Haber 10
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim  
Haber 10
DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR
17 Mayıs 2012, Perşembe
 DÖVİZ KURLARI : ABD Doları (USD) 1.8110, Satış 1.8210 - Avro (EUR) 2.3060, Satış 2.3210
Talha Köse
Talha Köse
ABD Hegemonyasından Güçler Dengesine Geçiş
Talha Köse
Türkiye, hem kendi milli birliği açısından hem de Ortadoğu’nun istikrarı açısından BOP gibi yapay projelerle yetinmektense, kendi iç dinamiklerini ve bölgenin yeni gerçeklerini dikkate alan bir vizyon

<m:blue>ABD Hegemonyasından Güçler Dengesine Geçiş</m:blue> Ortadoğu’da Kriz ve Değişim

Amerika’nın dış politika yapım sürecine etkide bulunan önemli düşünce kuruluşlarından Council on Foreign Relations’ın başkanı Richard N Haas, Foreign Affairs Dergisi’nin Kasım/Aralık 2006 tarihli sayısında “The New Middle East ” (Yeni Ortadoğu) başlıklı bir makale yayımladı. Haas, makalesinde Ortadoğu’da Soğuk Savaş sonrası şekillenen Amerikan hegemonyasının sona erdiğini ve bölgede yeni bir döneme girildiğini vurgulamakta. Savaşın mimarlarından Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ara seçim hezimetinin ardından istifa etmek zorunda kaldı. Richard Perle, Eliot Cohen ve Kenneth Adelman gibi neo-conların önde gelen isimleri Irak konusunda mevcut politikanın bazı noktalarının yeniden gözden geçirilmesinin gerekebileceğini dile getirdiler. Irak başta olmak üzere Amerika’nın Ortadoğu politikasında köklü değişiklikler önümüzdeki dönemde gündeme gelebilir.

Amerika’nın Ortadoğu’daki operasyonlarına ivme kazandıran gelişmelerin başında, şüphesiz 11 Eylül 2001 saldırıları gelmekteydi. Irak işgali ile onun temel gerekçesi olan teröre karşı küresel savaş arasında bir bağlantı sağlanamadı ve Irak işgali’nin üzerinden 4 yıla yakın zaman geçmiş olmasına karşın dünya kamuoyunun kanaati, Irak işgali’nin ABD’nin teröre karşı küresel savaşında işini zorlaştırdığı yönünde. Irak terör gruplarının eğitim sahası haline geldi. Irak işgalindeki başarısızlık, İran nükleer gerginliğinde Amerika’nın başarısız bir politika yürütmesi ve son olarak İsrail’in Lübnan’ı işgali ve Hizbullah’ın etkin bir bölgesel aktör olarak ön plana çıkmaya başlaması Amerikan hegemonyasının sonuna gelindiğinin belirtileri. Neo-conların çatışmacı retoriği bölgedeki diğer radikal unsurları hareketlendirdi ve bu da Ortadoğu’daki Mısır, Ürdün, Suriye ve Suudi Arabistan gibi otoriter rejimlerin kendi gelecekleri açısından kaygı duymaya başlamalarına neden oldu.

Bush Dönemi Ortadoğu politikasına ve sonuçlarına geniş bir perspektiften bakarsak, şu değerlendirmeleri yapmak mümkün;

• Ortadoğu’daki etnik ve mezhepsel çatışmalar ivme kazandı.
• Hatemi Yönetiminin başlattığı diyalog girişimleri ve ılımlı politikalar Washington’da bir karşılık bulmadı. ABD İran’a karşı sert politikasını devam ettirdi ve İran’ı şer ekseni listesine aldı.
• Ortadoğu Barış Süreci sona erdi. Hamas, İslami Cihad gibi radikal gruplar güç kazandılar. Gerek İsrail’de, gerekse Filistin’de barışa inanan halk kitlesi oldukça azaldı.
• İsrail’in bölgedeki operasyonlarına ve politikalarına ABD’nin koşulsuz ve sürekli destek vermesi Ortadoğu’da esnek ve çok boyutlu politikalar geliştirmesine engel olmakta. Nitekim Amerika’nın İsrail politikası ülke içerisinde de eleştirilmeye başlandı .
• Clinton döneminde ABD dış politikasında ve özellikle Ortadoğu perspektifinde öne çıkan demokratikleşme, insan hakları ve sivil toplum girişimlerine destek çabaları şu anda askıya alınmış ve tüm enerji terörle mücadeleye yönlendirilmiş durumda.
• Mısır, Ürdün, Suriye, Suudi Arabistan ve Körfez Emirlikleri’nde gerçek demokratikleşme süreci devreye girerse İslamcı hareketlerin ve partilerin bu bölgelerde yönetimi ele geçirebilecekleri ön görülmektedir. Bu nedenle ABD’nin Ortadoğu ve İslam Dünyası’nın diğer bölgelerinde demokratikleşme girişimlerini bir yana koyup kendisine daha yakın otokratik rejimlere destek vermesi beklenmektedir.
• Tüm bu değişimlere ek olarak, ABD Ortadoğu ve teröre karşı küresel savaşa odaklanırken, Asya Pasifik Bölgesi’ndeki gelişmelerin gerisinde kaldı. Çin’in bölgedeki siyasî, iktisadi ve askerî yükselişi karşısında net bir siyaset geliştiremedi. Bölgede dengeleri Tayvan ve Japonya üzerinden kontrol etme politikası ABD’nin Asya Pasifik siyaseti için yeterli olmayacaktır. Bu bölgeye dair yeni bir strateji ve vizyon geliştirmeleri gerekmektedir.
• Benzer şekilde ABD, Ortadoğu’daki gelişmelere odaklanırken, arka bahçesi sayılabilecek Güney Amerika’da anti-Amerikan dalgaya karşı duyarsız kaldı. Bölgede Venezüella lideri Chavez’in başını çektiği anti-Amerikancı bir koalisyon oluşmaktadır. Bu dalganın Bolivya ve Brezilya’dan sonra başka Latin Amerika ülkelerine de yayılması mümkündür.

Yeni Ortadoğu’nun Dinamikleri

Haas ve diğer başka Amerikalı analistler tarafından ortaya konulan yeni Ortadoğu projeksiyonunun Amerikan çıkarları açısından pek iyimser olduğu söylenemez; zira bu dönem Amerika açısından belirsizliklerle dolu. Ortadoğu siyasetinde, bundan sonra tek bir hegemonik gücün hâkim olduğu, baskıya dayalı bir istikrardan ziyade çok daha ince ve esnek bir güçler dengesi dönemi beklenmekte. Amerika’nın bölgeye dair siyasetinin rengini neo-conservative değil, neo-realist bir strateji alacaktır. Bu denge içerisinde ABD halen en etkin güç olma konumunu sürdürecek, ancak askeri yöntemler ve baskı politikasının yerini çeşitli aktörlerin değişik düzeylerde dâhil olduğu diplomatik yönü ağır basan realist bir mücadele alacaktır.

Amerika’da bu mücadeleyi sürdürebilmek için dünyayı siyah/beyaz, iyi/kötü şeklinde iki boyutlu algılayan neo-con siyasi akıldansa, çok boyutlu gören bir siyasi akla ihtiyaç duyulmaktadır. Amerikan siyaset oluşturma mekanizmalarının bu yeni süreci ne şekilde algılayıp cevap vereceğini zaman gösterecektir. Ancak bu değişimlerden, Türkiye de dâhil olmak üzere, tüm bölge ülkeleri etkilenecektir. Bu dönemde ittifaklar, değişen çıkarlar ve oluşan karşı ittifaklar nedeniyle çok daha esnek olacaktır. İdeolojik birlikteliklerin yerini çıkar merkezli hesaplar alacaktır. Etnik ve mezhepsel ayrımların bu dönemde daha merkezî bir rol oynaması beklenmektedir. Türkiye’nin bu süreçte etkin bir rol alabilmesi için öncelikle değişimi algılaması gerekmektedir.


Ortadoğu’nun geleceğinde yabancı unsurların daha az rol alması ve bölgesel aktörlerin daha etkin bir rol oynaması beklenmektedir. Bu aktörlerin, modern ulus-devletler değil, bölgedeki devlet sınırlarını aşan etnik veya mezhep temelli ve dış desteğe bağımlı aktörler olmaları kuvvetle muhtemeldir. Siyasi merkez ile çevre unsurların, merkeze bağlanma süreci Avrupa tarihinde uzun bir zaman zarfında gerçekleşebilmiştir. Benzeri bir sürecin Ortadoğu’da hızlı bir şekilde yaşanacağını beklemek fazla iyimserdir. Ortadoğu’da muhalif hareketler istisnasız şekilde merkez siyasi otorite tarafından bastırılmaya çalışılmıştır. Bastırma işleminin başarısız olduğu Lübnan gibi ortamlarda ise gerilimler iç savaşa dönüşmüştür.

Soğuk Savaş döneminin denge koşullarında ve Amerikan hegemonyasının yaşandığı dönemde Ortadoğu’da, baskıya dayalı da olsa, nispeten daha istikrarlı bir dönem yaşanmıştır. Ancak bugün, etnik ve mezhepsel ayrımların ortaya koyduğu merkezkaç kuvvetini dengeleyecek başka unsurlar henüz ortaya çıkmış değildir. Bölgeye barış ve istikrar getirmeyi hedefleyen tasarımlar, bu unsurlar üzerinde önemle durmak zorundadırlar. Bu aşamada, belki de tek toparlayıcı faktör Ortadoğu halklarının on yıllardır savaşmaktan, çatışmalardan ve diktatör rejimlerden bıkmış oldukları gerçeğidir.

Bölgesel aktörlerin daha etkin rol oynadıkları bir ortamda, bölge dışı güçler, bunlar arasındaki nüfuz mücadelelerine dolaylı olarak müdahalede bulunarak etki edeceklerdir. ABD her ne kadar bölgede doğrudan hegemonyasını yitirmiş olsa da, bölgesel aktörler arasındaki mücadelelerde ve dengelerde belirleyici olmaya devam edecektir. Amerika’nın şu aşamadaki asıl kaygısı bu mücadelenin İran tarafından yönlendirilir hale gelme olasılığıdır. Bu nedenle ABD’nin, İran’ı dengeleyici diğer bölgesel aktörlerle çok daha sıkı ilişki içinde olması gerekmektedir. Bu noktada Türkiye şüphesiz askerî, siyasî ve iktisadî açıdan en etkili aktörlerden biri olmaya devam edecektir. Kuzey Irak’taki bir Kürt oluşumu, Körfez Emirlikleri ve diğer Arap devletleri Amerika’nın işini kolaylaştıracak gibi görünse de, İran’ı dengelemek açısından zayıf kalmaktadırlar.

Türkiye bölgede dayatılan oldu-bittiler karşısında, istemese de kendini bu mücadele içerisinde yer almak zorunda hissedecektir. Ankara’nın, Kürt Sorununa henüz ikna edici çözümler üretememiş olması, Türkiye’nin Ortadoğu’da elini kolunu bağlayan gelişmelerin başındadır. Türkiye bölgedeki konumunu ve çıkarlarını belirlerken istikrarın kendi çıkarına olduğunu ve bölgenin aslî unsurlarının kalıcı oldukları gerçeğini göz önünde bulundurmak durumundadır. Türkiye, hem kendi milli birliği açısından hem de Ortadoğu’nun istikrarı açısından BOP gibi yapay projelerin kalıntılarıyla yetinmektense, kendi iç dinamiklerini ve bölgenin yeni gerçeklerini dikkate alan bir dış politika vizyonu geliştirmek zorundadır.

Kaynak: www.setav.org

Bu makale 1,425 kez okundu.

YAZARIN SON YAZILARI
» Psikolojik savaşın tehlikeli cephanesi: Nükleer silahlar
» Lübnan'da istikrar arayışları-SETA Raporu
» ABD Hegemonyasından Güçler Dengesine Geçiş
SON DAKİKA
araba.com
YAZARLAR
RÖPORTAJ
"Yargıya artık Kemalistler giremez"
Doç. Dr. Osman Can: 'Önceden Yargıtay'da Danıştay'da hep Kemalistler çoğunlukta olduğu için sadece Kemalistler geliyordu; şimdi işler tersine döndü"
Kitap Adresi
DÜŞÜNCE-ANALİZ
DÜŞÜNCE-EDEBİYAT
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2012
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı Cihan Haber AjansıCihan Haber Ajansı