 Yusuf Tosun
Kayıp Kuşak
Yusuf Tosun
21 Aralık 2006 Perşembe 12:07
Bu kayıp kuşaktan arta kalan parçaları birleştirmeye aday yüce gücün harekete geçme vakti gelmiştir
|

Çocukluklarını ya da gençliklerini 1980'li yıllarda yaşayan bir grup var henüz
keşfedilmeyen. Bu grubu; kimisi
80 Kuşağı, kimisi
X- Kuşağı, kimisi
Saklı Kuşak, kimisi de
Ara Kuşak olarak adlandırıyor. Hayalleri,
idealleri, düşünceleri ile hala aramızda yaşayan adeta bir "gökkuşağı"
olan bu kuşağı KAYIP KUŞAK olarak adlandırmanın en uygunu olduğunu düşünüyorum.
Dokuz Eylül Üniversitesi'nden Prof Dr. İbrahim Armağan tarafından son
25 yılda gençler üzerinde belli aralıklarla yapılan bir araştırma, bu kuşağı
ifade için önemli ipuçlarıyla dolu. Araştırma şöyle: 1979 yılında İzmir'de 2
bin 600 civarında genç üzerinde yapılan araştırmada gençlerden, mutluluk
açısından önemli gördükleri olguları verdikleri önem sırasına göre sıralamaları
istenmiş. 1979 yılının gençleri mutluluğa ulaşma yolunda ilk sıraya yüzde 21.02'lik
bir yüzdeyle "sevgi"yi koymuşlar. Sevgiyi yüzde 18.20 oranıyla
"özgürlük" izlemiş. Yüzde 17.83 ile "meslek-iş"
gelmiş üçüncü sırada. Yüzde 17.17 ile "eğitim" almış dördüncü
sırayı. Daha sonra yüzde 7.28 ile "aile", yüzde 5.14'le "sağlık"
gelmiş. Ta sekizinci sırada ise yüzde 2.64 gibi çok küçük bir yüzde oranıyla
"para" gelmiş.
Yani, 1979 yılının gençleri mutluluk için "sevgi"yi birinci sıraya
koyarken, "para"yı çok küçük bir yüzdeyle sekizinci sıraya atmışlar.
Aynı çalışmayı tam 18 yıl sonra 1997 yılında tekrarlayan Prof. Dr. Armağan,
bu kez bambaşka sonuçlara ulaşmış. 1997 yılındaki bu ankete 5 bin 186 öğrenci
katılmış. 1997 yılının gençleri mutluluk için ilk sıraya yüzde 20.67 oranıyla
"para ve zenginlik" seçeneklerini koymuşlar. Bunu yüzde 19.97
ile ikinci sıraya düşen "sevgi" izlemiş. Sonrasında yüzde 17.97
oranıyla "meslek-iş" seçeneği gelmiş. 1997 yılının gençleri
"özgürlük" seçeneğini yüzde 4.39 ile sekizinci sıraya koymuşlar.
1979'da sekizinci sırada "para" varken, 1997'de sona düşen "özgürlük"
olmuş.
Bu çalışmanın son aşaması ise 2000-2001 yılları arasında, bu kez 4 bin
160 gençle yapılmış. Son aşamada da gençlerimiz mutluluk için "para"yı
yüzde 20 ile gene ilk sırada tutmuşlar. Parayı yüzde 19 ile "sevgi",
yüzde 18 ile "iyi bir meslek tercihi" izlemiş. Ankete katılanlar
en önemli sorunlarını yüzde 30'la "ekonomik sorunlar" olarak
göstermişler. Yüzde 25'le "eğitim", yüzde 16 ile "iş"
gelmiş ardından. Gençlerin yüzde 27'si hiç kitap okumadığını belirtirken, boş
zamanların değerlendirilmesinde ilk sırayı ezici bir üstünlükle "müzik"
almış.
Bu araştırma da açık bir şekilde ortaya koyuyor ki; son 25 yılda gençlerimizin
değer yargıları çok değişmiş. Dünyaya bakış açılarında büyük bir sapma söz konusu.
İnsanların yaşam amaçları tamamen değişmiş. 1980'li yıllarda mutluluk için ilk
sırada "sevgi" yer alırken, 2000'li yıllarda "para ve zenginlik"
ilk sırada yer almış. İşte 1980'li yıllarda gençlik veya çocukluklarını yaşayan
ve 1990'lı yıllarda ise fikir, aksiyon ve ideallerin aktif aktörlerini önemli
kılan ince ayrıntı da burada saklı. Bana göre gerçek manada insanlığın gelecek
endişesini taşıyan bu kuşak şimdilerde kayıp. Kimi bürokraside, kimi ticarette,
kimi politikada... kaybolmuş vaziyette. Ancak özlerindeki cevherin hala diri
olduğu düşüncesindeyim. Bu nedenle 1980'li yıların kaygılarını yaşayan bu kuşak,
gerçek "Kayıp Kuşak"'tır. Çünkü o yıllarda geçmişten devraldıkları
fikir, düşünce, ideal ve hayallerini hayat sahnesine taşıyamadan sönen bu kuşak
şimdilerde tamamen yitik vaziyette. Altyapısı sağlam temellere dayanan bu altın
neslin yeniden harekete geçmesi ve geleceğe son vazifesini yapması gerekiyor.
Yapılan araştırma da açık bir şekilde gösteriyor ki; yeni kuşağın ne bir fikri,
ne ideali ne de gelecek sancısı var. Bütün düşünce ve ideallerden kaymış vaziyette.
Bu nedenle de günümüz gençliğine bir kuşak tanımlaması gerekirse "Kayık
Kuşak" demek uygun olur sanırım. Bu nedenle Kayık Kuşağı harekete geçirecek
olan grubun da Kayıp Kuşak olduğunun altını çizmekte fayda vardır.
Her kuşağın kendisiyle birlikte büyüyen aşkları, sevinçleri, hüzünleri, isyanları...
vardır. Kimi kuşak canlı, dinamik, rengarenk desenler oluştururken dokudukları
yaşam kilimine; kimisi de soluk, renksiz ve cılız portreler iliştirir hayat
ilmiğine. Benim kuşağım ise kendisine açılan beyaz tuvale henüz bir fırça atmadan
kayıplara karıştı. Ne rengarenk desenler oluşturabildi, ne de benzi soluk portreler...
Henüz hayata başlamadan yorgun düştü ve ışığı erken gören Hızır gibi sonsuzluğa
kanatlandı. İri, geniş ve uzun hayalleriyle sonu görünmeyen bir tünele çevirdi
yönünü. Şarkılarını henüz seslendirmeden kısıklaştı ses telleri. Ne baharı,
ne yazı ne de o güzelim güzü yaşadı. İlikleri buz kesen zemheride donakaldı
hayalleriyle birlikte. Toprağa tohum saçtı belki de hülyaları ile birlikte.
Kimi donakaldı, kimi ise güneşsiz mevsimlere terk etti tohumunu. Dolayısıyla
bunca zaman ne ekin boy attı, ne de hasat mevsimi oldu.
Hızlı bir evrimleşme sürecinden geçen son asrın bu kayıp çocukların talihsiz
yürüyüşü henüz nihayete ermemiştir kanımca. Yakın bir geçmişin ürünü olan üstü
küllenmiş bu cevherin zamanla değerini yitirmesi mümkün değildir şüphesiz. Belki
de her geçen gün değer kazanan elmas gibi geleceğe hazırlanıyor kayıplara karışan
o nesil. Çünkü yaşanan bazı acı tecrübeler geleceğe yol haritası olur çoğu kez.
Zamanla demlenen çay gibi kıvamına gelince kayıp kuşak, bütün bedenlerin yorgunluğunu
alıverir bir anda. Ya da bir şimşek hızıyla uçuruma koşan kalabalıkların önüne
geçer ve Necip Fazıl gibi haykırır kalabalıklara:
"Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden,
Çekiyor tebeşirle yekun hattını afet;
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!"
Hızla yıkıma uğrayan bu dünyanın kurtuluş reçetesi olmaya aday bu kuşak, en
gizemli bakışlarıyla içimde yaşıyor. Yüreğimde canlı duran aslında ne bu alem,
ne de gelecek... yaşadığım anın dumanlı atmosferinde kayıp umutların kanatlarıyla
aydınlığa bir martı gibi süzülmektir benimkisi. Ya da hayatın tam ortasında
yitik bir neslin duygu ve düşüncelerini seslendirmek ... Çünkü anı yaşayan,
hevesini alır gider. Veya havasını... Ancak içinde saklı ideal, duygu, düşünce
ve heveslerini zamanında seslendirme imkanı bulamayanların hayatında eksik bir
şeyler hissedilir sürekli. İçlerinde bir giz yer alır açığa çıkmayı bekleyen.
O gizin ateşi sürekli yanıp durur. Yanan ateşin o sönmeyen harı ise, ömür boyu
peşini bırakmaz dolayısıyla. Çünkü bir defa o aşkla yanan yüreğin şevkini hiçbir
güç engelleyemez de ondan.
Bu kayıp kuşaktan arta kalan parçaları birleştirmeye aday yüce gücün harekete
geçme vakti gelmiştir. O şanlı kuşak, bu güçle yeniden ayağa kalkıp yola koyulduğu
vakit, şüphesiz ki arz titreyecek, denizler kabaracak ve güneş bir başka ışıldayacak.
Böylece gönül fersah fersah uzaklardaki yare ulaşmanın sevincini tütsüleyecek.
Aşk bu...arşın bu...hayat bu işte!
Oysa şimdilerde metropol şehirlerin o zehirli havasını teneffüs ediyorum. Ciğerlerim
avuçlarıma akıyor. Gözlerim parmak uçlarımda... Bir dedektif gibi arayıştayım.
Gözümün ve gönlümün ulaştığı her yerdeyim. Her şey kayıp... Hiçbir şey göremiyorum.
Sadece uğradığım her sokakta kayıp bir halka içine alıyor beni. Yolumun düştüğü
her meydana ise, kendimden bir nüsha bırakarak çoğalıyorum. Kaybettiğim kuşağımın
çığlıklarını iliştiriyorum yüreğime, her inlemede kulağım çınlansın diye.
Ez-cümle; bakiyesi büyük bir sorumlulukla yitik düşlerimin peşindeyim. Tıpkı
Balzac'ın "Mutlak Peşinde"ki kahramanı Balthazar'ın o ulvi "simya"
tutkusu gibi....
yustosun@hotmail.com