-
Haber10 Arama
  SON HABERLER
<m:red>Edward Said ve (Siyonist) Oryantalizm</m:red>
Taha Özhan
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Edward Said ve (Siyonist) Oryantalizm

Mart ayının ilk haftası Irak’ın Amerika tarafından işgalinin hemen öncesinde New York, Casa Italiana’da bir ‘Jubile’ vardı. Afganistan işgalinin üstünden bir yıl geçmiş, yeni bir işgalin tüm hazırlıkları nerdeyse tamamlanmış, BM’de tiyatroya dönen son sahneler oynanıyordu. Tüm bu kasvetli havanın ortasında Edward Said’in "Oryantalizm"inin jubilesi yapılıyordu. Programın ismini "gümüş jubilee" koymuşlardı. Said, uzunca bir aradan sonra ilk kez bir açık akademik toplantıya katılabiliyordu. Geçen sene, yüzünde derinden derine okunan hastalığın izleri bıraktığı sakal ile adeta kapanmış, çehresine yaşlılık ile ‘jubile’ karışımı bir tebessüm yerleştirmişti. Son yıllar, hem yaşanan gelişmeler, hem de "Oryantalizm"in yayınlandığı günlerden bu yana dünyanın yaşadığı hızlı dönüşüm, küreselleşme ve 11 Eylül’le birlikte Said’in bir çok iddiasını haklı çıkarmıştı. Hatta haklı çıkarmanın ötesinde batılı saldırganlığı açıklamakta kullanılan en kuvvetli argümanlardan biri halini almıştı.

Böylesi bir atmosfer içinde başlayan toplantıda hemen herkes Said’in ne söyleyeceğini çok iyi bilmesine rağmen adeta jubilenin tabiatına uygun bir beklenti ile son kez bir de Said’in ağzından duymak ister gibiydi. Said’in "Oryantalizm Jubilesi" beklendiği üzere dolu dolu geçti. Jubile öncesi yaşadığımız, nerdeyse on ayı bulan medya teröründen adeta Said’in çıkışlarıyla rahatlamıştık. Kızamadığımız, küfredemediğimiz, karşı çıkamadığımız ve bağıramadığımız ne varsa Said, bizim ve tüm mağdurların adına cevap vermişti. Gerçi bu zaten en büyük özelliğiydi onun. Said’i diğer tüm akademisyenlerden ve düşünürlerden farklı kılan yanıydı. O’nu kâh New York’ta bir meydanda Filistin eyleminde haykırırken, kâh bir akademik toplantıda ‘adam gibi adam’ tarifinin içini doldururken görmek mümkündü. Çektiği Filistin belgeselinde altmış kusur yaşına rağmen yahudi askerle itişip kalkarken hafızamıza kazınan Said, Güney Lübnan’da siyonistlere taş atarken karşımıza çıkmaktan geri kalmazdı. Ezcümle farklıydı. Farklı olmak nasıl bir şeyse o kadar farklıydı. Eserleriyle kendisini ispat etmiş, tüm dünyanın ölçü olarak kabul ettiği ender bir edebiyat ve müzik eleştirmeniydi. Mazlumdan yanaydı daima. Seveni çoktu. Düşmanı yokmuydu? Elbette vardı. Hatta düşmanları olmasının ötesinde, bir isevi olarak, İslam’ın son yıllarda uğradığı batılı saldırganlığın karşısında ümmetin vicdanı ve sesi durumundaydı.

Said’i sevmeyenler ve nefret edenler listesi çıkarmak kolaylıkla mümkün. Bunun bu kadar kolay olmasının en büyük sebebi, Said’in kavgasının bir ekol haline dönüşmüş olmasından, mazlumun yanında durabilme kalitesindendir. Özellikle son yıllarda Amerika içerisinde karşılaştığı siyonist saldırı ve edepsizlikler ayyuka çıkmıştı. Bu saldırıların yoğunluğu değil ama sıradanlığı ve kalitesizliği Said’i de çoğu kez çileden çıkartıyor, adeta sinirlerini boşaltırcasına röportajlar veriyor, dergilere hırçın makaleler yazıyordu.

Said’e, onun nezdinde müslümanlara ve hatta İslam’a karşı üretilen bu kör öfke tıkandığı her noktada iftira, yalan ve manipülasyona baş vuruyordu. Bu durum bir dönem öyle bir hal aldı ki, sırf Said’i takip etsin diye siyonist organizasyonlar tarafından maaşlı elemanlar tutuldu. Siyonist Commentary dergisinden Justus Reid Weiner, özel olarak Said’in hayatı ve mücadelesiyle ilgili baştan aşağı yalan ve çarpıtma dolu araştırma dosyaları ve makaleler yayınladı. Bütün bu çarpıtmanın dışında Columbia üniversitesinin rektörüne her sene siyonist organizasyonlar ve ünlü isimler tarafından giden onlarca Said’i sürme, görevine son verme talepleri oldu. Bu nefretin ve fanatik saldırıların tek nedeni Said’in sözünü sakınmadan gördüğü haksızlıklara ve oryantalist saldırganlığa karşı çıkışıydı. Danniel Pipes, Martin Kramer, Elie Kedrourie, David Pryce-Jones, Raphale patai gibi ayak takımı tiplerden, medyada Thomas Friedman, Martin Peretz, Norman Podhoretz, Charles Krauthammer, Judith Miller ve sembolleşmiş Bernard Lewis, Fuad Ajemi (Cengiz Çandar’ın ortadoğu konusunda dostum diyerek sıkça alıntı yaptığı kişi) gibi yarı-akademik profesyonellerce yapılan bitmez tükenmez saldırılar. Aslında ‘saldırı’ kelimesi oryantalistlerin tavırlarını açıklamak için yeterli değil. İsmi konulmamış bir hazımsızlık, ötekine dair gayri insani bir telakki ve çoğu kez intikam duygularının siyasal bir kelama dönüştüğü bu siyonist gramerli dil, 11 Eylül sonrası ‘piyasanın’ ve dünya gündeminin de kolayca açtığı imkanlar sayesinde iyiden iyiye azgınlaşmıştı.

Said’in ismine "Amerikan Siyonizmi" dediği bu yeni dalga salt müslümanları yada İslamı hedef tahtasına koymamış, küreselleşme masallarıyla beraber yürütülen kapitalist emperyalizmin siyasal dilini oluşturacak ideolojik enstrümanlar halini almıştı. Siyonizm ile "yerli muhbirlerin" (The Nation dergisinin Fuad Ajemi ile ilgili geniş araştırmasının ismi) pratik evliliğinin bir sonucu olarak vuzuha kavuşmuş, neo-conservative Amerikan yönetimi tarafından da aldıkları onay ile pervasız bir şekilde saldırıya geçmişlerdi. Said belki de bu saldırılara karşı öne çıkan ve yürekli bir isim olması hasebiyle en fazla nasibi olanlar arasında başta gelmişti. Sırf Amerikadaki üniversiteleri takip için organizasyonlar (campuswatch.org) kurmuşlar, İsrail, siyonizm, Amerikan imparatorluğu hakkında yapılan her eleştiriyi en olmadık şekilde –kendilerince- ifşa edip yargısız infaz sürecini başlatmışlardı. Lewis’in fikir babalığını, Pipes, Kramer ve Ajemi’nin tetikçiliğini yaptığı bu ismi konulmamış zımni çete, dünyanın başka yerlerinde hemen herkesi şaşırtan bir ‘ciddiyet seviyesinde’ saldırganlıklarını bugünde sürdürmektedirler. Said’in "mahluk" diye bahsettiği Lewis, özellikle savaş döneminde yayımladığı makalelerinde seviyeyi elinden geldiğince düşürmüştü. Son makalelerinde yaptığı genelleme ve indirgemeler Lewis standardında bir oryantalistin içine düşeceği hatalar olmaktan uzak, bilinçli bir şekilde yapılmış, tartışma çıkarması hedeflenmiş yanlışlarla doluydu.

Said’in sahsında müşahhas bir hal alan bu kavganın ismini koymak gerekiyor. Özellikle derin bir entelektüel geleneğin oluşması engellenerek vücuda gelen bugün ki Amerikan düşünce dünyası, Amerikan pragmatizminin etkisiyle de varolan kaliteyi aşağıya çekmekte, ‘düşünür ve entelektüel’ dünyadan ‘profesyonel danışman’ dünyaya geçişe neden olmaktadır. Bu hazin sonuç, yukarda ismi gecen yarı-akademisyen şahısların hem imkanlarla (piyasa) buluşmasını sağlamakta hem de meşruiyet (resmi kabul) kazanmalarına sebebiyet vermektedir.

Said’in Oryantalizm çalışmasında muradını ortaya koyduğu açılımlar, son yirmi yıl içerisinde yaşanan paradigma değişimine paralel bir şekilde başka bir dogmatizmin ve ideolojik duruşun karşısında direnen mevzi haline dönüştü. Yaşanan paradigma değişimi, oryantalizmden ‘siyonist oryantalizme’ geçiş süreci seklinde vuku buldu. Klasik dönem oryantalizmin ideolojik tutumları makro anlamda doğuya aitti. Siyonist oryantalizm ise kendisine –ideolojik bir temelde- İslamı ve müslüman dünyayı hedef tahtası olarak seçti. Asil trajik olan Edward Said’den önce, bir çok Yahudi ilim adamının oryantalizme karşı çıkmış, doğuya dair oluşmuş batılı anlam dünyasının iyi niyetten ve ilmi ahlaktan yoksun olduğunu vurgulamış olmalarıdır. 1900’lerin başlarında ayyuka çıkan siyonist dalga bu ilmi ahlaki geri plana itmiş, oryantalist eleştirinin doğal bir malzemesi olan yahudilerin garip bir tenakuzla batılı saflara geçmesine yol vermiştir. Bugün gelinen noktada ise Bernard Lewis’in şahsında son seklini alan bu yeni ‘siyonist oryantalizm’, bütün koordinatlarıyla ideolojik ve siyasal bir duruşun odağıdır.

Said, ömrünün son yıllarını bu yeni dalga ile mücadele içerisinde geçirdi. Bu kavgada belki Said sesini yeterince yükseltemedi, belki her haykırışı başka bir siyonist set ile engellenmeye çalışıldı ama tüm bu çabalar onu Filistinlilerin ‘babası’, müslümanların ‘Saidi’, Batının ‘Edward’i yapmayı engelleyemedi.

Bu satırları Amerika dışında yaşayan okuyucunun mübalağa olarak okuması muhtemeldir. Said’e ve refiklerine karşı yapılan medyatik ve akademik terörü yeterince idrak etmek için maalesef bizzat Amerika’da bulunmak yada Amerikan akademik ve medya dünyasını yakinen takip etmek gerekmektedir. Ancak o zaman bahsi geçen saldırganlığın boyutu anlaşılabilir. Özellikle 11 Eylül sonrası "Haberlerin Ağında İslam" bizzat Said’i de kuşatan bir ‘ağ’ haline dönüştü. Bernard Lewis ve benzerlerini, mümkün olabilecek en üst seviyede ağırlayan ve tüm imkanlarını onlar için seferber eden ABD’li medya, nerdeyse tek uluslararası haber değeri taşıyan İsrail-Filistin konusunda Said’in yorumlarını bir kez bile duyma ihtiyacı hissetmedi. Müslüman dünya adına, aksanlı ingilizcesiyle "biz, biz" (Amerika/lılar) diye cümlelerine başlayan ‘yerli muhbir’ Fuad Ajemi’yi tercih etti her seferinde. Bir medeniyetler çatışmasından dem vurulduğu dönemde Said’in "Kültür ve Emperyalizm" tezi dinlenmeye bile gerek duyulmadı. Said’in deyimiyle ‘cehaletlerin çatıştığı’ böylesi bir dönemde, hele siyonist oryantalizmin iyice şımartıldığı bir zaman diliminde belki de akl-ı selime zaten yer yoktu.

Otobiyografisine bile "mülteci" ismini koymuştu Said. Yersiz, yurtsuz, sürgün ve mülteciydi. Böylesi bir "Out of Place" dunyanın çocuğu olan Said’in dinlenmesini beklemek, belki de bizim yani doğunun bir saflığıydı. Said, gerçektende "Out of Place" bir hayat sürdü. Ölümünden altı ay önce, Oryantalizmin Jubilesini yaptı ironik bir şekilde. Kırgın sesiyle son kez dinledik. 25 yılda ‘Oryantalizm’ in kendisine neler öğrettiğini, muhataplarına neler öğrettiğini anlattı önce. Sonra oryantalistlerden bahsetti. Bir kısmına kızdı bir kısmına küfretti. Batılı ‘üstünlük muhayyilesinin’ batıya, İslam dünyasına ve dünyaya çıkardığı ağır faturadan bahsetti. Ve ekledi : "Birileri bu faturanın hesabını sormalı, ya da hep beraber bu günahlara ortak olmalıyız". Vefatından hemen önce başka bir savaşa ve batılı işgale de şahitlik etti. Yılların verdiği kırgınlık ve kızgınlıkla olsa gerek; sıhhatini, kanserle mücadelesini sorduğumuzda şu cümleler döküldü ağzından: "boş ver kanseri, lanet kemoterapi! Yeni bir emperyalist savaş başlıyor!". Hasılı, Said’in jubilesi gerçek bir jubile oldu.

Bu makale edward Said'in vefatı üzerine Yarın Dergisi, Ekim 2003 sayısında yayınlanmıştır. Said anısına İstanbul Büyükşehir Beşlediyesi Kültür İşleri daire başkanlığı tarafından düzenlenen 'Uluslararası Oryantalizm Sempozyumu' vesilesiyle ilginize sunuyoruz.

Bu makale toplam 2325 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.1870, Satış 1.1970; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.7640, Satış 1.7800
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi