"İslamofaşizm" Otopsisi
Haber 10 sitesinde yayınladığım "İslamofobi" otopsisinden sonra
okurlardan bana ulaşan tepkiler aynı analitik yöntem ile bu defa kullanıma sunulan
"İslamofaşizm"i de otopsi yatırmamın artık bir zorunluluk olarak görülmesini
gerektirdi. Okuduktan sonra göreceksiniz ki bu yazıda "İslamofaşizm"in
"nasıl bir faşizm" olabileceğini (daha doğrusu olamayacağını) gözler
önüne sermek üzere aslında bir faşizm analizi yapılmıştır. "İslamofaşizm"in
pratik karşılıkları konusundaki tartışma ise bu otopsiden sonra yazmayı planladığım
bir diğer yazının konusu olacaktır.
Dr. Hayati BİCE *
Son birkaç aydır önce A.B.D.'nin neo-con kalemlerine dolanan bir terim olarak
gündeme gelen "İslamofaşizm" terimi ve "İslamcı Faşistler"
suçlaması A.B.D. Başkanı George W. Bush'un diline kadar uzanınca gözardı edilemeyecek;
yok sayılamayacak bir kavram olarak Türk medyasının da adeta kucağına düştü.
(*)
İslamofaşizm ; Türkiye'nin ezici çoğunluğunun inanç aidiyeti olan "İslam"
ile son yüzyıl tarihinin bilindik kirli ideolojilerinden "faşizm"in
zoraki izdivacı ile "türetilmiş" bir deyim. Bu türedi terimin son
birkaç aydır medyamızda dolaşımı artmış olsa da politik arenada 1979 yılında
kayda geçmiş ilk kullanımı İran İslam Devrimi günlerine kadar gidiyor. Bilindiği
kadarıyla İslamofaşizm terimini siyasi anlamda ve İran İslam Devrimi ile gelen
yönetimi tanımlamak üzere ilk kez kullanan kişi Maxime Rodinson(**) adlı bir
sosyalisttir.
İslam ile Faşizm : Ola-bilemez / Sürdürülebilemez Bir Birliktelik
İslam ile faşizmin bir yönetim tarzı oluşturacak şekilde bir araya gelip gelemeyeceğini
tartışmadan önce bu iki sosyolojik deyimin tarih içerisinde pratiğe geçmiş örneklerine
de bakarak öz niteliklerini sorgulamak gereklidir.
Faşizm, Türkiye'de genel halk kitlesi için sol çevrelerin -özellikle 12 Eylül
öncesi- milliyetçi hareketi tanımlamak ve suçlamak kasdıyla kullanım alanına
soktuğu bir kavram olarak hatırlanır. Dünyanın yakın dönem siyasi tarihi ile
ilgili kişiler ise bu kelimenin Mussolini İtalya'sının yönetim tarzı olarak
literatüre girdiğini bilirler.
Genel kabule göre Faşizm kelimesi anavatanı olan İtalya'da bir demet haline
getirilip bağlanmış başak grubuna verilen "fasi" kelimesinden türetilmiştir.
Terimi hayat geçiren İtalyan diktatör Mussolini'nin Faşist Partisi'nin güçlü
bir el altında bir arada tutulan İtalyan halkını simgelemek için bu şekli amblem
olarak seçmesi bu kabulü destekler. Etimolojik kökeninin sopa anlamındaki "faso"
kelimesinden ya da Latince'de "öbek, demet" anlamına gelen "faşçes
" sözünden kaynaklandığı şeklinde savlar da vardır.
En geniş kapsamlı tanımı ile faşizm "örgütlenmiş ve yaygın bir yabancı
düşmanlığı; ülkede nüfus çoğunluğunu oluşturan ya da ekonomik-politik-askeri
alanda egemenliği elinde bulunduran etnik bir gruba izafe edilen ve ırkçı temellere
dayandırılan bir üstünlük düşüncesi ile karakterize, halka parlak bir gelecek
ya da şanlı geçmişin yeniden yükselişini vadeden; toplumdaki tüm sorunları belirli
etnik gruplara yükleyip çoğunluğu temize çıkaran politik bir ideoloji"dir.
Faşizmde kişilerin egemen ideolojiyi destekleyici sözler söylemek dışında ifade
hürriyeti yoktur. Faşist erki elinde tutan ve kendisini "halkın efendisi"
olarak gören örgütlü zorba güç odağı; bireyleri uyumlu birer köle olarak çalışmaya
ve aile kurarak biyolojik olarak toplumun gelecek nesillerinin varlığını garanti
altına almaya zorlar. Biyolojik anlamda "verim" üzerinde odaklanan
insan politikası nedeniyle faşizme göre çalışmayan, sakat ya da engelli olan
kişilerin, ya da "tehlikeli" etnik gruplardan birisinden olan insanların;
toplumun genel ahlaki kurallarını hiçe sayan "sapık"ların ve nihayet
"egemen devlet erki"ni kritize eden "hain muhalif"lerin
yaşama hakkı dahi olmamalıdır. Bu "hoyrat ideoloji"nin hayat geçirilebilmesi
için "mutlak yaptırım" gücünü elinde bulunduran "acımasız bir
lider" ve giderek iknoik bir tapınma nesnesi haline gelecek olan bu "lider"
e kayıtsız-şartsız itaat edecek bir "parti örgütü"nün egemen olacağı
rejime ihtiyaç vardır ki işte bu rejim "faşizm"dir.
Bu nitelikleri ile değerlendirildiğinde faşizm güçlü azınlık odağının hakkının
tüm güçsüzlerin hakları üstünde sayıldığı, demokrasi, insan hakları, adalet,
toplum huzuru ve insancıl herhangi bir eğilim ile bağdaşması asla mümkün olamayacak
patolojik (=hastalıklı) bir düşünce evrenidir.
Faşizm yönetim gücünün kalıcılığını "tek tip insan" oluşturmakla sağlama
alabileceğinden belirlenen "o tek tip" ile uyumsuz her insan tekini
yok etme ya da baskı altına alma yolunu benimser ; bir toplumdaki en yaygın
paydalardan olan genetik ortaklık (=ırk) önemli bir birleştirici öğe olduğundan
faşist yöneticiler genellikle ırkçı olmuşlar ve bu da zaman içerisinde faşizm
ile ırkçılık arasında aslında teorik olarak mutlaka olması gerekmeyen bir anlam
örtüşmesine yol açmıştır. Faşizm ile ırkçılık eş anlamlı değildir; ırkçılık,
olsa olsa faşizmin bir alt türevi olabilir. Faşizm yalnızca "bir üstün
ırk"ın varlığı ve bu üstün ırkın "sonu gelmez savaşımı" olarak
adlandırılabilecek bir olgu değildir; faşizmin ırk temelli uygulaması Almanya'da
Adolf Hitler'in Nazi Partisi üzerinden "nasyonal sosyalizm" uygulaması
ile denenmiştir. Maxime Rodinson İran İslam Devrimi yönetimi "din esasında
bir faşizm" ile tanımlarken bu ayrıntıyı göz önüne alarak teorik olarak
kabul edilebilir; ancak bu din İslam olunca asla karşılık bulamayacak bir tarif
yapmıştır. Tarihi sürecin getirdiği değişim ile bugün faşizm, ırkçılık ötesinde
egemen hale getirilen herhangi bir ideolojiyi baskı ve zorbalıkla toplumun tamamına
kabul ettirmek isteyen her türlü siyasi akımı tanımlamak üzere kullanılmaktadır
ki bugün bu şablon ile marksist bir ideolojiyi esas bir faşizm dahi sözkonusu
edilebilir. (***)
Mussolini'nin 1922 yılında sarf ettiği "Bizden, özgürlük değil, ekmek
isteniyor ekmek..." sözlerinde örneğini bulduğu üzere Faşizmin olmazsa
olmaz özelliği, zorbalığa dayanarak düşünce hürriyetini yok etmesidir. Faşist
rejimde güç hiyerarşisinin en tepesindeki diktatörün her sözü anayasa kuralıdır
ve neredeyse ilahi bir emir gibi tartışmasız olarak mutlak itaati gerektirir.
Mussolini aksiyon(=pratik)un doktrin(=teori)e olan üstünlüğünü ileri sürmüşse
de sonraları sistemine dayanak yapacağı bir doktrine gerek duymuştur. Bu doktrinin
ideologunu yapan Alfredo Rocco'ya göre " faşizme göre kişi, devlet çıkarlarının
sağlanmasında sadece bir araçtır." Faşizm teorik olarak "devlete karşı
hürriyet yoktur" derken tarihteki pratik uygulamaları göstermiştir ki aslında
faşizmde hiçbir hürriyetin en ufak bir zerresi bile yoktur. Bu doktrin 1932
yılında yayınlanan İtalyan Ansiklopedisi'ndeki ve Mussolini'nin yazdığı iddia
edilen "La doctirina fascismo" maddesinde,"Devlete karşı hiçbir
şey olamaz","Devletin dışında hiçbir şey olamaz","Herşey
Devlet içindir" şeklinde özetlenmiştir.
Faşizm "kollektif bilinç" üzerinde egemenlik kuran, bireyi yok sayan,
kişi hak ve hürriyetlerini özgürlüklerini sıfırlarken, devlet olarak somutlaşan
kamu gücünü sonsuz derecde arttıran, devlet otoritesiyle bireyl üzerinde zalimane
bir baskı kurarak kişinin hayat alanını daraltan ve kişinin en temel davranışlarını
bile denetlemeye çalışan, metod itibariyle "birey"i yok edip, kitle
içinde eriterek devlet otoritesinin değersiz bir parçası haline getirmeyi hedefleyen
bir ideolojidir. Faşizmin tarih içerisinde görülen uygulamaları aşırı ve saldırgan
milliyetçilik, güç ve şiddet mistifikasyonu, militarizm, parlamentarizmin reddi
gibi ortak unsurları içerir.
Totaliter anlayıştaki bu sisteme göre ,devlet toplum hayatını bütün yönleriyle
kapsar.devletin karışmadığı hiçbir alan yoktur. Aile hayatı, ekonomik serbestiyet,
fikir hürriyeti ve dinî hayat herşey devletin ilgi alanındadır. "Kutsal"
Devlet gerekirse kişilerin niyetlerini bile yargılar, kişi için "özel hayat"
kavramı yoktur.
Faşizmin Temel Varsayımları şöyle sıralanabilir:
* Tek başına bir insan teki olarak önemsiz bir şey olan "birey" devlet
olmaksızın bir hiçtir. -Birey-Devlet ilişkisinde disiplin,emre itaat, uyum ve
düzen anahtar kelimelerdir.
* "Devlet"in organik bir niteliği vardır, bireyler devleti oluşturma
çabası ile bu organik yapının şekillenmesine katkıda bulunurlar. (İlk varsayım
ile çelişir.)
* Toplum önderliği "mutlak liderlik" ile sağlanır.
* Tarih boyunca savaş her zaman haklıdır ; ilerleticidir ki bu kabule bağlı
olarak sonuçta şiddet kutsanır, yüceltilir. Kıtalar halinde organize edilen
"Berlin'e yürüyüş", "Roma'ya yürüyüş" gibi kitle gösterileri
ile faşizmi benimseyen kitlelerin disiplinize edilmesi yanında şiddetin kutsanması
sağlanır.
Faşizmin Karakteristik Özellikleri : İnsanlığın yaşadığı faşizm uygulamaları
paramilitarizm üzerinden taşkın, saldırgan ve "etnik temizlik"çi bir
devletçilik çılgınlığıdır. Ünlü sosyolog Michael Mann bu tanımın ırkçılık,
devletçilik, saldırganlık, temizlikçilik, paramilitarizm şeklinde mutlak gereken
beş unsuru olduğunu ve bu özelliklerin her birinin tek başlarına başlarına "faşizm"i
açıklayamayacaklarına işaret etmiştir.
Siyaset bilimci Lawrence Britt yaşanmış tarihi tecrübeleri analiz ederek
ve başlıca faşist yönetimler olan Mussolini, Hitler, Franco, Suharto ve Pinochet
diktatörlüklerini karşılaştırarak ve faşizmin 14 belirleyici unsurunu detaylandırarak
şu şekilde belirlemiştir:
1. İnsan haklarına aykırı davranmak.
2. Saldırgan bir ırkçılık.
3. Milli birlik kurgulamak üzere bir günah keçisi/düşman tanımlamak.
4. Milli güvenlik paranoyası yaymak.
5. Askeri egemenlik oluşturmak.
6. Yaygın kişi/zümre kayırmacılığı ve yolsuzluk yapmak .
7. İş dünyasını kollamak.
8. İşçi sınıfını ezmek.
9. Dini siyasetin emri altına almak.
10. Aydın ve sanatçılara karşı nefret oluşturmak.
11. Cinsiyet ayrımcılığı uygulamak.
12. Suç / ihanet ve ceza / linç psikolojisini yaymak.
13. Medyayı baskı altına almak.
14. Seçimlerde illegaliteye dayanmak.
Değerlendirmemizin bu noktasında İslam ile faşizm arasında nasıl bir birliktelik
düşünülebileceği ya da oluşturulabileceği sorusuna dönersek bu birleştirme-benzeştirme
çabasının tamamen "sentetik" ve bir o kadar "anlamsız" bir
konu olduğu öylesine açıktır ki…
Ancak hiç değilse Lawrence Britt'in az önce sıraladığımız tesbitlerini esas
alarak durumu netleştirmek için belirlenen ondört ortak noktadan "İslami
bir faşizme kaynak olabileceği" ileri sürülebilecek olanlar ele alarak
değerlendirilmesi yararlı olacaktır:
*Milli birlik kurgulamak üzere yok edilmesi gereken bir günah keçisi/düşman
tanımlamak İslam için sözkonusu değildir. İslam kendisi için imana davet noktasında
hedef kitle olarak kabul ettiği imansızlar için bile son nefese kadar geçerli
olan bir vade opsiyonu taşır.
*Faşizm uygulamalarının ortak bir yönü olan dini siyasetin emri altına almak
da İslam için sözkonusu edilemez çünkü İslam bizatihi kendisi bir dindir. Tersinden
düşünüldüğünde İslam'ın siyaseti kontrol altına alma gibi bir çabası olarak
da -İran örneğindeki ayetullahlar hiyerarşisi istisnası ile- uzun sayılabilecek
neredeyse 1500 yıllık İslami gelenek göz önüne alındığında -mutlak anlamda-
bir sürece tanık olunmamıştır.
*Cinsiyet ayrımcılığı uygulamak da İslam tarihinin dini gerekçelerle
hiçbir zaman kutsamadığı bir durumdur. Tarih içerisinde kadınlara karşı sergilenen
negatif tavrın kökenine bakıldığında bu durumun İslam öncesi arkaik mirasın
uygulamalarından kaynaklandıkları kolayca saptanabilir.
* Suç/ihanet ve ceza/linç psikolojisini yaymak da İslami doktrinlerin
teker teker ayrıntılarda örneklediği üzere, kodladığı hukuk uygulamalarına bakılırsa
bu konularda İslami bir davranış kalıbı olduğu iddia edilemez.
Anahatlarıyla işaretlediğimiz bu İslam ile faşizm arasındaki bu aykırılıkları
detaylandırmak mümkünse de "anlamsız bir çaba" olmaktan öte gitmeyecektir.
Britt'in belirlediği ortak karakteristiklerden sözedilmeğe bile değer görülmeyen
hususlarda İslam / faşizm aykırılıklarını okur zaten ilk bakışta kavrayacaktır.
Burada sıraladığımız esaslar ışığında saçmalığı aşikar şekilde ortaya çıkan
"İslamofaşizm" fabrikasyonunun bir aydın zırvası olmanın ötesine geçerek
bugün dünyanın süpergücü olarak "dünyaya nizam vermeğe soyunan"
ve pratikte ise sadece "İslam coğrafyasını kana bulayan" A.B.D.'nin
yönetim hiyerarşisinin en tepesindeki isimlerin diline kadar çıkması garip bir
durumdur. Başta A.B.D. Başkanı George W. Bush ve Savunma Bakanı Donald
Rumsfield olmak üzere İslam adına bildiklerinin bir ceviz kabuğunu dolduracağı
bile şüpheli olan tiplerin "İslamofaşizm söylemleri" ile sergiledikleri
durum "bambaşka bir analiz"i gerektirmektedir.
----------------------------------
*Dr. HAYATİ BİCE , hayatibice@yahoo.com Araştırmacı-Yazar, RTÜK, ANKARA
(*) Gül'den Bush'a: "Din başka, terör başka" Dışişleri Bakanı,
Bush'un 'islamofaşist tehdit' sözüne tepkili: Din ile terörü beraber göstermek
doğru değil. Terörist her yerden çıkabilir. Radikal, 13/08/2006, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=195674
(**)Maxime Rodinson : ( 26 Ocak 1915 - 23 Mayıs 2004 ) Fransız marksist
tarihçi,sosyolog ve oryentalist olarak bilinirse de köken olarak Rusya-Polonya
orijinli Yahudi bir ailedendir. 1937 yılında Fransız Komünist Partisi'ne resmen
üye olmuştur. En tanınmış eseri Rasulullah-s.a.v.- in hayatını konu alan "Muhammad"
adlı biyografi kitabıdır. Yahudi kökenli olmasına rağmen İsrail'in politikalarına
karşıt oluşu -bilhassa yerleşim stratejisi- dikkat çekicidir. İslamofaşizm terimini
(le fascisme islamique) kalıbı ile ilk kez İmam Humeyni'nin 1978'de gerçekleştirdiği
devrim hakkında kullanmıştır.
(***)Marksizm temelinde uygulanmaya çalışılan komünizm ideologları da faşizmi
uzun uzun tartışmışlar ve çeşitli tesbitler yaparak bazı öngörülerde bulunmuşlardır.
Marksizmin faşizm tanımlamaları da tarihi süreç içerisinde yanlışlanmıştır.
Marksist ideologlardan Zinoviev "Faşizm en başta toprak ağalarını temsil
eder" ya da "Faşizm karşı devrimci darbedir" demişti. Ama faşizmin
bütünüyle büyük sermayenin çıkarlarını temsil ettiği veya Almanya örneğinde
olduğu gibi darbe ile değil, şeçimle işbaşına geldiği durumlarda bu tanımlar
anlamını yitirdi. Komintern, faşizmi proleter devrimden önceki son ve zorunlu
aşama" olarak öngörmüştü ama faşizmin iktidarından sonra hiçbir ülkede
işçi sınıfı egemenliği oluşmadı.
Georgy Dimitrov'un Komünist International'in XIII. kongresinde sunduğu "Faşizme
karşı işçi sınıfı" başlıklı raporda tanımladığı üzere : "Faşizm kapitalist
sermaye(=finans kapital)nin, en gerici, en şoven, en emperyalist unsurlarının
teröre dayanan açık diktatörlüğüdür" şeklinde tanımladığı siyasal olgu
da bugün geçersiz hale gelmiştir.
Bu makale toplam 893 defa okunmuştur.