| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 8 Şubat 2012, Çarşamba | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
“Moskova Petro’nun kenti, İstanbul Konstantin’in. İşte Rus İmparatorluğu’nun iki başkenti. Fakat bunların sınırları nerededir? Gelecek bütün bunlara cevap verecek. Yedi büyük iç deniz ve yedi büyük nehir; Nil’den Neeva’ya, Elbe’den Çin’e, Volga’dan Fırat’a, Ganj’dan Tuna’ya..Bu imparatorluğun sonu olmayacaktır. Tıpkı Daniel’in önceden dediği gibi, tıpkı Ruh’un bildirdiği gibi.. Bu eski sestir. Bu yukarıdan gelen sestir. Dördüncü çağ sona geliyor, saat çalışıyor ve fırtına homurdanıyor. Ayasofya’nın eski kubbeleri dirilen Bizans’ta İsa için yeni bir kilise mihrabı saklıyorlar. Sen secde et Rusya’nın Çarı! Başını secdeden kaldırdığında kendini bütün Slavların çarı olmuş göreceksin.” (İvanovich Tiouctchev) Yeltsin’in sürpriz bir şekilde görevi bırakacağını açıklayıp tankların üstünden aldığı emaneti teslim edeceği kişiyi Kremlin Sarayı’nda açıklamasından beş yıl önce, Hamburg’daki “Şövalyeler Salonu”nun duvarları emanetin halefinin ayak sesleriyle yankılanıyordu. AB’nin düzenlediği seminerde Rusya’yı istilâcı olarak suçlayan Estonya Cumhurbaşkanı Lennart Meri’nin konuşması büyük bir dikkatle dinlenirken, târihî salonun sessizliğini bozan aykırı sesin sahibi konuşma devam ederken sert adımlarla salonu terk eden Vladimir Putin’den başkası değildi. Rusya yarım yüzyıl süren “Soğuk Denge”nin geciktirdiği mukadder yıkımı Gorbaçov’un deyimiyle “kansız bir şekilde” nihâyete erdirsede, Rus derin refleksi târihindeki en dramatik çöküşle yüzleşmeye çalışırken ve belkide “her şey bitti” denilirken, târihin sanal bir kesiti olmaktan öteye gidemeyen “Sovyet Parantezi” kansız bir şekilde kolay kapanacak gibi de gözükmüyordu. Gorbaçov’la başlayıp “turuncu tanklar”ın üzerinde yapılan devrimle başa geçen Yeltsin’le zirveye çıkan bu çöküşün, hem var kalma refleksi adına Rus Devleti için bıçağın kemiğe dayandığı noktaya gelmesi ve hem de küresel sistemin ağırlık merkezinin tek kutuplu bir dünyada “tutunacak mafsal” olmamasından dolayı çıkmaza girmesi Rusya için yeni bir dönemin gerekliliğinin şartlarını hazırlıyordu. Yeltsin’in bildik yöntemlerle ikinci kez iktidara gelmesi/getirilmesi “milenyumun eşiğindeki Rusya” için yeni bir dönemin başlangıcına tekabül eden “karanlığın en koyu olduğu” anın son demiydi. Bir yandan Rusya’da ki özerk unsurlara “ne kadar hazmederseniz o kadar özerk olun” çağrısı yapılırken, Rusya için daha da vahimi bizzat bu çağrıyı yapan Yeltsin’in gayretleriyle ülkenin kaynakları “ne kadar sömürebilirseniz o kadar alın” edasıyla oligarklara teslim edilmiş ve yeni yetme zengin sınıfın oluşmasına çanak tutulmuştu. Sovyet sonrası dönemde serbest piyasaya geçerek kapitalist düzene eklemlenmesi beklenen Rusya’nın, serbest olan ama parası olmayan insanların yaşadığı sosyal yapıya ve bir avuç oligarkın elinde kontrol edilemeyen bir feodal bir düzene dönüşmesi “Putinizm”e açık davetiyeydi. Çöküşün Estetiği: Putinizm “Bazıları topraklarımızdan kocaman bir parça koparmak istiyor ve diğerleri onların bunu yapmasına yardım ediyor. Ve böylece Rusya tehdidini ortadan kaldırmak istiyorlar” (Ulusa Sesleniş, 4 Eylül 2004, Putin) Irak’a “büyük umutlar”la giren küresel iradenin Irak’tan çıkamayacağını anlaması Sovyetlerin çöküşüne katalizör etkisi yapan Afganistan hezimetinin benzeriyle yüzleştirmektedir. Avrasya coğrafyasının hemen tamamına son olarak “küresel terör” bahanesiyle yerleşen Atlantik bloğunun, tek tip insan inşa etmeyle sonuçlanması düşünülen tek dünya devleti projesi “tüm müdahalelere rağmen” gerçekleşmeyecek gibi gözükmektedir. Kurulu müesses düzenlerle “yan sanayi” mantığıyla sürdürülen ilişkilerin 11 Eylül’le birlikte konvansiyonel güçlerin reflekslerini harekete geçirecek bir sürece girilmesi, bugüne kadar işbirliği konusunda oldukça hevesli olan merkezî devletlerin direnciyle karşılaşmıştır. Bu direnç en fazla “yakın çevresi” kuşatılan ve içerde ise “sermaye etkisini iktidara dayatıp bir sınıf gibi davrananlar”ın açık tehditlerine maruz kalan Rusya’da görülmektedir. Putin’le birlikte Rusya’nın girdiği restorasyon süreci “Rus reflekslerinin” olduğu gibi küresel sisteminde kendini yenileme ihtiyacının farklı bir tezahürü olarak görülebilir. Küresel düzenin şu an için hâkim kanadına “meşruiyet” kazandıran teröre endeksli diyalektik, global aktörlerin daha büyük bir “oyun” için hazırlıklarını yaptıkları ara dönemin daha az zayiatla kapanmasını sağlamaktan öteye gidemez. Çıkış yolu yeni bir dünya savaşı olmayacaksa eğer, kurulacak olan yeni denge uzun dönemde kontrol edilememe ihtimali olan ve bugün ki haliyle toplumun zihninde görünmez adama dönüşen teröristleri yok etmeye endeksli bir stratejiyle değil, yakın tarihten iktibas edilmiş bir “Garp Kurnazlığı”yla alternatif bir ideoloji üretme noktasında yenilmesi kesin olan ve ne yapacağı önceden kontrol edilebilecek bir başka gücün ortaya çıkmasıyla kurulacaktır. Târihin jeopolitiği her zaman Akdeniz-Mezopotamya coğrafyasında belirlensede, gerek demografik gerekse de iktisadî anlamda yeni hareket alanları Hazar’dan Uzak Asya’ya kadar uzanan bölgelere kaymaya başlamıştır. Son kertede enerji kaynaklarına sahip olma noktasında Hazar’ın üzerinde oynanan “Büyük Oyun”un sınırları Fergana Vadisi’nden Sincan’a kadar genişlemekte, “kötü bir şeylerin olacağı” tahmin edilen ama tam olarak ne olacağı kestirilemeyen İran’ın nüfûz alanından başlayıp Çin-Hind anakarasına kadar genişleyen bir alanda, bir süre daha kendi sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalan ve daha çok “beyin gücüyle” bu ittifakı şekillendirecek Rusya’nın oyunun karşı tarafına yerleştiği bir sürece doğru gidilmektedir. Rusya tamda bu noktada sahneye çıkmakta ve oyunda kilit rol üstlenmektedir. Her ne kadar kendisine karşı açık provokasyon olan renkli devrimleri engelleyemesede, NATO’nun genişlemesini Gorbaçov-Yeltsin-Kozirev üçlüsünün dahi karşı çıkışlarına ve genişleme hususunda bu üçlüden uygulamada farklı bir şey yap(a)mayan Putin’e rağmen durduramasa da yeni süreçte Rusya, merkezî Avrupa devletlerinin Atlantik’le olan sınırlarını ve Atlantik blokunun Avrasya’yla olan sınırını belirleyebilecek güce kavuşabilir. Kimi zaman bizzat Putin tarafından, bazen de Rus Genelkurmay Başkanı’ndan dillendirilen “silahlanma yarışı tehdidi” ve zaten istatistiklere de yansıyan silah pazarındaki Rus payının artması yeni “denge”nin önemli bir parçasıdır. Rusya’nın târihiyle müsemma “Doğu-Batı, Atlantik-Avrasya” ikilemi bugün –her ne kadar iki tarafa da tam olarak yaranamasa da- Putin’in şahsında dengeye gelmiş gibi gözükmektedir. Putin bir yönüyle keskin bir Rus milliyetçisi ve ‘devletçi’si olmakla birlikte diğer yönüyle ise Rusya’nın ‘onurlu bir üyelik’le kapitalist düzenin bir parçası olmasını hedeflemektedir. İşte bu yönüyle Rusya hem içte hemde dışta –William Safire’nin Türkiye için söylediği- ancak Rusya’nın menfaatlerini esas alacak şekilde bir ânlamda “Satılık Müttefik” rolü üstlenmektedir. Merhum Edward Said’in bahsettiği 2003’te Condi Rice’ın Rusya ziyaretinde Kremlin’in kapalı kapılarının ardında Putin’le yapılan görüşmelerde ki “Irak pazarlığı” Rusya’nın eyyamcılığının en somut delillerindendir. Putin’in danışmanlığını da yapan Uluslar arası Avrasya Hareketi Başkanı Dugin’in tespitiyle Putin’in “kişisel siyâsî portresi yoktur ve yukarının talebi üzerine iktidara gelmiştir; merdiven boşluklarını geride bırakarak, organize ekiplere, güçlere, sosyal zümrelere dayanmadan birinci kişi durumuna gelmiştir…Putin’in gelişi ile birlikte Moskova’nın Rusya toprakları ve BDT ülkeleriyle ilişkileri gelişerek ‘aydınlanmış jeopolitik’ formülü ile gelişmeye başlamıştır…” Rusya 75 yıl “konserve” olarak saklandıktan sonra Batı tarafından yeniden kullanılmak üzere Putin’le birlikte kapağı “açılmaya” başlanmıştır. Ancak “Açık Rusya”nın kolay hazmedilip hazmedilemeyeceği “Kapalı Putin”in kendisinden sonra “Putinizm”in şartlarını hazırlayıp hazırlamamasıyla doğrudan ilgili olacaktır. Soğuk Savaş’ın fiilen sona erdiği 80’li yıllarda Türkiye’ye biçilen “Neo-Osmanlı rolü”nü küresel ölçekte Rusya yerine getirecek ve kuşkusuz bu süreçten de “Neo-Sovyet” olarak güçlenerek çıkacaktır. Açık bir Rusya müreffeh bir Rusya olma yolunda dev bir adım atabilir; ancak bununla birlikte Batı’ya eklemlenerek büyümenin getirdiği sakıncaları güneyindeki bir komşusuna sorup öğrenebilir… Yararlanılan Kaynaklar: 1- Teori Dergisi , Eylül 2004 2- Rusya ve Değişim, Yaşar Onay, Nobel Yayınevi 3- Rusya, ABD ve Kafkasya Üçgeni, Evren Balta, Birikim Dergisi sozubekcengiz@yahoo.comBu makale 1,612 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |