-
Haber10 Arama
  SON HABERLER
<m:red>Türkiye ve ABD’nin anlayış rekabeti</m:red>
Dr. İbrahim Kalın
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Türkiye ve ABD’nin anlayış rekabeti

SETA Vakfı genel koordinatörü Dr. İbrahim Kalın’ın 8 Şubat tarihinde “Today’s Zaman”da yayınlanan “Turkey and the US Competing perceptions” başlıklı yazısını saafonline'dan Furkan TORLAK çevirdi.

Türkiye ve ABD’nin anlayış rekabeti

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün ABD ziyareti kritik bir zamanda gerçekleşiyor. Bakanın gündemindeki maddeler çok iyi biliniyor: Kuzey Irak, PKK, Kerkük referandumu ve Ermeni soykırımı iddiaları. Tarafların konulara ilişkin belirli duruşları var. Bakanın ziyaretinin sonuçları bir tarafa, Washington 2007 yılında Türkiye’ye daha fazla önem verecek. Bunun sebebi sadece bizi bekleyen iki ana seçim değil; bilakis Batı başkentlerinin Türkiye’nin son yıllarda geçirdiği “derin” değişimler hakkında daha fazla bilmeye ihtiyaç duymalarıdır.

Türk toplumu, bürokratik devletlerin kendisilerine karşı uyguladığı aşağılayıcı davranış biçiminden memnun değil! Türk toplumu çok dinamik ve değişime açık olmakla birlikte köksüz modernizasyona karşı da direniyor. Toplum öncekine göre bölgesindeki değişimleri ve dünyayı her zamankinden daha yakından takip ediyor. Toplum, daha fazla özgürlük, hizmet ve sorumluluklarını talep etme noktasında cüretkâr davranıyor.

Toplum dindar/seküler, Sünni/Şii veya geleneksel/modern gibi bölücü ayrımları artık kabul etmemeye başladı. Türk halkının çoğunluğu kendi kültürü ve tarihiyle birlikte barış içerisinde yaşarken yeni fikirlere de açık olmak istiyor. Türk halkının çoğunluğu kendi tarihi ve kültürüyle birlikte barış içerisinde yaşarken yeni düşüncelere de açık olmak istiyor. Bu da Türk seçmenlerin Adalet ve Kalkınma partisinin ideolojik değil de hizmete dönük olduğu gerçeğini gördüklerini gösteriyor.

Bu değişimlerin Türk dış politikasının geleceğine “derin” etkileri olacaktır. Şunu açıkça belirtmeli ki; Türkiye artık ABD’nin yahut bir başka ülkenin “stratejik ortağı” değil ve bu terimin “soğuk savaş” dönemine ait olduğunu hatırlatmak gerekiyor. O süreçten itibaren “stratejik ortak” olmak bir bloğa ait olmayı ifade ediyordu: Ya başını ABD’nin çektiği liberalist kapitalist kamp ya da başını Sovyetler Birliği’nin çektiği komünist blok. Herkes Dünya’yı bu politik hedeflerle ideolojik ve kültürel bölünmelerle görmeliydi.

Bugün için hiçbir ülke kendisini bu bloklardan birisiyle değerlendiremez. Arada bazı ciddi meseleler bulunsa da Türkiye’nin ABD ile iyi ilişkileri var. Ancak Türkiye’nin Rusya ile de iyi denilebilecek siyasi ve ekonomik ilişkileri var. Bir başka açıdan, Türkiye, doğunun basitliğinin ilerisinde... Batı, doğunun geriliği, eşitsizliği ve baskıyı temsil ettiği yerde, ilerlemeyi özgürlüğü ve ekonomik gücü temsil ediyor. Türkiye’nin Arap ve İslam ülkeleriyle siyasi, ekonomik ve toplumsal ilişkilerini devam ettirmesi de bir tesadüf değil. Son iki yıl içerisinde bu vizyon, Latin Amerika ve Afrika’ya uzanacak şekilde genişledi.

ABD’nin Ortadoğu’daki umarsız politikaları ile Avrupa’nın Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine mantıksız karşı çıkışları Türkiye’nin Batı siyasi kültürüne bir ideal olarak bakmasını sona erdirdi. Batı'nın politik ideallerine güven, hayranlık ve hatta ilgiden daha çok hayal kırıklığı ve hüsran vardır. Ben, Türkiye’deki anti-Amerikancılığın ve Avrupa karşıtlığının batı ülkelerinin politik başarısızlığının sonucu olduğunu ve bundan dolayı er ya da geç son bulacağını düşünüyorum. Hepimizin eşit olduğuna ilişkin anlayış (ve artan talep) orada bir yerlerde beklemekte. Batı siyasi elitleri kendilerini bu yeni realiteyle daha uyumlu hale getirmek zorundalar.

Ortada kabul edilmesi gereken bazı gerçekler vardır. Uzun süredir, Türk demokrasi tarihi, münevver ve ilerlemeci devlet eliti (kendinden menkul "Cumhuriyetçi Eliti") ve gelişmemiş, cahil ve aşırı şekilde gelenekçi toplum arasındaki mücadele olarak tanımlanmıştır. Devletin görevi eğitim ve politikadan şehir planlaması ve mimariye kadar ulusun değil, efendilerinin ve hamilerinin sesi olmaktır. Çok azı fark etmiş veya kabul etmiştir ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin sözde modernizasyon politikalarına yapılan sosyal direniş aslında devletin ulus üzerideki mutlak sahipliğine yapılan bir direniştir. Bugün Türk sosyolojisinin aklı başında olması, Türk toplumunun dinamik yapısı çerçevesinde açıklanabilir.

Bu sorunlardan bazılarını çözmek için ABD Alman Marşal Fonu ile SETA Politik, Ekonomik ve Toplum araştırmaları vakfı, Washington DC’de bugün bir günlük bir konferans düzenliyor. Konferansın ana konuşması Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından yapılacaktır. Türk ve Amerikan konuşmacılardan oluşan etkileyici liste, Türk toplumunu, dinamik durumunu, demokratikleşmesini ve insan haklarını, Türk dış politikasının batı ve doğu yönündeki geleceğini ve son olarak da Türkiye-ABD ilişkilerini tartışacak. (Programın tamamına www.setav.org’dan ulaşabilirsiniz.) Bu konferans, kesinlikle Türkiye’nin temsil ettiği ana bölgesel gücün daha iyi anlaşılmasına yönelik bazı konuları ele alacaktır. Nasıl ifade edersek edelim bu konuların toplamı Dış politika çerçevesini aşmaktadır. Ana mesele, yeni bakış açıları ve duruşların belirlenmesi ve yeni Türkiye gerçeğinin uyanışına katkıda bulunmasıdır. İçlerinde politikacıların, iş adamlarının, entelektüel ve gazetecilerin bulunduğu kimselerin yeni Türkiye’ye uyanmaya ihtiyacı var

(Dr. İrahim kalın-SETAV Başkanı)

SAAFONLİNE
Bu makale toplam 1064 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.2250, Satış 1.2370; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.7460, Satış 1.7640
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi