- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Rüstem Budak
Türkiye’de toplumsal- siyasal sorunlar irdelenirken karşımıza bazı sosyolojik kavramlar çıkar. Bunlardan en çok gündeme gelenlerden birisi de taşralılık (köylülük) olarak adlandırılan olgudur. Türkiye’nin geri kalmasının temel sebeplerinden biri olarak sürekli dile getirilir. Taşra İslamcılığı, Taşra solculuğu düşünce temelinde sıçramanın önünde temel engellerden biri olduğu düşünülür. Bazıları da Taşra’nın dinamik gücüyle değişime destek verdiğini, yabancılaşmayı, yozlaşmayı engellediğini savunur. Taşra sadece bölgesel değil düşünsel, yaşamsal, kültürel varlık kodlarını temel alan farklılığı ortaya çıkaran bir sürecin parçası olduğu iddia edilir. Taşra çıkış ve gelişim olarak siyasal kaynaklı bir kavramdır. Osmanlı imparatorluğunun son döneminde modernleşmeyi toplumsal alana yaymak için İstanbul’u merkez diğer bölgeleri ise taşra kabul eden düşünceyle ortaya çıkar. Merkez reformları çevreye yaymak ister. “İmparatorluğun “Batı Taşrası”, Rumeli vilayetleri, Batı Anadolu ve Akdeniz kıyısı- Suriye, Lübnan- eyaletleri, bu merkezi girişimi destekler, hatta teşvik ederken, “Doğu Taşrası”, Orta ve Doğu Anadolu, Irak kuşkulu, endişeli ve tepkilidir.”1 İmparatorluğun yıkılması ve yeni devletin kuruluşu ile bu duruş Ankara’nın var edilişi ile yeni konumlandırma oluşmuştur. “İstanbul ile Batı taşrasını bir araya getiren bu durum, siyasal- idari merkezin (Ankara) otoriterlik dozu artırıldığı oranda İstanbul ve Batı taşrasında alternatif modernleşme anlayışına itti.” 2 İstanbul imparatorluğun bakiyesi olarak Ankara karşısında geleneğin, muhafazakârlığın modernlikle beraber duruşunu temsil eder. Ankara ise askeri- bürokratik yapısı ile batıcılığın ve yeni cumhuriyetin temsilcisidir. Modernliğe karşı Osmanlı döneminden beri devam eden “kuşkulu, endişeli ve tepkili” duruş Cumhuriyet döneminde isyanlar(Aznavur, Dersim, Şeyh Sait), partiler(Serbest Fırka- DP- MHP- MSP) ve ideolojik kamplaşmalar ile kendini gösterir. Yeni cumhuriyet Osmanlı’nın reformları çevreye yayma çabası cumhuriyetle birlikte her alana yayılarak devam eder. Bu noktada bir süreklilik vardır. Cumhuriyet sadece reformları daha keskin bir boyutta uygulamıştır. Devrimler, Köy Enstitüleri modernleşme olgusunu merkezden taşraya götürme çabasıdır. Taşranın bu noktada dışlanmış olduğu hissiyle bir öfke birikimi de oluşmuştur. “Dışlanmanın doğurduğu bir öfke birikimi kaynıyor mu taşrada? Dışlanma, marjinalleşme endişesinin, kendini saydırmaya dönük bir kıpırdanmayı tetiklediğine ilişkin işaretler yok değil. Her “yer”de, bir “şeyiyle” temayüz etme çabası var.” 3 Bir taraftan yeni idari bölümlenmeye itiraz eden ve her fırsatta il olmayı talep eden, kültür- edebiyatta İstanbul’un kendini tek merkez kabulünü herkese kabul ettirmesi, İstanbul takımlarına ( Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe) Anadolu takımlarının Trabzon şahsında ki duruşları, gibi bir çok örneklik bu öfkeyi değişik formlarıyla ortaya çıkarır. Taşranın insan zihnindeki yansımaları birbirine çok benzer. Bu insanın hangisi olduğunda farklı görüşler vardır. “Dar ufuklar,kahredici bir yeknesaklık, boğucu bir taassup, iletişim evreninin –teknolojiyle daha da derinleşebilen- kısıtlılığı, cemaatlere sıkışmış kısır bir kamu alem, yabancı olan her şeyi tuhaf bir bitkiymiş gibi algılayan “yabani” bir hal, vasatlığın hizaya sokucu egemenliği” 4 “Mahremiyet, Masumiyet, Mahrumiyet, Muhalefet”5 “ ‘Orası’ taşra kavramını doğuran bir mekânın, kimi zaman tinin, bazen bir dönemin, kısaca ‘yer’le ‘an’ın, ‘durum’la, ‘ruh’un birbirine girdiği; taşrayı odağa alırsak, içerden kendini yücelten bastırılan belirsizliğin adıdır.”6“Bir dışta kalma, bir daralma, bir evde kalma deneyimi… Evin içinde, dört duvar arasında, dantelli tül perdelerin ardında yaşanan bir sıkıntı. Her gün aynı saatte geçen trenin sesinin böldüğü, tern ufukta kaybolurken yeniden bütün ağırlığıyla çöken; yolu kasabaya düşmüş bir kervanın çanlarıyla dağılan, çan sesleri sönüp gittiğinde daha da artan bir sıkıntı”7 Taşra: Darlık, boğuntu, kasvet, tekdüzelik, kenarda kalmışlık, gerilik, bağnazlık, kavrukluk, güdüklük... Taşra: Saflık, samimiyet, sıcaklık, sahicilik-otantiklik, sükûnet, asûdelik... Buna benzer olumlu-olumsuz klişelerle anılır taşra. Peki o klişelerin ötesinde ne var? Bütün bu tasvirler aydınlanma sürecini yaşayan veya yaşadığını iddia eden insanların yorumlarıdır. Bu bölgelerde yaşayan insanların böyle bir şikâyeti, tartışması yoktur. Hallerinden memnundurlar. Batıdan doğuya gidildikçe yavaşlayan zaman, derin bir durağanlık ve dönüşen iç yapı vardır. Bu tanımlama halkı geri, eğitime tabi tutulması gereken bir kesim olarak görenlerin bakışını yansıtan insanların düşünceleridir. Halk ile aydın arasında oluşan uçurumların bir parçasıdır. Eğitim düzeyiyle birlikte artan farklı sosyal- siyasal beklentiler doğal olarak bazı sınıflandırmaları beraberinde getiriyor. Taşra dediğimizde öncelikle bir merkez olması gerekiyor. Taşranın Türkiye’de algılanışında merkezin neresi olduğu noktasında bir ortak görüş bulunmamaktadır. Merkez bazıları için Ankara- İstanbul, bazıları için Şehirler, bazıları içinse batı bölgesidir. Bir çok kişiye göre Taşra İstanbul dışındaki yerlerdir. İstanbul’un her anlamda diğer şehirlerden farklı kılan sosyo- kültürel- ekonomik- stratejik özellikleri var. Türkiye’de hangi noktada olursa olsun İstanbul ile ilinti kuramayan her düşünce, iş ve eylem sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Bunda tarihsel süreç içerisinde İstanbul’un diğer bölgelere karşı hâkim olan bakış açısının önemli etkisi vardır. Taşra modernleşmeye karşı tepki duyan, korku- tepki merkezli yaklaşan ve geleneksel değerleri önceleyen yaşayışı devam ettiren anlayış olarakta ortaya çıkar. Türkiye’de modernleşme olgusu ile birlikte tüketim araçlarının temini, refah düzeyinin yükselmesini hedefleyen yaşam biçimi hayat algılarını değiştirmiştir. “Kimse kendisi olamaz bu ülkede! Yenikler ve ezikler ülkesinde olmak bir başkası olmaktır. Bir başkasıyım, o halde varım! Peki, yerinde olmak için can attığın o bir başkası da sakın başkası olmasın”8 1950’li yıllarla Türkiye’de hem Avrupa’ya, hem de Büyükşehirlere yaşanan göçlerle Taşra olgusu da değişmeye başlamıştır. Hem şehirler taşralaştı, hem de taşrada şehirleşmenin farklı görünümleri ortaya çıktı. Bu konuyu geniş bir şekilde ele alan eserler çok azdır. Ancak değişik vesilelerle kriz anlarında sorunu izah etmek ve içinden çıkıvermek için öne sürülen kavramlardan biridir taşra- lı- lık. Bu konuda Tanıl Bora’nın derlediği, Nuri Bilge Ceylan’ın fotoğraflarıyla katkıda bulunuyor. Merkez(ler) ve Taşra(lar) Dönüşürken / Ömer Laçiner, Taşralaşan ve taşrasını kaybeden Türkiye / Tanıl Bora, Memleketin Taşra Hali / Ahmet Turan Alkan, Taşranın “taşı toprağı altın”da ne vardır? / Melih Pekdemir, Taşra Karalaması / Ahmet Çiğdem, Kadınlar: Taşranın Yurtsuzları / Arzu Çur, Taşra ve Aydınları / Necati Mert, Orda bir taşra var uzakta / Ömer Türkeş, Taşranın ve büyük kentin endam aynası: Köy / Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Şiir taşraya aittir / Haydar Ergülen, Taşranın ötesinde / Hasan Ali Toptaş, Taşraya içeriden bakmak mümkün müdür? / Şükrü Argın, Taşraya bahar hiç gelmez mi? / Tuncay Birkan’ın yazılarının yer aldığı Taşraya Bakmak kitabı taşrayı tanımlamak ve anlamak için başucu niteliğinde bir eser oluşturulmuş. Yazarlar taşrayı tarihsel tanımlama sürecini, şu anda geldiği durumu, içinde bulunduğu toplumsal- psikolojik hali, üzerinde yapılan tartışmaları ele alırken Nuri Bilge Ceylan filmleriyle yansıttığı taşrayı bir de fotoğraflarıyla ruhuna inmeye çalışmış. Son sözü kitaba bırakalım: “ Geçmişimizle, günümüzle biraz oradan, biraz buradan: Şehir. Olaylar. Mekânlar. İnsanlar. Kitaplar. Ama ne anlatırsak anlatalım asıl anlattığımız hep biz. Kendimiz. Kendi yaşadıklarımızdan çıkardığımız yargılar. Zaten taşralılık budur. Kendimizden yola çıkmak. Büyütmek. O kadar ki bazen yolda başımız dönüp, kendimizden geçip taşramızdan tam çıkmışken taşramızda yeniden taşralara düşmek” 9 KAYNAKLAR: Taşraya Bakmak- Ömer Laçiner A.g.e. Taşraya Bakmak- Tanıl Bora A.g. e Taşraya Bakmak- Melih Pekdemir A.g.e- Ahmet Çiğdem Taşra sıkıntısı- Nurdan Gürbilek Kara Kitap- Orhan Pamuk A.g.e.- Necati Mert Bu makale toplam 1513 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||