- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Doç. İbrahim Gezer
MESLEK EĞİTİMİNE FARKLI BİR YAKLAŞIM Meslek sevgisi başarının temeli, mesleğini sevmemek ise başarısızlığın kaynağıdır. Gülistan ve Bostan adlı meşhur eserlerin müellifi Sadi Şirazi (13. yy), herkesin bir meslek sahibi olmasını tavsiye eder ve sanatı her zaman işe yarayacak altın bir bilezik olarak görür. "Sanatı ve mesleği olan bir eskici nereye giderse gitsin zahmet çekmez, fakat bunlardan mahrum olan bir hükümdar, ülkesi dışında aç kalır" diyerek bir meslek ve sanat sahibi olmanın önemine işaret eder. Milli şairimiz merhum Akif ise "Kim ki kazanmazsa şu dünyada
bir ekmek parası; dostunun yüz karası, düşmanının maskarası" diyerek
herkesin en azından ailesinin geçimini sağlayacak bir hünere ya da mesleğe sahip
olması gerektiğini vurgular. Bugün mesleki ve teknik eğitim veren öğretim kurumları; öğrenci seçme yöntemi, eğitim - öğretimin niteliği, okul - sanayi işbirliği, yapılanma ve organizasyon sorunları, motivasyon eksikliği ve istihdam sorunları gibi bir çok sorunla karşı karşıyadır. Birkaç yıl öncesine kadar Meslek Yüksekokullarına ÖSS sınavıyla öğrenci alınmakta ve normal liselerle meslek liseleri arasında üniversiteye yerleştirmede esas alınan puanların hesaplanmasında farklı katsayı uygulaması yapılmamaktaydı. Söz konusu uygulamada meslek lisesi öğrencilerinin yanı sıra normal lise öğrencileri de Meslek Yüksekokullarına girebilmekteydi. İlgili sistem, fakülte ve yüksekokullara gidemeyen öğrenciler içindeki en başarılı öğrencileri Meslek Yüksekokullarına çekme gibi önemli bir avantaja sahipti. Bugün ise, üniversiteye girişte liseler arasında farklı katsayı uygulaması başlatıldı ve Meslek Lisesi mezunlarının ilgili alanlardaki Meslek Yüksekokullarına sınavsız geçişini öngören "Sınavsız Geçiş" projesi uygulamaya konuldu. 2001 yılında çıkarılan 4702 sayılı kanunla uygulamaya konulan "Sınavsız Geçiş" projesinin meslek eğitimi veren okullar açısından en önemli şanssızlığı liseler arasında farklı katsayı uygulamasını müteakip başlamış olmasıdır. Zira farklı katsayı uygulamasının başlamasıyla birlikte, velilerin büyük çoğunluğu, çocuklarını bir fakülte kazanır beklentisiyle ortaokuldaki başarı durumuna, yetenek ve eğilimine bakmaksızın normal liselere göndermeye başladılar. Son birkaç yıldır meslek liselerini ağırlıklı olarak, normal liselerde başarı şansı kalmamış hatta başarısızlıktan dolayı okuldan atılan öğrenciler tercih etmektedirler. Bu durum ise hem meslek liselerinde ve hem de ilgili öğrencilerin direkt geçiş yaptıkları meslek yüksekokullarındaki eğitim standardını ciddi bir şekilde olumsuz etkilemiştir. Bir zamanlar sınavla öğrenci alan meslek liseleri öğrenci bulamama ve birçok bölümünü kapatma noktasına geldiler. Önceki sistemde, öğrencilerin en başarılı kesimi fakülte ve yüksekokullara giderken, geriye kalan öğrencilerin en başarılıları ise Meslek Yüksekokullarına yönelmekteydi. Bugün ise adeta, en başarılı öğrenciler fakültelere, en başarısız öğrenciler meslek yüksekokullarına gitmekte bu iki grubun arasında kalan %70-80'lik bir öğrenci grubu ise üniversiteye devam şansı bulamamaktadır. Önceki sistemde, fakültelere girme şansı bulamayan öğrenciler meslek yüksekokullarına gelirken şimdi ise adeta normal liselere devam şansı bulamayan öğrenciler meslek liseleri yoluyla meslek yüksekokullarına gelmektedirler. Kısaca bu sistem, bir fakülte kazanamamış öğrencilerin en başarılılarını üniversite dışında tutarken, normal şartlarda üniversite okumaları oldukça zor olan ve birçoğu da eski mezun olan on binlerce öğrenciye üniversite kapılarını açmıştır. Ayrıca, bu sistem meslek liselerine olan talebi azaltarak, bir yandan bu liselerdeki altyapının atıl kalmasına yol açmış diğer taraftan da normal liselerin aşırı yüklenmesine ve kalitenin düşmesine sebep olmuştur. Dolayısıyla bu uygulama sadece mesleki eğitimi değil, normal lise eğitimini de olumsuz etkilemektedir. Dahası, üniversiteye gidemeyen diğer taraftan bir meslek sahibi olamayan yüz binlerce lise mezununun varlığı yeni sosyal problemlere yol açacaktır. Oysa "Sınavsız Geçiş" projesi farklı katsayı uygulaması olmaksızın uygulanabilseydi, bu projenin de katkılarıyla meslek liselerine olan talep oldukça yüksek olacak, bunlar arasında bir miktar öğrenci fakülte ve yüksekokullara gidecek, geriye kalanların en başarılıları ise "Sınavsız Geçiş" projesi çerçevesinde meslek yüksekokullarında ilgili programlara devam edebileceklerdi. Meslek Liseleri ve Meslek Yüksekokullarındaki son yıllarda kendini yoğun bir şekilde hissettiren eğitim-öğretimin kalitesi ile ilgili tartışmalar da büyük oranda yukarıda bahsettiğimiz sorundan kaynaklanmaktadır. Ancak, bunların dışında da eğitim - öğretimin kalitesini olumsuz etkileyen bazı sorunlardan bahsedilebilir. Öğretim elemanlarıyla ilgili nitelik ve nicelik sorunları, ders materyali yetersizliği, laboratuar ve atölye altyapısındaki eksiklikler, okul-sanayi işbirliğinin istenilen seviyeye ulaştırılamaması bunlardan bazılarıdır. Okul - Sanayi İşbirliği sürekli teşvik edilmesi ve arzulanmasına rağmen, yine de birçok teknik eğitim bölgesinde istenilen seviyeye getirilememiştir. Bunun sebepleri aşağıdaki gibi sıralanabilir. 1. Eğitim kurumuyla sanayi arasındaki fiziki uzaklık ve ulaşım imkânlarının
yetersizliği, Bu sorunlar öncelikle, eğitim kurumu ve sanayi kuruluşları arasında başlatılacak olan güçlü bir diyalog ortamı ile aşılabilir. Bu işbirliğinin başarısı ilgili kurumların yönetici ve eğitimci kadrolarının sosyal ve kurumlar arası ilişkilerdeki başarısına bağlı olacaktır. Ancak, bunun için eğitim kurumu ve sanayici temsilcilerinden oluşan bir komisyon oluşturularak bu işbirliğinin daha düzenli yürümesi sağlanabilir. Bu komisyon aylık icra ve yıllık değerlendirme toplantıları düzenleyebilir. Ortak organizasyonlar gerçekleştirilebilir. Ayrıca her bölüm ya da program için ilgili birkaç sanayi kuruluşu belirlenerek eğitim-öğretim sürecini beraberce yürütmeleri hatta beraberce planlamaları sağlanabilir. Öğrencilerin sanayiye götürüldüğü gibi sanayideki formasyon sahibi bazı teknik elemanların da eğitim durumlarına bakılmaksızın ilgili eğitim kurumuna getirilerek birikimlerini ve tecrübelerini öğrencilere aktarmaları sağlanabilir. Ülkemizdeki mesleki ve teknik eğitimin en önemli kurumlarından biri olan meslek yüksekokulları ile ilgili diğer bir sorun ise yapılanma ve organizasyon sorunudur. Ülkemizde birçok üniversitede yeterli fiziki ve teknik altyapı hazırlanmadan Meslek Yüksekokulları açıldığı görülmektedir. Bu durum ise bu okullardaki eğitim ve öğretimi, akademik ve idari yapılanmayı, uygulama yapma imkânlarını ve sanayi işbirliğini olumsuz etkilemektedir. Özellikle meslek eğitiminin ciddi bir fiziki, mali ve teknik altyapı gerektirdiği dikkate alındığında bu okulların maksimum faydayı sağlayacak şekilde planlanması kaçınılmazdır. Meslek Yüksekokullarının yapılanma ve organizasyon alanındaki eksikliklerinin giderilmesine yönelik olarak aşağıdaki öneriler getirilebilir. 1. Meslek Yüksekokullarının kuruluşu, kurulduğu üniversitenin mühendislik ve teknik eğitim fakülteleri ile kurulduğu bölgenin sanayi imkanlarından faydalanacak şekilde planlanmalı ve mümkünse üniversiteye bağlı tüm teknik eğitim kurumlarının hepsinin bir kompleks halinde inşa edilmeleri sağlanmalıdır. Bu sayede bu kurumların birbirlerinin laboratuar, atölye ve öğretim elemanı imkânlarından faydalanmaları mümkün olacaktır. 2. Üniversite eğitiminde öğrencilerin gerekli teknik bilgilerle donatılmasının yanı sıra bir üniversite ortamı kültürünü de edinmeleri istendiğinden, özellikle bu ihtiyacın karşılanmasının mümkün olmadığı küçük ilçelerde meslek yüksekokulları açılmamalıdır. Mümkünse her üniversitede Teknik Bilimler, İktisadi ve İdari Bilimler ve Sağlık Bilimleri olmak üzere sadece birer adet Meslek Yüksekokulu açılmalı, talep artığında ise program sayısı ya da sınıf sayısı arttırılmalıdır. Bu durum, hem ülke kaynaklarının daha iyi değerlendirilmesini sağlayacak hem bu okullarının son yıllarda oldukça aşınmış olan toplumsal statülerinin iyileşmesine katkı sağlayacak ve hem de öğrencilere üniversiteli olma ve bir üniversiteli gibi davranma bilinci verecektir. Ayrıca böylesi bir yapılanma, birçok meslek yüksekokulunda önemli bir problem olarak karşımıza çıkan laboratuar ve atölye yetersizliği sorununa da çözüm olacaktır. 3. Meslek eğitimi veren okulların diğer bir sorunu da eğitim öğretimi yapılacak mesleklerin belirlenmesi ve öngörülen eğitimin planlanmasında ortaya çıkmaktadır. Hangi mesleğin nasıl ve ne kadar süre bir eğitim gerektireceği konusunda belirsizlikler vardır. Sadece lise eğitiminin yeterli olabileceği birçok meslek için yüksekokul hatta fakülte düzeyinde eğitim verilmektedir. Bu hususta bir düzenlemeye gidilmeli ve ülkemizin hangi mesleklere ihtiyacı olduğu, bu meslekler için ne kadar elemana ihtiyaç duyulduğu, ilgili mesleğin hangi seviyede ne kadar sürelik bir eğitim gerektirdiği ve potansiyel gelişim alanları belirlenmelidir. Ülke kaynaklarının rasyonel bir şekilde değerlendirilmesi için bu kaçınılmazdır. "Sınavsız Geçiş" projesinin uygulamaya konulmasıyla birlikte meslek yüksekokulları her isteyenin gideceği bir eğitim kurumu olarak algılanmaya başlanmıştır. Buna, son yıllarda ülkemizin yaşadığı ekonomik krizler yüzünden iş bulma imkânlarının iyice daralması gibi sebeplerin de eklenmesi, bu eğitim kurumlarında okuyan öğrencilerde ve ailelerinde negatif motivasyona sebep olmuştur. Öğrencilerin büyük çoğunluğu bir Meslek Yüksekokulunda okuyor olmayı yeterli bulmamakta ve sürekli bir arayış içerisinde bulunmaktadır. Gerçi bunun en temel sebebi bu okulların iki yıllık olmasının getirdiği kendini üniversiteli olarak görmeme psikolojisidir. Her ne kadar haklı gerekçelere dayanmasa da birçok öğrencide böyle bir psikolojinin varlığı dikkat çekmektedir. Bu sorun, Meslek Yüksekokullarıyla ilgili yukarıda bahsedilen sorunların çözülmesi ve bu kurumların öğrenciler açısından daha cazip hale getirilmesiyle aşılabilecektir. Hatta orta vadede bu okulların 4 yıllık olarak planlanması bile düşünülebilir. Meslek Yüksekokullarının istihdam sorunlarıyla ilgili diğer bir sorun ise, sanayi kuruluşlarımızın eleman ihtiyacını karşılarken ilgili alanlarda meslek eğitimi veren meslek lisesi, meslek yüksekokulu ve fakülte mezunları yerine çıraklık belgesi almış ilk ve ortaokul mezunlarını tercih etmeleridir. Çoğunlukla ücret kaygısından ve kullandıkları teknolojinin ciddi bir eğitimi gerektirmemesinden kaynaklanan bu durum, meslek eğitimi veren eğitim kurumları mezunlarının istihdamı açısından ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Bu sorun ancak, belirli sayıda eleman çalıştıran kamu ve özel sektör kuruluşlarına belirli oranlarda ilgili okul mezunlarını çalıştırma zorunluluğu getiren bir yasal düzenlemeyle aşılabilecektir. Yükseköğretim sistemimiz içinde önemli bir yere sahip olan Meslek Liseleri ve Meslek Yüksekokulları ile ilgili sorunların çözümüne yönelik bazı teklif ve öneriler aşağıdaki gibi sıralanabilir. 1. Meslek Yüksekokullarının alt yapısını oluşturan meslek liselerinin güçlendirilerek, öğrenciler için daha cazip hale getirilmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır. Bu çerçevede, liseler arasında üniversiteye girişte uygulanan farklı katsayı uygulamasına son verilmeli ve öğrencilerin üniversitede ilgili alanlara devam etmelerini teşvik için ek puan uygulamasının kapsamı genişletilmelidir. Aksi takdirde mevcut uygulama devam ettiği sürece ülkemizdeki mesleki ve teknik eğitimin istenilen düzeye gelmesi mümkün gözükmemektedir. Zira ülkemizdeki hemen tüm öğrenciler başarı durumları müsait olsun ya da olmasın tüm planlarını öncelikle bir fakülte kazanmaya yönelik olarak yapmaktadırlar. En azından bir iki kez de olsa bunu denemeksizin başka bir alana yönelmemektedirler. Bu yüzden, öğrencilerin büyük çoğunluğu üniversiteye gitme şansının daha yüksek olduğu düz liselere yönelecektir. Elbette ki lise öğrencilerinin en azından büyük çoğunluğunun üniversitede aynı ya da yakın bir alanda eğitimine devam etmesi de önem arz etmektedir. Ancak bu doğal bir yönelişle sağlanmalıdır. Bu yöneliş, her lise grubuna ilgili üniversite alanları için ek puan verilerek sağlanabilir. Ancak bu ek puan uygulaması oldukça geniş tutulmalıdır. Normal lisede mezun olan bir öğrenciye sosyal bilimler alanındaki tüm alanlar için ek puan verilmesi ya da meslek lisesinde mezun olan öğrencilere teknik bilimler alanına giren tüm alanlar için ek puan verilmesi gibi. Ancak bu uygulama doğal bir yönlendirme amacına yönelik olmalı ve geçişleri imkânsız hale getirmemelidir. Örneğin Hukuk Fakültesine giren öğrencilerin yaklaşık % 80'i normal lise mezunu olurken geriye kalanları da muhtemelen meslek lisesi mezunu olacaktır. Diğer taraftan bir Makine Mühendisliği için belki de bunun tam tersi gerçekleşecektir. Bunun ise ülkemiz şartları çerçevesinde doğal karşılanması gerekmektedir. En önemlisi bu uygulamayla, lise öğrencilerinin en başarılılarını fakülte ve yüksekokullara, başarı sıralamasında hemen sonra gelen öğrencileri ise iki yıllık Meslek Yüksekokullarına yerleştiren bir öğrenci seçme sistemi gerçekleştirilmiş olacaktır. 2. Meslek Yüksekokullarından dört yıllık fakültelere geçiş imkânları iyileştirilmeli ve meslek yüksekokulu mezunları için ayrılan kontenjanların doldurulması fakülte yönetimlerinin inisiyatifine bırakılmamalıdır. 3. Meslek Yüksekokulu mezunlarının istihdam imkânlarının iyileştirilmesi için gerekli mali ve hukuki düzenlemeler yapılmalıdır. 4. Meslek Yüksekokullarının açılmasıyla ilgili olarak, yer seçimi, bölüm ya da program açılması, idari ve akademik yapılanma, personel alımı vs konularda üniversiteler arasındaki farklı uygulamalar birbirlerine yakınlaştırılarak ortak kriterlere bağlanmalıdır. Bu anlamda son zamanlarda sürdürülen düzenleme çalışmalarına devam edilmelidir. Ayrıca, birçok üniversitede gözlenen birkaç bin nüfuslu ilçelere varıncaya kadar çok sayıda Meslek Yüksekokulu açma eğilimi yerini daha az sayıda ama güçlü Meslek Yüksekokulları açma eğilimine terk etmelidir. Mevcut durumda açılmış olan ve oldukça az sayıda öğrenci ve yetersiz imkânlarla faaliyetlerini sürdüren meslek yüksekokulları ise birleştirilmeli ya da kapatılmalıdır. Meslek Yüksekokullarının sorunlarının çözümüne yönelik diğer bir teklifte bu öğretim kurumlarına meslek lisesi mezunları yerine lise mezunlarının alınmasıdır. Bu anlamda, mevcut halde uygulanan, meslek lisesi mezunlarının, meslek yüksek okullarına direkt geçişini öngören uygulamadan vazgeçilmelidir. Zira dört yıllık bir lise öğretimi hemen her mesleğin öğrenilmesi için yeterli bir süredir. Bu öğrencileri tekrar ve üstelik genel liseden gelen öğrencilerle birlikte yeniden iki yıllık bir öğretime tabii tutmanın hiçbir anlamı olmayacaktır. Bu yüzden, Meslek Yüksekokulları genel lise mezunları için düşünülmeli, meslek lisesi mezunları direkt piyasaya yönlendirilmeli ya da başarılı olanları meslek içerikli fakültelere gitmelidir. Bu uygulama, onları kazanma şansı olmaksızın yıllarca dershanelere devam etmekten, ailelerine yük olmaktan, bu yıllar boyunca lisede öğrendiği mesleği unutmaktan kurtaracak ve onlara daha genç yaşta iş kurma ya da iş bulma imkânı sağlayacaktır. Ülkemizdeki sanayiye dayalı mevcut teknolojinin seviyesinin düşüklüğü ve gelişmiş dünyanın sanayi çağından bilgi çağına geçişi (A. Tofler'in deyişiyle ikinci dalga ekonomiden üçüncü dalga ekonomiye geçiş) dikkate alındığında MYO'ların, meslek liseleri gibi sanayiye dayalı meslek okulları olmak yerine, genel lise mezunlarına hitap eden ve onların bilgi çağına hazırlanması için, bilgi okuryazarlığı, pazarlama, iletişim, girişimcilik, sosyal bilimler, yabancı dil vs alanlarda onlara formasyon kazandırmayı amaçlayan yani üçüncü dalga ekonomiye hitap eden akademik okullara dönüştürülmesi de düşünülebilir. Böyle bir yaklaşımla, ülke olarak, gelişmiş ülkelerin gelişmemiş ülkelere terk ettikleri birkaç ağır sanayi alanıyla uğraşmaktan kurtularak, tarım ve sanayiden sonra üçüncü dalga olarak ortaya çıkan ve merkezinde bilginin ve iyi yetişmiş insanın olduğu yeni dönem ekonomiye daha kolay uyum sağlayabiliriz.
Bu makale toplam 2844 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||