-
Haber10 Arama
  SON HABERLER
Dr. Kadir İnal
Dr. Kadir İnal
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Sağlıkta neler oluyor?

Yıllar boyu kayda değer herhangi bir değişime uğramadan aynı istikamette yürüyen sağlık sistemimiz, son yıllarda baş döndürücü değişimlere maruz kaldı. En büyük sorunumuz; halkın sağlık ihtiyacına cevap verebilir kalite ve yeterlilikte sağlık hizmet sunumunun olmayışı idi. Uzun yıllar yatırım yapılmadığı için hastane sayısı ve kapasitesi ile sağlık personeli sayısı, orantısız dağılımın ve sistemsizliğin de etkisi ile ihtiyaca cevap veremez duruma gelmişti. Hekimler uygulanan yanlış personel ve ücretlendirme politikaları sonucu ne yapacağını şaşırmış, çoğu geçinebilmek için muayenehane açmak zorunda kalmış, bazıları ise durumu istismar ederek halkı muayenehanesine çekmek için hastanelerdeki hizmeti çıkmaza sürüklemekten imtina etmemekteydi.İlaç fiyatları sağlık bakanlığı ile üretici ve ithalatçıların ortak çalışması ile belirlendiği halde dünya piyasasının çok üzerinde fiyatlar uygulanmaktaydı. Sonuçta vergisini ödeyen halk, ödediği verginin karşılığını alamadığı gibi hastane kapılarında insan onuru ile bağdaşmayan muamelelere maruz kalıyordu.Sağlık sistemi tam bir tıkanma durumunu yaşıyordu.

Mevcut hükümet göreve başladıktan bir süre sonra sağlık politikasında değişimin sinyallerini vermeye başladı.Önce Çalışma Bakanlığına bağlı SSK hastanelerinin ve başka kurumların sevk ve idaresi altındaki hastanelerin tamamı sağlık bakanlığına devredildi. Bu devir işlemi ile birlikte gereksiz bir ayırım ortadan kaldırılmış, hastaneler arasındaki yoğunluk farklarından kaynaklanan sıkışıklık kısmen aşılmış oldu.Özel hastanelerden hizmet alımına başlanması da eklenince, ikinci sınıf insan muamelesi gören SSK’lı insanlarımız nispeten insan muamelesi görebileceği şartlara kavuşmuş oldu.

Muayene olup reçetesini alan hastaları bekleyen ilaç kuyrukları dayanılmaz bir işkence halini almıştı.Öyle ki 2-3 gününü muayene ve tetkikler için harcayan birçok hasta birkaç gün de ilaç kuyruğunda bekleyebilmekte idi.Bu sorunun çözümü için tek yol ilaçların serbest eczanelerden temininin önünü açmaktan geçiyordu ancak, bu da getireceği maliyet nedeniyle devletin gözünü korkutuyordu. Sağlık bakanlığının aldığı, ithal ilaç fiyatlarının belirlenen 5 Avrupa Birliği üyesi ülkenin en düşük değeri baz alınarak tespit edilmesi ve yerli ilaçlar da dahil olmak üzere tüm ilaçlarda ciddi indirime gidilmesi kararı sonucu, ilaç fiyatlarında çok önemli düşüşler yaşandı. Bu düşüşle birlikte, serbest eczanelere açılmanın getireceği mali yük hafifletildi ve nihayet vatandaşın ilaç kuyruğu çilesine son verildi.

Bu kapıların açılması ile birlikte, primini ödediği halde yıllarca SSK ve devlet hastanesinin kapısına uğramamış geniş bir SSK’lı ve Bağ-kur’lu kesim, en doğal hakları olan ücretsiz sağlık hizmeti alma hakkını kullanmaya başlamıştır.

Bütün eksikleri ve olası zararlarına rağmen uygulamaya konan performansa dayalı ücretlendirme sistemi, doktorları muayenehaneden hastaneye çekmedeki başarısı nedeniyle takdire şayandır. İyi bir gözlem ve analiz çalışması ile revize edildiğinde bu sistemle oldukça iyi sonuçlar alınabilecektir.

Bu dönemde planlanan ve pilot uygulaması başlatılan bir diğer süreç ise aile hekimliği uygulamasıdır. Birçok gelişmiş ülkede başarılı şekilde uygulanan aile hekimliği sistemi, ülkemiz için de olmazsa olmaz bir zorunluluktur. Hastaneler ancak ağır hastaların, yatarak tanı-tedavi veya ameliyat ihtiyacı olanların başvurması gereken kurumlar olduğu halde, halihazırda insanlarımız en sıradan rahatsızlıkları nedeniyle hastanelere akın etmektedir. Bu hastaların büyük çoğunluğunun sorunu, iyi bir birinci basamak sağlık hizmeti uygulaması ile hastaneye gitmeden halledilebilecek düzeydedir.Bunun en önemli koşulu ülkemiz gerçeklerine ve imkanlarımıza uygun bir basamak sistemini devreye sokmaktır.

Adından da anlaşılabileceği gibi aile hekimliği sisteminin temel taşı aile hekimidir. Bu kişi, eğitimi ve yetenekleri itibarı ile hastalıkların komplike olanlarını ayıklayıp bekletmeden hastanelere yönlendirecek, basit olanlarının tanı ve tedavisini üstlenebilecek asgari kapasiteye sahip olmalıdır. İlk etapta kolay gibi gözüken bu işlem aslında çok ciddi bilgi ve tecrübe birikimine ihtiyaç duyan oldukça zor bir görevdir. Aile hekimliğinin sorumluluğunu üstlenebilecek kişinin temel tıp eğitimini aldıktan sonra belli başlı tüm branşlarda muayyen süre klinik olarak pratik yapması, olmazsa olmaz bir gerekliliktir.

Aile hekimliği sisteminin uygulandığı ülkelerin hemen tamamında aile hekimliği rolünü üstlenen bir hekim, 8-9 yıllık bir eğitim süreci sonunda bu statüye erişmektedir.Ülkemizde 6 yıllık temel tıp eğitimi sonunda pratisyen hekim olarak mezun olan hekimlerimizin özellikle pratik açıdan yetersizliği kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçekliktir. 6 yıllık bir sürede teorik ve pratik yeterliliğe ulaşmak en iyi koşullarda bile imkansız iken, yöntem itibarı ile pratik yeterlilikte hekim yetiştirmeye göre yapılandırılmamış ülkemiz tıp eğitim sisteminde eğitimini tamamlamış bir hekimden bu sorumluluğu üstlenmesini beklemek, hem hekimlerimize hem bu hekimlerimizden hizmet alacak halkımıza büyük haksızlıktır. Seksenli yıllardan beri bazı eğitim kurumlarımızda verilen 3 yıllık aile hekimliği uzmanlık eğitimi bile yeterlilik açısından tartışma götürür.Aile hekimliği bir uzmanlık alanı olarak belirlenmiş ancak bir aile hekimliği asistanının hangi süreler ve hangi branşlarda pratik yapması gerektiği ile ilgili bir standart belirlenmemiştir.Her klinik bunu kendi koşullarında kendisi belirlemektedir. Halihazırda aile hekimliği uzmanlık eğitimini almış hekim sayısı ise ancak iki binler düzeyindedir.

Nihayette aile hekimliği sisteminin temel taşı olan aile hekimi mevcudu, ihtiyacın oldukça altındadır. Mevcut aile hekimi sayısı ile bu sistem, tüm aile hekimlerinin belli illlere zorunlu ataması yapılsa bile ancak birkaç ilde uygulanabilir.Hükümetin bu açığı kısa zamanda kapatmak adına, pratisyen hekimlere birkaç aylık kurslar düzenleyerek 2008 yılından itibaren tümden aile hekimliği sistemine geçme planı olduğu söylentisi dilden dile dolaşırken, bunun sorunları çözmekten çok uzak bir yol olduğunu ifade etmek gerekir.

Herbiri çok önemli bedeller sonucunda yetişen birer değer olan pratisyen hekimlerimizin mevcut yetersizliğinin sorumlusu kendileri olmadığı gibi, çözüm de kendilerinden beklenmemelidir. Hele hele kaldıramayacakları bir yükün altına zamansız sürüklenmeyi asla hak etmemişlerdir. Sorun önemlidir ancak çözüm gerçekçi ve kalıcı olmalıdır. Uygulanabilecek en makul çözüm; mevcut aile hekimlerini belli illerde görevlendirip aile hekimliği sistemini bu illerde uygulamak, orta vadeye yayılmış bir eğitim programı ile tüm pratisyen hekimlerini teorik ve pratik bir eğitim sürecinden geçirip onları yüklenecekleri sorumluluğun altından kalkabilcek donanıma eriştirdikten sonra yine belli illerde görevlendirerek aile hekimliği projesini kademeli olarak yaygınlaştırmak suretiyle orta-uzun vadeli bir sürece yaymaktır.

Tıp eğitimi, doğası gereği teorik ve pratik süreçleri olan bir eğitimdir. Ülkemizdeki onbinlerce pratisyen hekimin teorik açığını kapatmak adına internet de dahil olmak üzere çeşitli yollar kolayca uygulanabilirse de pratik eğitim o kadar kolay değildir. Pratik eğitim için en uygun mekanlar üniversite ve eğitim-araştırma hastaneleridir.Bunların kapasiteleri de halihazırda değişik branşlarda eğitilmekte olan uzmanlık öğrencilerine ilaveten onbinlerce hekimi aynı anda eğitmekten uzak olduğundan , pratik eğitim sürece yayılmak zorundadır.İyi bir programlama ile,bu sürede eklenecek yeni mezunları da düşünürsek, en iyimser ihtimalle 10 yıllık br süreç gereklidir.

Bu arada bir yandan bu programı kademeli olarak uygularken, diğer yandan tıp eğitimi müfredatını ülkemiz ihtiyaçlarına ve temel politikalara göre yeniden yapılandırıp, mezunlarımızı uygulanan sisteme kolayca entegre olabilecek formatta yetiştirmenin yollarını aramalıyız.

Sorun çözmek adına sorunları ağırlaştırmanın bedelini ödemek istemiyorsak, gerçekçi politikalar üretmeli, sağlık üretmenin yolunun sağlıklı kararlardan geçtiğini unutmamalıyız.

Sağlık dolu günler dileğiyle,

drkadirinal@yahoo.com

Bu makale toplam 1139 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.3480, Satış 1.3680; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.8300, Satış 1.8570
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi