-
Haber10 Arama
  SON HABERLER
M-C-M, Kapitalizm ve Savaş
Taha Özhan
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
M-C-M, Kapitalizm ve Savaş

Kapitalizmi vücûda getiren tek bir saik var: Emeğin, toprağın ve kapitalin alınır-satılır hale gelmesi. Kapitalizm öncesi dönemlerde işçilik toplumsal bir vazife, toprak devletlerin ana meşruiyet ve varlık alanı, kapitalin ise kişisel zenginlikten başka bir anlamı bulunmamaktaydı. Üretimi ve hayatın iktisadını şekillendiren bu üç sacayağı kapitalizmle birlikte alınıp-satılabilen şeyler halini aldı. Bu keskin değişim insanın hayata ve insanlığına dair tüm ünsiyet biçimlerinin ontolojik bir metamorfozla yeniden tanımlanması ve şekillendirilmesi anlamına gelmekteydi. İnsan, emeği, toprağı ve her ikisinden ortaya çıkan, türevi bir mamül haline getirerek bir anda bizzat kendi varoluşunu da dönüştürdü, yabancılaştırdı. Artık kendisi de alınıp-satılan bir varlık haline geldi. Topraktan varolan ademoğlu, aynı toprağın türevlerini mamülleştirerek sadece üretim faktörleri için bir piyasa icat etmekle kalmadı. Bizzat kendisi de insanlığından irtifa kaybederek piyasa denen mucizevi aracıyı bütün oluşunun tekamülünde aracı ilan etti. Artık topraktan beriydi. Kendinden olanı satarak kendi olmaya çalışan bir varlıktı. Hem Tanrı ile, hem diğer insanlar ile hemde kendisi ile ancak bu "medium" üzerinden konuşabilirdi.

Piyasanın ise kuralı, tıpkı kapitalizm gibi tekti: Kendisine rücû edenler sadece ve sadece alınıp-satılabilir bir varoluş düzeyinde kalmayı kabul ettikleri sürece hoş görülebilirlerdi. Ahlakî, insanî ve cemiyete dair sorumluluklarını hatırlayanların, bu türden endişelerden bir "değer" çıkarmaya çalışanların "piyasada" bir yeri yoktu. Tek bir hedef vardı: Daha fazla biriktirmek! Biriktirmenin yolu ise emeğin karşılığının azalması, toprağın veriminin artması ile mümkündü. Lakin her ikisi de başarıyla sağlansa dahi, biriktirmenin tabiatı gereği bir yerde durması mümkün değildi. İnsanı ve toprağı yabancılaştırarak mahkum ettiği düzeneği korumasının tek yolu, biriktirmenin lineer devamı için savaşmaktı. Ezcümle, daha fazla emek, daha fazla toprak lazımdı. Son 400 yılın kavgası ciddi oranda kabaca bu çatışma üstünden vûku buldu. Leninist bir kör ekonomizm (tarih, siyaset ve dine dair vecheleri unutmamak üzere) okumasına düşmemek için, en azından bu durumun Avrupa için geçerli olduğunu söylemek mümkündür.

I.
Marksist bir şema ile kapitalin tabiatına bakarsak iki yakıcı gerçek karşımıza çıkmaktadır. Birincisi, kapital ancak daha fazla kapital için vardır. Başka hiçbir amacı yoktur. İlkel kapital ile başlayan süreç daha fazla kapitalle bitmek durumundaydı. M (kapital) üretim güçlerini harekete geçirmekte, ardından C (mamülleri) ortaya çıkarmakta ve nihayetinde yapılan satıştan M` (daha fazla kapital) yada artı-değer ortaya çıkmaktaydı. İkincisi ise, sürecin sonunda mülkiyet ilişkileri şekillenmekte, sisteme tekrardan nerde, nasıl ve ne kadar kapital aktarılacağına karar verilmektedir. Kabaca bakıldığında oldukça rahat okunabilecek ve açıklanabilecek bir şema gibi duran M-C-M`; insanoğluna 1600'lerden beri Avrupalılar tarafından yeryüzüne bir veba olarak yayılan ve reva görülen tüm sömürgecilik, emperyalizm ve savaş tarihininde ciddi bir tefsiri, altyapısıdır.

M-C-M` düzeneğinin en can alıcı noktası sistemin açık bir sistem olmamasıdır. Açık sistemlerde düzenekler harici değişkenlerle devrimci noktalara belli katalizörlerin yardımlarıyla ulaşabilirler. Kapalı sistemlerde ise harici değişkenlerin çok özel durumların dışında sistemin tabiatına dair devrimci kırılmalar yapması mümkün değildir. M-C-M` düzeneği aynı zamanda bildik kapalı sistemlerden de farklı bir tabiat taşımaktadır. Sistemin geri-beslemeleri bizzat kendi düzeneği tarafından üretilmekte; M-C aşamasında, M'den C'ye varan süreci inkitaya uğratabilecek güçler bizzat bütün devinimin işlemesi ve M` sahfasına varmasıyla ayakta kalabilecek olan güçlerdir. Bunun iki önemli anlamı vardır: M` aşaması kaçınılmaz ve kendi kendisine duramayacak bir safhadır. Varolması düzeneğin biter bitmez yeniden başlamasına bağımlıdır. Başka bir deyişle kapitalist biriktirme süreci kendi kendisini durdurabilecek bir özellik taşımamaktadır. Bu hem sistemin devamı hem de yok olma sebebidir.

II.

Kapitalist sistemin tıkanma anları M-C-M` dolaşımının sıkıştığı yerlerdir. Bügüne kadar sistem "yaratıcı tahripkâr" bir mekanizma ile önüne çıkan engelleri ve meydan okumaları bir şekilde aşmış ya da kendisine benzetmeyi başarmıştır. İnsanın ihtiyaçlarının sınırsız, yeryüzündeki kaynakların sınırlı olduğunu ısrarla va'zeden bu düzeneği idrak edebilmenin öncelikli yolu kapitalin tabiatını anlamaktan geçmektedir. Kapitali anlamak ise onu iktisadi sürecin içerisindeki sıradan bir araç olmanın ötesindeki anlamını kavramakla mümkün olabilir.

Kapital sadece bir "şey" değil aynı zamanda belli sosyal ilişkilerin vücûda getirdiği siyasal ve iktisadi bir düzeyin makas noktasıdır. Özellikle kapitalizmin oluşturduğu sınıf-toplumunda kapitalin farklı sınıflar arasındaki irtifayı şekillendiren sosyal tabiatı, adeta sistemin olmazsa olmazı, aşkın bir uzvu gibidir. Bu aşkın dolaşımın üç önemli işlevi bulunmaktadır. Birincisi, insanın sahip olmadığı bir miktar kapitali (M) ilerde ilk miktardan daha fazla bir miktarda (M`) geri ödemek üzere kullandığı süreçte (M-M`) ortaya çıkan "finansal kapital". İkincisi, ilerde daha fazla paraya satmak (M`) üzere mamülleri (C) satın almak için kullanılan kapital (M). Bu düzeydeki, M-C-M` dolaşımında kullanılan ise "ticarî kapital"dir. Son olarak, kapitalin üretim sürecinde (P), emek ve ham madde satın alınmasında M-C...P...C`-M` kullanılan "üretici/yatırımcı kapital". Bu ayrımları yapmanın bize ne faydası var?

Öncelikle, yukarıdaki dolaşımın inkitaya uğramadan devam etmesi ve her durumda artı-değere ulaşılması için her bir safhanın araçları ile o araçların sahipleri arasında bir catışma olması gerekmektedir. Sistem bu çatışmaların arkasında kalabildiği sürece ayakta kalmaktadır. Diğer önemli bir sonuç, insanlar arasındaki ilişkilerin, "şeyler" arasındaki sosyal ilişkilerin aracı rolüyle belirlenmesidir. En önemli sonuç ise bütün sistemin motorunun kâr olması. Düzenek M ile M` arasındaki açığı pozitif olarak artırmak hedefine kilitlenmiş ve bu sürecin sosyal maliyeti hiçbir şekilde kendisine sistem içerisinde yer bulamamaktadır. Kapitalin emek üzerinde gelişen bir "sosyal ilişki" olduğunu tesbit etmenin diğer bir önemli neticesi ise, ortodoks iktisadi okuyuşun aksine, insanın her sosyal düzenek gibi kapitalden kaynaklanan sistemin de karşısında çaresiz olmadığını farketmektir.

III.

Kapitalin sosyal kurucu iradesi ile inşa ettiği kapalı sistemin en tartışmalı kısmı şudur: sistemin yabancılaştırarak önce birer üretim aracına indirgediği daha sonrada metalaştırdığı emek, toprak ve kapital, bütün mekanizma işlemesine rağmen M ile M` arasındaki farkın kapanma ve bir süre sonra ise M` düzeyine ulaşmada akim kalma işaretleri verdiğinde ne olacaktır? Üretim araçlarına, piyasa aracı olmaksızın ulaşmanın imkanını kapatmış olan kapitalizmin önünde; böylesi bir tıkanma halinde farklı piyasalara ulaşmaktan başka bir seçenek bulunmamaktadır. Bu noktada siyasal ve tarihsel tabiatını da göz önüne almak kaydı ile kapitalizmin kendi lokal tatmin noktalarının ardından küresel yayılışının emperyalizmden başka yolunun olmadığını tesbit etmek gerekiyor. Kapitalizmin emperyalizmden bağımsız olması bizzat kendi tabiatı gereği mümkün değildir. Siyasalın kurucu iradesinin özellikle son 25 yıl içerisinde neoliberal uygulamalar karşısında adeta düzenli bir şekilde yeniliyor oluşu, yeni-emperyalizm diyebileceğimiz akışın kendisini büyük ölçüde piyasanın yegane aracı ve karar mercî olarak kurabilme gücünden dolayıdır. Piyasaların siyasala ve küresel sisteme dair yegâne aracı olduğu bir durumda ortaya çıkan bu tabloda sadece biriktirme ve daha fazla kâr için acımasız bir rekabet bulunmaktadır. Bu daha önce yeryüzünün bu kadar kesin çizgilerle tecrübe etmediği bir "siyasal" ve "ekonomik" ayrımıdır. Sistemin en azgın devresine ulaştığı bir anda ancak mümkün olabilecek olan bu ayrım, tüm iktisat felsefesini de allak bullak etmiştir. En azından ekonomi-politik'in bir insicam içinde işlediğini düşünenler için, ekonominin politik'i piyasa eliyle kendi içerisinde bu kadar rahat eritmiş ya da çıkarıp atmış olmasına şaşmaları yerindedir. Kapitalizm artık en soyut anlamını somut bir hale getirmiş, bütün sistem ve idarecileri piyasa nirvanasına ram olmuştur.

IV.

Piyasanın sosyal ve belki de tarih dışı mesiyanik nihaî aracı konumuna ulaştığı zaman diliminde, kapitalin devinimine devam etmesinde savaş artık bir arizî netice olmaktan çıkmış, piyasanın kapitali mahkum ettiği kaçınılmaz bir safha şeklini almıştır. Kapital reenkarnasyonu için piyasaya, piyasa ise yeni mekanlara bu tenasûhu taşımak için savaşa muhtaçtır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kapitalizmin Leninist bir okumanın düşündüğü emperyalizme mecbur olmasının da ötesinde; siyasal ve tarih-dışı sayılabilecek bir akış ile bizzat savaşın kendisine muhtaç olduğudur. Yaşanan kavga M` düzeyinde zuhur eden artı-değerin ne olacağı (sisteme ne kadarının geri döneceği, ne kadarının mülkiyet haline geleceği ve ödenmemiş işçi ücreti de olan bu birikimin nasıl dağıtılacağı) tartışmasında olduğu üzere; kapitalin kendi çatışmacı deviniminden artı-değer miktarında "artı-emperyalizm" yada "artı-savaş" üretmesidir. Bugün yeryüzünün katlanmak zorunda olduğu durum kapitalizmin sistem içi araçlarla önüne geçmesi mümkün olmayan "artı-savaş" halidir. Aksi takdirde, 140 ülkeye yayılmış olan Amerikan silahlı gücünü salt siyasi argümanlarla açıklamak mümkün değildir. Bu anlamıyla kapitalizm sürekli bir "savaş-ihtimali" halidir. Sıcak çatışmaların sürekli olmaması bunu nehyeden bir şey değildir. Çünkü Kapitalizm tıpkı Leviathan'da Hobbes'un "savaş-durumu" tesbitinde kullandığı " 'savaşın tabiatı' sıcak bir çatışma değil, aksine sıcak çatışma ihtimalinin sürekliliğini koruyabilmesi" düzeyinden beslenmektedir. Bu sürekliliği koruyacak en temel motivasyon "askeri-endüstriyel-kompleks" tarzında örgütlenen global kapitalizmin "artı-değeri" her ortaya çıkışında başarılı bir şekilde potansiyel "artı-savaş" haline dönüştürme kabiliyetidir. Burada önemli olan şey, bu sürecin siyasal karakterinin üzerinin sürekli olarak örtülmesi çabasıdır.

V.

Global kapitalizmin "askeri-endüstriyel-kompleks" ağı kapitalin rekabet halindeki ana arterleri üzerinde bir sıcak çatışmanın çıkmamasının belli oranda garantisidir. Bu aynı zamanda, kapitalizmin sıcak çatışmayı kapital akışında birebir rol almayanlar üzerinden yapmasına sebeb olmaktadır. Küresel finans liberalizasyonunun ardından yeryüzünde vuku bulan sıcak çatışmaların (modern ulus-devlet sürecini tamamlama için olanları hariç) kapital yoğunluklu bölgelerin aksine emek-yoğunluklu bölgelerde ortaya çıkmasını icbar etmiştir. Sıcak savaşın mekanı Kuzey değildir artık. Kapitalist savaşın meydanı Güney'dir. Kuzey sürekli-savaş gerilimini korumak için Güneyde aralıklarla savaşa muhtaçtır. İnsanoğlunun bu acımasız kısır döngüye mahkum olduğuna inanmak zorunda değiliz. İnsanoğlunun artık piyasanın dilinden başa bir dil ile birbiriyle konuşamayacağı Kuzey'in bir dayatmasıdır. Güney, piyasanın dışında bir başka dilin ve aracının varolma ihtimaline olan inancını kaybetmediği sürece Kuzey'in sıcak-savaşı kendi mahallesine çekmekten başka ihtimali kalmayacaktır. Herhangi bir savaşın bedelini ödeyecek ve çilesini çekecek ahlakı çok uzun zaman önce "insanlığından sıyırıp atmış" olan Kuzey'in böylesi bir durumda "tükenişten" başka bir ihtimali kalmamaktadır. İşte o zaman, M-C-M` deviniminin insanlığın nihai kaderi ve ufku olmadığı da ortaya çıkacaktır.


tozhan@hotmail.com


Bu makale toplam 2077 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.3480, Satış 1.3680; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.8300, Satış 1.8570
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi