-
  SON HABERLER
Zarif Prens: <m:red>Cahit Zarifoğlu</m:red>
Yusuf Tosun
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Zarif Prens: Cahit Zarifoğlu

Yirmi yıl önce 7 Haziran’da aramızdan sessizce ayrılan şair, yazar, gazeteci, köşe yazarı, çocuk edebiyatçısı… Cahit Zarifoğlu, Anadolu’nun bağrından çıkmış "güzel" bir adamdır. Birçok yazı türünde ürün vermiş olmasına rağmen daha çok şairliğiyle anılmıştır. Sağlığında yeterince keşfedilemeyen her deha gibi o da ölümünden sonra fark edildi. Öğrencilik bursuyla taksitlendirerek bastırdığı, ancak soğuk bir kış günü sobaya tutuşturulan ilk şiir kitabı İşaret Çocukları da dahil bütün yazdıkları toplatılıp kitaplaştırıldı bir vefa borcu olarak. Yalnızlığın nehirlerini içinde okyanuslaştırarak hayata kanatlanan “uyarılan şair” Cahit Zarifoğlu, hem yaşadığı çağ hem de kendinden sonraki nesiller için güzel bir örnektir. Avrupa’yı otostopla gezecek kadar gözü kara, bir sabah camiden ezan duymayınca rahatı kaçacak kadar hassas, yaşadığı dağınıklıktan düzen oluşturacak kadar tertipli, bütün İslam coğrafyasına duyarlı, kırlarda bir tay gibi koşmak isteyen, çevresindekilere sürekli beyaz haberler veren…vs bir adadır o. Kısacası, yüreğindeki zengin hayallerle neresinden tutarsan tut hep aynı elmas...

Cahit Zarifoğlu, hayalleri zengin cevval bir şair-yazar. Zinde bir kalemi olan aşk ve dava adamı o. Kalemi eğmeden-bükmeden ve sözü yormadan oklarını bir bir hedefe saplayan gerçek bir dost… Yazıyı yüreğine, yüreğini O’na adar. Beyaz sayfalar arasında kaybolmaz hiçbir zaman. O, şiiriyle, öyküsüyle, deneme ve romanlarıyla kavi bir duruş sergiler. Yazıyla iç içe geçen hayatını, yaşamıyla yüzleştiren ender şair/yazarlardan biridir. Soylu tavır ve davranışlarıyla dikkat çeken zarif prens, çoğu kez yaşantısıyla çevresindekilere örnek olur. Özellikle yaşamının son döneminde yazdıkları daha çok mesaj verici ve halisane.

Cahit Zarifoğlu’nun yazı serüvenini irdelediğimizde, merkezde şiirinin yer aldığını görürüz. Günümüzün önemli öykücülerinden Ali Haydar Haksal’ın yerinde tespitiyle; “şiir ana damardır onda ve sanatının odağıdır.” Öyle ki; yetişmesine vefa borcu olan şairler bile ona hayretini ifade etmeden duramamışlardır. Hatta onu, “şair-i maderzad” olarak görenler de olmuştur. Sıra arkadaşı, kadim dostu Rasim Özdenören, rahmetli Akif İnan’ın, Cahit Zarifoğlu için kullandığı şair-i maderzad tabirinden; “…anadan doğma şair. Onun şairliği kesbi değil, Vehbi idi.” şeklinde bir anlam çıkarmamız gerektiğini söyler bir söyleşisinde. Aslında onda şiir, hep öyküyle birlikte yürümüştür. Zarifoğlu, yıllar önce öyküyle şiirin birbirine yakınlaştığını hissediyor olsa gerek ki, şiirle öyküyü birbirine yakınlaştırarak sanatını sürdürmüştür. Zarifoğlu’nun sadece meşhur “İNS” öyküsü bile, onu ve sanatını anlamamız/algılamamız/yorumlamamız için yeterlidir. İns öyküsü, iç içe halkalar şeklinde genişledikçe açıklığa kavuşan imge yüklü şiirsel yoğun bir öykü… daha doğrusu öyküde kendine has, özgün ve farklı bir anlatı... yeni bir tarz roman girizgahı da denilebilir.

Cahit Zarifoğlu, başı göğe değen evrensel bir bakış açısıyla inandığı değerler için yüreğini ortaya koymuş ender şahsiyetlerden biridir. O ezilmiş, parçalanmış ve yeniden kendine gelmeyi bekleyen bir medeniyetin güçlü sesi ve nefesi olmaya çalışmıştır. Ümmet bilinciyle yol alan Cahit Zarifoğlu’nda bir parça Mehmet Akif Ersoy tadı da vardır. Sadece Mehmet Akif mi? Hayır, Necip fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç’un yüksek sesli ünlemlerine de rastlıyoruz Zarifoğlu şiirinde.

Cahit Zarifoğlu yazdıkları ve yaşadıklarıyla üretken bir mihmandardır. O, kendinden sonraki kuşaklara bir kılavuz, aydınlatıcı ve ilham kaynağı olmuştur. İsmet özel de bu yönüyle şaire hakkını teslim edenlerden: “kendinden sonra yazmaya başlayan genç Müslüman şairlere hangi özellikleriyle yol göstermiş olurlarsa olsun, ondan sonrakiler onda ders alınacak bir taraf bulacaklardır.” Günümüz birçok genç şairin de Cahit Zarifoğlu şiirine yaslandıklarını görüyoruz. Zarifoğlu bu yönüyle, Türk edebiyatında yeni bir damardır.

Yürek Safında Mücadele

Bütün insanlık bir değirmen gibi öğütülürken yeryüzü vadisinde, o bütün samimiyetini olabildiğince yalın bir halde yansıtıyor harflere. Sanırım onu üslubu, şiiri, sanatı v.s. yönleriyle irdelemek yerine, hayata ve ötesine olan bağlılığı ile ele almak daha isabetli olur.

Aslında Zarifoğlu, kendi dönemini -bir ara dönemi- zengin hayalleriyle kayıtlara geçiyor. Kullandığı kelimeler, parmak bastığı mevzular kayıp bir kuşağın ana gündemini günümüze taşıyor gibi. Müslüman coğrafyada at sırtından inmiyor ve sürekli ileriye sürüyor atını yazdıkları ve yaşadıklarıyla. Afganistan, İran, Hama bu koşuyu hoş tutan ve dinamitleyen unsurlar olarak karşımıza çıkıyor onda.

Cahit Zarifoğlu düz yazı ve şiirlerinde zaman zaman sıkıcı gibi görünse de, aslında yazılanlar kendi döneminin sıcak gündemleri. Anlaşılmak gibi bir derdi olmamasına rağmen, anlaşılmamak için de çaba sarf etmediğine şahit oluyoruz yazdıklarında. Onun poetika gibi bir derdi yoktur. Ancak bu durum onun kendi şiir dilini/poetikasını oluşturmadığı anlamına gelmez. Kurallar üstü bir bakış ve üslup var yazılarında. O, kendine yöneltilen bu tür eleştirilere; “Tarzım böyle, Zor anlaşılırlık bu şiirlerin kendisinde olmalı. Acaba zor anlaşılır şiirler mi var, yoksa zor anlayan şiir okurları mı?” Cahit Zarifoğlu, dikkatli bir göz ve gönülle okuyanlar için zor anlaşılan bir şair değildir. Şiir ve öyküsünün imge yüklü olması, onu zorlaştırmaktan ziyade derinleştirir. Bu durum da, onu yüzeysel olarak değil de titiz ve derinlemesine okumaya zorlar bizi. Çünkü o, “yürek safında” babacan bir şairdir ve ancak yüreğini ortaya kayarak okuyabilenler tarafından anlaşılabilir.

O, M. Ruhi Şirin’in deyişiyle “sessiz görünümü altında savaşan bir kalbin sahibi...” Ya da, yüreğini son zerresine kadar inandığı dava uğruna feda eden eşsiz bir savaşçı.

Dünya’ya yabancıdır o. Sanki dünya da ona…Bütün çabası ötelerdeki mutluluk… hayatının son demlerinde bile eşine telkini “oku” olmuştur. Uzağı gören ufku açık bir insandır o.

Hem yazdıklarında, hem de yaşadıklarında “acı” onun vazgeçilmezlerindendir sanki. Onu yakından tanımamıza ve anlamamıza yardımcı olan günlük tarzındaki “yaşamak” eserinin ilk cümlesinin “ne çok acı var” ile başlaması tesadüfi değildir. Sürekli yalnızlığa akan bir “acısı” vardır şairin. Hayatını acıyla yoğuran, acısını ise O’na giden yol yapan bir derviştir aynı zamanda.

Söyledikleri ve yazdıkları onun gibi bizi de yakından ilgilendiriyor. Düz yazıları, yazarın hem bilinen yönlerinin daha iyi anlaşılmasına ışık tutarken, hem de bilinmeyen yönlerini gün yüzüne çıkarıyor. Yazar, düşünmekten değil ama, konuşmaktan fazla hoşlanmaz. İçine akıtır incilerini o hep. Bazen de kaleminin ağına takılır defineler onda. Tıpkı Mevlana gibi, “Daha diyeceklerimiz vardır ama aklın sürçeceğinden korkarım.” prensibini düstur edinenlerden.

Bu şehirden kaçma vakti

Her ne kadar bir plan dahilinde çalışmayı severse de Zarifoğlu, kendi yazılırının çoğunu kendi deyimiyle “esinti” den yola çıkarak yazar. Konuşma üslubuyla ve aynı zamanda tüm içtenliğiyle kelimeler çarpar yüreğimize onda. Duyguları sanki Rilke’nin, “ilham olmadan şiirin cesedi yazılır ancak.” tespitini tercüme eder gibidir. O, dış etkenlerle birlikte ilhamı ön plana çıkarır. Ama, tek başına ilham da bir şey ifade etmez ona göre.

Şehir; onda “korkuncun ülkesi” olarak belirir. Modern şehirse, ruhunu sıkan bir mengene…İnkılap gazetesinin ilk ve son sanat eki olan fikir-sanatta “bu şehirden kaçmak vaktidir” derken aslında o, şehirle birlikte beliriveren bu korkuncu da dile getirmek istemiştir.

Günler,; “motor fabrikalarında akan bantlar üzerinde kayıp gider.” Ona göre bu hızlı akış içerisinde, sıcak yataklarından defalarca kalkabilenler ancak sanatkar olabilirler. Sanatkar, sadece söyleyişe değil, mesaja da önem vermelidir.

Edebiyat ilişkileri çoğu zaman sorunlu olmuştur. Belki de, edebiyatla uğraşanların doğasında vardır bu durum. Onun da vurgusu buna; “...edebiyat ilişkileri de bir gerginlik içinde sürüp gidiyor.” Ancak o yazı hayatı boyunca edebiyatın bu nahoş arka sokak polemiklerinden uzak durmuştur.

Henüz ömrünün baharında adeta bir kuş gibi aramızdan kanatlanarak uzaklaşan Cahit Zarifoğlu, yazdıkları ve yaşadıklarıyla ölümsüz olmuştur şüphesiz. Dolu dolu bir yaşam böyle noktalanırken, eserleriyle bize sunduğu kocaman denizde kulaç atmak düşüyor bize.

Cahit Zarifoğlu otobiyografisi (1940 -1987)

"1940'ta Ankara'da doğdum.Rahmetli babam hakimdi.Bu vesile ile çocukluğum Güneydoğu'da geçti.

İlkokula Siverek'te başladım.Maraş ve Ankara'da bitirdim.

Ortaokula ise Kızılcahamam'da başladım,liseyi Maraş'ta tamamladım.

Aslen Maraşlıyım.Ceddimiz 300 yıl kadar önce Kafkasya'dan Maraş'a gelip yerleşmişler.

Bunlar üç kardeşmiş ve içlerinden birinin adı Zarif'miş.İşte bizim aile bu Kafkasyalı Zarif'ten geliyor.

Daha çok bu sebeple olacak Kafkasya'yı çok seviyorum.

Edebiyata lise yıllarında şiir ve kompozisyonlar yazarak başladım.

Usta hikayeci Rasim Özdenören,şair Erdem Beyazıt,şair Alaaddin Özdenören ile aynı sıralarda okuduk.

Liseden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatını bitirdim.

Öğrenciliğim sırasında çalışmak zorundaydım.Muhtelif gazetelerde sayfa sekreteri olarak çalıştım.

Bu yüzden tahsilim biraz ağır aksak ilerledi.

Bütün bunlar zarfında vazgeçmediğim,değişmeyen,istikrarlı bir yönüm vardı,o da şairliğim ve yazarlığımdı.

Bir yerde çok titiz bir insanım,bir bakıma da hiç titiz değilim.

Görünüşte bir düzensizlik içindeyim,ama her şey zihnimde benim de şaştığım bir disiplin ve düzen içindedir.

Şu masanın halini görüyorsun.Çekmecelerde öyle.Ama söyleyin bir şey onu gözüm kapalı çıkarayım.

Hayatımda öyle.Bir telaş içinde parçalanmış gibiyim.Ama saati saatine programlanmışımdır.

Şiiri de ne zaman yazacağımı bilmiyorum.Memur gibi.Durum öyle gerektiriyor.

Sezai Karakoç Ağabeyin yayınladığı Diriliş dergisinde şiirlerim yayınlandı.

Ağabeyin sohbetlerinden ve yazdıklarından çok şeyler öğrendik.Her anlamda bizim hocamızdı.

Yetişmemizde çok büyük faydası oldu.Sonra Nuri Pakdil ve arkadaşlarının yayınladığı

Edebiyat dergisinde yazdım.

1976'dan itibaren ise ben,Erdem Beyazıt,Rasim Özdenören,Akif İnan

ve Nazif Gürdoğan'nın kurucuları olduğu Mavera dergisinde şiirlerim,bir-iki hikayem,

senaryo çalışmalarım,günlüklerim ve "Okuyucularla" ismini verdiğimiz sohbetlerim yayınlandı.Bir kaç yıldan beri ise roman çalışıyorum.Bunlardan ilki Savaş Ritimleri 1985'te yayınlandı.Ayrıca çocuk edebiyatı dalında kitaplar yazdım." (Sohbet,Olcay Yazıcı,Türkiye,10 Mayıs 1986)

Cahit Zarifoğlu, 07 Haziran 1987'de sessizce aramızdan ayrıldı. Ruhun şad olsun zarif adam.

ESERLERİ:

Şiir:İşaret Çocukları

Yedi Güzel Adam

Menziller

Korku ve Yakarış

Hikaye:İns

Çocuk Hikayeleri:Serçekuş

Katıraslan

Ağaçkakanlar

Yürekdede ile Padişah

Küçük Şehzade

Motorlu Kuş

Kuşların Dili

Çocuk Şiirleri:Gülücük

Ağaçokul (Çocuklara Afganistan Şiirleri)

Roman:Savaş Ritimleri,Ana

Günlük:Yaşamak

Deneme:Bir Değirmendir Bu Dünya

Zengin Hayaller Peşinde

Tiyatro:Sütçü İmam

yustosun@hotmail.com

Bu makale toplam 2711 defa okunmuştur.

 

Döviz fiyatları güncelleniyor
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi