-
  SON HABERLER
<m:blue>'Bizi Yok Sayamazsınız!'</m:blue> Mitingleri
Taha Özhan
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
'Bizi Yok Sayamazsınız!' Mitingleri

“Cumhuriyet mitinglerini” anlamak zannedildiğinden de müşkülatlı bir iş. Mitingleri düzenleyenler (ya da korkutanlar), katılanlar (ya da korkanlar) ve ortaya çıkan sonuçlar şeklinde tasnif etmek yanlış olmayacaktır.

I. Mitingleri Düzenleyenler

14 Nisan mitingi öncesi, Cumhuriyet gazetesinde yapılacak mitinge yönelik aşağıdaki bildiri yayınlandı. Mitingleri düzenleyenler hakkında fazlaca söze ve yoruma yer bırakmayan bu metni anlamak her babayiğidin harcı değil. Aşağıdaki metni, Türkçe dahil, her hangi bir dile tercüme etme başarısını gösterebilen her kişi mitingleri düzenleyenleri de anlayacaktır.

"Cumhuriyetin, tam bağımsızlığı, ulusal egemenliği, çağdaşlaşmayı ve laikleşmeyi içerip öngören kurucu felsefesine ve özgürlükçülüğü, çoğulculuğu ve katılımcılığı da aşarak günümüzde insan haklarına dayalılık ve insan merkezliliğine ulaşmış çağcıl yönetim felsefesi demokrasiye karşı, teokrasiye dönük, çağdışı ve din/dinsel merkezli bir yönetim felsefesi, cumhuriyet ve demokrasiyi savunan güçlerin aymazlığı, güç birliği, bağlaşma ve birleşik duruş bilincinden yoksunluğu ve askersel güçlerin Cumhuriyet Devrimi güçleri ile bağlaşıklıktan koparak 12 Mart 1971'den doğrultu düzeltmesi yaptığı 28 Şubat 1997'ye değin süren cumhuriyet ve demokrasiye karşı güçlerle bağlaşması ve belirleyici olarak da ABD emperyalizminin Türkiye için öngörüp planlayarak 12 Eylül 1980 askersel darbesi ile yürürlüğe koyduğu Yeşil Kuşak projesi, 12 Eylül despotik askersel diktatörlük güçlerinin bu proje uyarınca ülkemizdeki cumhuriyet ve demokrasi güçlerini bir daha toparlanamayacak biçimde dağıtarak, doğal bağlaşıkları dinsel ve feodal güçlerle bağlaşması sonrasında ve bugün Ilımlı İslam projesine dönüştürülmüş olarak iktidarı ele geçirmiş ve beş yıla yakın bir süredir iktidarda bulunmaktadır."

(Prof. Server Tanilli, Prof. Bilsay Kuruç, Prof. Veli Lök, Prof. Tuncer Bulutay, Prof. Erdoğan Soral, Prof. Muammer Sun, Prof. Necdet Adabağ, Güldal Mumcu, Nilüfer Kışlalı, Şengül Hablemitoğlu, Tuncay Özkan, Yılmaz Dağdeviren, Ataol Behramoğlu, Tarık Akan, Edip Akbayram, Rutkay Aziz, Nihat Behram vb. isimler).

Yukarıdaki paragrafı anlamanın ne kadar zor olduğunun farkındayım. Ama “hakikat şimşeği fikirlerin çatışmasından doğar. Dolayısıyla bilimsel düşünce yapısı ancak fikirlerin serbestçe söylenebildiği bağımsızlık ortamında gelişebilir. Bağımsızlık temeline dayanan bilimsel düşünce yapısı ile ortaya çıkan gerçek araştırmacılık, toplumun bir bütün olduğunu gösterdiğinden, evrensellik ve barış hedefine ulaşılır.” (Erke Dönergeci sitesindeki Erke tarifinden, www.erketurk.com “tr” uzantısı olmadığını da esefle görmüş olduk)

II. Mitinglere Katılanlar

Mitinge katılanları “kitlenin sürükleyicileri” ve “kalabalığı oluşturanlar” şeklinde tasnif etmek gerekiyor. Öyle ki “kitleyi sürükleyenler” ideolojik ve sınıfsal endişelerle bir araya gelirken; “kalabalığı sağlayanlar” samimi ve irrasyonel duygularla katkı sağladılar. Mitingleri düzenleyen ideolojik ekibin merkezinde bulun(a)mayan “sürükleyiciler”, 4.5 yıllık AKP iktidarı karşısında iyiden iyiye sıkışan pozisyonlarının önünü açmak üzere mitinglerde boy gösterdiler. Tek parti yıllarının ardından tek başına bir kez bile iktidar olamamış bir partinin keskin inançlılarını da oluşturan bu “sürükleyici kitlenin” iktidar özlemini küçümsememek gerekiyor. Bu özlemin ekonomi-politiği ve politik teolojisini anlamaya çalışmak lazım. Bu bir yönüyle “dedeleri de memur-bürokrat olanların, torunlarının da vasıf aranmaksızın ekmeklerini hayat boyu garanti altına alınması” talebi ve endişesidir. Sürükleyici kitle, malum sloganların şemsiyesi, “devlet iktidarının kurumlarının koruması” altında çocuklarının Türkiye ekonomi-politiğinde zorlanarak, torunlarının ise ancak vasıflı olurlarsa “ekmek bulabileceklerini” çok açık bir şekilde görmeye başladılar. Ekonomi-politiği fay hattına yerleştirdiğimiz zaman, mitinge katılanların sınıfsal endişelerini daha kolay anlamamız mümkün olacaktır. Teziç’in “devlet iktidarını da” ele geçirecekler çıkışı mezkur fay hattının en güzel tarifidir. Lakin buradaki asıl endişe “devlet iktidarına” duydukları derin ve metafizik bağlılık değildir. Aksine şahsi çıkarlarının devlet iktidarından nemalanmasının riske girmesi asıl endişe kaynağıdır. Tam da bu sebepten dolayı mitinglerin yapılması kaçınılmaz olmuştur.

Türkiye sosyolojisi tersine dönüşün başlangıcındadır. Sosyolojinin dönüşümü herkesten çok “sürükleyicileri” rahatsız ettiğinden dolayı sokağa dökülme ihtiyacı hissetmişlerdir. Ama bu sefer derin bir siyasal fark bulunmaktadır. “Devlet iktidarının” korunması altındaki bu kitle “Türkiye’de biz de varız, bizi de görün!” şeklinde haykırmaktadır. Kullandıkları kelimeler “devlet iktidarı lügatinden” olması kimseyi yanıltmasın. Tam tersine kullandıkları dil “muktedir havası verilmiş cümleler kurmalarını sağlayan kifayetsiz ve yenilmiş” bir dildir. Türkiye’nin bundan sonraki sancıları, milletin ya da yeni sosyolojinin “bizi yok sayamazsınız” diye haykıran kitleyi içine sindirmesi olacaktır.

Mitingler de kalabalığı oluşturanlar ise son derece kırılgan bir sosyolojiyi temsil etmektedir. Üstüne çarpı işareti atılmış başörtüsü fotoğrafının yanında bayrak sallayan türbanlı kızlardan, kasketli-tülbentli Alevilerden, Gül Cumhurbaşkanı olursa çarşaf giymesi gerekeceğini düşünenlerden, aynı anda, ABD’ye, AB’ye, İran’a, Araplara, İsrail’e, Kürtlere, Ermenilere, Şeriata, İslam’a, misyonerlere ve hatta “petrole bağımlı hale geleceğimiz için otoban yapılmasına” da karşıdır kalabalığı oluşturanlar. Bugüne kadar insanlığa sunabildikleri en ciddi katkı “Erke Dönergeci”dir. Baştan aşağı irrasyonel argümanlar üzerinden yürüyen “cehaletler çatışmasını” ne tarif etmek kolaydır ne de anlamak. Entelektüel beslenmesini Emre Kongar’dan, siyaseti Tuncay Özkan’dan, tarih bilincini Yekta Güngör Özden’den, Türkiye dair düşüncelerini Türkan Saylan’dan devşiren bir kitle var karşımızda. Başka bir deyişle, rasyonel her hangi bir tartışmanın çoktan hitama erdiği bir çizgi ile muhatap oluyoruz. Dikkat buyurunuz, Erke Dönergecinin mucitleri karşımızdaki kitleyi organize edenler arasında bulunmaktadır. Kendisinden başka herkesten ve her şeyden korkan, tabii batı ajanı bir zihni anlamaya çalışıyoruz. Yapılması gereken tek şey “cehaletler çatışmasında taraf olmamaktır.” İkna, anlamaya çalışmak, kendimizi anlatmak, tedirginlikleri gidermek ve hakiki laiklik türünden her naif yaklaşım mezkur cehaletin yaktığı ateşe odun taşımaktan öteye gidemeyecektir. Aksine cehalet ateşinin zayıflamasını sağlayacak oksijeni tartışma atmosferinden çekecek adımlar atılmalıdır. Mezkur laiklik söylemi milleti karşısına alamadığı bütün tartışmaları kaybetmiştir. Milletin kendileriyle kavga etmediklerini gördükleri noktada, kendi yaktıkları ateşi söndürme derdine düşeceklerdir.

III. Mitinglerin Mesajı

“Cumhuriyet Mitingleri” sonunda Amerika’ya da taştı. Türkiye’de yapılanlarında Amerikan karşıtlığı olmasına rağmen, bir grup Cumhuriyet koruyucusu kendini Amerikan meydanlarına atıverdi. 20 Mayıs’ta Amerika’nın başkentinde, “cumhuriyetin tehlikede olduğunu fark eden bir grup” ülkemizi içine düştüğü karanlıktan kurtarmak üzere Washington’da Beyaz Saray’ın karşısındaki Lafayette Parkı’nda bir nümayiş düzenledi. Amerika’da arabasının arkasına “ya sev ya terk et!” çıkartmasıyla dolaşan Türkleri görmüşlüğümüz vardı. Lakin işi cumhuriyet mitingi düzenlemeye, bir elinde Amerikan bayrağı bir elinde bizim bayrağımız, hatta istiklal marşımızla ABD ulusal marşı art arda okuyacak kadar ileri götüreceklerini düşünememiştik. Geldiğimiz son nokta, memleketin milli normalleşmesine direnen sosyolojiyi açık bir şekilde görmemizi sağlamaktadır. Bu sosyolojinin söylemleri ne olursa olsun tek bir misyonu vardır: milli normalleşmeyi inkıtaya uğratmak. Milletin diliyle konuşanların üstüne düşen vazife, cehaletlerin çatışmasında taraf olmadan yerli, milli ve onurlu bir duruşu korumak olmalıdır. Ancak böylesi bir duruş hem milletle kavga etmek üzere yakılan ateşe odun taşımayan hem de Amerikan ulusal marşını okuyanları teşhir eden bir bilinç inşa edecektir.

Bu makale toplam 2428 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.1750, Satış 1.1850; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.7250, Satış 1.7410
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi