olmuştur. Yine askeri lobinin Avrupa Birliği’ ne karşı olduğu ancak bunu açık olarak söylemediği de belirtilmektedir. Askerin AB’ ne; Avrupa kültür değerleri açısından değil bu ülkelerin piramit yapılanmasının kendi konumuna uygun olmaması açısından karşı olduğunu da bu arada not etmeliyiz.

Finans-kapitalin, ülkesinin yönetim piramidinde üstte bulunmadığı her durumda; varlığından ve servetinden güvende olması mümkün değildir. Özellikle Türkiye Finans-kapitalinin askeri sınıftan emekli ve yüksek rütbeli çok sayıda kişi ya da kişiler istihdam etmelerinin bir nedeni de servetlerinin ve konumlarının güvence altına alınması kaygısından başka bir şey değildir. Bu korunma temin edilmedikçe büyük sermaye-finans kesiminin küçük bir mafya grubundan dahi kendisini güvende hissetmesi mümkün değildir. Ancak; sermayenin piramidin tepesinde olduğu bir yönetim biçiminde bu güvenlik, sermayenin kendi oluşturduğu hukuk ve yönetim yapısı ile diğer alt katmanları tarafından onlara doğal olarak ve güç sıralanmasına uygun biçimde karşılanacaktır. Böyle bir piramit yapısında sermaye, korunan değil korutan durumunda olacaktır.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME:

Hiçbir ülkenin piramit yönetim yapısı tarihsel olarak değişmez değildir. Her piramit yapısının tarihsel oluşumu; aslında ait olduğu o ülkenin kendi sanayileşme ve ekonomik kalkınmasının da bir serüvenidir.

Ülkelerin coğrafik konumu, tarihi, etnik yapısı, doğal kaynakları, dini inançları ve benzeri muhtelif faktörler yönetim biçimini etkilediği gibi yönetim biçimleri de kısmen analizimizdeki piramit yapısının şekillenmesini etkilemektedir.

Piramit yapıları bir anlamda ekonomik yapılanmaya da işaret ediyorsa ki, mutlak manada etmektedir, her ülkenin piramit yapısı değişen ekonomik yapıya bağlı olarak zamanla değişmektedir. Tarihin akışına bağlı olarak gittikçe daha iyi bir piramit yapısına doğru gidildiği de söylenemez. Kaldı ki hangi piramit yapısının daha iyi olduğu sorusunun cevabını verilebilmek de kolayca mümkün değildir.

ABD’ li düşünür Francis Fukuyama’ nın “Tarihin Sonu” başlıklı makale ya da tezinin bir amacı da; başta ABD olmak üzere kalkınmış ülkelerdeki mevcut piramit yapısının insanlık tarihinde kaydedilebilecek en mükemmel bir yönetim ve ekonomik yapıya işaret ettiğini göstermekten başka bir şey değildir. Bu tezin de kolayca kabul edilebilecek bir düşünce olmadığı zaten akademik tartışmalarda ortaya konmuştur.

Aslında hangi piramit dizilişinin “daha iyi” olduğu bir noktada bu dizilişin piramidin alt katmanını oluşturan “ halk” a ne derecede ekonomik olarak fayda sağladığı sorusunun da cevabını vermeye bağlıdır. Ayrıca, bir ülkenin ekonomik üretkenliği ile sermaye birikimi o ülkenin seçmek durumunda kalacağı piramit yapısını bir açıdan doğrudan belirleyen etkenlerdir. Az gelişmiş bir ülkeye batı piramit yapısını monte etmek de mümkün değildir. Zira yönetim piramidinde güç odağı olarak saydığımız katmanlar tabi ve doğal süreçlere bağlı olarak gelişmeden bunlara piramit yapısında dışarıdan sıra tahsis etmek mümkün olmadığı gibi o ülkenin istikrarına da fayda getirmeyecektir. Piramidin ana ve doğal katmanları ile diğer küçük katmanları arasındaki etkileşimin yönü istikrarsızlık ve çatışmalara doğru kayacaktır

Türkiye’ nin mevcut sosyal ve ekonomik problemlerinin önemli bir kısmının a) asker b) finans-kapital c) siyaset sıralamalı piramit yapısından kaynaklandığı görülmektedir. Zannedildiğinin aksine gerçek piramit çatışması asker-siyaset arasında değil fakat asker-finans/kapital arasında olduğudur. Siyaset sınıfı, bu piramit çatışmasında yetkileri açısından değiştirici olduğundan kavganın bir tarafı gibi görünmesine rağmen bu husus aldatıcıdır.

Tarihi sosyal problemlerimizin aynı zamanda ekonomik problemlerimizle at başı gittiğini de görmekteyiz. Cumhuriyet yönetimi yeni bir piramit dizilişi meydana getirmişse buna bağlı olarak yeni bir bölüşümün de olması kaçınılmazdır. Ekonomik ve sosyal bölüşüm, katmanlar arası tabii piramit dizilişine uygun biçimde nihayete ermedikçe bu çatışma da devam edecektir. Ana ekonomik paylaşımın şu veya bu şekilde katmanlar arasında tamamlanması halinde bu paylaşıma uygun piramit yönetim dizilişi de kendiliğinden tamamlanacaktır.

Siyaset sınıfı bugüne kadar büyük ya da küçük muhtelif sermaye sınıfına kamu kaynaklarını aktarmış olmasına rağmen bizzat siyaset sınıfının kendi sınıfına ait bir finans-kapital sınıfı oluşturduğunu görmüyoruz. Siyasetçilere ana (büyük) bölüşümden ayrılan kısım il ve ilçelerin kamu ihalelerinden öteye gitmemiştir. Siyaset kesimine ana bölüşümde yer verilmediğini son dönemlerde net şekilde görmüş olduk. Büyük bölüşüm tamamen finans-kapitale ayrılmış vaziyettedir.

Piramit yapımızla ilgili içten ve dıştan değişiklik talepleri gün geçtikçe artmaktadır. Her yeni piramit dizilişinin aynı zamanda sancılı bir değişime işaret ettiği de bir vakıadır. Bu nedenle önümüzdeki günlerin hem ekonomik paylaşımın ve hem de piramit çatışmasının devam edeceği bir süreç olacağı aşikârdır.

Türkiye derin devlet yapısı, batı bloğu içinde yer alma konusunda samimi ve kararlı ise batı piramidini eninde sonunda kabul etmek durumunda kalacaktır. Yok, eğer bu batı piramit yapısı piramidin tepesindekilerce kabule şayan değilse kalan tek alternatif, Türkiye’ nin, mevcut kendi piramidine benzeşen başka ülkeler bloğuna yaklaşmak şeklinde olacaktır. Aksi halde yıllarımız her zaman olduğu gibi gerçek piramit kavgası yerine yapay ve sahte kavga nedenlerini tartışmakla geçecektir.

Bu makale toplam 3462 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.1880, Satış 1.1980; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.8820, Satış 1.8980
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi