| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 17 Mayıs 2012, Perşembe | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Ortadoğu’da Kriz ve Değişim
Amerika’nın dış politika yapım sürecine etkide bulunan önemli düşünce kuruluşlarından Council on Foreign Relations’ın başkanı Richard N Haas, Foreign Affairs Dergisi’nin Kasım/Aralık 2006 tarihli sayısında “The New Middle East ” (Yeni Ortadoğu) başlıklı bir makale yayımladı. Haas, makalesinde Ortadoğu’da Soğuk Savaş sonrası şekillenen Amerikan hegemonyasının sona erdiğini ve bölgede yeni bir döneme girildiğini vurgulamakta. Savaşın mimarlarından Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ara seçim hezimetinin ardından istifa etmek zorunda kaldı. Richard Perle, Eliot Cohen ve Kenneth Adelman gibi neo-conların önde gelen isimleri Irak konusunda mevcut politikanın bazı noktalarının yeniden gözden geçirilmesinin gerekebileceğini dile getirdiler. Irak başta olmak üzere Amerika’nın Ortadoğu politikasında köklü değişiklikler önümüzdeki dönemde gündeme gelebilir. Amerika’nın Ortadoğu’daki operasyonlarına ivme kazandıran gelişmelerin başında, şüphesiz 11 Eylül 2001 saldırıları gelmekteydi. Irak işgali ile onun temel gerekçesi olan teröre karşı küresel savaş arasında bir bağlantı sağlanamadı ve Irak işgali’nin üzerinden 4 yıla yakın zaman geçmiş olmasına karşın dünya kamuoyunun kanaati, Irak işgali’nin ABD’nin teröre karşı küresel savaşında işini zorlaştırdığı yönünde. Irak terör gruplarının eğitim sahası haline geldi. Irak işgalindeki başarısızlık, İran nükleer gerginliğinde Amerika’nın başarısız bir politika yürütmesi ve son olarak İsrail’in Lübnan’ı işgali ve Hizbullah’ın etkin bir bölgesel aktör olarak ön plana çıkmaya başlaması Amerikan hegemonyasının sonuna gelindiğinin belirtileri. Neo-conların çatışmacı retoriği bölgedeki diğer radikal unsurları hareketlendirdi ve bu da Ortadoğu’daki Mısır, Ürdün, Suriye ve Suudi Arabistan gibi otoriter rejimlerin kendi gelecekleri açısından kaygı duymaya başlamalarına neden oldu. Bush Dönemi Ortadoğu politikasına ve sonuçlarına geniş bir perspektiften bakarsak, şu değerlendirmeleri yapmak mümkün; • Ortadoğu’daki etnik ve mezhepsel çatışmalar ivme kazandı. Yeni Ortadoğu’nun Dinamikleri Haas ve diğer başka Amerikalı analistler tarafından ortaya konulan yeni Ortadoğu projeksiyonunun Amerikan çıkarları açısından pek iyimser olduğu söylenemez; zira bu dönem Amerika açısından belirsizliklerle dolu. Ortadoğu siyasetinde, bundan sonra tek bir hegemonik gücün hâkim olduğu, baskıya dayalı bir istikrardan ziyade çok daha ince ve esnek bir güçler dengesi dönemi beklenmekte. Amerika’nın bölgeye dair siyasetinin rengini neo-conservative değil, neo-realist bir strateji alacaktır. Bu denge içerisinde ABD halen en etkin güç olma konumunu sürdürecek, ancak askeri yöntemler ve baskı politikasının yerini çeşitli aktörlerin değişik düzeylerde dâhil olduğu diplomatik yönü ağır basan realist bir mücadele alacaktır. Amerika’da bu mücadeleyi sürdürebilmek için dünyayı siyah/beyaz, iyi/kötü şeklinde iki boyutlu algılayan neo-con siyasi akıldansa, çok boyutlu gören bir siyasi akla ihtiyaç duyulmaktadır. Amerikan siyaset oluşturma mekanizmalarının bu yeni süreci ne şekilde algılayıp cevap vereceğini zaman gösterecektir. Ancak bu değişimlerden, Türkiye de dâhil olmak üzere, tüm bölge ülkeleri etkilenecektir. Bu dönemde ittifaklar, değişen çıkarlar ve oluşan karşı ittifaklar nedeniyle çok daha esnek olacaktır. İdeolojik birlikteliklerin yerini çıkar merkezli hesaplar alacaktır. Etnik ve mezhepsel ayrımların bu dönemde daha merkezî bir rol oynaması beklenmektedir. Türkiye’nin bu süreçte etkin bir rol alabilmesi için öncelikle değişimi algılaması gerekmektedir.
Soğuk Savaş döneminin denge koşullarında ve Amerikan hegemonyasının yaşandığı dönemde Ortadoğu’da, baskıya dayalı da olsa, nispeten daha istikrarlı bir dönem yaşanmıştır. Ancak bugün, etnik ve mezhepsel ayrımların ortaya koyduğu merkezkaç kuvvetini dengeleyecek başka unsurlar henüz ortaya çıkmış değildir. Bölgeye barış ve istikrar getirmeyi hedefleyen tasarımlar, bu unsurlar üzerinde önemle durmak zorundadırlar. Bu aşamada, belki de tek toparlayıcı faktör Ortadoğu halklarının on yıllardır savaşmaktan, çatışmalardan ve diktatör rejimlerden bıkmış oldukları gerçeğidir. Bölgesel aktörlerin daha etkin rol oynadıkları bir ortamda, bölge dışı güçler, bunlar arasındaki nüfuz mücadelelerine dolaylı olarak müdahalede bulunarak etki edeceklerdir. ABD her ne kadar bölgede doğrudan hegemonyasını yitirmiş olsa da, bölgesel aktörler arasındaki mücadelelerde ve dengelerde belirleyici olmaya devam edecektir. Amerika’nın şu aşamadaki asıl kaygısı bu mücadelenin İran tarafından yönlendirilir hale gelme olasılığıdır. Bu nedenle ABD’nin, İran’ı dengeleyici diğer bölgesel aktörlerle çok daha sıkı ilişki içinde olması gerekmektedir. Bu noktada Türkiye şüphesiz askerî, siyasî ve iktisadî açıdan en etkili aktörlerden biri olmaya devam edecektir. Kuzey Irak’taki bir Kürt oluşumu, Körfez Emirlikleri ve diğer Arap devletleri Amerika’nın işini kolaylaştıracak gibi görünse de, İran’ı dengelemek açısından zayıf kalmaktadırlar. Türkiye bölgede dayatılan oldu-bittiler karşısında, istemese de kendini bu
mücadele içerisinde yer almak zorunda hissedecektir. Ankara’nın, Kürt Sorununa
henüz ikna edici çözümler üretememiş olması, Türkiye’nin Ortadoğu’da elini kolunu
bağlayan gelişmelerin başındadır. Türkiye bölgedeki konumunu ve çıkarlarını
belirlerken istikrarın kendi çıkarına olduğunu ve bölgenin aslî unsurlarının
kalıcı oldukları gerçeğini göz önünde bulundurmak durumundadır. Türkiye, hem
kendi milli birliği açısından hem de Ortadoğu’nun istikrarı açısından BOP gibi
yapay projelerin kalıntılarıyla yetinmektense, kendi iç dinamiklerini ve bölgenin
yeni gerçeklerini dikkate alan bir dış politika vizyonu geliştirmek zorundadır. Kaynak: www.setav.org Bu makale 1,425 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |