-
Haber10 Arama
  SON HABERLER
Yusuf Tosun
Yusuf Tosun
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Kayıp Kuşak
Çocukluklarını ya da gençliklerini 1980'li yıllarda yaşayan bir grup var henüz keşfedilmeyen. Bu grubu; kimisi 80 Kuşağı, kimisi X- Kuşağı, kimisi Saklı Kuşak, kimisi de Ara Kuşak olarak adlandırıyor. Hayalleri, idealleri, düşünceleri ile hala aramızda yaşayan adeta bir "gökkuşağı" olan bu kuşağı KAYIP KUŞAK olarak adlandırmanın en uygunu olduğunu düşünüyorum.

Dokuz Eylül Üniversitesi'nden Prof Dr. İbrahim Armağan tarafından son 25 yılda gençler üzerinde belli aralıklarla yapılan bir araştırma, bu kuşağı ifade için önemli ipuçlarıyla dolu. Araştırma şöyle: 1979 yılında İzmir'de 2 bin 600 civarında genç üzerinde yapılan araştırmada gençlerden, mutluluk açısından önemli gördükleri olguları verdikleri önem sırasına göre sıralamaları istenmiş. 1979 yılının gençleri mutluluğa ulaşma yolunda ilk sıraya yüzde 21.02'lik bir yüzdeyle "sevgi"yi koymuşlar. Sevgiyi yüzde 18.20 oranıyla "özgürlük" izlemiş. Yüzde 17.83 ile "meslek-iş" gelmiş üçüncü sırada. Yüzde 17.17 ile "eğitim" almış dördüncü sırayı. Daha sonra yüzde 7.28 ile "aile", yüzde 5.14'le "sağlık" gelmiş. Ta sekizinci sırada ise yüzde 2.64 gibi çok küçük bir yüzde oranıyla "para" gelmiş.

Yani, 1979 yılının gençleri mutluluk için "sevgi"yi birinci sıraya koyarken, "para"yı çok küçük bir yüzdeyle sekizinci sıraya atmışlar. Aynı çalışmayı tam 18 yıl sonra 1997 yılında tekrarlayan Prof. Dr. Armağan, bu kez bambaşka sonuçlara ulaşmış. 1997 yılındaki bu ankete 5 bin 186 öğrenci katılmış. 1997 yılının gençleri mutluluk için ilk sıraya yüzde 20.67 oranıyla "para ve zenginlik" seçeneklerini koymuşlar. Bunu yüzde 19.97 ile ikinci sıraya düşen "sevgi" izlemiş. Sonrasında yüzde 17.97 oranıyla "meslek-iş" seçeneği gelmiş. 1997 yılının gençleri "özgürlük" seçeneğini yüzde 4.39 ile sekizinci sıraya koymuşlar. 1979'da sekizinci sırada "para" varken, 1997'de sona düşen "özgürlük" olmuş.

Bu çalışmanın son aşaması ise 2000-2001 yılları arasında, bu kez 4 bin 160 gençle yapılmış. Son aşamada da gençlerimiz mutluluk için "para"yı yüzde 20 ile gene ilk sırada tutmuşlar. Parayı yüzde 19 ile "sevgi", yüzde 18 ile "iyi bir meslek tercihi" izlemiş. Ankete katılanlar en önemli sorunlarını yüzde 30'la "ekonomik sorunlar" olarak göstermişler. Yüzde 25'le "eğitim", yüzde 16 ile "iş" gelmiş ardından. Gençlerin yüzde 27'si hiç kitap okumadığını belirtirken, boş zamanların değerlendirilmesinde ilk sırayı ezici bir üstünlükle "müzik" almış.

Bu araştırma da açık bir şekilde ortaya koyuyor ki; son 25 yılda gençlerimizin değer yargıları çok değişmiş. Dünyaya bakış açılarında büyük bir sapma söz konusu. İnsanların yaşam amaçları tamamen değişmiş. 1980'li yıllarda mutluluk için ilk sırada "sevgi" yer alırken, 2000'li yıllarda "para ve zenginlik" ilk sırada yer almış. İşte 1980'li yıllarda gençlik veya çocukluklarını yaşayan ve 1990'lı yıllarda ise fikir, aksiyon ve ideallerin aktif aktörlerini önemli kılan ince ayrıntı da burada saklı. Bana göre gerçek manada insanlığın gelecek endişesini taşıyan bu kuşak şimdilerde kayıp. Kimi bürokraside, kimi ticarette, kimi politikada... kaybolmuş vaziyette. Ancak özlerindeki cevherin hala diri olduğu düşüncesindeyim. Bu nedenle 1980'li yıların kaygılarını yaşayan bu kuşak, gerçek "Kayıp Kuşak"'tır. Çünkü o yıllarda geçmişten devraldıkları fikir, düşünce, ideal ve hayallerini hayat sahnesine taşıyamadan sönen bu kuşak şimdilerde tamamen yitik vaziyette. Altyapısı sağlam temellere dayanan bu altın neslin yeniden harekete geçmesi ve geleceğe son vazifesini yapması gerekiyor. Yapılan araştırma da açık bir şekilde gösteriyor ki; yeni kuşağın ne bir fikri, ne ideali ne de gelecek sancısı var. Bütün düşünce ve ideallerden kaymış vaziyette. Bu nedenle de günümüz gençliğine bir kuşak tanımlaması gerekirse "Kayık Kuşak" demek uygun olur sanırım. Bu nedenle Kayık Kuşağı harekete geçirecek olan grubun da Kayıp Kuşak olduğunun altını çizmekte fayda vardır.

Her kuşağın kendisiyle birlikte büyüyen aşkları, sevinçleri, hüzünleri, isyanları... vardır. Kimi kuşak canlı, dinamik, rengarenk desenler oluştururken dokudukları yaşam kilimine; kimisi de soluk, renksiz ve cılız portreler iliştirir hayat ilmiğine. Benim kuşağım ise kendisine açılan beyaz tuvale henüz bir fırça atmadan kayıplara karıştı. Ne rengarenk desenler oluşturabildi, ne de benzi soluk portreler... Henüz hayata başlamadan yorgun düştü ve ışığı erken gören Hızır gibi sonsuzluğa kanatlandı. İri, geniş ve uzun hayalleriyle sonu görünmeyen bir tünele çevirdi yönünü. Şarkılarını henüz seslendirmeden kısıklaştı ses telleri. Ne baharı, ne yazı ne de o güzelim güzü yaşadı. İlikleri buz kesen zemheride donakaldı hayalleriyle birlikte. Toprağa tohum saçtı belki de hülyaları ile birlikte. Kimi donakaldı, kimi ise güneşsiz mevsimlere terk etti tohumunu. Dolayısıyla bunca zaman ne ekin boy attı, ne de hasat mevsimi oldu.

Hızlı bir evrimleşme sürecinden geçen son asrın bu kayıp çocukların talihsiz yürüyüşü henüz nihayete ermemiştir kanımca. Yakın bir geçmişin ürünü olan üstü küllenmiş bu cevherin zamanla değerini yitirmesi mümkün değildir şüphesiz. Belki de her geçen gün değer kazanan elmas gibi geleceğe hazırlanıyor kayıplara karışan o nesil. Çünkü yaşanan bazı acı tecrübeler geleceğe yol haritası olur çoğu kez. Zamanla demlenen çay gibi kıvamına gelince kayıp kuşak, bütün bedenlerin yorgunluğunu alıverir bir anda. Ya da bir şimşek hızıyla uçuruma koşan kalabalıkların önüne geçer ve Necip Fazıl gibi haykırır kalabalıklara:
"Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden,
Çekiyor tebeşirle yekun hattını afet;
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!"

Hızla yıkıma uğrayan bu dünyanın kurtuluş reçetesi olmaya aday bu kuşak, en gizemli bakışlarıyla içimde yaşıyor. Yüreğimde canlı duran aslında ne bu alem, ne de gelecek... yaşadığım anın dumanlı atmosferinde kayıp umutların kanatlarıyla aydınlığa bir martı gibi süzülmektir benimkisi. Ya da hayatın tam ortasında yitik bir neslin duygu ve düşüncelerini seslendirmek ... Çünkü anı yaşayan, hevesini alır gider. Veya havasını... Ancak içinde saklı ideal, duygu, düşünce ve heveslerini zamanında seslendirme imkanı bulamayanların hayatında eksik bir şeyler hissedilir sürekli. İçlerinde bir giz yer alır açığa çıkmayı bekleyen. O gizin ateşi sürekli yanıp durur. Yanan ateşin o sönmeyen harı ise, ömür boyu peşini bırakmaz dolayısıyla. Çünkü bir defa o aşkla yanan yüreğin şevkini hiçbir güç engelleyemez de ondan.
Bu kayıp kuşaktan arta kalan parçaları birleştirmeye aday yüce gücün harekete geçme vakti gelmiştir. O şanlı kuşak, bu güçle yeniden ayağa kalkıp yola koyulduğu vakit, şüphesiz ki arz titreyecek, denizler kabaracak ve güneş bir başka ışıldayacak. Böylece gönül fersah fersah uzaklardaki yare ulaşmanın sevincini tütsüleyecek. Aşk bu...arşın bu...hayat bu işte!

Oysa şimdilerde metropol şehirlerin o zehirli havasını teneffüs ediyorum. Ciğerlerim avuçlarıma akıyor. Gözlerim parmak uçlarımda... Bir dedektif gibi arayıştayım. Gözümün ve gönlümün ulaştığı her yerdeyim. Her şey kayıp... Hiçbir şey göremiyorum. Sadece uğradığım her sokakta kayıp bir halka içine alıyor beni. Yolumun düştüğü her meydana ise, kendimden bir nüsha bırakarak çoğalıyorum. Kaybettiğim kuşağımın çığlıklarını iliştiriyorum yüreğime, her inlemede kulağım çınlansın diye.
Ez-cümle; bakiyesi büyük bir sorumlulukla yitik düşlerimin peşindeyim. Tıpkı Balzac'ın "Mutlak Peşinde"ki kahramanı Balthazar'ın o ulvi "simya" tutkusu gibi....


yustosun@hotmail.com

Bu makale toplam 1091 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.2250, Satış 1.2370; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.7460, Satış 1.7640
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi