hoş geldin evlat, hoş geldin makineye.
nerelerdeydin? tamam biz biliyoruz nerelerde olduğunu
petrol hattındaydın zaman öldürüyordun,
oyuncaklarla ve izcilik faaliyetleriyle
bir gitar satın aldın kendine, cezalandırmak için anneni
ve sevmedin okulu,
ve kimsenin budalası olmadığını,
bu yüzden hoşgeldin makineye.
Pink FLOYD (Welcome to the Machine şarkısından)
Giriş:
Modern çağ yeni kavramlar ve kelimeler getirdi zihin dünyamıza. İnsanoğlu yaşadığı
alemi tanımlamak ve yeni bir düzen getirmek için tüm imkanlarını seferber etmiş
durumdadır. Yaratmak istediğini önce zihinlerde oluşturmuştur. Yaşadığı pratikle
zihindeki teoriyi birleştirerek yoluna devam etmektedir. Bu ilerleyişte her
adımda, yeni durumları tanımlamak için isimler bulmaktadır. Bu kavramlardan
ikisi olan teknik ile değer tanımlarının neye tekabül ettiğini anlamaya çalışacak
ve birbirleriyle ilişkileri üzerinde bazı mülahazalarda bulunmaya çalışacağız.
Teknik:
Yaşanan son 300 yıllık zaman diliminde en çok göze çarpan değişiklik makine-
teknik alanındaki baş döndürücü gelişmeler ve bunların hayatı etkilemede önemli
rol oynamasıdır. Batı'dan Copernic, Batlamyus, Galileu, Pascal, Newton, Lavosier,
Descartes ile başlayan bilimsel sürecin parçası olarak teknik- makinenin üretimi
ile kendi başına bağımsız bir alan olmuştur. "20 y.y. bilimsel araştırmayla
teknik yenilikler arasındaki bu ilişki bilimin tekniğin kölesi olmasıyla sonuçlandı.
Oysa 19 y.y. bilim, teknik gelişmenin hala belirleyici nedeniydi. 18 y.y. toplumu,
henüz yeniliklerin sistematik gelişimine imkan verecek olgunlukta değildi. 18
y.y. ayırt edici özelliği, uygulamaların faydaya dayanan nedenlerle yapılmasıydı.
Çok geçmeden bilimin yegane meşruiyet kaynağı uygulanabilirlikti."1
Tekniğin sözlük anlamı; "insanın tabiata tutunmak ve onu kendisine faydalı
hale getirebilmek, kendi hizmetinde kullanabilmek için yaptığı her türlü alet
ve cihaz,"2 olarak geçer. İnsan dünya üzerindeki var oluşundan beri çevre(
tabiat, hayvanlar) ve insanlar ile mücadele içindedir. Bu mücadele emniyet-
korunma, konfor- refah merkezli anlayış üzerine bina edilmiş ve bunun sağlamlaştırmak
sürekli araçlar geliştirmiştir. Bu araçlar insanlığın hayatında son dönemde
olduğu kadar hiçbir zaman etkili olmamışlardır. " Kültürümüz hayatımızı
idame ettirebilmek için öğrene geldiğimiz her şeyi kapsıyor. Avcılık ve toplayıcılıkla
geçinen bir insan topluluğu ile geçimini elektronik sanayinin sunduğu aygıtlara
bağlamış bulunan insan topluluğu arasındaki farkı öğrenilen şeylerin türüne,
nicelik ve niteliğine indirgeyebilir, yalnızca hayatın idamesi için gereken
bilgi birikimine inhisar ettirebiliriz."3
Teknik her anlamda gelişmiş; insan hayatını ve hayallerini ilgilendiren bütün
alanlarda etkili olmaya başlamıştır. Her medeniyet kendi güçlülüğünü ifade edecek
aletler, mekanlar, şehirler, mabedler inşa etmeye çalışmıştır. Geçmiş medeniyetlerin
izlerini yaptıkları, ürettikleri bu teknik olgulardan alıyoruz. "Bir medeniyet
öldüğünde, mirasçılarına onun maddi aygıtı geçer, manevi olanı değil. Araç gereçler,
evler ve üretim yöntemleri sürer; yeniden hayata gelmişçesine tekrardan karşılaşılır.
Büyük yıkım dönemlerinde geçici bir maddi gerileme olabilir ama kaybolan zemin
yeniden bulunur. Sanki kolektif bir tarih hafızası, birkaç önce kaybedilmiş
olanının yeniden bulunmasını mümkün kılmış gibi."4 Bize miras kalan veya
muhafaza edilen bu anıtlar üzerinden tarihi okumaya ve anlamaya çalışırız. Aradığımız
ruh o eserlerin ayrıntılarında saklıdır.
Günümüzde Tekniğe karşı iki tavır belirginleşmiştir: "Birincisine göre
modern dünyada, Taş devrinde olduğundan daha fazla gerçek anlamda yenilik yoktur.
O eski yenilikler insan ırkını yok etmemiştir. Ne kadar hızlı ve şaşırtıcı olursa
olsun, bu normal gelişme için tehlikeli olmaz. İkinci görüş ise uygulamalı bilimden
doğan teknikler, 18 y.y gitmekte ve kendi medeniyetimizi karakterize etmektedir.
Yeni faktör, bu tekniklerin çokluğunun gerçekten onların özelliklerini değiştirmelerine
neden olduğudur. Teknik içerik kazanmış, kendi başına realite haline gelmiştir.
Artık bir araç ve aracı değildir. Kendi başına nesne, dikkate almamız gereken
bağımsız bir gerçekliktir."5 İnsanın ilk önce yaşamı için elzem olan aletlerin
ortaya çıkmasında gelişme çizgisi vardır. Bu gelişme çizgisindeki tecrübelerin
birbirini beslemesiyle ve bilgi aktarımının sağlanmasıyla her dönemde yeni bir
teknik düzey yakalanmıştır. Ancak bizimde üzerinde hassaten durmak istediğimiz
ikinci görüşte ifade edildiği gibi bu gerçekliğin hayatımız üzerindeki etkisidir.
Değer:
Modern çağda kavramsal süreç bakımından da ilginç bir süreç yaşanmaktadır. Belli
bir alana ilişkin durumları tanımlamak için üretilen kavramlar- kelimeler zamanla
değişime uğrayarak ilk anlamından uzak farklı anlamda kullanılmaya başlamıştır.
Değer kavramı da bunlardan biridir. Önce ekonomik göstergeleri ifade etmek için;
"Bir şeyin tam karşılığı, kıymet, baha" anlamında kullanılan bu kavram
zamanla bu anlamından soyutlanarak daha çok "Toplumun yargılarına veya
kişisel görüşüne göre güzel, iyi, doğru olan, erişilmek istenen, savunulan şey"6
anlamında kullanılmaya başlanmıştır. İnsan, toplum veya medeniyetler kendilerini
var eden değerler ile kendilerini ayırt edecek kimliği inşa etmeye çalışırlar.
Bunlar ahlaki, insani, milli, dini değerlerdir. Her insan veya medeniyet kendi
değerlerini kabul edilebilir, yaşanabilir ideal olarak kabullenir. Bu değerlerin
var oluşu ani bir süreç veya programlanmış bir çabayla ortaya çıkmaz. Geçmiş
birikimlerin tekamülü ile oluşurlar. Aniden ortaya çıkmadıkları gibi bir anda
kaybolmazlar. Ortadan kaldırılmak istenseler de tarihsel dönüşümde hiç umulmadık
şekilde ortaya çıkarlar. İnsanlar ve medeniyetler arasındaki bir çok savaşın
ana sebeplerinden biridir. Her güç sahip olduğu değerleri yaygınlaştırmak ve
hakim kılmak için çalışır.
Teknikselleşme ve Değersizleşme:
Kavramların ve bunların somutlaşmış görüngülerinin hayatta etkileşimi yaşanır.
Bu etkileşim sonucu hayat bir kimlik- şahsiyet kazanır. Tekniğin hayatımızın
her alanında (sosyal- kültürel- bireysel- ekonomik- askeri) etkisini ve etkinliğini
artırdığı bir dönemde yaşıyoruz. Öyle bir etkinlik sahası oluşturdu ki modern
çağa verilen diğer isimler ( uzay- iletişim- internet- bilgi ) gibi isimleri
kapsayan teknik çağ diyebiliriz. Bu saydığımız adlar tekniğin etkinlik alanını
genişletmesi ile orantılı olarak gelişmişlerdir. "Bugünün teknik olgunun
iki temel özelliği vardır:
Birinci özelliği rasyonelliktir. Teknikte, boyutu ya da içinde uygulandığı alan
ne olursa olsun, spontane ve irrasyonel olanla ilişkilendirmek için genellikle
mekaniği getiren bir rasyonel süreç vardır.
İkinci özelliği yapaylıktır. Teknik doğaya karşıttır. Teknik araçların birikimiyle
yaratılmakta olan dünya yapay bir dünyadır, bu nedenle de doğal dünyadan radikal
biçimde farklıdır. Yapay dünya, doğal dünyayı tahrip eder, ortadan kaldırır
ve bağımlı kılar; bu dünyanın kendini yeniden kurmasına hatta onunla sembiyotik
bir ilişkiye girmesine izin vermez."7
Teknik her alana yansıyan uygulanabilirliği sayesinde geniş bir
dönüşüm ve etkileşim ortamı oluşturdu. Bu etkileşimin en çok yaşandığı alanlardan
biri değerler ile olanıdır. Tekniksel gelişmenin değerlere olan etkisinin boyutları
çok derinlikli ve artarak devam etmektedir. Hayatımızın he alanında teknolojik
bir aygıt ile karşı karşıyayız. Evde, sokakta, işyerinde, yönetimde, sosyal
ilişkilerde gizli veya bazen aşikar bir etki merkezi olarak karşımıza çıkmaktadır.
"Günümüzde konforu, eşyanın teknik düzeni dışında öngöremiyoruz. Temel
amaç, efor sarf etmekten kaçınmak, dinlenmeyi ve fiziksel hazzı artırmaktır.
Bizim için konfor, maddi dünya ile yakından ilintilidir, kendini kişisel mallar
ve makinelerin gelişmesinde kendini gösterir."8 Yazarın da çok güzel ifade
ettiği gibi tekniğin kullanılmasında en çok amaçlanan hedefler; efor sarf etmekten
kaçınmak ve fiziksel hazzı artırmaktır. İnsan kendi hayatında bu iki amaç çoğu
kez yaşamının ana nedenlerinden biridir. Daha fazla teknik, daha fazla! Sloganıyla
ifade edilebilecek teknoloji aşkı vardır. "Gerçekte eşyanın kişiliğimizle
olumlu bir bağlantısı kurulsun isteriz. Eşya bizi tamamlasın, ifade etsin ve
nihayet kişiliğimizin gelişmesine yardımcı olsun. Kimliğimiz eşyamızla bütünlensin.
Ne var ki insanın eşya ilişkisi kolayca yozlaşabilen türden. Her kıymetli şey
gibi insan- eşya ilişkisi de bir titizlik, bir ihtimam gerektiriyor."9
Hayatının belirleyici ve var oluşuna anlam katan unsuru olarak teknik araç ve
gereçlerin elde edilmesine yöneliktir. Her sahip oluş hazzı doğurmakta, ama
kısa zamanda bunun yerine yeni bir hedef belirivermektedir. Bunu elde edemediği
zaman mutsuz olmakta toplumsal konumlandırmasını buna göre yapabilmektedir.
1980'li yıllardan itibaren Türkiye'de yaşanan toplumsal süreci bu yönde işlemektedir.
Çok az bir maliyete mal olan teknik, çok fahiş fiyatlarla pazarlanmaktadır.
Makineleşme statünün göstergesi olarak algılandığında insanlar tekniği elde
etmek için yıllarını, ömürlerini, emeklerini bu uğurda harcamaktadırlar.
"Uygarlaşmanın makinalaşmak değil,
makinaları daha çok insanlaşmak için kullanmak varken,
kendi yarattığına esaretin resmini çizer bulutlara,
bir martının kanat çırpışlarını ayrımsamadan."10
İktidarlar tekniği güç sembolü olarak kullanmaya başlamışlardır.
Bugünün dünyasında güçlü olmak; insani değerlerin yaşam imkanı bulması değil
atom bombasına sahip olabilmektir. Dolayısıyla devlet seçkinleri kendi varlığını
kalıcı kılmak için savaşırken teknolojiyi şirketler eliyle üreterek onların
konumlarını güçlendirmişleridir. "Devlet bilim ve sanatı ( gerçekte tekniği)
yüce duygularla veya medeniyet aşkıyla değil, iktidar içgüdüsüyle korudu. Devletten
sonra bilinçli şekilde geliştirilen teknikten ne kadar büyük kazanç elde edilebileceğini
keşfeden burjuvazi oldu. Aslında burjuvazi, üç aşağı beş yukarı her zaman teknikle
uğraşmıştır. İlk finans tekniğini, daha sonra da modern devleti başlatanlar
onlardı. 19 y.y başlarında bu sistemden muazzam kazançlar elde etme imkânlarını
gördüler. İdealist maske takmalarına rağmen, özellikle de "maneviyat ve
dinin" parçalanmasıyla lehte bir durum oluştuğunda ve bireyleri sömürmek
için kendilerini serbest hissettiklerinde"11
Bilginin- bilimin- sanatın önemi iktidar güdülerini ne kadar cevaplayabildiği
ile ölçülmektedir. İnsanlığın yaralarına ne kadar merhem olabileceği ile değil…
Yaşam yerlerimiz insan ruhunu besleyen başlıca mekânların başında gelir. Mekânımızın
yeri, görünümü, iç donanımı farkında olmadan kalbi- akli nosyonlarımızı etkiler.
Teknikselleşmiş insanlar olarak evlerimiz teknoloji çöplüklerine dönüşmüştür.
"Dışardan içeriye bakıldığında, bütün TV aygıtlarının, bütün apartman dairelerinde
aynı yerde olduğu göze çarpar çoğu zaman. Televizyon seyretmek için oturulan
kanepede hep aynı yerdedir. Tıpatıp aynı yerlerde, yemek yer bağırsaklarımızı
boşaltır, cinsel ilişkide bulunuruz. Bir yabancının elini kolunu sallaya sallaya
bir apartman dairesine girip, sanki yıllardır orada oturuyormuşçasına her şeyi
yerli yerinde bulması işten bile değildir. Günümüz yaşama mekânları, sakinlerinin
ne bireysel ne de kültürel farklılıklarını yansıtıyor artık. Bu totaliter yaşama
mekânları aracılığıyla, insanın çevresini düzenleme bağlamındaki tüm yaratıcılığı
köreltilmiş, yok edilmiştir… Günümüz yaşama birimleri, bize belirli eylem kalıpları
ve onlara eşlik eden tekdüze zihin düzenekleri empoze ediyor. Değişim ve çeşitlilik
göstermeyen bir çevre, yalnızca bireyi köreltmekle kalmaz, aynı zamanda türümüzün
gelişimini de olumsuz yönde etkiler… Aynı mekânda yenilen, içilen, müzik dinlenen,
dans edilen ve kanepelere uzanılıp felsefe tartışılan son grek sempozyumlarından
bu yana 2000 küsur yıl geçti"12
Zil çalıp içeri girdiğimiz evlerimizde aile içi iletişimden ziyade teknolojinin
sunduğu imkânların yarattığı teknoloji oluşturduğumuz sanal diyaloglar ön plandadır.
Başta tv. olmak üzere zamanımızın çoğunu bu teknolojilerle mesai geçmek durumdadır.
Frank Lloyd Wright'in belirttiği gibi " ( Otomatizasyon) sürüp gider, insanın
tüm organları kuruyup gidecektir- düğmeye basan parmağı dışında" Her aleti
kullanmak için bir düğme yeterlidir. Akıl, beden, kalp her şeyden yoksun kalmaktadır.
Bu da düş yoksulluğuna yol açmaktadır.
"Çevremizdeki dünyayı düğmelerle denetliyoruz. Düğmeye basmak sihirli iş.
Düğme, muazzam bir gücün kaynağı. Düğmeye bastık mı, olduruyoruz. Her düğmeye
bastığımızda, bir şeyleri oldurduğumuz zihniyetini de güçlendiriyoruz içimizde."13
Tekniğin şehirler üzerindeki etkisini daha net gözlemleyebiliyoruz.
Tabiatı, toprağı dışlamayan medeniyet süreçlerinden sonra tekniği- metali merkez
alan anlayış ile şehirler insana yabancılaşmışlardır. Göğün rengi soluk, güneş
ışıkları görünmeyen, ayın parlak yüzünü saklayan, insanın toprakla irtibatını
kesen, dünya dışında bir yaşam üssü kurulmuş intibaını veren yaşam kültürü,
apartmanlara- modern hücrelere- hapsedilmiş bedenler ile şehirler insan- zaman-
mekan birlikteliğini ortadan kaldırmaktadır. "Sanayileşme ile kentleşme
tüm bu düzeni değiştirmiştir. Kentliler güneşin gökyüzündeki günlük devinimini
fark etmeden, ayla yıldızları hiç görmeden yaşayabilirler. Bizim samanyolumuz
Broadway ve Piccadilly'dir; takımyıldızlarımız ise neon tüpleri içinde belirlenir.
Mevsim değişimleri bile kentlileri pek az etkiler. Yapma bir evrenin, doğa dünyasından
büyük ölçüde ayrılmış bir evrenin kişileridir onlar… / … yeni bir bilinçlenme
içindeyiz, ancak eski bilincimize mal olmuştur bu bilinçleniş"14 Aya ve
güneşe göre zamanını düzenleyen, topraktan- doğal olandan kopan mekan anlayışı
ve kendi varlığını dar alanlara hapsetmeyen insanı ile doğu bilgeliği tekniğin
yabancılaşmaya götüren süreci karşısında durabilecek tek güç olarak görünmektedir.
Tekniğin sağladığı en büyük imkânlardan biri iletişimdir. İnsanoğlu
dünyanın veya uzayın herhangi bir yerinde meydana gelen olaydan bir manipülasyon
veya engelleme söz konusu değilse haberdar olmaktadır. Haberdar olmak bir bilinçlenme
sürecini getirmemektedir. Kitle iletişim araçları sahiplerinin görüşlerini,
ideolojilerini, dünyalarını yansıtmaktadır. İyi- kötü, doğru- yanlış bir birinden
ayırt edilememektedir. İnsanların ahlaki olarak haberdar oldukları başka insanların
acılarına, dertlerine ortak olması beklenirken; pasif, tepkisiz davranışlarda
bulunuyor, şahit olunan olay veya kişilere anlam yüklenilmemektedir.
"Halkı "haber teknolojisi" aracılığıyla manipüle
etmek, habercilik profesyonellerinin iyi bildiği iştir. Bir haberi resimli ya
da resimsiz sunmak, belirli sıfatların kullanılması, her habere ayrılacak süre
bütün bunla, bizim haberi nasıl algıladığımızı etkiler… Kitle iletişim araçlarının
gerek haberlerin dağıtımı, gerekse içeriği açısından oynadığı rol, algılamayı
derinleştirmek ve niteliğini artırmaktan çok, haberlerin hızını ve niceliğini
vurgulama yolundadır. Daha bir haberi anlayıp, onu belirli bir bağlama oturtma
fırsatını bulamadan bir sonraki haberle karşılaşıyoruz. O haber de anında yok
olup yerini bir başkasına bırakıyor. Her yeni olayla tarihin, tecrübenin ve
bilgeliğin sağduyusundan yoksun olup yerini bir başkasına bırakıyor. Yirminci
yüzyılın sözde enformasyon toplumu, belki de önceki yüzyılların tüm toplumlarından
daha zayıf bir belleğe ve daha az tarih bilgisine sahip."15 Bilgi bilinci
dönüşmekten uzak bir süreç izliyor. İnsanlar aptallaştırılıyor. Egemenliklerini
yaygınlaştırmak isteyenler, zihinleri yönlendirenler her gün yeni bir tarz kullanmanın
yollarını aramaktadırlar.
Teknik işsizliği artırdığı gibi tembelliği de artırmıştır. Her
şeye kolayca, emek sarf etmeden ulaşma isteği insanın başta akli melekeleri
olmak üzere bedensel, ruhsal melekelerini öldürmüştür. İnsan yerine makine çalışmaktadır.
İnsanın tarihsel yanılgısı da burada başlamaktadır. Hakim olduğunu zannettiği
teknik, aslında insana sahip olmaya başlamış, dönüştürmeye başlamıştır. İnsanoğlu
makinenin soğuk demiri gibi olmaya başlamakta, insansı duyarlılık yerine tekniksel
yaklaşım hakim olmaktadır. "Makine belli bir ihtiyacı karşılamak üzere
icat edilmiş değildir. Fakat icat edildikten sonra bir ihtiyaç haline gelmiş
ve kendi çevresinde yeni ihtiyaçlar doğurmuştur. Bu ihtiyaç bir kere ortaya
çıkınca da kendine mahsus kültürü oluşturmuştur"16 Yazar devamla araba
sektöründen örnek vererek bir otomobilin insan yaşamına kattığı tesirler ile
beraber oluşturduğu yedek parça, tamirhaneler, servis, trafik ve kaza kombinezonuyla
oluşturduğu etki halesini düşündüğümüzde ürkütücü sonuçlara varırız.
Tekniğin elimizden aldığı en önemli haklarımızdan biri de özgürlüğümüz. Kontrol
etme süreci, tehdite dönüşmekte sokakta, evde, işyerinde kendi iç kontrol mekanizmaları
ile var olan ve bunları yaşayan insan yerine tekniğin gözleri altında bir yönetim
süreci hızla ilerlemektedir. "Bizler sadece makinenin işleyişi için gerekli
olduğu kadar özgür ve özerkiz. Daha fazla değil. Bu arada bildik budalaca sözler
yinelenip duruyor: " Belli teknolojik aletleri, teknolojinin yaşam biçimimiz
haline gelmesine izin vermeden kullanabilmeliyiz" veya " digital teknolojinin
yarattığı dünyalar, onların oyununa katılmayı tercih ettiğimiz ölçüde gerçektir
v.s"17
Sonuç:
Burada yazılanlardan hareketle tekniği hayatımızdan çıkartalım, teknik araç-
gereçleri kullanmaktan vazgeçelim sonucuna varmak hedefinde değiliz. İnsanın
teknik- makine ilişkisindeki dengesiz, kaotik, insan aleyhine tasavvurun değişmesi
gerekiyor. İnsanın tekniği anlamlandırırken kendine yabancılaşmayan, doğru kavrayış
ile yaklaşması gerekiyor. Modern çağda insanın bu yanlış konumlanması sonucu
yaşanan acılara yenilerinin katılmaması için bu kavrayış şarttır. Bu noktada
Jaques Ellul yaklaşımı daha umutsuz görünmektedir. "Tabiatın veya koşulların
ondan talep ettiği adaptasyonlarda ne olursa olsun teknik, özelliklerinde ve
seyrinde kendine özgü olmaya devam ediyor. Engellemeler, onu başka bir şey olmaya
değil, daha fazla kendisi olmaya zorluyor. Asimile ettiği her şey onun özelliklerine
güç katıyor. Güzel, hoş bir şeye dönüşmesini ummak boşuna" İsmet Özel ise
bir çıkış yolu öneriyor." Eşya eşittir insan denkleminin bozulabilmesi,
eşya aracılığıyla bir durum ( statünün) değil de, bir bilgi, bir bilme türü
açığa çıkıyorsa mümkün olabilir. Bu da ancak dil yoluyla itminan sahibi olabilen
insanların kültürü biçimlendirebildikleri şartlarda gerçekleşir. Eğer insan
hayatı teknoloji ve piyasa arasında kurulan koalisyonun sultası altındaysa ve
insanlar eşyayı ( gücün, refahın) bir işareti saydıkları halde, eşya insanın
( kimliğini, kişiliğini) işaret etmiyorsa toplum hayatında yapısal bir baskı
ve şiddet yürürlüktedir. Bu baskı bilgiyi örter. Demek ki bilginin aydınlığa
kavuşması baskının savılmasını gerektirir. Dil yoluyla itminan sahibi olmakla
savaşçı olmak böylece aynı kapıya çıkar "18 "Toplum örgütlenmesi karmaşıklaştıkça,
teknolojinin hâkimiyeti bir tehlike olarak görülmedikçe insanın bir efsaneler,
devler, periler dünyasında yaşamasının önüne geçilemeyecektir."19
İnsanlar dertlerine deva olacağı zannettiği teknik konusunda yanılsamadan
kurtulması gerekiyor. Toynbee zihnin teknik ve yeteneklerine rağmen batılı insanın
Adem'den miras kalan günahtan kurtulamadığı gibi yüz binlerce yıl önce ilk insan'ın
bugün bizim kendi içimizde bulduğumuz fiziksel ve ruhsal özelliklere sahip olduğunu
belirtmektedir. Değişen zaman ve mekan içerisinde insansı dinamiklere yaslanmak
gerekiyor.
Giderek artan teknikselleşmenin hayatımızdan, tarihimizden, geleneklerimizden,
fıtratımızdan, ruhumuzdan bir şeyler alıp götürmesinin önleyecek yol arayışına
devam etmek gerekiyor. Makine aşkının makine korkusuna dönüştüğünün en güzel
örneklerinden olan Matrix filmindeki gibi insan- robot ile insanlar arasındaki
mücadele gerçekleşmeden…
KAYNAKLAR:
1- Teknoloji Toplumu- Jacoues ELLUL
2- Büyük Sözlük- Mehmet DOĞAN
3- Tahrir Vazifeleri- İsmet ÖZEL
4- A.g.e.
5- Teknoloji Toplumu- Jacoues ELLUL
6- Büyük Larousse
7- Teknoloji Toplumu- Jacoues ELLUL
8- A.g.e
9- Tahrir Vazifeleri- İsmet ÖZEL
10- www.antoloji.com- Derya KIZILGÖZ
11- Teknoloji Toplumu- Jacoues ELLUL
12- Cehenneme Övgü- Gündüz VASSAF
13- A.g.e
14- Denemeler- HUXLEY
15- Cehenneme Övgü- Gündüz VASSAF
16- Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı / Rasim ÖZDENÖREN
17- Gerçek Hayat Dergisi- John ZERZAN
18- Tahrir Vazifeleri- İsmet ÖZEL
19- Üç Mesele- İsmet ÖZEL
Bu makale toplam 977 defa okunmuştur.