- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Güven Akıncı
'Teröristler İsviçre`ye Saldırabilir'
Zürih Yukardaki ifade, İsviçre Genelkurmay başkanı Christophe Keckeis tarafından "Zürcher Landzeitung" gazetesine verilen röportajda geçiyor. Detone bir sesin "iyi akşamlar" demesinden dahi ürken İsviçreli`ler, askeri şefin bu açıklamasından sonra tam anlamıyla "yürekleri ağzında" dolaşır oldular. Bizim gibi askeri vesayeti hayatın her alanında hissetmeye alışmış ülkelerin çocuklarını pek etkilemeyen bu demeç kamuoyunda geniş yankı buldu. "Isviçre`nin bağımsız bir ülke oluşu, birçok kişinin sandığı gibi teröristlerin bu ülkeyi istisna tutacakları anlamına gelmez. Herşeye rağmen Isviçre`nin de bir batı ülkesi olduğu unutulmamalı. Şahsen ben böyle bir saldırı bekliyorum" şeklinde konuşan komutan halkı hazırlıklı olmaya çağırmayı da ihmal etmiyor. Burada halkın hazırlıklı olması telkinini biraz açmamız gerekiyor. Şöyle ki, Isviçre`de vatanı görevini sürece yaygın olarak yapan her İsviçreli erkek, silah ve techizatını özel mülkiyetine alıyor. Son teknolojiye uygun üretilmiş makinalı silahlar ve mermileri (özel olarak almak istemediğini belirtenler dışında) her İsviçreli`nin evinde var. Geçtiğimiz yıllarda işini kaybedince bunalıma giren bir genç Zug Kanton meclisini askerde edindiği makinali tüfekle basmış, 14 meclis üyesini öldürmüştü. O hadise nihayetinde, silahlara el konulması tartışılsa bile, durumda bir değişiklik olmamıştı. Vakıa odur ki, teröre karşı hazırlıklı olması istenen halk, gelişmiş silahlarla teçhiz edilmiş bir halktır. Şu günlerde Türkiye`de de benzer bir tartışma yaşanıyor. Türk genelkurmayının internet sitesine gece yarısı konulan bir bildiride "halkin teröre karşı kitlesel karşı koyma refleksi göstermesi" istendi. Yoruma açık bu ifadelerin yanlışlığını, yazıyı oraya koyan irade de farketmiş olmalı ki, yirmi dört saat bile geçmeden yeni bir metinle kasdedilenin "demokratik tepki"olduğu vurgulandı. Bu arada profesyonel kalem erbabının da dahil olduğu geniş bir kesim endişelerini vurgulamaktan çekinmedi. AB üyesi olmayan iki ülke; Türkiye ve Isviçre`de gelişen ve birbirine benzeyen iki hadise, tartışıldığı zemin ve içerik bağlamında çok farklı tepkilerle karşılandı. 27 Nisan bildirisiyle başlayan yeni yöntem ve içerik, Türkiye`de birkez daha siyaseti, asker üzerinden kategorize etti. Yani bildiri siyaseti doğal zemininden çıkarıp, asker destekli haksız rekabete yol açtı. Silahlı bürokrasinin caydırıcı gücünü yedekleyen kimi siyasal partiler, halk nezdinde bu gücü korkuya dönüştürüp kolay yoldan sonuca ulaşma arzularını saklamadılar bile. Parlamenter demokrasinin çanına ot tıkayan bu girişim, siyasi ahlak bir yana, taraf olan parti mensupları açısından da bireysel ahlak zaafiyeti olarak yorumlandı tabiki. Peki Isviçre`deki açıklama nasıl karşılandı? Önce nasyonalist eğilimleriyle öne çıkan ve yabancı düşmanlığının bünyesinde fazlaca yer bulduğu SVP`nin sözcüsünün açıklamasına bakalım "Ordu komutanı anlaşılan bu açıklamalarıyla bir eylem yapılmasını arzuluyor ve teröristlere davetiye çıkarıyor. Eğer bir yanlış anlaşılma yoksa ifadelerde, komutan derhal istifa etmeli" Şimdi de SVP`nin en güçlü rakibi olup, siyasette amansız mücadele verdigi SP başkanı Hans Jürg Fehr `in açıklamasına bakalım: “Komutan bir belge ve kanıta dayanmadan bu açıklamayı yaptıysa büyük bir sorumsuzluk göstermiştir.Derhal istifa etmelidir" Ülkede en güçlü iki partinin sözcüleri hemen hemen aynı cümlelerle tepki gösteriyorlar. Üstelik SVP ordu komutanının demecini, yürüttüğü yabancı düşmanlığı siyasetine pekala gerekçe kılıp bunu kullanabilirdi. Ve otoriteler emin ki, oylarını da üç beş puan artırması da mümkündü. Ancak bu siyasi ilkesizliğı yapmayı tercih etmedikleri gibi akıllarının ucundan bile geçirmiyorlar. Bize ne kadar ters değil mi? Militarizme gönüllü yazılmış hatta o odağı varlık sebebi bellemiş kadrolara bunu anlatmak zor olmalı. guvenakinci@hotmail.com Bu makale toplam 1470 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||