Haber10 Arama
  SON HABERLER
Ali H. Aslan
Ali H. Aslan
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Kıbrıs'ta mason tipi onur çiğnetmek

Türk Amerikan Dernekleri Asamblesi'nin (ATAA) onlardan lobicilik işlerinin nasıl yapıldığını biraz öğrenmeleri temennisinde bulunuyor. Washington'da Kıbrıs davasının savunulması eğer ATAA'ya kalırsa, yandık!

Amerika'daki Türklerin birlik beraberliğini sağlamaktan aciz, zaten sınırlı olan insan kaynaklarımızı hayat tarzlarına göre kategorize edip çoklarını küstüren, üstelik kısır iç iktidar çekişmeleriyle kaynayan ATAA'nın hali hasım lobileri sevindirir nitelikte. Geçen hafta sonu sönük bir yıllık kongre yaptılar. ATAA'nın verilen emeklere değip değmediği ciddi şekilde masaya yatırılmalı...

Öte yandan Washington'da Kıbrıs davasını profesyonelce savunanlar yok değil. Onlardan biri olan KKTC Büyükelçisi Osman Ertuğ, aralıkta görev süresini dolduruyor. 32 yıldır Kıbrıs için diplomatik mücadele veren Ertuğ, işlerin yeniden kızışmaya başladığı bir dönemde Washington'dan ayrılmak durumunda.

Gerçi Kıbrıs'ta diplomatik gelgitler çok olur ve neticede sular eski yerine çekilir. Dünyanın kalıcı barış ve çözümden umudunu adeta kestiği bu güzel adadaki sorunlar, genelde dışsal faktörlerle ön plana çıkar. Şimdilerde Kıbrıs sorunu nedeniyle Türkiye ile Avrupa Birliği trenlerinin çarpışma ihtimali var ya, Washington dahil ilgili başkentlerde bir hareketlilik gözleniyor.

Washington'da hareketlilik dediysek, yanlış anlaşılmasın. Dünyanın her yeriyle ilgili geniş portföylü bir başkentte milletin küçük bir adadaki sorunlarla yatıp kalktığını sanmayın. Hele Irak, Afganistan, İran, Kuzey Kore, terör gibi belalarla uğraşırken, sıranın Kıbrıs'a gelmesi zor. Amerikan diplomasisi, krizle tetiklenir ve daha çok kriz yönetimiyle meşgul olur. Yani koruyucu hekimlik pek yapamaz. Dünyada Amerikalılarca hastalıklı görünen bölgeler, müşahede altında tutulur. Ne zaman ki hasta yoğun bakımlık olur, doktorlar devreye girer. Önce nöbetçi doktorlar olayı halletmeye çalışır, olmazsa, başhekim dışişleri bakanı bizzat göreve çağrılır. O da yetmezse, mesele sağlık kuruluna, yani Başkan'ın nezaret ettiği milli güvenlik istişarelerine çıkarılır.

Kıbrıs sorunu, Amerikan nazarında kronik bir hastalık. Bir ara Annan Planı devredeyken umutlanmışlardı. Ondan da netice çıkmayınca, Kıbrıs yine kenara itildi. Tedaviden umudu kesmiş olmalarına en büyük delillerden biri, Tom Weston'dan beri özel koordinator atamamış olmaları. Başarısızlığı mukadder bir mualeceyi yapmaya hangi mütehassıs razı olur?

Washington, Doğu Akdeniz'de barış ve istikrarın Kıbrıs sorunu nedeniyle bozulmasını arzu etmez. Ayrıca ABD'nin bölgedeki bir başka stratejik önceliği olan Türkiye-AB bütünleşme sürecine Kıbrıs yüzünden halel gelmesi istenmez. Adadaki ihtilaf virüsü çevreye yayılma istidadı gösterdiğinde ve ABD'nin stratejik önceliklere ciddi bir zarar ihtimali görüldüğünde, sağlık monitörleri biplemeye başlar.

Kıbrıs konusunu yakından takip eden Dışişleri üst düzey yetkililerinden Matt Bryza ve Douglas Silliman'ın son zamanlarda Brüksel'in gediklisi olması Washington monitörlerinin biplediğini gösteriyor. Eminim onlardan önce bir Avrupa turu yapan Bakan Yardımcısı Dan Fried'in de gündeminin önemli maddelerden biri Kıbrıs'tı.

Washington'ın amacı kalıcı tedavi değil, hastanın stabil hale getirilmesi. AB ile Türkiye arasındaki krizin 6 ay falan daha ertelenmesine, müzakerelerin kapanmasındansa, başlıkların açık bırakılıp dokunulmamasına çalışıyorlar. Amerikalılar Brüksel'in içişleridir deyip, meseleye açıktan müdahele ediyor gibi görünmek istemiyor. Ama aslında olayın merkezindeler. Ortaya atılan planların hepsinde doğrudan ya da dolayı parmakları var. Fin planına Türkler evet deseydi mutlu olurlardı. Ama nihai çözüm sürecinde Türk tarafının elinden Maraş kartını alacak bu açıkgöz plan tutmadı. Ne tesadüfse (!) hemen ardından Birleşmiş Milletler'den Gambari'nin mektubu devreye girdi. Belli ki ABD, Kıbrıs'ta tedavi ümidinin tamamen ortadan kalkmasını da çıkarlarına uygun bulmuyor.

Kıbrıs, Judeo-Hıristiyan Batı'nın varoluşsal medeniyet davalarından biri. Müslümanlardan zar zor geri koparılmış bir toprak. Batı'da Rum yönetiminin şımarıklığına dur denmemesinin temel sebebi budur. Ancak bu konuda Amerikalıların Avrupalılardan çok daha insaflı oldukları söylenebilir.

Bir zamanlar Washington'da çıkmazın en büyük müsebbibi olarak Denktaş görülüyordu, Türkler Annan Planı'na evet deyince, Rumların uzlaşmazlığı ayan beyan ortaya çıktı. Ardından hem Avrupa hem de Amerika Kıbrıs Türklerinin uluslararası tecridini ortadan kaldırma sözü verdi. Ama sözlerini tutmadılar. Hadi Amerikalılar sembolik de olsa birkaç jest yaptı. Güya müstakbel ortağımız Avrupa ise kılını bile kıpırdatmıyor.

Türkiye'nin halkıyla, hükümetiyle, ordusuyla Kıbrıs konusunda sağlam durması hoşuma gidiyor. Önce Batı bize verdiği sözleri tutsun, Müslüman Türk halklarının demokratik iradesine de saygı duymayı öğrensin, ondan sonra limanlarımızı Rumlara açmayı gerektiren anlaşmaya uymamızı beklesinler. Tabii AB'ye girmenin gizli şartlarından biri mason kulüplerinde olduğu gibi Büyük Üstad karşısında onurunuzu çiğnetici hareketler yapmak değilse...

zaman
Bu makale toplam 317 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.5340, Satış 1.5540; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 2.0850, Satış 2.1150
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi